şükela:  tümü | bugün
  • günümüzde batıcı, küreselci kesim için bütün dünyada artarak kullanılmaya başlanan kavramdır.

    cem gürdeniz gibi avrasyacı olduğunu ve atlantik medeniyetine karşı tavır aldığını açıkça belirten ve türk dış politikasında bugün iktidarla el ele olan bir kişinin şu yazısını görünce bunu yazasım geldi: https://www.youtube.com/watch?v=42mduoqyfsa

    yanlış bilmiyorsam jeopolitik alanının akademik tartışmalarda yer almaya başladığı dönemlerde rusya'nın kapsadığı avrasya coğrafyasının temsil ettiği "heartlands", yani siyasi manada dünya kıtasının en merkez, orta yerinin tanımı yapılınca onun doğal coğrafi antagonizması olarak geliştirilmiş bir kavram.

    siyasal bir kavram olarak yaygınlaşması ise sovyetler yıkıldıktan sonra 1990'larda dünyada oluşması beklenen yeni düzeni tanımlamada sıraya girmesiyle olmuştur.
    elbette ki batı-doğu, kapitalizm vs komünizm çatışması bitince kazanan "batı" ortaya kendi tezleri ile çıkmıştır. fukuyama'nın tarihin sonu (yani liberal demokrasiler artık yayılarak bütün dünyayı kapsayacak) veya huntington'ın medeniyetler savaşı (ki enteresan şekilde eleman bir anda haklı çıkmaya başladı, küreselleşme insanları bazı yerlerde daha fazla yakınlaştırırken bazı yerlerde daha bile düşman etti) bütün siyaset bilimi 1.sınıf öğrencilerinin ilk duyduğu şeydir muhtemelen.
    elbette çeşitli akademik yaklaşımlar farklı modeller ve düşünce biçimleri ile bu yeni dönemi tanımlamaya çalıştı.

    ancak burada ele almak istediğim ilk olarak 1900'ların başında kavramsallaştırılmış avrasyacılık düşüncesidir. bu hem bir tarih-coğrafya anlatısı hem de ideolojik yanı ağır basan (yani dünyaya bir şekilde verme iddiası) bir düşünce biçimidir, neo-avrasyacılık ise yeni rusya'nın siyasal konumlanmasında takip ettiği iddia edilen stratejidir. bir anlamda eskiden doğuyu tanımlayan devletçi-komünizm yerini devletçi-avrasyacılığa bırakmıştır. bugün bunun en medyatik teorisyenlerinden biri atlantikçi deniz medeniyetleri (bkz: thalassocracy) ile merkez-kıtada bu deniz imparatorluklarının penetrasyonuna karşı verilen mücadeleyi yazan alexander dugindir. azıcık küresel siyaset takip eden duymuştur.

    işin en özüne girersek, jeopolitik alanındaki bu yaklaşım küresel siyasi, ideolojik yapılanmalarda ve tarihin akışına yön veren mücadelelerde coğrafyanın toplumları yaratan rolüne muazzam bir öncelik veriyor. bu bağlamda deniz medeniyetleri açık toplumcu ve çoğulcu, çünkü ticaret en büyük güçleri ve her yere erişmek, herkesi kendileri ile uyumlu hale getirmek mücadelesini veriyorlar olarak tanımlanıyor. işte atlantikçi diye avrasyacı ağızlardan hedef alınan çizgi bu. bu düşünce bir manada medeniyetlerin oluşumundan beri, örneğin tee açık atina'nın kara gücü olan devletçi sparta'ya karşı savaşından bugüne bir mücadele tanımlıyor.

