aynı isimde "kırmızı oda" başlığı da var
şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
1368 entry daha
  • aile ile beraber izlemeye devam ettiğim (maruz kalmadım, mecbur kalmadım, misafirlikte de değildim, bile isteye merak ettim oturdum izledim) pek psikolojik dizi.

    bu hafta da beni melek olayı üzdü yani onun için iyisini düşünmüştüm, durumu tahmin edemedim. öyle olmamış en korkulan şeyler olmuş. (aksine en baştan beri alya nın annesinin sonunu bu konuda hiç bir ipucu yokken abartı final sahnesi dışında tahmin etmiştim)

    yalnız iç karartmaya başladı artık öldürülen, şiddet gören, suistimal edilen genç kadınlar konusu. dizi başlarken de buna ağırlık vereceklerini belirtiyorlar ama fazlası zarar, bazen iyi şeyler de olmalıydı diye düşünüyorum. (en azından dizi uyarlaması için)

    hikayelerin kurgu mu gerçek mi olduğu konusunda tartışmaya da gerek yok, ilahi bir mucizenin söz konusu psikiyatriste denk geldiğini düşünmüyorsak koca istanbulda kenar mahalle tiplerinin aynı psikiyatristte buluşmalarının manasızlığı zaten ortada üstelik çoğu psikiyatriste başvuracak tipler bile değiller. (sanırım kitapta yangında birbirini kaybeden ana kız konusunu da psikiyatrist hanım çözümlüyormuş, ben takip ediyordum anamı olayı yokmuş. yani işin psikolojik boyutu gerçek olsa da olayların kurgu olduğu kesin)

    yalnız benim anlayamadığım olay sözlükçülerin bu konudaki bilir kişiliği yine. yani nihayetinde bu bir dizi ve uyarlama. bu sefer de yine başlamışlar "böyle psikiyatrist, böyle terapi, böyle gerçek olay(böyle uzaylı?) olmaz, olursa bile olmaz olsun" diye. nasıl olur, sen yazsaydın, ne ara uzman psikiyatrist de oldunuz, yazar nerden baksan 45 yıldır bu işi yapıyorken ?

    (bkz: doktora işini öğreten işsiz yazar)

    kadın bir şey demiyor aslında kızın yüzüne de. hikaye ve üslup gereği iç ses olarak içinden ona kızgınım diyor, duygularını saklamıyor, reddetmiyor.

    bizim ahmak sözlükçülerin yorumlarını okurken gülmeden edemiyorum. diyor ki, psikiyatrist o ne yaparsa apsın hastasını yargılama hakkı yok.
    yok yaa niye o robot mu,hastanın hizmetkarı mı sandın onu sen?
    sen hep böylesin değil mi kuzucuk, her zaman olduğun kişi başka, hissettiğin duygu başka, insanlara yansıttığın sen başka. hep millet ne der, ne düşünür, nasıl görünmeliyim, nasıl etkileyici ve duyarlı görünmeliyim kafasındasın değil mi? (bunun hakkında konuşmak ister misin?) sana o yüzden psikiyatristler nevroz diyorlar zaten. seninle ve kendi kendini bile inandırdığın seri yalanların ve yansıtmaların ile uğraşmak paranoid şizofrenlere göre çok daha zor ve sıkıcı, bunu biliyor musun, hiç farkında mısın, hiç gerçeklere direnmekten vazgeçtiğin ir anın bile olmuyor bunun da farkında ayırdında mısın hiç peki?(hayır değilsin)
    pekala bir psikiyatrist de her nsan kadar karşısındaki bir bireyi kendi iç dünyasında tartabilir ve hatta yargılayabilir ama amaç hastayı konuşturmak ve onun kendisi ile yüzleşmesini sağlamak olduğu için karşısındaki katil de olsa onun yüzüne karşı "bu yaptığın çok adice, bunu yapmamalıydın" falan demeden kendisinin bir şeyleri idrak etmesi, kendine veya çevresine zarar verme eğilimlerinin nedenlerini kavrayabilmesi için serbest çağrışımı devreye sokar. (freud ekolü. aslında daha eski bir geleneksel uygulamadır ve kökenleri batıda hıristiyan dini anlayışa kadar uzanır. zira gerçekten de insan için yaptığı eylemlerin sorumluluğundan kaçmak, onları unutmaya çalışmak ruhsal dengesini alt üst eder)

