şükela:  tümü | bugün
4 entry daha
  • renkler dünyayı algılamamızın yollarından biridir.
    şöyle en başından başlayalım hepsini bi kabaca tarif edelim. her canlı sistem, içinde bulunduğu çevreyi algılamak zorundadır. bunun değişik yolları var. evrensel olan (evren dediğime bakmayın, sadece dünya üzerinde yaşayan canlılardan bahsediyorum) kimyasal algılama*. tek hücreli olsun, çok hücreli olsun, bitki olsun, mantar olsun, hepsi kimyasal yöntemlerle iletişim kurar. insanda kimyasal duyular koku ve tattır, ve (maalesef) kimyasal duyular bizim için en ön planda değildir. bir diğeri, mekanik algılama*. insanlar işitme ve dokunma yoluyla etraftaki titreşimi hisseder ve anlamlandırır. bazı canlılarda (misal köpekbalığı) elektrik algısı* var. insanın böyle bi algısı yok, ceryan çarpıp da sallanmadığınız sürece elektriği algılayamazsınız. manyetik alanı algılayabilen* canlılar bile var. bazı canlılar ise ışık algılayabilir*. misal bizim gözlerimiz ve oradan aldığı bilgiyi işleyecek oldukça geniş beyin bölgelerimiz mevcut.

    ışık algısı evrensel değildir, pek çok canlı türünde bulunmaz. ışık algısı bulunan canlılardan da aslında çok azı dışardan aldığı ışık bilgisiyle imaj üretir. pek çok basit canlı için ışıktan alınan bilgi, gün döngüsünü ve cisimlerin hareketini algılamak için kullanır. bizim gibi memeli canlıların çoğu ise, beyinlerinde dış dünyanın ayrıntılı bir imajını oluşturmak için ışıktan aldıkları bilgiye güvenirler (o kadar güvenmesek de olurdu aslında, ışık bilgisi çok yanıltıcı olabiliyor). yarasalarda mesela tam tersi, ışığı daha genel bilgiler için, ses dalgalarını etraflarının ayrıntılı haritasını çıkarmak için kullanırlar.

    ışığın algılanacak iki tane temel özelliği var:
    - şiddeti (intensity). ışığın ne kadar kuvvetli geldiği bu.
    - dalgaboyu (wavelength). bu arkadaş renk dediğimiz olguyu yaratıyor.

    ışığın şiddeti: ışığı algılayan organa az veya çok ışık gelebilir. insanda düşük şiddetli ışıkta çubuk hücreler** uyarılır. bu hücreler renk görmezler, siyah beyaz bir imaj sunarlar (biz ona sıklıkla siyah beyaz diyoruz ama bu aslında doğru bir tabir değil. grayscale veya grinin elli tonu denmeli). bazı hayvanlarda, bilhassa gece yaşayan bazı hayvanlarda, çomak hücreleri baskındır. onların renkle menkle pek işi olmaz. dünyayı siyah beyaz görseler yeter.

    dalgaboyu ya da 1/frekans. her tür ışımanın belli bir tür dalgaboyu-frekansı vardır. bu tamamen fiziksel bir özellik. hayvanlar değişik aralıklarda dalgaboylarını görebilirler. misal insanda bu aralık 380 nm'den (mor) 700 nm'ye (kırmızı) kadar. etrafımızda tabii ki dalgaboyu 380 nm'den kısa veya 700 nm'den uzun olan ışımalar var. ama bizim onları algılayacak hücrelerimiz yok. o yüzden o tür ışımalara karşı körüz (güneş ışığındaki teninizi bronzlaştıran uv'yi göremezsiniz mesela). bu dalgaboyu aralığı her canlıda aynı olacak diye bi şey yok, canlının ihtiyacına göre evrilmiştir. bazı hayvanlar bizim gördüğümüz dalgaboylarını görmüyor. dalgaboyu 380 nm'den kısa (morötesi*) ışığı gören canlılar var, misal kelebekler. ya da dalgaboyu 700 nm'den uzun (kızılötesi*) ışığı algılayan canlılar var. şerefsiz sivrisinekler bunun bir örneği mesela. heriflerin gözünde doğuştan gece görüşü kamerası olduğu için, siz sıcak vücudunuzla karanlıkta ışıl ışıl parlıyorsunuz ve nerede olursanız olun sizi buluyor. doğal olarak, sizi, bi yılanı, bi kurbağayı, bi kelebeği, bi arıyı, bi balığı aynı sahnenin karşısına koysanız, hepsi ışığın farklı bir aralığını algılayıp farklı imajlar oluşturacaktır.