    avrupa-ingiltere-abd üçgeninin yarattığı dünya malum 18.yüzyıl ve özellikle 19.yüzyıl ile hızlanıp 20.yüzyılda pikini yaptı (1914-1945 arası dönem istisnası olarak, zira bu dönem almanya'nın yükselişinin kapalı alternatifler okuşturmasına sebep oldu). 20.yüzyılda atlantikçi medeniyet japonya ayağını yerleştirerek uzak asya'da da hakimiyet kurdu. böylece ana kıta hem batıdan hem doğudan emilmeye başlandı. öyle ki, batı demek, yani bir anlamda atlantik medeniyetleri, en ideal, en gelişmiş sosyal-siyasal-iktisadi form olarak bütün dünyada kabul görmeye başladı. bu işin de sonu açık toplumlar ve küreselci bir görüş oldu. sovyetlerin sunduğu alternatifin çökmesi ile de atlantikçi açık medeniyet bütün dünyanın hedefi haline geldi. taaa ki çin'in de yükselişi ile avrasyacılar bu sistemi çökertmek adına daha çok güç ve yüz bulana kadar. (zaten avrasyacılar jeopolitik üzerinden okumaya ağırlık verdikleri için askeri kavramlarla siyasi kavramları çok paralel tutarlar. örneğin çin'in askeri savunma sistemleri ile kurduğu area-access denial konsepti (https://medium.com/…ea-denial-strategy-a726dad4606a) aynı zamanda siyasal bir duruştur. yani çin'in hava savunması ve süpersonik anti-gemi füzeleri çin'in deniz medeniyetini aynı zamanda siyasal uzak tutmasının da aynı ayağıdır)

    örneğin cem gürdeniz asya ülkelerinin (başta çin) üretim kapasiteleri, üretim teknolojileri, geliştirilen yeni alaşımlar, doğal kaynak-nadir metal zenginliği, 5g, otonom sistemler, büyük veri, hipersonik silahlar vs gibi alanlarda ilerlemeleri ile enerji+finansal sistem üzerine kurulu olduğunu iddia ettiği atlantik sistemini sarstığını belirtiyor. nato'da haliyle buna karşı yerelleşen üretim ve telekom teknolojisinin önemini vurguluyor. trump'ın korumacı ticari hamlelerini bir anlamda da buradan ele almak lazım, zira oradaki asıl amaç ekonomik ölçümlerle belirlenmiş daha verimli bir üretim yaratmak değil, üretim payının çin'den abd'ye kaymasını sağlamak. çünkü güçler çatışmaya başladığı zaman sizin ekonominiz muazzam güçlü de olsa fiziksel reel üretim kapasitesi stratejik bir öneme sahip oluyor.

    işte avrasyacılar dünyanın bu şekilde kağıt üstünde bir ekonomik düzen olarak okunduğu ve devletlerin önemini kaybettiği, haliyle de güçlü batı merkezli finans-enerji şirketlerinin domine ettiği, bir yandan da kültürel olarak dönüştürdüğünü iddia ettikleri sisteme karşılar. atlantikçiliği aşağı yukarı böyle görüyorlar. ulusalcı-milliyetçi ve devleti yeniden merkeze alan sistemi, devletlerin halklarını daha güçlü kontrol ettiği sistemleri istiyorlar. bu bağlamda demokrasiymiş, insan haklarıymış, lgbt'miş, azınlıklarmış, sivil toplum örgütleriymiş, uluslararası anlaşmalar ve standartlarmış devleti tehdit eden ve elini kolunu bağlayan unsurlar olarak tanımlanıyor. askeri-militarist yaklaşımlar ve devletlerin mücadelesini (ve kendi devlet aklı kapsamında ürettikleri çıkarları) ön plana alan bir dünya düzeni hayal ediliyor. o yüzden bu tip görüşleri savunan insanlarının çoğunun asker kökenli tipler olmasına şaşırmamalı. dünyayı böyle okumaya şartlanmışlar.

    kanaatimce avrasyacılık yeni bir dünya düzeni algısı değil. dünyayı basit kodlarla algılarsak yerelci-ulusalcı-kapalı sistemler (milliyetçi, komünist, avrasyacı-bölgeci vb..) açık, liberal sistemler (liberal piyasa demokrasisi) ve ideolojiler ile daima bir mücadele halinde olmuştur. avrasyacılar burada kendilerine geçmişten beri gelen kapalı, bence gerici olan düşüncelerine yeni bir kılıf buluyorlar. aslında mücadelenin özünde değişen bir şey yok, yükselen bir avrasya yok, sadece yeni bir kılıfa bürünüyor bu zihniyet.

