şükela:  tümü | bugün
63 entry daha
  • zihin paraşüt gibidir, sadece onu açarsak işe yarar" albert einstein.

    öncelik zihin nedir? buna açıklık getirelim. zihin, beyin aktivitesine bağlı fiziksel (maddi) olmayan bir varlıktır. bu yüzden zihnin nerede olduğunu sorulduğunda, "beyinde" cevabını vermek bir hatadır; ona bağlı olmasına rağmen, içinde ya da hiçbir yerinde değildir ve ayrıca, bunun bir önemi de yoktur. peki neden önemsiz olduğunu söylüyorum? çünkü beynimizle düşünürüz, bize gerekli yaşamsal koşulları sağlayan şey beyindir. örneğin, anestezi altında uyutulan beyin değil, bilinçtir. o sırada kulağınız uyumuyordur ya da parmaklarınız; bedeniniz hâla dinamiktir ve beyniniz rutin işlemlerinizi yapmaya devam ediyordur ancak zihniniz uykudadır.

    zihin ve beynimiz arasında uzlaştırılması oldukça zor olan niteliksel bir alan vardır. bu alan ikilik olarak bilinir ve burada, beyin ve zihin arasında sürekli bir sıçrama oluşur. örneğin, siz bir sandalye düşündüğünüzde beyin aktivitenizi gözlemlersek, elektriksel değişimlerini görürüz ancak beyninizde bir sandalye formu görmeyiz çünkü bu form sadece zihnimizde oluşur. mesela bazı sanatçılar, sartre'ın içkinlik yanılsaması ( her türlü problemin çözümü bilinçte-imgelemde ve insanın anlaşılma tarzında olduğudur.) dediği şeyi yakaladılar. belçikalı ünlü sürrealist sanatçı rene magritte, la trahison des* adını verdiği tablosunda pipo imgesi üzerinde durur. bu imgenin altında fransızca ceci n’est pas une pipe (bu bir pipo değildir.) altyazı bulunmaktadır. magritte, her ne kadar bu tabloda, fotoğrafik bir tarzda gerçek bir pipo görünümü resmetmiş olsa da bu imge gerçek bir pipo değildir.

    imgeler, yansıtılan ve izlenen nesnelerden başka bir şey değillerdir; gerçek nesnelere bir gönderme olsa da gösterilen ile yansıtılan şey arasında temelde örtüşme yoktur. burada yapılan şey bir temsildir. aynı şey zihnin içeriğinde de olur; bir masa düşündüğünüzde beynin içinde masanın herhangi bir formu canlanmaz, masanın canlandığı kısım bilinçtir. çünkü bilinç, algının içinden geçtiği varlıktır.
    anılarımızda sakladığımız ama aktif olmayan şeyler bilincin parçası değildir. anladığım kadarıyla, aktive olana ve biz onu algılayana kadar herhangi bir anı, zihinde mevcut bile değildir.

    şimdi asıl konumuza gelelim: zihnimizi kontrol edebilir miyiz? sigmund freud, zihin kontrolünü, insanların bazı düşünceleri istemeden bilinçlerinden atma eğilimi olarak tanımlar. zihin kontrolü, kişinin farkında olmadığı güdülere dayanan bilinçli farkındalığın dışında meydana gelir ve hem belirli bir anının, hem de baskı olayını temsil eden anının ortadan kaldırılmasıyla sonuçlanır. bu görüş, 20. yüzyılın başlarında psikolojide baskın bir yer tutsa da görüşü araştıran araştırmalar çok az destekleyici kanıt sağlamıştır. ancak daha sonraları, insanların istenmeyen düşünceler üzerinde zihinsel kontrol uygulama eğilimi, hem normal bireylerde hem de depresyon, obsesyonlar ve kompulsiyonlar gibi çok çeşitli zihinsel bozuklukları olanlarda geniş çapta belgelenmiştir. bu araştırmacılar daha sonra biliş, duygu ve davranışsal görevler üzerindeki bastırma girişiminin sonuçlarını incelemeye çalıştılar. ilk zihinsel kontrol araştırmacıları, insanların zihinsel kontrol uyguladığı süreci belirlemeye çalıştılar. daniel wegner ve meslektaşları, insanların zihinsel kontrol uyguladıklarında, bunu genellikle döngüsel bir şekilde yaptıklarını gösterdiler.