    gelelim renklerin algılamasına. eğer gözünüze bir ışık bilgisi ulaşırsa, ve bu ışık belli bir şiddetin üzerindeyse, çomak hücreleri değil koni hücresi* tepki verir gelen ışığa. göz organında ise (elma meyvesi gibi oldu bu da), birden fazla tip koni hücresi bulunur, ve ışığın farklı dalgaboylarıyla aktive olur. misal, insan gözünde 3 tip koni hücre bulunur. bi tip 380-550 nm arasını algılar ve mavi görür, bi tip 430-670 nm arasını algılar ve yeşil görür, bi tip 500-760 nm arasını algılar ve kırmızı görür. işte gördüğünüz göreceğiniz bütün renkler bu üç tip koni hücresinin değişik oranlarda aktivasyonundan ibaret. örneğin sarıyı gördüğünüzde yeşili ve kırmızı gören koni hücreleri aynı anda aktive olmuştur aslında. hatta beyazı görüyorsanız her üç tip de aynı anda aktiftir.

    üç tip koni hücresi var ama, hepsi de herkeste mükemmel çalışacak diye bir şey yok. doğru bildiniz, bazı insanların bazı koni hücreleri çalışmadığı için renk körü olurlar. hangi tipin ne kadar çalışmadığına bağlı olarak değişik renk körlüğü türleri de var. en yaygını kırmızı-yeşil renk körlüğü, ve yeşili algılayan koni hücrelerinin yeterince çalışmamasından kaynaklanıyor. ve tabii ki de, aynı dalgaboyunu görüyor olsak bile, diğer hayvanlarla aynı imajı oluşturmuyoruz kafamızda. mesela köpek sizinle aynı manzaraya baktığında sizin dikkatinizi çeken kırmızıları görmüyor, onun gördüğü manzara daha soluk renklerle, mavili-sarılı tonlarda. (büyük ihtimalle de sebebi şu, sizin atalarınızı için kırmızı görmek önemli bir hayatta kalma mekanizmasıydı, en güzel renkli meyveleri toplayanların torunlarınız siz, köpeklerin ataları ise hiçbir zaman çalıların arasından kırmızı meyve toplamak zorunda kalmadı). hatta bırakın köpekle insanı, bir kadınla bir erkek bile aynı manzaraya baktığında aynı renkleri görmüyorlar, kadınlar daha fazla renk görüyor (yine büyük ihtimalle kadınların toplayıcı geçmişinden ötürü). bi de tetrachromacy diye bi şey var ki akıllara zarar. 3 değil de 4 tip koni hücrenizin olduğunu düşünsenize! kimsenin hayaline sığmayan renkler görüyorsunuz! (bkz: concetta antico)

    şimdi buraya kadar gevelediğim her şey aslında sadece şunu söylemek içindi:
    renkleri görmek sadece bir çevreyi algılama ve hayatta kalma mekanizması. değişik canlılar, hatta değişik insanlar arasında renk algısı açısından ciddi farklar olabiliyor. evet, renklerin insan psikolojisiyle bir ilgisinin olduğu doğru, ama bu insanların tamamı için değil, renkleri benzer biçimde algılayan çoğunluğu için geçerli. yok 7 tane renk varmış, yok her çakranın bi rengi varmış, yok renklerin ilahi gücü varmış, geçiniz efenim bunları. altı üstü dalganın frekansından bahsediyoruz. kimse renklerin doğaüstü gücü hakkında saçmalamasın diye görmenin biyolojisini peşin peşin açıkladım.

