şükela:  tümü | bugün
160 entry daha
  • thanissaro bhikkhu'nun öfke başlıklı dhamma konuşmasını çevirdim. videonun orijinali

    öfke

    buddha'nın içgörü(insight) üzerine temel öğretisi dört yüce gerçektir. bunu unutmaya meyilliyiz. içgörünün sadece değişkenlik, streslilik ve ben değillik hakkında olduğunu düşünüyoruz. bunlar elbette var fakat bunların daha geniş bir bağlamda ele alınması gerekiyor: dört yüce gerçek bağlamında. bu da neden-sonuç, yetenekli-yeteneksiz şeklinde özetleniyor. acıya yol açan eylemleriniz ve acıya son vermek için yapabileceğiniz şeyler var. burada önemli olan edim, çünkü edimlerimizle deneyimlerimizi sandığımızdan çok daha derin biçimde şekillendiriyoruz. burada içgörü edimlerimizin bir şeyleri nasıl değiştirdiğini anlamaktan geçiyor, bazen hiç değişmiyor gibi görünseler de. bir dip akıntısı var, sankhara, zihinde sürekli devam eden bir biçim verme. içgörü biçimlendirmeyi bizim yaptığımızı ve nerede beceriksizce yaptığımızı gösteriyor, böylece biçimlendirmeyi daha ustaca yapabiliyoruz. içgörüler kendimizi sorun yaratırken yakalamaya yarıyor: temel olarak gereksiz stres ve gereksiz yükler yaratırken. bunu meydana gelirken görüyorsunuz, aslında kendi seçimimiz olduğunu fark ediyoruz. ajahn fuang bir keresinde demişti ki içgörü kendi aptallığını görmektir. yapmak zorunda olmadığın bir şey yapıyorsun ve kendin için ıstırap yaratıyorsun, etrafındakiler için de. ve bunu tekrar tekrar tekrar yapmaya devam ediyorsun, aptallığın tanımı bu. kendimizi aptal olarak görmekten hoşlanmayız ama öyleyiz. ancak bunu kabul edecek ağırbaşlılığı (equanimity) kazandığınızda, aptallıktan geri adım atıp bu eylemleri yapmamayı öğrenmeye başlarsınız. içgörü budur ve faydasını böyle gösterir: size şeyleri şekillendirmenin yeni ve daha iyi yollarını öğretir, böylece deneyiminizi şekillendirirkenki katılımınız ve etrafınızdaki dünyaya katılımınız daha yetenekli hale gelir. kendini bu şekillerde göstermeseydi içgörünün pek bir değeri olmazdı. boşluk, kararsızlık, geçicilik hakkında çok sayıda öğreti var. bunları bilmek güzel ve üzerinde kafa yormak, spekülasyon yapmak ilginç olabiliyor ancak bunlar anbean yaptıklarınız üzerinde bir değişiklik yaratmıyorsa hiçbir işe yaramazlar. tam da bu yüzden buddha kendi zamanında pek çok kişinin heyecanlı/meraklı olduğu pek çok konuya girmekten kaçındı: beden ve yaşam gücü aynı şeyler mi, farklı şeyler mi? evren ebedi mi yoksa değil mi? sonlu mu yoksa sonsuz mu? bir insan yolun sonuna ulaştığında var olmaya devam mı eder yoksa etmez mi? her ikisi de mi yoksa hiçbiri mi? bu konular o günlerin popüler felsefi tartışma konularıydı. buddha bu soruları cevaplamayı reddetti, hiç dahil olmadı. çünkü bunların cevabı şu