şükela:  tümü | bugün
9 entry daha
  • kısa özeti şu entryinin altında anlattığım olaydır. (#114574365)

    --- spoiler ---

    neyse efendim, bu abdullah abimiz 90 yaşında mortu çekmeden önce bir 10 sene krallık yapmış bir arkadaş. hükmü de 2005-2015 yılları arasına denk geliyor. bu yıllar türkiye ile s. arabistan'ın arasının iyi olduğu, hatta baya tarihte ilk kez ekonomik ve sosyal olarak böyle tatlı meltemler estiği yıllar oluyor... 2006'de ekselansları kral abimiz buraya geliyor, bizimkiler oraya gidiyor, hediyeler veriliyor, anlaşmalar imzalanıyor vesaire vesaire. necdet sezer ile de, abdullah gül ile de, tayyip erdoğan ile de görüşüyor, telefonla arıyor seçimlerden sonra bizimkileri vs. şu anki hükümet ile ufak cilveleşiyor yani. e tabi temel motivasyon ne, duygusal. money money money. hülasa diyebiliriz ki türkiye ile suudi arabistan ilişkileri kral abdullah döneminde belki de tarihinin en iyi seviyesindeydi.

    sonra 2011 arap baharı oluyor. türkiye ve suudi arabistan bu hareketlerde kimi yerde aynı konuma düşerken kimi yerde ters düşüyor. 2013 mısır darbesi ile ara biraz daha kızışıyor, sisi suudların tam desteğini alıyor, mursi ve hareketi terörist ilan ediliyor. ancak abdullah ve bizimkilerin arası hala, az bir limoni olsa da, iyi. zaten son bir iki senesinde hastalıktan kafasını kaldıramayan bu abi 2015'te de tahtalıköy yolculuğuna başlıyor. bu noktada abdullah hala türkiye için sevilen biri. yerine gelecek selman, ki 80 yaşında ve alzheimer bir arkadaş, ise biraz kapalı kutu. türkiye hem belki ilişkilerin stabil devamı için, belki yeni yönetime eski yönetimle ilişkimizi açıklamak için, bir de iyi ilişkilerin bulunduğu bir devlet başkanı görev başında öldüğü için (ki kral olursan genelde öyle oluyor shshsh) bir günlük sembolik bir yas ilan ediliyor. olay bu yani. hani kalkıp da "yavv arap öldü canım arappp yas ilan edelim hemen arabımaaaa" diye mi yas ilan ediliyor sanıyorsunuz siz ne çeşit sığırsınız anlamıyorum ki...
    peki hocam hocam diyenler olacak, bugün neden bu suudlar ile kötüyüz, hani abdullah zamanı göte parmak kankaydık demiştiniz diyecekler bana. şöyle açıklayayım sevgili suserler, abdullahtan sonra tahta geçen sevgili kardeşi selman'ın tosuncuk bir oğlu var. mbs. muhammed bin selman. veya s. arabistan'da bilinen adıyla "ebu rasasa" (kurşunun babası) bu güç manyağı psikopat tosuncuk önce kendinden sonra veliaht olan kuzeni de olmak üzere yüzlerce kuzenine darbe yaparak veliaht sırasını da, bakanlıklar gibi resmi yerleri de darmaduman edip taht sırasını kapıyor, sonra babasını da görünmez bir darbe ile kukla kral yapıp ipleri eline alıyor. annesini babasını kendisine karşı dolduruğu gerekçesiyle ev hapsine sokup annesiyle babasının görüşmesini engelleyecek bir psikopat olan bu arkadaş türkiye ile ipleri de geriyor. şimdi bunun gerekçeleri çoook uzun, efendim katar krizi olsun kaşıkcı cinayeti olsun mısır olsun arap baharı olsun israil ile normalleşme olsun, anlat anlat bitmez. ama bu tosuncuk-sisi-bae kralı-hafter ekseni doğu akdenizden suriyeye, azerbaycandan israille ilişkilere her bokta bize nanik yapmaya çalışan orospu çocuğu bir ittifak kuruyor.. kısa özet budur işte
    --- spoiler ---

    edit: mesaiden sonra bu entryi editleyip uzun uzun anlatırım belki canım isterse. hatırlatın bana 5'ten sonra...

    edit 2: hatırlatan arkadaşlara teşekkür ederim, şimdi elimden geldiğince suudi arabistan ve türkiye nasıl bu günlere geldi biraz anlatmaya çalışayım.

