şükela:  tümü | bugün
1059 entry daha
  • büyük bir yanılgıdır. insan öyle bir yaratılıştadır ki kimyasal bağ, yoksunluk hissi ile buna hemen aldanır. aldanmak ister. çünkü insanın hayvani beyni, hafızanın ve dürtüleri kontrol eden limbik sistem önüne bunu koyar.

    çünkü en son ve yoğun kimyasal yüklemeyi o kişi yapmıştır size. ne güzel de günler geçirmişsinizdir ve aklınızda yer etmiştir. nedense kötü anılar hiç hatırlanmaz ki? oysaki o kadar kavga ettiniz ama binlerce olay içinde birkaç anı o kişiye tutunmanızı sağlar. mesela bir görüşmenizde size bir şey demiş, bir yere götürmüştür. siz o anı biyokimyasal bağlantılarla kalıcı hale getirir ve özel olduğunu sanırsnız. oysaki böyle bir şey yoktur, ona sorsan belki hatırlamayacak bile.

    böyle hissediyorsunuz çünkü beyniniz yoksunluk yaşar. "bana onu ver! onu ver!" diye kontrolsüzce çıldırır. aslında bir fantezide yaşıyorsunuz. öyle biri yok, hayal ettiğiniz kişi gerçek değil. o sadece sizin inanmak istediğiniz kişi ve o kişiye ulaşamadığınız için acı çekiyorsunuz. tekrar ediyorum, öyle biri realitede yok!

    istediğiniz o değil. istediğiniz sizi rahatlatacak kimyasalın tekrardan salgılanması! oysa bilmiyorsunuz ki o olsa bile o an onunla bile aslında o kadar güzel olmayacak. onu size verseler bile aynı hissi yaşayamadığınız gibi kısa süre sonra çok daha trajik bir son yaşayacaksınız. tavsiye vereyim: elinizde bir son var ya? o işte en iyisi. inatlaşırsanız daha kötü bir trajik sonla karşılaşacaksınız.

    uyuşturucu kullananları düşünün, onca uyarıma rağmen neden önceki dozları yetersiz geliyor?

    limbik sisteminiz size bunu yaşatıyor. bu sinyal size zorunlu cehennemi yaşatıyor, çünkü bağımlısınız. wake up neo! bunu biliyorum, damarlarıma kadar yaşadım, mantıksız olduğunu bile bile acı çektim ve yaşattığım insanlar oldu. kendime yardım edebildim ama karşı tarafa acı çekmesin diye uğraşmama rağmen edemedim. gerçi size aşık birine de bu konuda yardımcı olamamanız ironik bir durum.

    insanlar hareketlerinin bu yoksunluğu arttırdığını anlamıyor. ayrılık acısı yazımda yıllar önce bahsettiğim gibi olayın düşünme-davranış ve duygularla ilgili olduğunu kimse kavrayamıyor. kavramak istemiyor, çünkü fantezi örüntüsüne kanmak daha kolay geliyor. insan cenneti de cehennemi de kendi içinde yaşarmış. davranışlarınızı değiştirmezseniz duygularınız değişmez. bu bilişsel-davranışı terapinin de temelini oluşturur.
    (bkz: ayrılık acisi/@karanlikruya)

    hissediyorsunuz çünkü davranışlarınız aynı, mesela unutamadığınız için onu stalklıyorsunuz, bu onu daha da hatırlamanıza sebep oluyor. limbik sistemdeki hafızadan sorumlu o kısımları yakıyorsunuz, fmri girseniz ışıl ışıl olursunuz. hafıza düzenleyici bölgelerinizden hipokampüs yanıyor, amigdala duygu düzenleyen kısım bütün verileri işliyor, yoksunluk çekerken, onu istiyorum diyor ama mantık lobunuz prefrontal korteksiniz: hayır o yok! diyor ama amigdala inanmıyor ve feridün düzaağac'ın alev alev parçasında gibi yanıyorsunuz. resmen yumurcak oluyorsunuz.

    süreç ve formülü tekrar ediyorum:
    1-gerçekleri kabul edin. o bir hayal ürünü. senin kafanda oluşturduğun gerçekten uzakta farklı biri.
    2-o artık olmayacak. bunu kabullenmeniz iyileşmenizi sağlayacak.
    3-hissettiğiniz ona karşı değil, kendinize karşı. yani yoksunluk çekiyorsunuz. süreç biyokimyasal uyarımlardan ibaret.
    4-stalk yapmanız bu duyguları alevlendiriyor ve davranışlarınız bu duyguları yapmanıza sağlayacak hareketlere sebep oluyor.

    özetle: stalklamayın. ilgilenmeyin, o her aklınıza geldiğinde nöron bağlarını aksatıcı hareketler yapın. onu düşünmeye çalışmak zorunda olacağınız ortamlarda bulunmayın. oda da mı aklınıza geldi? salona geçin, yetmezse kendinizi dışarı atın, yürüyün. bir süre sonra dikkatinizin dağıldığını ve iyi hissettiğinizi fark edeceksiniz.

    zaman en iyi ilaçtır. palavra bir cümle mi? hayır! beyniniz kayıt sistemi gibi çalışır, tek fark bunu duygularla ilişkilendirir. demek ki yeni anıları bu duygularla ilişkilendirirseniz yeniden iyi hissedebilir ve üstesinden gelebilirsiniz.

    canınızı yakan anılar size yakın olanlar ve siz yenilerini yarattıkça eskilerinin üstüne yazılır. yani beyin nöronlarla yeni anılarla duyguları bağlantılı hale getirir. evde oturup, düşündüğünüz ve "yaşamadığınız sürece" kötü, mahrum, tutuklu hissetmeye devam edersiniz.

    şu da olacak: bazen bir şeyler yaşayacaksınız, iyi hissedeceksiniz fakat ardından aklınıza o gelecek, onu özlediğinizi hissedeceksiniz. bu neden oluyor? çünkü yaşadığınız haz miktarı, öncekini silecek kadar güçlü değil ama her mutlu an, bu acıyla bir yumruk çakıyor, hafifletiyor. böyle düşünün. her mutlu an sizi mutsuzlaştıran o insan için bir ceza. çünkü unutuluyor. bunu düşünün. bu arada şunu okuyun:
    (bkz: dibe vurmuş insanlara tavsiyeler/#104519894)

    tam olarak nasıl atlatacağız?
    limbik sistem ödül mantığıyla çalışır. yoksunluk çekme sebebiniz de ödül alamamanızdır, demek ki aynı ölçüde bir beyin aktivitesi geçirmeniz lazım. bu ne demek? kıstasa kıstas, yani aynı ölçüde seveceğiniz birini bulmalısınız. tekrardan aşık olmalısınız. bunun için tek ihtiyacınız olansa zaman ve doğru düşünce-davranış döngüsü.

    çivi çiviyi söker demiyorum. aynı kalitede çiviyi belli bir süre geçtikten sonra kullanın diyorum. böylece duygularınız hafifleyecek ve yeni birine hazır hale geleceksiniz.

    insan gariptir, bunları bilse bile davranış paterni kolay kolay değişmez, büyük bir özveri ve motivasyon gerekir. aynı rejim gibi düşünün. eğer yemek yeme alışkanlığınızı komple değiştirmezseniz kalıcı çözümler alamazsınız ama rejimizini değiştirirseniz, belli bir süre sonra arkadaşlarınıza anlatacağınız komik bir anınız ve aşık olduğunuz yeni insanla bir hayatınız olur.

    insan seçimleriyle var olur. bunu unutmayın.
322 entry daha

hesabın var mı? giriş yap