konuda hiçbir fark yaratmıyor: eylemlerinin hangileri yetenekli hangileri yeteneksiz? daha yetenekli olmayı öğrenebilir misin? buddha'nın öğrencilerinden birine sorarlar: öğretmenin ne öğretiyor? dünyanın sonlu mu yoksa sonsuz mu olduğunu öğretiyor mu? hayır der. ebedi mi yoksa değil mi? onu da öğretmiyor. liste böyle devam eder. soran kişi sonunda pes eder: senin hocan anlaşılan hiçbir şey öğretmiyor. öğrenci öyle sayılmaz der: o neyin yetenekli olduğunu ve neyin yeteneksiz olduğunu öğretiyor. bunu hatırlayın: buddha'nın öğrettiği en temel konulardan biri bu ve bu konu üzerinde çok detaylı olarak duruyor. eğer meditasyon sadece şimdiki anda hareketsiz kalmaktan ibaret olsaydı bu kadar dharma öğretisi nasıl gelişmiş olabilirdi? külliyatta dharma'nın 84000 bölümü olduğu söyleniyor. bunların kaynağı olan kişi yeteneklilik ve yeteneksizlik konusuna gerçekten odaklanmıştı ve hayattaki her konuya yetenekli biçimde yaklaşmanın çeşitli yollarını geliştirmeye çalışıyordu. günlük pratiğinizle meditasyon pratiğiniz burada kesişiyor: ne söylediğiniz konusunda, ne yaptığınız konusunda daha yetenekli olmaya çalışın. niyetlerinizin, eylemlerinizin ve sonuçların ne olduğu konusunda net olma alışkanlığını kazanın. bu tutumu geliştirmelisiniz ve meditasyon pratiğine getirmelisiniz. meditasyonda daha önce görmediğiniz şeyleri görmeye başlarsınız. meditasyonda geliştikçe de dışarıdaki eylemlerinize karşı daha duyarlı olursunuz. böylece gözünüzü kapatırken yaptığınız pratikle insanlarla uğraşırken yaptığınız pratik bir bütün haline gelir. tüm cephelerde yeteneklilik sorununu ele almak: bu pratik yaparken tüm eylemlerinizi birbirine bağlayan ip olsun. bu sıradan günlük hayatı günlük hayat pratiğine dönüştüren bir ip. diğer insanlarla kesişimleriniz, etkileşimleriniz pratiğin bir parçası olur. yaptığınız iş pratiğinizin bir parçası olur. söylediğiniz, yaptığınız ve düşündüğünüz her şeyin pratiğinizin bir parçası olmasından dolayı neyin yetenekli ve neyin yeteneksiz/beceriksiz olduğunu sorgulamalısınız. seçeneklerim neler? en iyi seçimi yapmak için her anın sağladığı özgürlükten sonuna kadar faydalanın. günlük hayatta sorunlar çıktığında bu tarz bir meydan okuma (challenge) gibi yaklaşın. zihinde şehvet, öfke, korku gibi sorunlar ortaya çıktığında bu sorunlara akıllıca/yeteneklice yaklaşmak için bir fırsat sunar. genellikle korkudan korkarız, öfke konusunda kızgın oluruz, şehvet konusunda azgın oluruz. yani bu yeteneksiz zihin durumlarına yaklaşımımız da yeteneksizdir, bu da sorunu büyütür. burada yapılması gereken şehvet konusunda azgın olmamayı, öfkeniz konusunda kızgın olmamayı, korkunuzdan korkmamayı öğrenmek. böylece bu sorunları daha yetenekli biçimde ele alabilirsiniz.

