şükela:  tümü | bugün
3 entry daha
  • 1. kısım gezi öncesi için #114701043

    2. kısım brezilya için #114775008

    bu entry 3. kısım brezilya part 2 oluyor. (bkz: swh)

    brezilya gezimin en uzun süresini ayırdığım en çok sosyalleşebildiğim ülke oldu bunda sevgilim folade nin katkısı çok büyüktü.

    ülkeden ayrılmak için önceden belirlemiş olduğum tarihe 17 gün kalmıştı. sıradaki ulaşmak istediğim yer ise (bkz: rio de janeiro) 1 sene kadar sonra istanbul'da 10 gün kadar misafir ettiğim arkadaşım fayre beni (bkz: salgado filho) havalimanına bıraktı.
    beni (bkz: galeão) havalimanından karşılaması için de arkadaşı edwaldo ya haber verdi.

    1-1.5 saat kadar süren uçuş sonrası edwaldo üzerinde adımın yazdığı bir kağıtla çıkışta beni karşıladı.

    edwaldo 1,90 m boylarında 30 yaşında yüzünde gülümsemesi hiç eksik olmayan, biraz cıvıkça bir tip. özellikle güney amerika'da pek rastlayamayacağınız ağdalı bir ingiliz aksanı var.
    tıpkı fayre gibi gece hayatında çalışan biri. bir kaç farklı mekanda gitar çalıyor. gündüzleri (bkz: cristo redentor) bizim bildiğimiz adıyla (bkz: kurtarıcı isa heykeli) nin yakınlarında başı boş takılan turistlere cüzzi bir miktar karşılığında korsan rehberlik yapıyor. eski bir minibüsü var maksimum 7-8 kişilik gruplar alıp eğer kafalayabilirse, gün boyu rio turu yaptırdıktan sonra akşamda gitar çaldığı mekana götürüp, mekandan da müşteri getirdiği için ekstra ücret alıyormuş.

    yaptığı işi bu şekilde anlattıktan sonra, korkmana gerek yok senden ücret almayacağım diyerek kahkaha attı. minibüsü ile yola çıkmıştık bile, kalacağım bir yer olup olmadığını sordu, olmadığını söyledim. yine esprili bir şekilde geceleri uyumak için minibüsünü kullanabileceğimi söyledi. bende ona evini tercih ederim dedim, biraz şaşırdı muhtemelen böyle bir tepki beklemiyordu.

    (bkz: corcovado dağı)ının yakınlarında bulunan (bkz: tijuca milli parkı) sınırları içinde tepeden hem rio kıyılarını gören hemde kurtarıcı isa heykelini uzaktan kesen bir manzara eşliğinde güzel bir kahvaltı yaptık edwaldo'yla. göz yumurta, bir çeşit kızarmış hamur, sosis ve envai çeşit tropikal meyveler..

    saat 13.00 a doğru gelmek üzereydi son kahveleri hızlıca içip, başı boş turist avlamaya kurtarıcı isa heykeline doğru yola çıktık. edwaldo gerçek bir rehber gibi görünmek için kullandığı ekipmanlarım bunlar (bkz: swh) diyerek arka taraftan hasır bir şapka ve boynuna taktığı bir isimlik çıkardı. bileğine kırmızı bir buff taktı eline de kısa saplı sarı, küçük bir bayrak aldı.

    corcovado dağının en sivri noktasında bir yerde bu heykel. şehrin en yüksek noktası.
    dağın eteğinde (bkz: parque lage) diye harika bir park var. aracı, park ettiğimiz yerden sonra buradan heykele doğru tırmanmaya başladık. aslında şehir merkezinden, tren ve servisler kalkıyor daha yukarı bir noktada sizi bırakıyor fakat bu yoldan yürüyerek çıktığınızda para vermemiş oluyorsunuz. birde edwaldo müşterilerini bu yoldan çıkarken buluyor.. yol çok keyifli ağaçların arasından geçerken dallarda birbirlerini temizleyen maymunlara denk gelebiliyorsunuz. ama oldukça yorucu. ciddi kondisyon gerektiriyor.