    bir rengi görmek, insanda bazı duyguları tetikleyebilir ya da güçlendirebilir. sebebi büyük ihtimalle kültürel kodlama. ama tabii ki önceki deneyimlerden bağımsız olarak insanın duygu durumunu etkiliyor olma ihtimalini göz ardı edemeyiz.

    yapılan bir çalışmada (jonauskaite et. al., 2020), renklerin insanın duygu durumunu etkilemesinin yaşanan coğrafyaya ve konuşulan dile bağlı olduğu gösterilmiş. çalışma 30 farklı ulustan, 22 farklı dil konuşan, yaklaşık 4600 kişi üzerinde yapılmış. çok merak ettim türk var mı diye ama türkleri dahil etmemişler*. elde edilen sonuçlar, bazı renklerin global olarak bazı duyguları uyandırdığını, bazı renklerin uyandırdığı duyguların ise coğrafyaya, dile ve geleneklere göre değişiklik gösterdiğini ortaya koymuş.
    renklerle bağdaştırılan duygular
    - siyah: mutsuzluk, korku, nefret
    - gri: mutsuzluk, hayal kırıklığı
    - kırmızı: sevgi, öfke (bu kadar zıt iki duygunun da aynı renkle bağdaştırılması...)
    - pembe: sevgi, neşe, keyif
    - sarı: neşe
    - turuncu: eğlence
    - beyaz: rahatlama
    - yeşil: memnuniyet
    - yavrum, bi kahverengi hiç bi duyguyla bağdaştırılmamış (sadece biraz tiksinti). zaten de hiç sevmem. bazı insanlar baştan aşağı toprak rengi, kahverengi tonları giyer de, ölmeden gömmüşler gibi geliyor o insanlar bana.

    ülkelere göre
    norveç, isveç, almanya gibi ülkelerde renklerin duygu durumla ilişkisi çok kuvvetliyken, mısır, nijerya, azerbaycan gibi ülkelerde o kadar kuvvetli çıkmamış. kuzey ülkeleri pek bi renksiz ya, arada bir çıkan renklere fazla anlam yüklüyorlar, bana sorarsanız o yüzden.

    değişik uluslarda renklerin anlamlandırılması farklı olabiliyor. örnekseydi
    - çin'de beyaz renk mutsuzluka ilişkilendirişmiş. muhtemelen evlenirken beyaz giyen batılıların aksine, yas rengi olarak beyaz giydikleri için.
    - mısır'da sarı renk neşe veya herhangi bir başka olumlu duyguyla bağdaştırılmamış. benim de tepemden sürekli güneş vursa, çölün kumu sarı sarı parlasa, sarı bana da olumlu bir şeyler ifade etmezdi herhalde.
    - mor renk pek çok ülkede olumlu duygulalar ilişkilendirilirken, yunanistan'da mutsuzlukla ilişkilendirilmiş. makalenin yazarları diyor ki, yunanistan'da diyor, cenazelerde diyor, din adamları mor giyiyor ondan galiba diyor.
    - kırmızı çin'de çoğunlukla iyi talihle ilişkilendirilirken abd'de tehlike ve başarısızlıkla ilişkilendiriliyor.

    kaynaklar:
    https://www.nature.com/…d-sensory-ecology-22141730/
    http://scienceline.ucsb.edu/getkey.php?key=756
    https://science.nasa.gov/ems/09_visiblelight
    https://midimagic.sgc-hosting.com/huvision.htm
    https://askabiologist.asu.edu/rods-and-cones
    https://www.colourblindawareness.org/…ur-blindness/
    https://www.britannica.com/…dogs-really-color-blind
    https://www.psychologytoday.com/…ent-seeing-eye-eye
    https://www.bbc.com/…-women-with-super-human-vision
    https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/32900287/