şükela:  tümü | bugün
186 entry daha
  • bağımsız, hiçbir inşaat şirketinin adamı olmayan, ruhunu satmamış, bu zamana kadar da öngördüğü her şey doğru çıkmış olan çok saygın bir jeoloji profesörüdür. kendisine olumsuz yorum yapan herkes cahilin önde gidenidir hatta kuvvetle muhtemel geri zekalıdır. yok efendim kovboy şapkası takıyormuş da, bilmem neymiş... adamı nüfusunuza mı alacaksınız? size ne? söylediği şeylere bakın.

    deprem konusunda prof. dr. şener üşümezsoy ve prof. dr. övgün ahmet ercan söylediği şeylere hep inandığım iki isim. bu adamlar çok düzgün, tertemiz adamlar. para için hizmet ettikleri bilimin kurallarını çiğnemeyen, insanları kandırmayan, onları deprem gibi ciddi bir konuda bilgilendirmek için yırtınan insanlar bunlar. bu yüzden söyledikleri her şey doğru çıkıyor zaten. bilimin öngördüğü ve onlara gösterdiği şeylerden uzaklaşmıyorlar. tam da 30 ekim 2020 ege denizi depremini yaşadığımız dönemde yılmaz özdil, şener üşümezsoy'la ilgili harika bir yazı kaleme almış: link

    site, yazıyı kopyalamaya izin vermediği için burada özet geçeceğim:

    17 ağustos 1999 gölcük depremi olduktan sonra tvlere çıkan profesörler "sıra istanbul'da, kesin istanbul'da" diyerek 8 hatta 9 şiddetinde deprem beklediklerini söylemişler. üşümezsoy ise "sıra düzce'de oraya dikkat edilmeli" demiş. adamı ciddiye almamışlar çünkü herkesten aykırı şeyler söyleyen bir tek o'ymuş. yılmaz özdil de bir şekilde ulaşmış kendisine, görüşmek istemiş. üşümezsoy da kırmamış, gitmiş yanına. yılmaz özdil kendisi için "uzun saçları, kaslı yapısı ve kovboy şapkasıyla kızılderili şefi gibiydi. profesör algımızı yerle bir etmişti." diyor. "sıra istanbul'da değil, düzce'de" demiş. yazmış anlatmış tek tek. dinleyenin gözünde canlanacak kadar iyi anlatmış. yılmaz özdil de koca manşetlerle yazmış: "düzce'ye dikkat". aradan 3 ay geçmeden düzce depremi olmuş. yüzde yüz isabetle gösterdiği yerde gerçekleşmiş deprem. bir sürü insan ölmüş, sakat almış, travma yaşamış, evlerini kaybetmiş... ama önemli olan üşümezsoy'un kovboy şapkası değil mi?

    bu esnada, gölcük ve düzce depremi arasında "sıra istanbul'da" diyen sözde uzmanlar "sarıyer sırtları sağlam" diye bas bas bağırmış. herkes sarıyer'de villa alma yarışına girmiş. bu profesörleri araştırdıklarında da görmüşler ki: heriflerin sarıyer sırtlarında ortaklaşa kurdukları villa kooparatifleri varmış! "sarıyer sağlam" laflarından sonra 50.000'e alınmayan yerlerin fiyatı 500.000'e fırlamış. kendi "prof" ünvanını para için rezil eden pislik herifler işte bunlar. kendileriyle nasıl yaşıyorlar merak ediyorum.

    sonra yine bazı uzmanlar "tsunami olacak, florya, kadıköy sular altında kalacak" dediğinde oradaki milyon dolarlık yerler 100.000 liralık fiyatlara düşmüş. her yer "satılık" ilanlarıyla doluymuş. satışını yapan kaçıyormuş. tapular ışık hızıyla el değiştirmiş. sonra sahilden kaçan insanlar için ormanlar katledilip iç bölgelere siteler yapılmış. uçuk fiyatlara satılmış ve birileri yine çok zengin olmuş. türkiye'nin mini bir tarih özeti...

    tüm bunları gördükten sonra: kimseye danışmanlık yapmayan, inşaat şirketi olmayan ve tamamen bağımsız bir şekilde bilimsel verilerle konuşan prof. dr. şener üşümezsoy'a insan daha çok güveniyor ve inanıyor. önceden söylediği her yerde nokta atışı depremler oldu: düzce, van, elazığ, akhisar ve seferihisar depremlerinin hepsini bildi.