    yolu yarılamışken 5 kişilik bir gezi grubumuz oluştu bile. 4 ü aşırı eğlenceli koca sırt çantalarıyla gezip çadır kamp yapan 2 kadın 2 erkek (bkz: polonya) uyruklu vatandaşlar. diğeri tek başına takılan 23 yaşında hollandalı güzeller güzeli maryse.

    tepe noktasına ulaştığımızda beni heykelden çok rio manzarası etkiledi diyebilirim. bir tarafta dallarındaki yeşillerden toprak görünmeyen sık orman, diğer taraf şehir ve okyanus manzarası her şey ayaklarının altında.

    edwaldo anlatmaya çoktan başlamıştı bile, 1922 de yapımı başlanıp 1931 de açılmış altındaki platformla birlikte toplam uzunluğu 39 m. açık kollarının arası 30 m. sadece başı yaklaşık 4 m uzunluğunda ve 30 ton ağırlığındaymış. heykelin toplam ağırlığı 1100 ton. gerçekten çok heybetli.(bkz: dünyanın yedi harikası) ndan biri.

    sırf dünyanın 7 harikasından biri olduğu için görmek istedim. ben bu tarz şeylere çok meraklı değilim. tabi gittiğim yerlerde şehrin görülmesi gereken yerlerini ziyaret ediyorum ama 1 kez yetiyor. rio'nun her yerinden görünüyor zaten zıkkım ne işim var oralarda kafasındayım. daha çok ilgilendiğimse rio geceleri, beyaz yumuşak kumlar. üstsüz bir şekilde tangalarıyla güneşlenen hatunlar.. ehm buraya girmeyim yine de..

    geldiğimiz yoldan geri dönüp minibüse ulaştık. ekibi dağıtmadan gezmeye devam ettik. önce şehir merkezinde minibüs ile kısa bir tur, sonra(bkz: maracana) stadyumu ve başı boş yılanların sağda solda dolaştığı büyük bir botanik bahçesi gezdik. bu sırada maryse ile sohbeti epeyce ilerletmiştik. maryse'nin hollanda da ezgi adında türk bir arkadaşı varmış türk dönerini severmiş. ama ne (bkz: van basten) i biliyor ne (bkz: ruud gullit) i. (bkz: swh)

    edwaldo kendi çıktığı mekana götürmenin yolunu yaptı ve gruptakiler buna itiraz etmedi. bizi rio'nun eğlence merkezleri ile dolu olan bir bölgesi (bkz: lapa) da bıraktı. bir buluşma noktası belirleyip 2 saat sonra burada buluşana kadar etrafta takılın dedi. polonyalı'lar yemek yemek için ayrıldılar. biz maryse ile önce sakin bir yerde bir kaç bira içip sonra bir sokak satıcısından bir şeyler yedik.

    maryse kaldığın otel nerede diye sorana kadar akşam kalacağım yeri ayarlamadığımı aklımdan tamamen çıkmıştı. kendi kaldığı yer (bkz: capacabana beach) yakınlarında bir yermiş. görülmesi gereken ünlü bir plaj olduğunu biliyordum fakat günlük 35 dolar benim için biraz çok gelmişti. neticede amacım cebimdeki parayı ufak ufak harcayıp olabildiğince uzun kalmaktı.

    buluşma noktamıza dönük edwaldo bizi bekliyordu bir kaç dakika sonra da polonyalı grup geldi. mekana girip sahneye yakın uzunca bir masada yerimizi aldık. insanlar yeni yeni geliyorlardı. etrafta samba kıyafetleri, yani neredeyse çıplak şekilde gezinen çok taş kadın garsonlar vardı. folade daha önce beni bu tarz mekanlarda kadınlara ilgi göstermemem konusunda uyarmıştı. çünkü kadınların ilgisini çekmek için yabancı olmanızın yettiği bir ortam oluyor buralar. kadın sizi peşine takıyor ıssız bir yerde cüzdan, telefon neyiniz varsa bu kadınların teşkilatları tarafından gasp ediliyorsunuz. hatta kapağını kendin açmadığın içkileri de içme, uyuşturucu, uyku hapı vs içinde ne olduğunu bilemezsin demişti. ama biz edwaldo'nun sahnesi bitene kadar eşlik edemediğimiz portekizce şarkılarda süper eğlendik bol bol tekila, tropik meyveli alkollü kokteyller ve rom tükettik. sahne bitiminde edwaldo'da bize katıldı 1 saat kadar daha oturduk.