    dolayısıyla bir psikiyatrist veya psikoloğun insanları yargılamaması kanunu yoktur, hele de dizide veya kitapta iç ses olarak yansıtılmış durumlar psikiyatristi mesleki açıdan eleştirebileceğiniz veya onun profesyonelce davranmadığı manasına gelmiyor. (artık kendinizi ne sanıyorsanız bilmiyorum. eşini aldatan bir kadına nasıl olsa sözlük yazarıyım diye direkt orospu etiketi yapıştırma özgürlüğü olan kişiler burada "psikiyatristin taraf tutma hakkı yok, onu yargılayamaz, şahsen de yargılayamaz" diye tutturmuşlar. harika gerçekten) hikayeye göre kızın annesi onun arkasından yana yakıla ölmüş zaten, ona yaptıkları için pişman da aynı zamanda ve genç kızın yaptığı şey sadece bir cahillik. psikiyatrist kızın annesini "çok yakından" tanıdığı ve bir insan olarak annesi için çok üzüldüğünden dolayı kızına karşı onun yaptığına karşı öfkeli hepsi bu. (ilerde zaten bu fikri değişecek muhtemelen. melek, aynı annesi gibi "hayat bana neler etti doktor hanım daha bir şey duymadınız" dediğine göre. muhtemelen o avare aklı ile güzel de bir kız olduğu için defalarca kandırıldı ve kullanıldı)

    yeni nesildeki bu "bana kimse bir şey diyemez" psikolojisinin terapisini nerede nasıl sağlayacağız bu daha önemli bence. "o yapamaz, bu diyemez, o benim hakkımda böyle konuşamaz, bu kişi ünvanı mesleği ve uzmanlık alanı ne olursa olsun beni yargılayamaz, herkes haddini bilecek!"... oldu paşam, oldu prensesim başka? (ondan sonra yanlışlıkla melek kız olursan da psikiyatriste ağlamaya mı geleceksin? asıl gerek olan bu hiç değil çocuuum sen hala avanak aklınla cahile acıyarak öfkelenen psikiyatristi yargılıyorsun anca.)
    böyle bir şey, böyle bir dünya yok arkadaşlar, hakim de olsan insansın olgu karşında iken bir tarafı tutabilirsin, duruma yönelik iç reaksiyon gösterebilirsin burada önemli olan robotik bir hisiyatsızlığa ve fikirsizliğe saplanıp kalmak kendini geçek olmayan ir duygusal hale zor yoluyla sokmaya çabalamak değil. (nevrotizm) saçmasapan çakma terapistlik taslayarak tereciye tere satmayın yani, bütün ruh hastalıklarının ortak kökeni, bilerek veya bilmeyerek otomatik bastırdığınız duyguların varlığıdır, bu kadar kasmayın. bunlar bastırıldığı, reddedildiği, yok sayılıp utanıldığı, etik veya ahlaki gerekçelerle "böyle biri olmamalıyım, böyle düşünmemeliyim" diyerek suçluluk duygusuna dönüştükleri ölçekte bunların ağırlığı ve miktarına bağlı olarak nevrozlar veya ağır psikozlarla karşılaşıyor psikiyatristler. bunun ekstra bambaşka, ağırlıklı etkinliğe sebep olan genetik mekanizmaları falan da yok. (milyonda bir var. onda da genetik olarak doğuştan arızalı bireyin ille de manyak olacağı, çevresine veya kendisine zarar vereceği şartı yok zaten çoğu aksine zararsız olur)

    melek kızın "büyüyünce" eskort olması üzdü, gerçekten tam da annesinin kabusu buydu zaten. ancak bu konu daha hafif ama daha derin ve edebi biçimi ile işlendi zaten defalarca, sinema ve dizi uyarlaması olan yaprak dökümü nü anımsarsanız.

    yani bir aile veya ebeveynler kendilerine uyumlu, sözlerinden çıkmayan oğlanlar ve kızlar istediği oranda bunlardan en az biri tam zıttı çıkar ve ailenin de muhtemelen kendisinin de hayatını bir kabusa çevirir.

    ne yapmak lazım salalım çocukları ne yaparlarsa yapsınlar mı? hayır. kontrolü hiç bırakmayalım mı? hayır. özellikle korkuları sebebiyle radikal ölçekte geleneklere sığınan ve atasal töreyi dini yaşam biçimi bellemiş kişilerin çocukları onlar ne kadar kısıtlarsa kısıtlasın potansiyel açıdan psikolojik anlamda bir tehdittir, bu noktada toplmun ideaize etmeye ve inanmaya eğilimli olduğu durum, dizide anneyi ipten alan ve annesinin bir devamı gibi görünen uyumlu evlattır.