    şimdi de "aydın-ikaria fayı kırılabilir" diyor. "izmir körfezi içinden narlıdere ve urla'ya devam eden bir kırık var, burada deprem beklenebilir." diyor. tam gün ve saati kimse veremez ama depremler önceden bilinir. bunun ipuçlarını verirler. bu adamlar da bunu okuyor. daha önce övgün ahmet ercan'ın akut yayınlarından çıkan korkma isimli kitabından deprem belirtilerinin yer aldığı sayfayı paylaşmıştım: link

    ahmet mete ışıkara'nın "deprem önceden bilinemez" diye kuyuya attığı taşı şimdi 50 akıllı çıkarmaya uğraşıyor. depremler önceden bilinir ve önlemler önceden alınabilir. bilimin ışığında ilerlemek zor değil. binaların kolonlarını daha fazla yer için kesme geri zekalılığını yapmamak bilimin ışığında ilerlemek mesela. kolonlarla birlikte yükün yüzde onunu taşıyan duvarlarını yıkmamak ve yerine camekan yapmamak bilimin ışığında ilerlemek. duvarları yıktırıp odaları birleştiren geri zekalı komşularınız varsa acilen şikayet edin, ağzına sıçın. çünkü bu o kadar ciddi bir konu ki, sonu ölüm. ölümden daha ciddi ne var ki şu dünyada? bunu da ciddiye almayıp önlemleri sıklaştırmayacaksak neden yaşıyoruz?

    izmir depreminden önce şöyle bir entry yazmıştım: (bkz: korkma/@jaheira) depreme son derece dayanıklı bir binada oturuyorum ama bu beni rahatlatmıyor. her depremde gördüğümüz ve yaşadığımız acılardan sonra ruhumdan bir parça ölüp gidiyor sanki. bunu kimsenin yaşamaması, kimseye de yaşatmaması lazım. bebeğinden yaşlısına kadar göçük altında kalan insanların neler yaşadığını düşünmek bile soluğumu kesiyor. tam 91 saat göçük altında tek başına, aç ve susuz kalan ayda için kim ağlamadı? annesinin öldüğü öğrenildikten sonra onun "anne" deyişi kimin ciğerini delmedi? güzeller güzeli annesi fidan benim aklımdan çıkmıyor. son nefesine kadar annelik yapmış. yavrusunu bulaşık makinesinin yanına yerleştirerek korumuş onu. peki ateş küçükyumuk? o güzelim çocuk ve ailesi neden bizimle değil? bu güzeller güzeli insanlar neden böyle şeyler yaşıyor? biz niye toplumca travma üstüne travma yaşıyoruz?

    bizi durmadan kıskanan (!) almanya'nın 3550 müteahhiti varken bizde neden 453.000 müteahhit var? önüne gelen arsa satın alıyor, ondan bundan torpille izinler ruhsatlar çıkarıp üç kuruş daha fazla kazanmak için en boktan binaları en ucuz fiyata dikip en yüksek fiyata satıyor. sonra o parayı nasıl kendi ya da çocukları yiyor merak ediyorum. ama bizim derdimiz hâlâ üşümezsoy'un taktığı kovboy şapkası.

    dünyadaki en iyi arama kurtarma ekipleri bizdeymiş biliyor musunuz? bu çok trajik bir bilgi. elin arama kurtarma ekipleri hep tatbikatla olayı öğrenirken, bizimkiler sahada, gerçek felaketlerle, gerçek insanları ölü ya da diri çıkartıyor o göçüklerin altından. ülkede felaket eksik olmadığı için uzmanlaştığımız konuya bak! bilimde ilerleme yok. ekonomide ilerleme yok. büyümede ilerleme yok. ama süper bir afet takımımız var. ayaklarına taş değmesin ama keşke onların boş boş oturduğu günler gelse. bu herkes için iyi olurdu.