    yerel hattım olmadığı için sadece bir wifi bulabildiğimde işe yarayan whatsapp numaramı maryse'ye verdim frekanslarımız tutmuş gibiydi. mekanı terk edip minibüse bindik kalacakları yerlere yakın yerlere bırakmıştık grubun diğer elemanlarını. edwaldo bir kırmızı ışıkta beklediğimiz sırada seni nereye bırakacağım diye sordu. ben seninle geliyorum. öyle anlaşmadık mı dedim. kısa bir bakışmanın ardından minibüste kalacaksın yani diye o meşhur yüksek oktavlı kahkahasını attı.
    normalde bu tarz şeyleri pek söyleyemem, çekinirim. ama alkol insanı başka birisi yapıyor.

    edwaldo rotasını evine doğrulttuğunda ben uyuyakalmıştım. ne kadar süre ile gittiğimiz hakkında bir fikrim yok. tek hatırladığım gözümü açtığımda yüksek binaları olan bol ışıklı deniz kenarından, dik yamaç üzerine kurulu duvarları mavi, yeşil, sarı boyalı sıkış tıkış gecekonduların olduğu bir yere gelmiş olduğum. bu sırada güneşte doğmuştu. yollarının yarısı asfalt yarısı toprak, duvarların sıvaları dökülüyor, buram buram fakirlik kokuyor. ilk aklıma gelen nedense bu adam buralarda büyüyüp ingiliz aksanı ile konuşmayı nasıl öğrendi acaba oldu.

    edwaldo o gün gerçekten minibüste yatmamı istese ne yapardım bilmiyorum benim için korkutucu bir ortamdı. ama evine davet etti kaliteli bir puro ikram edip yatacağım yeri gösterdi. evde kendisi dışında yaşayan kimse yok. ve ilginç bir şekilde evin içi hiçte dışardan görüldüğü kadar kötü durumda değil. uzun uzun bu getto hakkında konuştuk.

    rio yaklaşık 6 milyonluk bir şehir 2,5 milyon kadarı iyi standartlarda yaşıyor. geri kalan 3.5 milyon bunun gibi belki bundan bir tık daha iyi şartlarda yaşıyor. işsizlik korkunç seviyelerde. eğitim, sağlık gibi hizmetler sadece parası olanlara var. edwaldo böyle bir yerde büyüyüp çocuk yaşta ingiliz işletmesi olan bir otelde çalışmaya başlamış. 20 li yaşlara geldiğinde ingiliz ve kanada cruse gemilerinde animasyon ekiplerinde çalışmış. aldığı eğitim sadece okuma yazma öğrenene kadar.. bu çevrenin en zengini benim diyor ve bu çok hoşuna gidiyormuş. o yüzden kopamamış daha iyi yerlere taşınabilme imkanı varken ayrılmak istememiş. yatılı okulda okuyan bir çocuğun masraflarını karşılıyormuş. yakın çevredeki evlere gıda, giyecek gibi yardımlarda bulunuyormuş ve çevrede bu yüzden çok seviliyormuş.

    sabah 09.00 a kadar süren bu muhabbet sonrası uyudum ve uyandığımda saat 17.00 olmuştu başım çok ağrıyor ve kurt gibi acıkmıştım. ama edwaldo ortalarda yoktu önce gidip çantamdaki nakiti kontrol etmek geldi içimden. sonra lan ben adamın evindeyim zaten dedim. başucumda bir laptop bırakmış. üstünde bir kağıda windows açılış şifresini, telefon numarasını, bir programı olduğunu ve saat 22.00 gibi geri gelebileceğini yazmış. laptop u açtım, usb den takılan bir internet bağlantısı mevcuttu. web whatsapp a bağlanıp biraz rio yolculuğum öncesi newyork'a dönen sevgilim folade ile biraz da türkiye'den dostlarla yazıştım. birde dün tanıştığım maryse den gelen mesaj vardı. kısa bir yazışması sonrası akşam yine lapa civarında buluşma kararı aldık.