    öfkenin panzehirinin metta/iyiniyet olduğunu çok defa duymuşuzdur. külliyatta buddha'nın öfke hakkında ne söylediğine baktım. buna en yakın olarak söylediği yüce/asil tavırların öfkenin panzehiri olduğu. yani sadece metta değil, diğer nitelikleri de geliştirmeniz gerekiyor. külliyatta çeşitli pasajlarda en çok üstünde durduğu nitelik ise ağırbaşlılık/soğukkanlılık (equanimity). şu anlamda soğukkanlılık: kendinizi olaydan geriye çekmek ve olayı sizinle kızgın olduğunuz kişi arasındaki kişisel bir mesele olarak değil, evrensel bir motif (pattern) olarak görmek. geleneksel olarak soğukkanlılık kazanmanın en iyi yolu karma prensibi üzerine kafa yormak: yaptığınız şey önemli. özellikle kendinizi içinde bulduğunuz durumda önemli olan karşıdakinin ne yaptığı değil sizin ne yaptığınız, buna odaklanın. diğer kişinin yaptıkları konusunda canınızı sıkmaya başlarsanız: ne kadar sıklıkla bunu yaptı, kaç defa tekrar tekrar oldu... bu tavrı yanınızda taşırsanız şu anda kendi yaptıklarınıza ilgilenmeniz çok daha zorlaşır. o kişinin yaptıklarıyla ilgili düşünceleri bir kenara atın, kendi yaptıklarınıza bakın. öfkeyi üç kısma ayırmak faydalıdır: birincisi öfkenin nesnesi, ikincisi bir zihin durumu olarak öfke, üçüncüsü öfkenin fiziksel tezahürü. bu şekilde ayırdığınızda mücadele etmek çok daha kolaydır. öfkeyi nesnesinden ayırmak için kendinizi geriye çeker ve soğukkanlılıkla düşünürsünüz. buddha'nın diğer bir yöntemi olayın evrenselliğine bakmaktır, öfkenizin sebeplerini kısımlara ayırmayı öğretir: bunları bir tablo haline getirir. tablonun bir kısmında bu kişinin bana yaptığı sevmediğim bir şey vardır. bu kişi sevdiğim kişilere sevmediğim bir şey yaptı. veya bu kişi sevmediğim kişilere iyi şeyler yaptı. her durumda şunu sormanız gerekir: beklentim ne olmalıydı? dünyanın kuralı bu. "beklentim ne olmalı?" sorusu sizi olaydan geriye çeker, olayı daha geniş bir bağlama koyar. sonra şuna geçersiniz: bu kişi bana istemediğim bir şey yapıyor. bu kişi sevdiklerime istemediğim bir şey yapıyor. bu kişi sevmediğim insanlara iyi bir şey yapıyor. yani şimdiki zamana geçiyorsunuz. ve yine şunu soruyorsunuz: ne beklemeliyim? sonraki sette geleceğe geçiyoruz: bu kişi bana istemediğim bir şey yapacak... bu şekilde durup düşündüğünüzde, sadece olaydan geriye çekilme ve onu bir bağlama koyma eylemi size bir bakış açısı kazandırabiliyor. başka bir değişle dünyanın gidişatı/kuralları üzerine düşünüyorsunuz: dünyada inişler ve çıkışlar var. sadece geriye çekilebilme yetisinde bile derin bir erdem yatıyor. olaya geniş bir bağlamdan bakın: düşünceleriniz neyi sevmediğinize yoğunlaşmasın, kimi sevmediğinize, hangi davranışı sevmediğinize yoğunlaşmasın. bunlara odaklandığınızda bunların etrafında devasa kör noktalar oluşur. neler olup bittiğine dair ve neler yapmamız gerektiğine dair bakış açımızı kaybederiz. genellikle öfkeli olduğumuzda utanma ve korku duygularımızı, eylemlerimizin yol açacağı sonuçları bir kenara atarız. insanlar öfkeli olduklarında çok aptalca şekillerde cesur olabiliyorlar çünkü eylemlerinin sonuçlarına karşı duydukları korku fakir bir akraba gibi kenara atılmış oluyor. ilk aşama bu geniş bakış açısını benimsemek ve geniş bir çerçeveye koymak. ve bu çerçevede açıkça öfkeniz takip etmek istemediğiniz, eylemlerinizi etkilemesini istemediğiniz bir şey haline geliyor. çünkü biliyorsunuz ki eylemlerinizin mirasçısı olacaksanız onları yeteneksiz bir