şükela:  tümü | bugün
1284 entry daha
  • charles bukowski alman asıllı amerikalı yazar ve şair.hayatının çoğunu abd'nin los angeles şehrinde alkol,kadın ve at yarışları üçlemiyle geçirmiştir. kuşkusuz yeraltı edebiyatının kralıdır.yazılarında yer yer güldürüp,çokça düşündürür.eserlerinde genellikle toplum dışı insanlar ile depresyonu konu alması ve alkolizme yatkın bir hayat tarzını anlatmasıyla ünlüdür.toplumdan dışlanmış,sevgisiz büyümüş,yumuşak kalpli ama bir o kadar da sert ve asi bir adamdır bukowski.öykü ve romanlarındaki bar kavgaları olmazsa olmazlarındandır.hazır olun çokça güleceksiniz.çünkü bukowski acı ve mizahı kitaplarında çok iyi harmanlayan bir yeteneğe sahip.sanırım yetenekte değil çünkü bukowski ne yaşıyorsa onu yazıyor.sıçtığı boku bile.. bu noktada evet garip bir insan.

    24 yaşındayken "aftermath of a lenghty rejection slip" isimli kısa öyküsü yayımlandı fakat bukowski yayıncılık yöntemlerinden hayal kırıklığına uğradı ve 10 yıllığına yazmayı bıraktı.kitaplarda öykülerini yazacak kağıt bile bulamadığını anlatır. daktilo yerine pilot kalemle öykülerini yazıp yayınevlerine gönderirmiş,kendisin tekrar yazmaya iten güç ise john martin’dir.john o zamanlar postanede çalışan bukowski’ye postanedeki işi bırakıp eğer sadece roman ve öykü yazarsan senin haftalık tüm masraflarını karşılayacağım demiştir.böylelikle bukowski çalışmaktan nefret ettiğini postane’den ayrılmıştır.

    bukowski’nin çocukluğu babasından bitmek bilmeyen dayaklarla geçmiştir.bukowski’nin babası bahçede kesilmemiş tek bir çimen bile görse bukowski’yi öldüresiye dövermiş.babası onu o kadar çok dövermiş ki bir yerden sonra bukowski bağırmamaya ve acı duymamaya başlamış.bukowski ekmek arası romanında şöyle anlatır”

    yürü dedi babam ve banyoya girdim. kayışı askıdan aldı. "pantolonunu ve şortunu çıkar," dedi. çıkarmadım. uzanıp kemerimi çözdü, pantolonumun düğmelerini açtı ve indirdi. şortumu da indirdi. kayışı patlattı. değişen bir şey yoktu, aynı ses, aynı acı. "anneni öldüreceksin sen!" diye bağırdı. tekrar vurdu. gözyaşı yoktu bu kez ama. gözlerim tuhaf bir şekilde kuruydu. onu öldürmeyi düşündüm. onu öldürmenin bir yolu olmalıydı. birkaç yıl sonra yumruklarımla yapabilecektim bunu ama o anda istiyordum onu öldürmeyi. bir hiçti. beni evlat edinmiş olmalıydılar. tekrar vurdu. acıyı yine duyuyordum ama korkum gitmişti. tekrar indirdi kayışı. oda bulanmıyordu artık. her şeyi çok net görebiliyordum.
    babam bendeki değişikliği hissetmiş olmalıydı, daha kuvvetli vurmaya başladı ama o vurdukça daha az hissediyordum. zavallı bir konumda olan oydu sanki. bir şey olmuştu, bir şey değişmişti. babam durdu, soluk soluğaydı. kayışı astığını duydum. kapıya yürüdü. döndüm. "hey," dedim. babam dönüp bana baktı. "kendini daha iyi hissedeceksen birkaç tane daha vur," dedim ona. "benimle sakın böyle konuşma!" dedi. ona baktım. çene altı ve boynu etlenmişti. hüzünlü çizgiler gördüm yüzünde. yorgun, pembe bir macundu yüzü. üstünde fanilası vardı, göbeği fanilasını buruşturuyordu. gözlerinde hiddet yoktu artık. yüzünü benden kaçırıyor, gözlerime bakamıyordu. bir şey olmuştu. iki havlu da biliyordu bunu, duş perdesi biliyordu, ayna biliyordu, küvet biliyordu, tuvalet biliyordu. babam dönüp banyodan çıktı. o da biliyordu. son dayağımı yemiştim ondan."

    sadece babasından gördüğü fiziksel şiddet değil ,toplumdan gördüğü dışlanma da bukowski’yi yıpratmıştır.sırtındaki elma büyüklüğündeki yaralar yüzünden her zaman alay konusu olmuştur.

    türkiye’de özellikle türk kadınlarının bukowski’yi sevmemesini çok iyi anlıyorum.onlara göre bukowski sadece kadınlarla cinsel ilişki yaşamak için varolan ,kadınlara kötü davranan ve aşağılayan biri.gerçi oturup iki sayfa kitap okumaları bile onlar için büyük bir olay ama herneyse. bukowski şöyle der:”herkes benim erkeklere kadınlardan daha kötü davrandığımı bilir” bukowski şöyle der”kızlar uzaktan iyi görünüyor,güneş elbileserinde ve saçlarında parlıyordu.ama yakınlaşıp ağızlarından akan beyinlerini dinleyince silahlanıp yerlatına gizlenmek istiyordum.

    aslında söz konusu türk kadınları olunca şaşırmamak gerekiyor,çünkü kendileri gerçeklikten tamamen uzak bir hayat yaşıyorlar .onlar övgü almak ve taktir toplamak için toplumda kadınları sabah akşam öven ama gerçekte evinde karısını döven erkeklere ilgi duyuyorlar, onların gözüktüğü gibi olduğuna inanıyorlar.üzgünüm sayın aptal okur eğer uyuşturulmak ve kandırılmak istiyorsan yeraltı edebiyatı sana göre değil .bazen yorumlara bakıyorum ve şu tarz bir yorumlarla karşılaşıyorum.”kitap tamamen gereksiz vakit kaybı,sadece kadınları nasıl düzdüğünü anlatıyor” işte bu yorumu yapan göt beyinliden ne beklersin ki ?tüm romanı okudun ve sadece bunu mu çıkardın.bukowski’ye sorarlar kadınlar romanınızda kadınları sürekli aşağıladığınızı ve onları eşya gibi gördüğünüzü söylüyorlar ,bu konuda ne düşünüyorsunuz ?”bukowski: “demekki geceleri yatağımda hüngür hüngür ağladığım yerleri atlamışlar”söylediğim gibi gerçeklikten uzak alice harikalar diyarında yaşayan insanların bu tarz yorumları yapması çok normal ama hiçbiri de bu adam kim,ne yaşamış diye araştırmaz.bukowski’ye neden bu kadar kadın arzuluyorsun ve asla doymak bilmiyorsun diye sorarlar ? “bukowski şöyle der:”geçmişte yaşadığım eksikliği kapatıyorum.” ekmek arası kitabını okuyan ve anlayan biri zaten bu cümleyi çok açık bir şekilde anlayacaktır.

    bukowski'nin belgeseli:
    https://www.youtube.com/…atch?v=kxirykstlp8&t=5992s belgesel youtube]

    ek olarak bukowski'nin de oynadığı (bkz: bar kelebeği) filmini şiddetle herkese öneriyorum.
83 entry daha