    edwaldo ile de yazıştık kendisinden beni evden alabilecek güvenilir bir taksi çağırmasını istedim. beni karşılaması, gezdirmesi ve evinde ağırlaması için ayrı ayrı teşekkür edip. bunların karşılığında para da teklif ettim, almak istemedi. çevresindekilere yardım ederken bir miktar katkı olur onlar için kabul et dedim. masanın üstüne 100 dolar bırakıp taksi beklemek için dışarı çıktım.

    lapa'ya ulaştığımda bir kafeye oturup wifi bağlantısı sağladıktan sonra maryse'ye konum attım, çok geçmeden geldi. maryse arjantin'de yaşayan internette tanıştığı birinin yanına gelmiş 15 gün kadar kaldıktan sonra rio ve kurtarıcı isa heykelini çok merak ettiği için görmeden geri dönmek istememiş. ben de ona kendi hikayemi anlattım. 8 yıl önce tanıştığım eski kız arkadaşım için geldiğimi 40-45 gündür brezilya'da olduğumu söyledim.

    yerel dans gösterileri (bkz: samba) ve brezilya hip-hop ını (bkz: capoeira) şovları ile süsleyen (bkz: febarj) adında bir mekana gittik. sokaklar fıkır fıkır, her taraf insan kaynıyor. eğlenmek için bir mekana girmenize gerek bile yok gördüğünüz her şey farklı geliyor zaten. mekandan ayrılırken yanımda gezdirdiğim valizi emanet ettiğim garson 50 (bkz: brezilya reali) para istedi mecburen verdim tabi.

    folade gittiğinden beri resmen serseri mayın gibiydim. kim nereye çekse oraya gidiyorum ne bir gezi planlaması ne de kalacak yer kaygısı, resmen spontane bir yaşam sürüyordum. bu kez de gece için maryse oteline davet etmişti. hayır diyemeyeceğim bir güzellikte olduğu için hiç ikiletmedim ama ona kız arkadaşımın olduğunu 10-15 güne kadar geleceğini söyledim. kendisi de hollanda'da erkek arkadaşı olduğunu hatta 3 gün öncesine kadar arjantin'de de olduğunu bu tarz şeylere takılmamam gerektiğini, yaptığımızın sadece keyifli vakit geçirme çabası olduğunu söyleyerek beni ikna etti. (bkz: fuck buddy) müessesinden daha masum bir terim olan (bkz: travel buddy) müessesesi ile tanıştırmış oldu beni. tatilde olan tatilde kalırdı. bu arada 6/10 hayır diyemeyeceğim puanken maryse 9/10 ederdi bence. dip not olarak bir kadının türk olmaması benim için onu en az 4/10 dan başlatır.

    maryse'nin oteline giriş yaptık geç saat olmasından kaynaklı olabilir ortada ne bir vale, ne bir resepsiyonist vardı. maryse elimden valizimi alıp giderken. dikkat çekmeden lobide oturmamı söyledi. daha sonra odasının deniz gören tarafta 2. katta olduğunu hala ortada kimse olmazsa yukardan oda kartını atacağını ve asansörü o kartla kullanabileceğimi söyledi. başta anlam veremedim yaptıklarına fakat bu şekilde check in yapmana gerek kalmaz dedi. daha asansöre binip 2. kata çıkmadan resepsiyonist geldi ben lobide resepsiyonistin tam karşıdan görebileceği bir koltukta oturuyordum. ulan cebinde para var ne ekşına giriyorsun diyordum içimden. sanki müthiş bir illegal iş yapıyormuş gibi heyecanlanmıştım. masadaki dergileri kurcalarken bir garson gelip içecek bir şey alır mısınız? diye sordu. kibarca reddedip sigara içmek için dışarı çıkacağımı söyleyerek teşekkür ettim.
    cebimden sigara ve çakmağımı çıkardım o sıraya kadar göz kontağı kurmadığım resepsiyonist beni tanıyorcasına bakıp kafa selamı verdi. sigara içerken odaların balkonlarının altına doğru ileri geri volta atıyordum. maryse yukardan seslenip ''her şey yolunda mı ?'' diye sordu evet deyince de oda kartını aşağı attı. sigaram bittikten sonra içerdekileri selamlayarak asansöre doğru yönelip maryse'nin odasına geçtim. maryse'ye madem böyle bir şey yapacaktık neden ilk seferde direkt yukarı çıkmadık diye sordum. öncesinde katı kontrol etmek istediğini söyledi. buna ikimizde 20 saniye kadar güldük sanırım..

