şükela:  tümü | bugün sorunsallar (3)
2238 entry daha
  • bak kardeşim, bak güzel kardeşim; sorun sadece binaların kötü yapılmasından kaynaklanmıyor. bunu hatırı sayılır süre boyunca hatırı sayılır sayıda bina tasarlamış, birçoğunun da yapımında emeği geçmiş bir inşaat mühendisi olarak söylüyorum.

    hatta izmir’deki binaların tamamına yakını 6,9 gibi çok büyük bir depremden sonra ayakta kalmayı başarmış durumda, hem de 35 saniye gibi uzun süren bir depremden.

    mesleğe ilk başladığımda 1999 deprem yönetmeliği vardı, aynı yıl 2007 yönetmeliği devreye girerken 2018 yılında da başka bir deprem yönetmeliği yürürlüğe girdi. 1999 son derece ilkel bir deprem yönetmeliği iken 2007 ciddi mesailer harcanarak oluşturulan ve yapıya yaklaşımın temelden değiştiği bir deprem yönetmeliği olarak karşımıza çıktı. ama bu yönetmelikte verilen en büyük ivme değeri 0,4g idi ki bunu bir kenara not edin. biliyorsunuz deprem kuvveti de en temel fizik bilgisiyle f=ma’dır. burada f kuvvet, m kütle (hadi ağırlık diyelim) a ise ivmedir. dolayısıyla m ve/veya a ne kadar büyürse deprem kuvveti de o oranda artacaktır. 2007 deprem yönetmeliği birinci derece deprem bölgelerinde (türkiye’nin neredeyse %90’ı) bu değeri bize 0,4g olarak tariflemişti. ama aradan geçen 11 yıl sonra bir yönetmelik daha hazırlandı, hazırlandı derken aslında bir şekilde amerikan yönetmeliğinden (asce 7-05) birebir kopyalama durumu gerçekleşti. ama bu kopyalama bir diğer veriyi zorunlu kıldı ve afad tarafından (hükümeti sözlükte de birçok konuda eleştirmiş biri olarak bence bu ülkeye son yıllarda yapılan en büyük hizmetlerden biriydi) parsel parsel deprem haritası hazırlandı. ama bu haritada özellikle marmara ve ege bölgelerinde bu ivme değeri ne oldu biliyor musunuz? 0,6g ile 0,7g arasında değişen değerler görüyorduk artık. yani düzelttik zannettiğimiz (1999’un 2007’de düzeltilmesi) deprem yönetmeliğini düzeltmeyi yine beceremeyerek tam 11 yıl boyunca yanlış ivme değerlerini dikkate alarak bina tasarladık. özellikle bu binaları üşenmeyip, 2018 yönetmeliğine göre (elbette yeni değerlere göre) çözümlediğimde binanın çoğu kolon ve kirişinin yetersiz geldiğini görmek beni dehşete düşürdü. yani 1999’dan sonra yapılan binalar değil, 2007’den sonra yapılan binalar da şu an ne yazık ki güvenli değil. televizyon maymunlarının (bunlara sadece programı sunanları değil, utanmadan, sıkılmadan eski yönetmelikte katkısı olan “prof”ları da kastediyorum) nedense değinmediği bir konuyu bu şekilde gündeme getirmekte fayda görüyorum.

    peki başka ne tür sıkıntılar var, gelin biraz da onlardan bahsedelim. meslek odaları biliyorsunuz işlevini yitirdi, yitirmesi de gerekiyordu çünkü meslekle pek de ilgileri yoktu. bir mühendisin bilgi düzeyinin sürekli güncellemesinin ve sorgulanmasının yapıldığı kurum olmalıydı tmmob. bizim seminerlerden, konferanslardan, sınavlardan başımızı kaldırmamamız gerekiyordu. ama üniversiteden her çıkan kişi inşaat mühendisi ünvanlıyla binalara imza attı. o kadar şaşıyorum ki, adam dört işlemi bile doğru düzgün yapamıyor ama bina tasarımında rol alıp altına imzasını atıyor. iyimser tahminimle söylüyorum piyasadaki inşaat mühendislerinin belki de %10’u ancak yetkindir. geri kalanı ne yazık ki getir götürcüden farksızdır. başka meslek gruplarına benzeteceğim ama ülkede ne yazık ki standardı olan bir meslek olmadığı için haksızlık olurdu.

    bununla bitmiyor elbette sıkıntılar. belediyelerde (hiçbir parti ayrımı yapmadan söylüyorum, ak partilisi de cehapelisi de hedepelisi de aynı bokun laciverti) tezgâh kurulmuş. imar işlerinde çalışıp da proje işine el atmayan kimseyi görmedim. adam imar durumu almaya gidiyor, “şu kişiye git, selamımızı söyle, hem sana ruhsat harcında da indirim yaparız” telkiniyle belediye personeli hiç girmemesi gereken proje çizme alanına dahil oluyor. adam bana gelse, ben proje onayını yeri geliyor 5 ayda alamıyorum. hazırlıyoruz projeyi, 15 günlük hakkının sonunda “yazı fontunu düzelt getir” diyerek proje geri geliyor. veriyoruz “şuraya şunu ekle” diye bir on beş gün daha. veriyoruz, “şu kirişi kaldır, şuraya perde ekle” vs vs vs. mühendisi denetleyenin de genellikle tekniker olması da cabası. masasına bakıyorsun, aynı proje firmasının onaylanmış belki de 10 tane dosyası var. vatandaşı bir şekilde bezdirmeyi başarmış bu güruh. hükümet değişiyor, belediye değişiyor ama 657’ye tabi oldukları için bu güruh hiç değişmiyor. onlar bir şekilde işlerini yürütüyorlar. en basitinden, çevrenizdeki herhangi bir belediyenin imar işlerinden çalışan personelinin oturduğu eve, bindiği arabaya bakın anlarsınız ne demek istediğimi.