    yukarıda da bahsettik; arap baharına kadar türkiye ile suudi arabistan arasında bir dönem tatlı bir meltem esiyordu. ekonomik anlaşmalar, diplomatik ziyaretler, karşılıklı telefonlaşmalar ile iki taraf da birbirine iyi niyetini göstermekteydi. ancak önce arap baharı, sonra da kral abdullah'ın mortingen şıtrayze olması ile o bahar havası abullah'la beraber gömülmüş oldu.
    peki neden arap baharı ilişkileri bu denli etkiledi? burada birkaç faktör var. öncelikle mısır faktörüne bakalım. bilindiği gibi mısır arap baharının ilk alevlerinden biriydi. tunus'tan sonra protestolar mısır'a sıçramış, mısır diktatörü hüsnü mübarek nispeten kansız bir devrimle alaşağı edilmiş, ülke demokratik seçime gitmiş, seçimi de müslüman kardeşler adayı olan muhammed mursi kazanmıştı. bölgeye bakış olarak türkiye ile çok yakın seyreden ihvan (müslüman kardeşler) hareketinin seçimi kazanması türkiye'de memnuniyetle karşılanırken suudi arabistan'da pek sıcak görülmemişti. çünkü arap dünyasını etkileyen hareketlerden olan ihvan hareketi kurulduğu zamanlardan beri (*1) onunla çalkantılı bir ilişkisi olan suudların körfez savaşından beri pek ihvancılarla arası yoktu.

    her neyse, mısır'a dönelim. devrimin sancıları ile baş edemeyen mısır'da sokak durmaz, mursi seçildikten kısa bir süre sonra darbe ile indirilir, o ve tüm ihvancılar hapse atılır, yönetimi abdulfettah el sisi isimli bir general devralır. sisi iktidara geldikten sonra ekonomik sorunları çözmek için çalacağı kapı bellidir... suudi arabistan ve bea sisi' nin en büyük destekçisi olur, çünkü sevmedikleri ihvancıları mısır gibi arap dünyasının en büyük ülkesinden temizlemiştir sisi. mursi tarafında kalan türkiye için bu arabistan'la ilişkileri gerer. nitekim arabistan darbeden sonra sisi'yi meşru, ihvan'ı terör örgütü olarak tanımlarken türkiye sisi'yi gayrimeşru, ihvan'ı da mazlum ve meşru iktidar olarak tanır.

    suriye'de de türkiye ve suudi arabistan çalkantılı bir ilişki içine girer. başta her ikisi de esad'ı yıkmaya çalışan gruplara destek verirler, ancak destekledikleri gruplar farklıdır. türkiye daha çok kuzey suriye'deki öso gruplarına destek sağlarken s. arabistan daha çok suriye'nin güneyindeki ceyş'ül islam gibi selefi gruplara destek olur. suriye savaşı uzadıkça tabi ki dengeler değişir ancak kısa özet geçmek gerekirse işid ve pkk'nın hareketliliğini arttırması türkiye'nin suriye'nin kuzeyine daha çok müdahil olması ile sonuçlanır. (*2) güneyde ise muhalif gruplar yenilir ve güney büyük ölçüde, hatta tamamen tekrar esad eline geçer. türkiye'nin bölgedeki gücü ve konumunu arttırması suudi arabistan'ı rahatsız eder yavaş yavaş taraf değiştirerek esad'a karşı ılımlılaşırlar. nitekim suudlar türkiye'nin suriye operasyonlarını çok kez kınamış, 2018'de "savaşı esad kazandı" açıklamaları ile bir barış çubuğu uzatıp normalleşme rüzgarları estirmişlerdir...

    yine libya'da da benzer bir durum yaşandı. türkiye kaddafi sonrası güç savaşında umh'yi desteklerken suudi arabistan ve bae halife hafteri destekledi. yine benzer bir çıkar çatışması bu sefer libya toprakları üzerinde yaşanıyordu.

    arap baharı bölgedeki her ülke ve aktör için çıkar savaşı oldu aslında. türkiye de suudi arabistan da iran da amerika da rusya da yıkılan rejimler ve kurulan rejimlerden edebilecekleri en büüyk karı (veya en az zararı) hedeflediler. kimisi şii hilalini korumak için esad'a arka çıktı, kimisi suriye'de kürdistan devleti kurulmaması için operasyonlar yaptı, kimisi ise darbeler düzenleyip yeni rejimleri dahi yeniden yıktı.