zihin durumuyla gerçekleştirmek istemezsiniz. ağırbaşlılık bunu yapar, size bu gerçeği hatırlatır, böylece öfkenin nesnesini bırakırsınız ve zihinde öfkenin kendisine bakarsınız. aynı zamanda fiziksel bir tepki de olmasından dolayı durum karmaşıklaşır. öfke zihne girdiğinde kan dolaşımı hızlanır, çeşitli hormonlar salgılanır, kalp atışınız ve nefes alışınız değişir. bedende gerilim ve huzursuzluk meydana gelir. ilk tepkimiz bu reaksiyonu bünyemizden atmaktır. bunu eski yoldan, yani öfkenin etkisi altında konuşarak yaptığımızda sorun katlanır: çok fazla kafa karışıklığı da yaratır. bazen düşünerek öfke konusunda daha iyi bir bakış açısını benimseyebiliriz ama kan dolaşımı henüz yavaşlamadığından hala öfkeli olduğumuzu zannederiz. kan dolaşımındaki hareketlilik çok uzun süre devam edebilir çünkü vücutlarımız kaç veya savaş tepkisi üzerine tasarlanmış. bunlar da uzun süren şeyler: kaçmak veya savaşmak birkaç saniyeden çok daha uzun sürer. ancak zihninizde öfkeyi alt etmeye çalışırken kan dolaşımınızdaki bu hormonlar faydalı olmuyor. o yüzden bunların iki ayrı şey olduğunun farkına varın: zihin sakinleşmiş olabilir ama öfkenin fiziksel tezahürleri hala mevcut, onları alt etmeye çalışın. nefes alarak gerilimi çözün. kalp atışınızı yavaşlatan biçimde nefes alın. bedeninizdeki gerilimi azaltan biçimde nefes alın. vücudunuzdaki gerilimin ellerinizden ve ayaklarınızdan dışarı aktığını düşünün. bu enerji kanallarını dışarı açın ve bunları üstünüzde taşımayın. böylece fiziksel olarak daha az rahatsız ve sıkışmış hissedersiniz, öfkeyi alt etmeniz kolaylaşır. sonra zihnin kendisine bakabilirsiniz: bu öfke denilen durum nedir? genelde zihnin körleşmesi olarak tanımlanır. gözlerinize at gözlüğü takarsınız. belli şeylere, belli detaylara odaklanırsınız. zihinsel olarak bu şekilde sıkıştırılmış olmak gerçekten fena. sadece durup bakmak bile bu at gözlüklerinden kurtulmaya yardımcı oluyor. ondan korkmanıza gerek yok. sadece şunları sorun: bu durum nedir? öfkeli olmak nasıl bir şey? durup bakınca bir şeyler açılmaya başlar, fakat bu bakış o geniş bakış açısından gelmeli. bu öfkenin içini görmenizi sağlar, öfkeyle özdeşleşmenizi ortadan kaldırmayı sağlar. halen zihinde olabilir ama onunla özdeşleşmek zorunda değilsiniz, zihinde sizden ayrı bir durum olarak görebilirsiniz. bu önemlidir, çünkü gerçekten de zihnin öfkeli olmayan kısımları var, öfkeye hiç bulaşmıyorlar. öfke zihni kaplamış gibi hissedersiniz fakat bunun sebebi öfkenin bakış açınızı daraltmasıdır, zihinde olan biteni göremezsiniz. bu şekilde ortaya çıkarmaya başladıktan sonra öfkenin zihin üzerindeki tahakkümünü azaltırsınız. geriye çekilip geniş bakış açısından bakmaya başladığınızda şunu düşünürsünüz: burada ne yapılmalı, ne söylenmeli? önümde hangi fırsatlar var? seçeneklerim neler? bu geniş bakış açısıyla at gözlükleriniz varken göremediğiniz seçenekleri görebilirsiniz. bu durumda gerçekten uygun davranış ne olurdu? içimdeki o çok söylemek istediğim şeyi söylersem sonuçları ne olur? sonuçları iyi olmayacaksa kendine hatırlat: istediğim bu değil. belki hiçbir şey söylemek için uygun yer ve zaman değil, belki başka olayların gelişmesini beklemeliyim. öfkenin fiziksel tarafını nefesle kontrol altına almanız eylemleri daha uygun bir zamana erteleyebilmenizi sağlar. hemen yapılması gereken bir şey varsa da bakış açınızı genişletmiş olmanız daha iyi eylemler daha iyi sözler bulmanızı sağlar.