    toplumun bu kadar paraya tapmasının nasıl bir felaket olduğu böyle afetlerle yüzünü gösteriyor. daha fazla kira, daha fazla alan için insanların hayatını hiçe saymak kadar büyük bir kötülük yok bu dünyada. tarlalara bina dikmek, yer açılsın diye kolon yıkmak nedir ya? biz tek tek bilgilenmediğimiz sürece arama kurtarma ekiplerimiz birinciliği kimseye kaptırmayacak. durup durup ölen insanlarımıza ağlayacağız. biz bireysel olarak bilgilenmedikçe böyle olaylar artık sıradanlaşıp önemini yitirecek. ölüm önemini yitirecek düşünebiliyor musunuz?

    depremden sonra oğuz demirkapı isminde ankara'dan izmir'e yeni gelmiş, senelerce yurtdışında yaşamış ve o gün evde çalışırken göçük altında kaldıktan sonra kurtarılmış biri bağlandı canlı yayına. olayın hâlâ şokunda olduğu anlaşılıyordu ama şu cümlesi bana dokundu: "sen senelerce yurtdışında yaşa, sonra gel çürük bir binanın altında kal". coğrafya kaderindir değil bu. coğrafyandaki insanlar senin kaderin. "evi tutmadan önce baksaydın" vs. diye suçlayabilirsiniz ama siz oturduğunuz evi ne kadar araştırdınız? bütçenizin yettiği evi tuttunuz değil mi? çok iyi ve yeni bir eve şu an taşınmak isteseniz buna ne kadar bütçe ayırırdınız şu an? bunları değerlendirdiğinizde şu acı olasılık sizi vuruyor: bunu okuyan herkes bir gün bir göçüğün altında kalabilir.

    göçük altında kalan insanların çoğu deprem anında ne yapacaklarını bilmedikleri ve panikledikleri için ölüyorlarmış. ben çok büyük depremler yaşamamış biri olarak şanslıydım. 7 büyüklüğündeki bir depremin hissini bilmiyorum ama insanların yaşayabileceği paniği tahmin edebiliyorum. fakat yaşadığımız paniğe rağmen, hayatta kalabilmek için bu bilgileri önceden aklımıza kazımak lazım. diyelim ki güvenli bir binada oturmuyorsunuz ama binanızdan da taşınamıyorsunuz. en azından kötünün iyisi, belki bir son çare olarak deprem anında yapılacakları bilelim:

    1. deprem esnasında doğru nefes alıp vermek birinci kural çünkü oksijen aklınızı çalıştırır. nefes alış verişlerinizi düzenleyerek sakinleşmeye çalışın. yaşadığınız şey ve sarsıntıyı hissetmek kolay bir şey değil ama bundan kurtulmak için öncelikle aklınızı etkili kullanmalısınız ve sakinliğinizi korumalısınız.

    2. deprem esnasında bina çökmese dahi, düşen objeler ya da eşyalar insanların ölümüne neden olabiliyor. bu yüzden mobilyaların duvara sabitlenmesi ve açıkta üzerinize düşecek eşyalar olmaması çok önemli. göçük altında kalmasanız bile üzerinize içi eşya dolu bir dolabın düşmesi ya da başınıza ağır bir cismin düşmesi ölmenize, belki sakat kalmanıza yol açabilir. bunlar sadece dışarıda bulunan nesnelerden bile olmayabilir. dolapların kapakları deprem esnasında açılıp konumuza göre içerisindekiler de üzerinize düşebilir. bu yüzden dolap kapaklarının kilitli olması ya da dış kilit takılı olarak bulunması hayatınızı kurtarabilecek küçük önlemler. hadi daha iyisini düşünelim: hiçbiri üzerinize düşüp sizin canınızı yakmadı ama dolaplardan tabaklarınızın, bardaklarınızın şangır şangır yere düşmesi sizin için ekstra maddi bir kayıp. 7 şiddetindeki bir deprem insani bir güç değil çünkü. zangır zangır titretir evi. koskoca binaları yıkıyor, yıkmadığı binalarda ise böyle sonuçlara yol açıyor. olay geçtikten sonra "keşke" dememek için her an büyük depremler olacakmış gibi hayatımızı doğanın kurallarına göre adapte etmemiz gerekiyor.