    ancak dizide meleğin de belirttiği gibi kendisinin öyle biri olma şansı veya ihtimali yoktur. diğerine göre daha hiper aktif ve fevri görünen bu tip bir birey çok baskı altında kalır ve kilit altında tutulursa (mecaz anlamda dahi) dizide bir diğer hikayede gördüğümüz alya nın annesine dönüşecektir. ki bu oldukça ciddi bir vaka demek zaten. (alya nın annesinin neden o hale geldiğini bir canavara ve cadıya dönüştüğünü düşünmüştünüz? lanet mi, genetik mi? cinler mi girmiş? hiç biri değil. işte o, kendisi için biçilen rollerin dışına çıkamamış ve benzer bir töresel çevrede yaşamaya mahkum edilmiş meleğin yetişkin ve anne olmuş halinden başka bir şey değil, paranoid şizofrenlerin de çoğu bu tip yerlerde doğar zaten)

    kısaca anlatmak gerekirse hangi sosyo kültürel çevrede büyüdüklerinden bağımsız olarak insan zihni ve onun çıkar mekanizmalarınca kurgulanmış suni koşullarından bağımsız bir vahşi doğada "anaç" olarak göreceğimiz, muhtemelen hemcinslerine göre cazibe avantajı da barındıran dişiler doğada üretken ve bol yavru bırakan anaçlara dönüşürlerken, yukarıda bahsettiğimiz suni (ataerkil kültür) koşullar tarafından meta olacakları ve aşağılanacakları bir pozisyona doğru hızla itelenirler. (hatta ataerkil dönüşümün en başında da fahişelik aşağılık bir meslek ve statü değil, sadece muhtemelen topluluğun en güzellerinden seçilmiş kadınlarca icra edilebilen kutsal bir dini görevdi. tabi erkekler savaş koşullarında bu kadar da şımartılınca işler iyice karıştı, ataerkil dönüşüm ve kadın bedeninin metalaşması kaçınılmaz bir şey oldu)

    erkek egemenliğindeki savaş koşulları, kökeni dinsel olanın yerine "ücretli" fahişeliği yaratarak cinsel ilişkiyi satın alınabilir hale getirirken bir taraftan da evlilik dışı cinselliği hem küçük düşürücü hem de bir hizmet haline getirdiğinden beridir, gerek toplumsal normlar, gerek ahlaki kriterler ve evliliğe yönelik sadakat tabusu (ve bu sadakat zorunluluğunun salt kadına yüklenmesi, çünkü onun artık bazı köleci toplumlarda doğacak çocukların hariç tutulması ile beraber "efendiye ait" bir eşya statüsüne düşmüş olması) kadının bedenine fiyat biçmeye başlamış ve onu bir "sermaye kaynağı" olarak kullanıma sokmuştur. (zaten argoda fahişeye sermaye derler)

    şimdi bütün bunlar nedir? bireyin içine doğduğu toplumun genel değer yargılarıdır ve kuzu olup kurtlara yem olmaktan kasıt her zaman kadın için "kötü yola düşmek" deyimi ile dile gelir ve bunun söylendiği her yere kast edilen aslında budur. ne yazık ki. (bu bir suistimal, ben şahsen işin içinde fahişelik ve arz talep ilişkisi varsa bunun abartılmış biçimlerine yönelik aşırı toplumsal reaksiyonları hala anlayamıyorum. küçük yaşta kızların veya oğlanların suistimaline aslan kesilen bir kitle var misal bu çok güzel ama acaba fakirlikten veya yoksulluktan ötürü fahişeliği seçen kadınların hepsinin bilerek özgür iradeleri ile mi bu yola düştüğünü düşünüp sonra acıyorlar mı kötü kader diyerek? çocuğunki de kötü kader o zaman onu da acıyarak allaha havale etsene vicdanın el vermiyor değil mi? demek ki böyle bir arz talep alanının olmasında, insanların bu yollardan sömürülecek kadar çaresiz hallere düşmesi noktasında düşünülmesi gereken büyük bir problem var? veyahut öbürünü, yetişkin bir fahişeye yönelik olarak hem bıyıkaltından gülerek onun hakkında espiriler yapıp hem de kamuoyu önünde ahlaken yargılamadan önce bir düşündün mü ekonomik koşullarını? acaba toplumun "namuslu ve iffetli" çoğunluğu başkalarının sırtına binmesine hiç engel olabilmiş mi, gerçekten daha namuslu mu çalışıyor hepsi?işin içine seks girince neden işler ve algılar bu kadar değişiyor, neden bir kadın veya çocuk katili/tecavüzcüsü ile fahişe düşmüşlük açısından eşdeğer kabul ediliyor mesela? )