    uyandığımızda otelde güzel bir kahvaltı yapıp yürüme mesafesindeki (bkz: capacabana beach) e gittik. rio plajları inanılmaz iyi. bu plaj çok erken saatlerde dolmaya başlıyor etrafında çok fazla otel var. yol kenarında incik boncuk satanlar, dövme yapanlar. sonraki günlerde gittiğimiz (bkz: ipanema beach) ve (bkz: barra de tijuce beach) te çok güzel. ipanema da sert dalgalar var, rüzgar sörfü yaptık başka bir gün tekrar gittiğimizde kırmızı bayrak günü imiş dalgalar tehlikeli olabileceğinden plajı kapatıyorlarmış.
    ama benim gibi tembel adamın en keyif aldığı ise barra de tijuce oldu. bu plajın etrafındaki bahçelerde maymun besleyebiliyorsunuz. daha modern görünümlü. mavi sandalyeler ve şemsiye kiralıyorsunuz etraftaki satıcıların sayısı o kadar çok ki aç kalmanıza imkan yok ve bir şey almak istemiyorsanız hiç rahatsız edici, ısrarcı değiller. soğuk bira alabildiğiniz gibi buz kovası da kiralayabiliyor, bu keyfin süresini uzatabiliyorsunuz. hepsi için geçerli olan da çok sağlam kap-kaç, hırsızlık olayları olması.

    3 gün daha girişleri beni tanıdığına ve otelin müşterisi olduğuma kendiliğinden ikna olmuş resepsiyonistin shiftine denk getirip otelde bedava kaldım. daha sonra maryse ile şehrin gezmediğimiz kuzey batı yakasına yakın bir yerde başka bir otele yerleştik. toplamda rio'ya geleli 8 gün olmuştu. maryse ile yollarımızı ayırma vakti gelmişti, o sao paulo'ya devam etti ben de yavaştan bolivya sınırına doğru yol alacaktım.

    brezilya dünyanın en uzun kara sınırlarına sahip ülkelerinden biri. güneyden başlarsak, (bkz: uruguay) (bkz: paraguay) (bkz: arjantin) (bkz: bolivya) (bkz: peru) (bkz: kolombiya) (bkz: venezuela) (bkz: guyana) (bkz: surinam) ve (bkz: fransız guyanası) na sınırı var. bu da toplam 15 bin km sınır boyu demek.

    zamanım daraldığı için ve o kadar yolu araba kiralayıp gitmeye açıkçası gözüm yemediği için önce rotamı yeni bir ara durak olan başkent (bkz: brezilya) ya çevirdim. ucak biletleri biraz pahalı gibi gelmişti. yaklaşık 900 km lik yolu 3 te 1 fiyatına otobüsle gittim. aslında yolu yarılamış bile olmuyordum çünkü başkentten bolivya sınırına yine 1700 km yolum olacaktı.

    brezilya 1950'li yılların ortalarında inşasına başlanmış ve 3-4 yıl gibi kısa sürede tamamlanmış, haliyle çok fazla tarihi bir olayı olmayan bir şehir. rakımı yüksek ama düzlükte konumlanmış. (bkz: plato)
    şehir merkezi 48 km2 lik dev bir gölün etrafında (bkz: lago paranoa) bu da yaklaşık 70-80 km lik bir sahil şeridi demek.
    güney amerika gezim boyunca gördüğüm en düzenli en avrupai şehir burası diyebilirim. devasa yollar ve parklar var. görmeye alıştığım o sıkış tepiş kalabalık görüntü burada yok. bu anlamda çok beni içine çeken bir yer olmadı.
    şehrin girişinden otobüsün terminale kadar aldığı mesafede gördüklerim bunu anlamama yetmişti. bu şehirde araba olmadan gezmemem diye düşündüm ve ilk baştaki niyetime geri dönerek iner inmez ilk işim araç kiralamak oldu.
    bu kez ekonomi sınıf bir araç değil günlük 3-5 dolar daha fazla verip gerektiğinde içinde uyuyabileceğim bir araç olmasını istedim. çok fazla seçeneğim yoktu ve 2014 model bir (bkz: jeep renegade) kiraladım. sıkıntı şuydu beni bolivya sınırına kadar götürecek diye düşünürken sınırdaki ufak kent (bkz: corumba) da aracı bırakabileceğim bir teslimat noktası olmadığından bunu yapamayacaktım. 2 gün kadar başkenti gezdim gerçekten o kadar ruhsuz bir yer gibi geldi ki anlatamam. brezilya'ya ayak bastığımdan beri yalnız takıldığım ilk yerdi burası. belki de bununla alakalıdır. 2 gece de şehir merkezinde ama etrafında kimselerin olmadığı bir katolik kilisesinin park alanında araba içinde uyudum. koltukları yatırıp uyku tulumunu serdiğinizde konfor pek fena olmuyor.