    bunun öfkeye verilen sıradan tepkiye uygun bir panzehir olduğunu hatırlayın. öfkeli olduğumuzda karşıdaki kişiye öfkelendiğimiz gibi öfkelendiğimiz için kendimize de öfkeleniriz. bunlar faydalı değil. geriye çekilip olaya baktığınızda karşıdakinin eylemlerini de bir bağlama koyarsınız: eninde sonunda dünya böyle bir yer. dünyanın sınırlarından bahsettiğimizde genelde kısıtlayıcı moral bozucu gelir fakat aslında özgürleştirici bir öğretidir. dünyayı mükemmel hale getirmen mümkün değil, o yüzden dünyayı mükemmel hale getirmen şart değil. bu zihinden ciddi bir yük indirir. sadece şunu düşün, şu anda ne yapılması gerekiyor? kazandığınız geniş perspektiften dünyanın durumuna bir bütün olarak bakın, insan doğasına bakın, insanlık kuruluşuna bakın. diğer insanlarla, diğer gruplarla olan etkileşimlerinizi bu dünyanın geniş kuralları bağlamına oturtun. elbette ki mükemmel olmayacak, beklentin neydi? dünyanın mükemmel olmadığı gerçeğini göz önüne alarak verilecek en doğru tepki nedir, en yetenekli biçimde atılacak adım nedir? böylece anlarsınız ki meditasyondan öğrendiğiniz dersler, yeteneklilik arayışı, özellikle bu ders günlük hayata en iyi biçimde tercüme edilebiliyor: öfkeyle, şehvetle, korkuyla, dünyadaki tüm diğer kusurlu durumlarla mücadele ederken. dünyanın mükemmel olmadığını görmek ve yine de yetenekli bir cevap bulmak için uğraşmak. bu yeteneklilik arayışı hayal gücünüzü kullanmayı gerektiriyor. geniş bakış açısı hayal gücünüze yeni potansiyeller kazandırıyor. böylece eski alışkanlıklarınız asla içinden kurtulamadığınız kara deliklere dönüşmüyor. farklı cevap verme yolları, beklenmedik cevap verme yolları düşünüyorsunuz. içgörü burada gerçek değerini gösteriyor, hayatınızda yeni potansiyeller ortaya çıkarıyor. zihni özenli biçimde görebilme kabiliyeti çok önemli bir içgörü: nasıl davrandığınızı, konuştuğunuzu, düşündüğünüzü etkiliyor ve bunları daha yetenekli hale getiriyor. bu bakış açısını zihninizde bulundurun, bu arayışı da zihninizde bulundurun: yeteneklilik arayışını. eylemleriniz gerçekten de acıya son veren yola düşsün, o eski yola, tekrar ve tekrar acıya götüren yola değil. meditasyon burada gerçek değerini gösteriyor, yolun en sonuna ulaşamasak bile, ölümsüze erişemesek bile. yine de kendimizi daha ve daha yetenekli olmak için eğitmemiz bizi o yolda ilerletiyor, zihni o yönde koşullandırıyor. bu hayatta olmazsa bile bir sonrakinde o yönde ilerleyeceğiz. biriktirdiğimiz bir momentum haline geliyor. o yüzden zihni bu istikamette tutmak için elinizden geleni yapın, çünkü aksi takdirde bu samsara, içinde bulunduğumuz başıboş gezinme durumu oldukça amaçsız. buddha'nın yaptığı benzetme havaya bir çubuk atmak. bazen bu ucuna düşer bazen diğer ucuna, bazen de yan düşer. oldukça rastgele, oldukça amaçsız. hayatınızı havaya rastgele atılan bir çubuk olmaktan kurtarın, daha ve daha fazla yeteneklilik hedefine giden bir oka dönüştürün. bunu yaparsanız illa ki bir gün o ok hedefine ulaşacak, bu hayatta veya bir sonrakinde. ancak bu yeteneklilik konusuna şimdi ve burada odaklanırsanız, şimdi ve burada, ve her zaman ve her yerde aklınızda tutarsanız momentumu kazanır ve hayatınıza bir yön verebilirsiniz.
19 entry daha