    3. deprem sırasında mutlaka başınızı ve ensenizi koruyun. en zayıf ve en önemli yerleriniz başınız ve boynunuz. beyaz eşyaların, yatakların kenarına cenin pozisyonunda yan yatarak ellerinizi başınızın üzerinde kenetleyerek bekleyin. yakınınızda bir kitap ya da yastık varsa başınızın üzerine koyun. savrulmamak için bir yere tutunun. asla ama asla masa altına girmeyin. masa altına giren insanlar ölür. masalar son derece dayanıksız yapılardır ve üzerine binecek beton yükü genellikle 5 ila 15 ton arasındadır. ezilerek hayatınızı kaybedebilirsiniz. sığınacak başka bir yeriniz yoksa masanın yanına cenin pozisyonunda yatın, yine yüzünüz yere bakacak biçimde başınızı koruyun. önceden deprem anında sığınabileceğiniz yerleri belirleyin ve sarsıntının farkına ilk vardığınız an oraya koşun ve sığının. kuytu yerler, yaşam üçgeni oluşturabilecek yerler sizin hayatta kalmanız için kritik alanlar. asla çömelmeyin, çömelerek göçük altında kalan insanlar hep ezilirler.

    4. binanın yıkılması halinde ortaya çok büyük bir toz bulutu çıkacak. göçük altında yaşam üçgeni içerisinde bulunsanız dahi tozdan dolayı boğularak ölme ihtimaliniz yüksek. bu yüzden üzerinizdeki giysinin içerisine başınızı sokarak onu maske gibi kullanmaya ve toz yutmamaya çalışın. gözlerinizi kapatın. burnunuzu ve ağzınızı kapatarak giysinizin ardından soluk alıp verin. toz yutmamanız hayatta kalmanız için çok önemli.

    5. çocuklarınız varsa, sığınacağınız yerlere gidin ve onların üzerine kapanarak bekleyin. asla panik yapmayın çünkü büyüklerin sakinliğini koruması küçükler için daha önemli. sakin kalın ve onları da sakinleştirin. en iyi ihtimalle binanız hiç hasar almadan kurtulsanız dahi bu onlar için neredeyse travmatik bir olay. bunu onlar için daha da zor hale getirmeyin.

    6. sarsıntı bitene kadar asla bulunduğunuz yerden ayrılmayın. düz ayak birinci katta bir yerdeyseniz hemen çıkın ancak 2. kat ve daha yukarıda olan insanların yapacağı en kötü şey binayı terk etmeye çalışmaktır. çünkü bina yıkılacak olursa eğer dışarı çıkacak vaktiniz asla olmayacak. ayrıca apartmandaki çoğu kişi buna yöneleceği için bir izdiham oluşması ve kapı önüne üst üste insanların birbirini ezmesi çok olası. gölcük depreminde bina girişlerinde ölü bulunan birçok insan oldu bu yüzden. olduğunuz yerden asla ayrılmayın. depremlerin süresi büyüklükleriyle doğru orantılıdır. bu yüzden gölcük depremi 45 saniye sürmüştür. 25 saniye süren ege denizi depreminin de bilimsel ölçütlerde 6,8-7,1 arasında olmasının nedeni budur. 6,6 olan bir deprem 25 saniye süremez, bilimsel olarak mümkün değil. bildiğiniz üzere depremlerin büyüklükleri öyle onda birlik farkla artmıyor. 6,6'lık bir deprem 6,5'lik bir depremin iki katı büyüklüğünde. yüzeye olan yakınlığı da yıkım gücünü belirliyor. tam da bu yüzden binadan çıkacak vaktiniz olmayacak işte. geçmişteki depremlerde yıkılan binalar depremin ilk saniyelerinde göçecek kadar dayanıksız yapılardı. göçecek bina, deprem vurduktan 5-10 saniye sonra çökme reaksiyonunu başlatır. o sürede siz binayı asla terk edemezsiniz. ölümünüze koşmayın, evden ayrılmayın.