    bana göre öncelikle zihni kontrol etmenin sınırları nedir ve nasıl gerçekleşir? soruları üzerinde düşünmek gerekiyor. zihin kavramını ele almaya kalktığımızda bilgi ve idrak açısından farkındalık, hayal gücü, algılama, düşünme, zekâ, yargı, dil, hafıza gibi unsurların yanısıra içgüdü ve duyguları da değerlendirmek gerekli. bunların ötesinde kontrol etme fiilini düşündüğümüzde irade ve de özgür irade de devreye giriyor. zihinde bir hükmetme eylemi var mı? varsa nelere binaen ve nasıl gerçekleşir? ayrıca kontrol etme eyleminin sınırları zihnin hangi alanlarını kapsar? zihnimizi kontrol edebiliyor muyuz? sorusuna bütünüyle cevap vermek için zihnin içinde yer alan her bir kavramı, kendi içinde ayrı ayrı değerlendirmek ve benzerliklerini, farklılıklarını ve de birbirleri ile etkileşimlerini de incelemeye çalışmak gerekli. her ne kadar insanların çoğunun irrasyonel yanı baskın olsa da rasyonel yanlarına bile ne derece hükmedebildikleri de tartışmaya açık.

    düşünce üzerine irade sahibi olmak isteniyorsa düşüncelerin, zihnin diğer boyutlarının üzerindeki etkilerine karşı nötr kalmasını sağlamak gerekiyor. en basitinden içgüdülerden ve duygulardan etkilenen düşüncelerin kontrolü pek olası değil, ki şayet düşüncelerin duygular üzerine etkisinin farkına varmak ve süreci tersine döndürmek gibi bir durum söz konusu değilse. ayrıca düşünceyle doğrudan bağlantılı ve ona hizmet eden dil bile yapısı itibariyle düşünme biçimimizi etkiler iken kontrolün sınırları daralmakta. buraya kadar sürecin içindeki kontrol söz konusu iken düşünme eyleminde başlangıç konusunda özgür iradeyi de sorgulamalıyız. insan neyi düşüneceği konusunda ne kadar irade sahibidir? tamam, sürecin içinde dış etkilere ve zihnin bunlardan etkilenen alanlarına karşı izole bir hâl üzere düşünmek belli düzeyde mümkün iken, düşünme eylemi nasıl başlıyor? buradaki irade özgür mü yoksa tutsak mı? bir şeyleri düşünmek zorunda kalmak karşısında düşüncelerin kontrolü ne kadar basit olabilir? bunun yanı sıra özgür bir irade dahilinde düşünme eylemi başlıyor ise yahut böyle bir yanılsama hâli varsa kontrolün boyutları ve süresi neye varabilir? ayrıca düşüncelerin soyut ya da somut düzlemde var olması da kontrolü doğrudan etkileyen bir durum.

    konuyu biraz daha anlaşılır hâle getirmek için dürtüsel yaşama eğilimde ve duyguların etkilerini azaltma konusunda başarılı olamayan (duyguların kontrolü zordur lakin onların etkilerini sınırlandırmak görece daha basittir. yani insan duygusal modunu kendi iradesiyle basitçe değiştiremese de onun etkilerini sınırlandırmayı isterse ilk andan itibaren başarabilir. bu da düşüncelerin yardımı hatta soyut düşüncenin yardımı ile olur.) birinin düşüncelerine ne derece hükmedebileceğini değerlendirmeye çalışalım. diyebiliriz ki bu kişinin öz farkındalığı zayıf ve algıları dış dünyaya fazlasıyla açık olmak ile birlikte, mevcut etkilerden kolayca etkilenebilmektedir. böyle bir durumda sizce düşüncelerinin ne kadarını kontrol edebilir? ve olası bir kontrol hâlinde bunu ne kadar sürdürebilir? böyle bir kişinin düşüncelerini nötr hâlde tutması ne derece mümkündür? düşünce süreçlerinin başlangıcı bile yer yer kendi iradesinin dışında seyrederken bu süreçler sıklıkla kesintiye uğrayacaktır.