    3. güne gözlerimi açtığımda hiç vakit kaybetmeden yola çıktım. aracı bırakacağım nokta olan (bkz: cuiaba) ya 1100 km kadar yolum vardı. sonrasında sınır kenti corumba'ya yine otobüs yolculuğu görünüyordu. uzun kıvrımlı yolları olan, yeşillikler içinde hatta kimi zaman bitki örtüsünün korkutucu olacak kadar yoğun (özellikle geceleri) olduğu yollardan ilerledim. bir benzinlikten aldığım haritadan yoluma bakarak ilerlediğim bir yolculuktu. bazen acaba ne göreceğim diye merakımdan özellikle tali yollara girip çıktığım oldu.

    600 km kadar yolu bu şekilde yaklaşık 8 saatte almıştım. bir nehir kenarında dalgıç pompa ile bir havuza su aktarmaya çalışırken, plastik boruların bağlantısını yapmakta zorlandığı çok belli olan birine yardım etmek için durdum.
    kendisinin ismini hatırlamıyorum, ingilizce bilmediği için muhabbet etme şansımız da olmadı.
    yardım etmeye çalışırken epeyce ıslanmıştım. ortamı da müsait görünce bir kamp ateşi yaktım, üstümü değiştirdim. ateşi yaktıktan sonra, yardım ettiğim şahıs gözden kayboldu ve bir filenin içinde hala çırpınmakta olan 2 balıkla geri döndü. meğer su aktardığımız havuz bir çeşit canlı balık havuzuymuş.
    balıkları temizledikten sonra uzunca çubuklara takıp, çapraz bir şekilde ateşin üzerine yerleştirip pişirdik. afiyetle de yedik tabi. çiftlik çok büyük değil tahmini 2 dönüm kadardır, eski tek katlı iki odalı bir ev. evin yanından arka tarafındaki sac sundurmanın altına giden etrafı çitle çevrili içinde küçükbaş 8-10 hayvanın bulunduğu bir bahçe. diğer tarafta da havuz, içi mavi muşamba gibi bir örtüyle kaplı, oldukça da ilkel görünüyor.. 5 kg lik yem paketlerinden bir kaç tanesini açıp balıkları beslemek için havuza boşalttık, beyaz, pasaklı tüylerinden gözleri görünmeyen evin köpeği ile biraz oynadık. geceyi de çiftlik sahibinin izni ile girişte park halinde olan arabamın içinde geçirdim.

    sabah uyandığımda kendimi iyi dinlenmiş hissediyordum. araçtan inip bir kaç aerobik hareketi yaptım. çiftlik sahibine bir selam çakıp gitmek istiyordum fakat evde ve etrafta göremedim. sırt çantamda bulunan bisküvi ve cipsleri yedikten sonra aracıma tekrar binip yoluma devam ettim. yol şartları elverdiğince hız yaparak. cuiaba için kalan 500 km yolumu hiç mola vermeden 4.5 saatte tamamladım.

    cuiaba güney amerika kıtasının tam orta noktası. yaklaşık 500 bin nüfuslu zamanında portekizliler tarafından kurulmuş orta halli bir şehir. erken kalkmış olmam ve gün bitmeden ulaşmış olmam şehri keşif için bana zaman tanımış oldu. 2 gündür arabada yatıp kalktığım ve artık duş almak istediğim için geceyi arabada geçirmek istemedim. orta halli bir pansiyon bulana kadar bir yandan da şehri turlamış oldum. bulduğum pansiyonda çamaşır yıkama hizmeti olduğu için çok mutlu olmuştum. hatta bir çalışan bütün kıyafetlerimi 20 brezilya reali karşılığında ütüledi de. (bkz: swh)
    geceyi (bkz: garage) adında bir klupte geçirdim.