    7. balkona çıkmayın, merdivenlere koşmayın, asansöre binmeyin. balkonlar binaların en dayanıksız yerlerindendir ve hemen göçerler ya da ağır hasar alırlar. merdivenler binalarda en zayıf ve ilk yıkılan yerlerdir çünkü binadan ayrı bir biçimde sallanırlar. merdivenler bina yıkıldığında daha çok boşluk oluşturur ancak siz inmeye çalışırken basamaklar çökebilir, üzerinize düşebilir. bina yıkılmasa bile bir sürü insanın birden merdivenlere dolması sonucu merdivenler çökebilir ya da izdiham yaşanabilir. çıkış kapısı önünde ezilebilirsiniz. kısacası: merdivene koşanlar çok yüksek ihtimalle ölür. kurtulmanız imkansıza yakındır. asansörleri ise asla tercih etmeyin. binanın iskeleti sallanırken asansörün içinde sıkışıp kalabilirsiniz ve oksijen o alanda hızla tükenir. asansörün sıkışması halinde isteseniz bile o alandan çıkamazsınız.

    8. kapı aralıkları en tehlikeli alanlardan biridir. kapı aralığı öne ya da arkaya doğru düşerse, çöken tavan üzerinize 1,5 ila 18 ton arasında ağırlığı üzerinize yıkar. hiçbir şekilde sağ kalamazsınız, kapı aralıklarından uzak durun. binanın dış duvarlarına yakın yerlerde yaşam üçgeni içerisinde bulunmanız ise daha iyidir. iç alanlardan ziyade dış alanlara yakın bulunursanız eğer; hayatta kalmanız halinde bulunma olasılığınız artar ve enkaz altından daha kolay çıkarılırsınız. salon gibi büyük alanlarda ortada değil, duvara yakın durmalısınız. asla ama asla balkon ya da pencerelerden atlamayın. bunu yapmanız halinde sakat kalma ya da ölme ihtimaliniz sağ kalma ihtimalinizden daha yüksek.

    9. binanın içerisinde bulunan bir garajdaysanız eğer, araçtan hemen çıkıp aracın yanına yan yatın. araç içinde kalırsanız, binanın çökmesi halinde ezilerek ölürsünüz. yukarıda anlatılan şekilde büzülerek yatın, başınızı koruyun, ağzınızı ve burnunuzu kapatın. dışarıda ve araç içerisindeyseniz eğer aracı uygun bir yerde durdurun ve araç içerisinde kalın. aracınızı evlerin, direklerin ya da ağaçların yanına çekmeyin. köprü ya da viyadüklerde durmayın, oradan uzaklaştıktan sonra aracı durdurun. yer altı geçitleri güvenlidir, orada kalabilirsiniz.

    10. denizde iseniz muhtemelen depremi fark etmeyecekseniz ama deprem su altında oluşmuşsa eğer tsunami oluşturacağı için gerçekleştiğinde denizi ısıtması ve kıyıdan suların çekilmesi gibi göstergeler verecektir. en kısa sürede karaya çıkmaya, karaya çıktıktan sonra da kıyıdan uzaklaşmaya çalışın. tsunami dalgaları geldiğinde boğularak ölebilirsiniz, en kısa sürede kıyıdan uzaklaşın. havuzda iseniz çalkalanmalardan depremi hemen fark edebilirsiniz ama yine en kısa sürede havuzdan çıkın. ormanda iseniz ağaçlardan uzaklaşın. metroda iseniz kaçmanıza gerek yok, en güvenli yerler orasıdır.

    11. çalıştığınız yerde tehlikeli sayılabilecek makineler (döküm makineleri, yüksek sıcaklık veya basınçta çalışan makineler) varsa eğer acilen oradan uzaklaşın.

    12. depremden kurtulduysanız; deniz, göl ve ırmaklardan uzağa, yüksek tepelere ve açık alanlara gidin. heyelan alanındaysanız acilen bölgeden uzaklaşın.
4 entry daha