    daha bitmedi be kardeşim, dur canın sıkılmasın. mesela her proje için zemin etüdü yapılır biliyorsunuz. zemin firmalarının sondajları genelde 12 – 18 metrede bitiyor. bizim daha derinleri bilmemiz lazım ama maalesef, jeolojik çalışmalarla bunu görmek neredeyse imkânsız. aklınızda bulunsun, eğer bir yerleşimin sonu “ova” diye bitiyorsa orası adı üzerinde tarım arazisidir yani alüvyonal zemindir. allah bize orayı tarım yapalım diye vermiştir. oraya bina dikeceksen maliyeti olur. çünkü buralar genelde gevşek siltli zemindir ve sıvılaşmaya açıktır. çoğu raporda bu sıvılaşma es geçilir “bilerek ve isteyerek” çünkü peşinde zemin ıslahını gerektirir. sıvılaşma dediğimiz şey oldukça tehlikeli bir durumdur. deprem dalgası geçtiği zemini titreştirir ve zemin olarak gördüğümüz toprak ayrışarak dibe göçerken açığa çıkan su yüzeye çıkar ve sizin binanınız ne kadar güçlü olduğunun bir önemi yoktur artık. çoğu bina bu yüzden sapa sağlam bir şekilde yan yatarak hatta takla atarak aniden çöker. bunun çözümü ise kazıklı temeldir ancak temel kazıklarının da sağlam zemine kadar çakılması gerekir. peki sondaj boyu yeterli gelmeyen bir çalışma bize belki de 20 -25 metrede olan sağlam zemini nereden söyleyecek? elbette söyleyemeyecek. o kadar çok rapor gördüm ki, adam utanmadan yazmış; “zeminde 0 – 20 metre arası sıvılaşma vardır…… minimum 14 metre fore kazık yapılarak zemin ıslah edilmelidir”. bunun altına onlarca imza. çünkü ya konunun uzmanı değiller ya da rant elde ediyorlar.

    bunların hiçbiri şu an televizyonda hiçbir kişi tarafından söylenmiyor. hadi moderatör bilmiyor diyelim, orada kelli felli bir sürü “bilim insanı” kimlikli insan var. bahsedin şunlardan biraz. ama bahsedemezler, çünkü çoğu o pozisyona hak ederek gelmedi ki? ülke son yıllarda tek adam rejimi ile yönetilmiyor çünkü ülke yönetilmiyor. batı büyük sıçramayı her konuya bir standart gelerek yapmışken, biz az sayıda standartlaşan kurumlarımızı da berbat etmeyi başardık. izmir’de bazı yerlerde yıkılan bazı yerlerde ayakta kalan binaların nedeni maalesef başta standartlaşmanın tamamlanamamış olması.

    peki ne yapılmalı;

    a) 2018 yılından önce yapılan tüm binalar uzman heyetler tarafından masrafları çevre ve şehircilik bakanlığından karşılanmak üzere yeniden değerlendirilmeli. neden bakanlık karşılaşın diyenler olabilir. bu binaların çoğu iskana açılmış, devlet yıllarca bu binaların sahiplerinden bir şekilde vergi almış ve legal hale getirmiş. e o zaman yediğin hurmalar gelir götünü tırmalar.

    b) tüm inşaat mühendisleri için mesleki entegrasyonu sağlayacak seminerler düzenlenmeli. projeye imza atmak için gerekli olan minimum bilgi düzeyinin seviyesi süratle arttırılmalı. yıllara bağlı değil, bilgiye bağlı bir seviye esas alınmalı. yetkin mühendislik devreye bir an önce alınmalı.

    c) meslek odaları üzerindeki baskılar kalkmalı ancak bu meslek odaları bir an önce meslektaşlarının özellikle bilgi düzeyiyle ilgilenmeli, ideolojisiyle değil. kurslar ve seminerler tertip edilmeli. bir süre boyunca tüm proje onayları dondurulmalı. mesleğe standart getirilmeli.

    d) yapı denetim sistemi kesinlikle sigorta sektörüne bağlanmalı. proje aşamasından, inşa aşaması sonuna kadar bu sigorta firmaları tarafından yoğun denetim yapılmalı. şantiye şefliği için inşaat alanında zorunlu mesai şartı getirilerek yapının projeye uygun olarak tamamlanması sağlanmalı.

    e) tarım alanlarının hatta yeni parsellerin imara açılması durdurulmalı. rant ön plana alınıp geleceğin çalınması engellenmeli. geçmişe dönük hukuksuz uygulamalar bir an önce tespit edilip adli işlemler başlatılmalı ama öncesinde tarafsız ve adil yargı sistemi getirilmeli. özellikle kamu, kanunsuz el atmaktan ve acele kamulaştırmadan vazgeçmeli.

    f) imar kurumlarında görevli, onay merciindeki personellerin derhal, yetkin ve liyakatli mimar ve mühendislerden seçilmesi sağlanmalı. hatta mümkünse tıpkı, hâkim ve savcı gibi görev süreleri kısıtlanmalı.

    elbette maddeleri çoğu ideolojik sayılacak argümanlarla çoğaltmak mümkün. bunlara katılmayabilirsiniz de. ben sadece bir inşaat mühendisi olarak sorunları “bilebildiğim” kadarıyla anlatmaya ve temel çözüm önerilerimi sıralamaya çalıştım.
1193 entry daha

hesabın var mı? giriş yap