    ertesi gün yine şehirde aylak aylak dolandım. bolivya sınırındaki kent corumba'ya nasıl gideceğim konusunda araştırma yaptım. bir sonraki gün için otobüs bileti aldım. ve gece güzel bir parkın yakınlarında yine arabada konakladım.

    gecesinde biri polis tarafından olmak üzere iki kez uyandırıldığım arabada konaklama macerası artık son bulacaktı. polis uyandırıp pasaport kontrolü yaptı. araç yerini değiştirme gereği duymamıştım. polislerden 1 saat sonra da evsiz biri tarafından tekrar uyandırıldım. evsiz abimizle yiyecek paylaştım o da bana kullanılmış deri bir bileklik hediye etti. gün ağardığında kiralık aracımı teslim edip corumba'ya gidecek otobüsteki yerimi aldım. aracı teslim ederken sol arka taraftaki bir çizik için benden ekstra para almaya çalıştılar. ben aracı alırken bu çiziği farketmedim fakat teslim alırken çektiğim fotoğraf hasarın benden kaynaklı olmadığını ıspatlamış oldu.

    corumba'ya giden otobüs en az 20 yıllıktı.kendine pek hayrı olmasa da en azından kliması var diye avuttum kendimi. arkalarda bir yerde oturuyordum ve gidene kadar motor sesinden kafam kazan gibi oldu. oldukça konforsuz bu yolculuğun sonunda gece 03.00 gibi 110 bin nufuslu ufak bir şehir olan corumba'ya ulaştım.artık bolivya sadece bir kaç km ötedeydi.

    bolivya sınırında, iki ülkeyi incecik bir nehir ayırıyor. nehrin bir tarafı ormanları koruma kanunu sayesinde yemyeşilken, diğer yanda karşınıza boş bir toprak parçası üzerinde binalar çıkıyor. orman olan taraf bolivya.

    otobüs yolculuğu sırasında tanıştığım birisi bolivya'ya geçmek için işlem yaptığında seni çok bekletecekler. bunu hızlandırmak için ordaki görevlilerden seni ilk karşılayacak olana rüşvet vermelisin dedi. bunu daha önce de bir kaç kişiden duymuştum zaten ama böyle bir şey teklif etmek falan pek yapabileceğim şeyler değil. alacağım tepkiyi kestiremediğimde daha da zorlanırım diye düşünüyordum.
    sen kafanı yorma zaten standart tarife 20 dolar vereceksin dedi.
    sınırdan bolivya'ya geçecek bir otobüs bulamadım. hatta sınıra kadar giden bir toplu taşıma da yok. yaklaşabildiğim kadar otostopla yaklaşıp son 10-15 km yi taksiyle gittim. sonunda (bkz: fronteira boliva) tabelasını görmüştüm.

    bazı kara sınırlarında olduğu gibi ortak bir alan yoktu önce brezilyadan çıkarken işlem yaptırıp daha sonra bolivya kısmına geçip orada işlem yaptırıyorsunuz. brezilya kısmı sorunsuzdu. bolivya'lı memurların pasaport kontrolü sırasında bir sürü soru yağmuruna tutuldum. sırt çantamı ve valizimi açıp baktılar, köpeklere koklattılar. sürekli nerede kalacaksın, açık adres vermelisin. ülkeden ne zaman ayrılacaksın. rezervasyon ve bilet bilgileri yok vs gibi sorunlar, 20 doları verince anında çözüldü. bu kez de sınırı yürüyerek geçemeyeceğimi söylediler.
    2 saatlik bekleyişimin ardından bir bolivyalı tır şöförünün aracına binip sınırı geçtim.

    bolivya ve diğer ülkeler için ayrı entryler ile yine bu başlıkta buluşmak üzere.

    1. kısım gezi öncesi için #114701043

    2. kısım brezilya part-1 için #114775008
1 entry daha