    türkiye'de son dönemde rusçu, çinci veya bağımsız milliyetçi gruplardan oluşan, özünde batıya karşı olan grupların kurduğu bir koalisyon tarafından yönetiliyor. devlet ve sivil toplumun her köşesinden, medyadan, liberal ve batıcı olan her şey fetö sürecini de kullanarak elimine edilmiş durumda. bunda elbette ki çin gibi ülkelerin yarattığı güven önemli bir faktör.

    dünyayı domine eden gücün çin gibi dijital bir diktatörlük olması ve bu sistemin ihraç edilmesi mi tercih ediliyor yoksa batı-tipi bütün sorunlarına rağmen açık demokrasiler mi sizin bileceğiniz iş. dünyadaki hegemonya batı olduğu için onlarca yıldır sol ve sağ bu sisteme sallıyoruz, dilimize oturmuş çok fazla klişe söylem var. ama bıçak kemiğe dayanıp bir seçim yapmak zorunda olacağımız zamanlar uzak değil.

    yine kanaatimce, avrasyacı diye genellediğimiz gruplar özlerinde ulusalcı-devletçi oldukları için dünyayı götürecekleri yer küresel sistemin çöküp devletlerin birbirlerini yediği bir düzen. bu yeni bir şey mi? hayır, tarihte sık sık oluşmuş bir ortam. o yüzden şimdilik her tip anti-batıcı aynı gemide olsa da uzun vadede anlaşmazlıkları çıkacaktır. örneğin bugün rusya'nın ab'yi parçalamak için (rusların stratejisi askeri olarak gözükse de aslında onlarca yıldır temel strateji subversion ile batıyı bölmek olmuştur zira son kertede rusya bütün batıya karşı savaşacak güce sahip değil) çeşitli milliyetçi, alt-right dediğimiz grupları gazlaması, sosyal medya troll orduları ile ırkçılığı radikalleştirmeleri, batıdaki solu saçma sapan gündemlere sevk etmeleri vs ile batı rejimleri temelden sarsılmış durumda. aşırı sağcı bir grup iktidara gelince rusya yanlısı mı olacak? hayır. hatta çoğu aşırı sağcı, mesela polonya'da, almanya'da ırkçı bir şekilde rus karşıtıdır. rusların istediği şey karşısındaki bloğun dağılması. daha vahşi rus düşmanı kesimlerin iktidara gelmesi farketmiyor. amaç küreselci bloğu çökertmek, ve teke tekte daha büyük gücü olduğu için bir bir yutmak.

    amaçları: milliyetçiler avrupa'da iktidarı alınca bu kez birbirine entegre olmuş olan avrupa barış projesi çökecek ve 100 yıl önceden kalan saçmasalak milliyetçi hesaplar ile bu devletlerin çatışma ihtimalleri bile gerçek olabilecek. rusya ise çeperinden başlayarak tek tek ülkelere girişip alanını genişletebilecek, batı ise kendi içindeki mücadeleler ile meşgul olacak.

    ama tarihten de görülebileceği üzere, milliyetçiler-ulusalcılar yerelde, bir ülke içerisinde daha büyük güce sahip olabilse de bütün dünya ele alındığında insanlığın kolektif ilerleyişini önemseyen, barış yanlısı, ulusal çıkar diye uydurulan kavramları dava edinmeyen insanlar daima bir güçtür. insanlık tarih boyunca kabile ayrımlarından birleşe birleşe daha büyük ülküler altında birleşmeyi başarmış ve ilerlemiştir. küresel sistemin bir anlığına çökmesi halinde ulusalcıların birbirlerine girmesi ile başlayabilecek süreç yeniden küreselcilerin yükselişinin önünü açacaktır. tabi bu durum mevcut teknolojilere bağlı olacak. teknolojinin (üretim biçimi, organizasyonu vs) siyasal-iktisadi sistemin formunu belirlemede çok büyük bir rolü var.

    atlantikçi - wiki sayfası: https://en.wikipedia.org/wiki/atlanticism
    bonus: https://www.youtube.com/watch?v=4a--jv2otws
3 entry daha

hesabın var mı? giriş yap