    tüm bu çıkar çatışması türkiye ile suudi arabistan'ı iyice germişken 2018'de ilişkileri koparan bir olay oldu. ama o olaya gitmeden hadi geri dönelim ve bu arkadaşla bir tanışalım. arkadaşın ismi muhammed bin selman. suudi arabistan kralı selman'ın oğlu ve veliaht prens. bu tosuncuğu (bundan sonra arkadaşa tosuncuk diye sesleneceğim) aklınızda iyi tutun, çünkü işler bundan sonra hep bunun üstünden dönecek.
    her neyse efendim, abdullah'tan sonra tosuncuk'un babası selman tahta geçti. selman'dan sonra taht sırası suudi taht geleneklerine göre tosuncuk'un kuzeni muhammed bin nayifdeydi. ama güç delisi tosuncuk'un buna tahammülü tabi ki yoktu. kuzenini istihbarat rapolarına göre işkence ile taht sırasından vazgeçirip kendisini veliaht yaptı, yüzlerce kuzenini, binlerce muhalifini, uygulamalarına karşı çıkan yüzlerce din adamını (az sonra değineceğimiz "reformları" selefi suudi din adamlarının bazılarını kızdırmıştı") hapse attırdı veya idam ettirdi. hatta iktidara gelmesine engel olacağını düşündüğü annesini bile ev hapsine kapattı bu psikopat, öz annesini..

    iktidarını sağlamlaştıran tosuncuk hemen kendi kafasındaki planları uygulamaya koyuldu. öncelikle ülkesinin petrole olan bağımlılığını bitirmek istiyordu. o yüzden 2030 projesi adını verdiği bir projeyle dünyadan yatırıp toplamaya koyuldu. batı'ya "ben arap dünyasının beklediği reformistim" mesajı veren selman kadınlara araba kullanma ve oy kullanma hakkı gibi pek çok çağ ötesi lütuf ile batıya nasıl bir reformist olduğunu kanıtlamıştı...

    amerika turuna çıkan mbs bill gates, jeff bezos, rupert murdoch ve oprah (evet, oprah) gibi pek çok ünlü ile buluştu ve vizyonunu anlattı. işler onun için iyi de gidiyordu. kendi ülkesindeki yaptığı keyfi tutuklamalar, adam kaybetmeler, aktivistlere işkenceler ve idamlar batıyı rahatsız etmiyor, çünkü ne de olsa mbs batı'da takım elbise giyiyor ve kadınlara ehliyet veriyordu. her şey çok güzeldi. ta ki cemal kaşıkcı cinayetine kadar...

    2018 senesinde cemal kaşıkçı isimli suudi gazeteci istanbul'da, konsolosluk binasında öldürüldü. hikayeyi hepiniz biliyorsunuz, o yüzden burayı kısa keseceğim. mbs bu cinayeti ört bas edemeyip kendisi ile bağı aşikar olunca tüm dünyanın bir anda gözünden düştü. aslında plan gerçekten ince düşünülmüştü, ama bir şey unutulmuştu. türk istihbaratı.. türkiye zaten birbirimize nanik çektiğimiz suudlara zor günler yaşattı. içeriyi dinleyen böceklerle plan deşifre edildi, istihbarat verileri ile suikastçiler tespit edildi, tosuncuk bile bağları ortaya çıkartıldı, dünya medyasına her gün yeni bilgiler verilerek tosuncuk'u inanılmaz itibarsızlaştırdı. trump ile iyi ilişkileri (tabi ki money money money) tosuncuk'u olası bir linçten kurtardıysa da türkiye yüzünden karizmayı fena çizdirdi.

    işte ilişkileri bugünlere götüren süreçler böyle başladı ve böyle devam etti. zaten gücü ele aldığı ilk andan beri zaten türkiye karşıtı bir adamdı. ancak 2018'deki rezaletle artık bütün köprüler atılmış oldu. o zamandan beri suudi trollerin hedefinde olmaktan tutun da suudi iş adamlarının ticari boykotlarına kadar s. arabistan türkiye'yi kışkırtacak pek çok hamle içine girmeye çalışıyor. son boykot da tuzu biberi oldu bu işin diyelim, ve uzatmadan keselim. aklıma başka şeyler gelirse editlerim.

    *1- konteksti daha iyi anlamak için ihvan-ı müslimin (müslüman kardeşler) hareketini de biraz anlamak lazım. o yüzden daha ayrıntılı bilgi için (bkz: müslüman kardeşler) (bkz: hasan el benna) (bkz: muhammed mursi)
    *2- (bkz: fırat kalkanı) (bkz: zeytin dalı harekatı) (bkz: barış pınarı)
    not 1: katar meselesini unutmuşum. katar da arap baharında ihvancılardan yana taraf olduğu için suudi arabistan ve bae ile bir kriz yaşadı. türkiye bu krizde katar'ın tarafını tuttu ve ipleri iyice gerdi.
27 entry daha