şükela:  tümü | bugün
2360 entry daha
  • yüzyıllar boyunca kendimi hem eleştirirken hem de överken sıkça kullandığım bi kalıp...tı. lakin 30 ekim 2020 ege denizi depremindeki faaliyetler vesilesiyle farkettim ki düz adamlık eğer toplum kültürünün ayrılmaz bir parçası olmuş ise saç baş yolduran bir garip körlük haliymiş.

    depremde ölenler öldü, sağ çıkan yaşlıları ve yetişkinleri kaale almadık zaten. onlar şimdi kendi maddi dertleriyle, eğer varsa sakatlıklarıyla başbaşa kaldılar. fakat kurtarılanlar çocuk olunca hepimizdeki şefkat fokurdaya fokurdaya aktı, taştı. dualar, aminler, iki elini açıp dilenme emojileri burdan öte aleme yol oldu.

    çocuklardan kurtulan oldu, "melek" olanlar oldu. "melek"lerin adını bilmiyoruz çünkü konuşulmuyor. ölen bi çocuktan nasıl dram çıkaralım ki hikayesi yok bi kere, öldü gitti o.

    "nefes alan" çocuklar ise tam da istediğimiz gibi ana haber bültenlerini televoleye çevirdi. mutlu olduk. çünkü nefes alıyorlar. yaşamak için nefes almak yeterliymiş gibi... ardından ağlaya ağlaya kendi 3.5 yaşındaki çocuklarımızı öpmeye gittik. vicdanlarımızda bi ferahlama oldu. e yaşıyor ya o çocuk. ay bi de el sallıyor, öpücük atıyor kameralara ay ne tatlı.

    ayakları ezilmiş 14 yaşında bi çocuğun. bana yardim edin diyor. hemen onlarca tekerlekli sandalye alınıyor, veriliyor. eğitim masraflarını üstleniyor biri. bitti. halbuki tekerlekli sandalye kullanan birini yakından tanıyanlar bilir ki bu çocuklar eğitim alamıyor. liseyi anneleri sayesinde bitirse ve çok iyi bi üniversite kazansa bile devam edemiyor. üniversite kazandığı duyulunca lisesi gazetelere ilan veriyor. kaymakam, belediye başkanı 'makamında' ağırlıyor çocuğu. özel servis ayarlıyorlar anında. ama kış sertleşince servis iptal oluyor. bikaç ay okula giden çocuk tekrar evine kapanmak zorunda kalıyor.

    hastane odasında kameralara el sallıyormuş diğer bir küçük kız. yaşadığını anlamlandıramayacak bir kız çocuğunun el sallamasına bu kadar anlam yüklemek düz adamlık değil midir? "hay o müteahhitleri denetlemeyen devletin yapacağı işe de, sizin bana acıyan yavşak samimiyetinize de tüküreyim" diye hareket mi çekseydi?

    köfte istemiş bi diğer çocuk. düz adam olan napar? bir kamyon karbonat basılmış fabrikasyon köfte döker hastaneye. "ee amaa çocuk köfte istediiiii". anlamaz ki köfte bir sembol. o çocuk depremden önceki hayatını istiyor. keşke deprem hiç olmasaydı diyor, keşke annem babam kardeşim eskisi gibi o masanın etrafında oturabilseydik diyor.

    diğer bi genç ailesini kaybetmiş. "kimsem kalmadı" diyor. "yaaa slk saçmalama bis varız." bu düz adamlık değil gerçi gerizekalılık. nereye varsın ya? ailesinin yerini tutabilir misin? 3 gün sonra da olabilecek misin? işine başladığında, evlendiğinde, hastalandığında yanında olacak mısın?

    bu 'nefes alan' çocuklar çok büyük bi travma yaşadılar. belki bundan sonra kapalı alanda kalamayacaklar; apartmanlara giremeyecekler; üniversitelerde, hastanelerde, devlet dairelerinde bireysel işlerini yapamayacaklar; aşk hayatları etkilenecek, karşısındakine kaybetme korkusuyla güvenle bağlanmayacak, kimseye kendini bırakamayacak, insan ilişkilerinde hep tedirgin olacaklar; kariyer seçimlerinde risk alamayacak, kendini geliştirmeye dair adımları atamayacak belki...

    biz düz adamlar bugünü görüyoruz sadece. ayyyhhh şükür yaa kurtuldu. kurtuldu mu acaba? biraz kafamız çalışsa, biraz sorgulasak mucizeleri ödüllendirmektense suçları buluruz. bunun bir doğal afetten kaynakli kader olmadığını farketsek, "yha biz bu binaya çürük demiştik ama oturmaya devam etmişler" diyenlerin ağzının ortasına indiririz bi tane. telefonda kızın babasıyla konuşan "yhaaa 5 vakit namazımda hep duva ettim biliyooo musun" diyen the şerefsize hesap sorulsa falan?
    bir an gerçek olabileceğini düşünüyorum da içim ürperiyor.
28 entry daha