    ayrıca düşünce dünyasının en önemli kaidelerinden (olmazsa olmaz diyemesek de) dili ele aldığımızda sınırları çizmekte gayet etkili bir rol olmakta. tabii bu, hayal gücü ve imgelem alanlarında kendini genelde gösteremese de kavramlar üzerine düşünmede ziyadesiyle görülür. dilin kavramsal zenginliği insanın soyut düşünce üzerindeki kontrolünü kolaylaştırmak ile kalmayıp, ufkunu da arttırır. hatta öyle ki bu durum duyguların üzerinde düşünüp onları tanımayı ve onlardan en az düzeyde etkilenmeyi daha basit hâle getirir. bir örnek vermek gerekirse: bir kişinin davranışı yahut söyledikleri, sizde belli duygulara neden oldu diyelim, ki bu öfke, sevinç, üzüntü gibi duygulardan herhangi biri olabilir. duyguları anlatan kelimeler zihninizde ne kadar fazla ise içinde bulunduğunuz durumu o derece net ve ayrıntılı şekilde tanımlamanız mümkün ve böylece, duygulardan yola çıkarak davranışta neyin doğru-yanlış ya da güzel-çirkin olduğu hakkında net bir yargıya ulaşmamızı sağlayacaktır. böylece hem duyguyu tanırken hem de düşünceyi etkileyen başka bir zihinsel faktör olan yargı konusunda olumlu sonuca varmak imkân dahilinde olacaktır. böylece kişi, söylem yahut olay üzerinde saplantıdan kurtulmanın rahatlığını tadabilir.

    sonuç olarak zihin indirgenemez, çünkü bizim deneyimlerimiz, doğası bakımından, doğa olaylarının analiz yöntemleriyle uyumsuzdur. bu nedenle zihnimizi “sürekli” kontrol altında tutmak pek de mümkün değildir; deneysel olmayan fenomenlerle ilişkisini düşündüğümüzde ancak bize bazı konularda kontrol şansı verebilir; şehvetimize hakim olmak, irademize sahip çıkmak, öfkeye kapılmamak gibi zorlayıcı konularda bizi bir psikopattan ayırabilir. yani süreci kendi irademizle başlatmasak bile akışında kalmak belli düzeyde mümkün (doğanın fenomenlerine tutulmuş bir zihin onun bilgi ve anlamanın yolunda zekâsını onun akışına basitçe teslim edebilir. zihin indirgenemez ise de bütünleşebilir). deneyimsel olmayan bir fenomen olarak deneyimimize dayandığını bildiğimiz hâliyle zihnin varlığı, modern bilimin başlangıcından bu yana doğa araştırmalarında bir köşe taşı olan materyalist-indirgemeci gerçeklik anlayışımıza meydan okur. zihnin hatıralar (bilgi birimleri) gibi unsurlara sahip olduğunu tespit etmek mümkün olsa da, deneysellikten çok uzaktır. ancak onunla kurduğumuz ve hâlâ bilinmeyen bir ilişki aracılığıyla kayda değer ve anlaşılabilir. bence tüm bilinçli fenomenleri anlamaya ve tanımlamaya çalışmak, fizikteki kuantum olaylarını, klasik fiziğin paradigmaları, modelleri ve teknikleriyle anlamaya çalışmak gibidir.
8 entry daha