    yasalar yoluyla bunlara karşı önlem de alınamaz, insanları para yoluyla yani "fuhuş" yaptıkları için kovuşturursanız bu defa da "seks köleleri", modern cariyeler yaratırsınız. örneğin bugünün dünyasında az gelişmiş ülkelerde fahişelik bir düşmüşlük, kötü adamların eline düşen masum ve kandırılmış genç kızların mafya vari esareti olarak görülürken daha gelişmiş ve gerçekçi örneklerin çoğunda bu artık bir mesleki veya iktisadi seçim haline gelmiş durumda. (melek kız bu yola büyük annesi veya teyzesi gibi bu yola düşürüldü mü, yoksa kendisi mi o yola girdi sorunsalı. ilginç olan toplumun ikisini de bir tutması zaten. hatta kırsalda tecavüze uğrayan mağdur bekaretini yitirdiği için bu yola sürükleniyordu önceleri ya da tecavüzcüsü ile vlenmek zorunda, bu da bir "kutsal geleneksel" ataerkil değer yargısı. oğlunu fahişelere gönderip, hatta bizzat götürüp erkek olmayı öğreten ebeveynlerin, bakire kız beğenme geleneğinin doğrudan bir sonucu hepsi. kendi kızları kurbam olunca da acımıyor infaz edrek güya şereflerini kurtaran şerefsizlerin geleneği dersek de değer yargılarına küfreen profesyonelikten uzak biri etiketine maruz kalabiliriz )

    bu noktada yine bir başka toplumsal paradoks daha mevcut. her genç kızın "evine geri dönme" şansı yoktur. az gelişmiş törenin daha baskın olduğu toplumlarda aile ilişkileri ekonomiden önemlidir ancak ailenin töreye dayanan kuralları da daha katıdır (bekaret tabusu, evlilik dışı ilişki tabusu gibi)
    buna karşılık sanayileşmiş toplumlarda ise bu tip tabular bazı yerlerde neredeyse hiç olmamakla beraber bu sefer de ebeveyn yükümlülükleri azalır, yani ingilterede 20-25 yaşında bir kızın ekonomik kazanç sahibi olmaksızın, evde oturup "hayırlı bir koca" beklemesi söz konusu değil. ebeveynleri tarafından işi sorulmaksızın ayrı eve çıkması yönünde koşullandırılırlar. çoğu aile kızının ne iş yaptığını bilmez bile "büyük aile" gelenekleri artık yoktur.

    röportaj veren porno yıldızı klişe beyanı örneği: "katolik bir ailede sıkı kontrol altında büyüdüm,lise biterken bir kasabada tezgahtardım, çok çalışıyor yoruluyor ve mutsuzdum. güzeldim, bir fotomodel olmak, iyi yaşamak istiyordum, 23 yaşına geldiğimde bunların hepsine kavuştum. ancak filmlerimin de olacağını aslında hiç düşünmemiştim ve emekli bir asker olan babam benimle artık hiç konuşmuyor, elbette onu anlayabiliyorum."

    buradaki püf nokta aslında toplumsal normlara ve değerlere bağlı gelişen ve bireyin oluşumunda ağırlığı olan ailenin etkisine bağlı yine.

    dizideki melek açısından bakıldığında kendisi bir anadolu insanından da doğmuş olsa, amerikanın bir kasabasında yetişmiş de olsa muhtemelen her iki durumda da ailenin töreyi simgeleyen en kaygılı temsili (burada dizi karakteri melek açısından geleneğe bağlanarak kendini "kötülüklerden" koruyan anne, verdiğim örnekteki abd li porno yıldızı açısından milli kahraman baba figürü) açısından yaşanan durumun bir savunması olanaksızdır.

    melek dizide diyor ki, bir gün annemden af dileyecektim? ne zaman? artık bu işi veya herhangi başka işe ihtiyaç duymayacağı kadar para biriktirdiği zaman elbette (belki abd kasabasında büyüyen porno yıldızı da sektörden emekli olduğunda babası ile barışır) nitekim daha önce buna yeltenmek düşmüş biri olarak aşağılanmak ve anne babanın da başına bela olmak anlamına geliyor. (belki de asla kabul edilmemek ve geri dönülemeyecek biçimde kapı dışarı edilmek)

    sonuç: psikiyatristlerin değerlendirmelerine konu olan bireyler açısından çelişkilerinin arka planında var olan toplumsal değer yargıları en az bireysel psikoloji ölçğinde nemlidir. bireyin bu değer yargılarına yönelik geliştirdiği savunma mekanizmaları veya adaptasyonlar onun kişiliğinin dönüm noktalarını oluşturacaktır, ancak bir birey doğuştan veya aile içi eğitim yoluyla bunların tamamını kendiliğinden ve yüzde yüz kontrol edebileceği biçimde yetiştirilemez. meleğin artık bir gençlik cehaleti ve cahil cesareti olarak düşündüğü özgürlük sorunundan kaçınmak adına bireylerin katı törelerle biçimlendirilmesi veya bunu bir "şeytandan korunma yolu" olarak düşünmesi ilahi tasarım var veya yok fark etmeksizin, toplumsal normlarn dogmatik tutumu sebebiyle bireyin içine düşeceği hayati problemlerin büyümesine yol açacaktır.
    nitekim melek eğer annesinin sözünü dinleyerek onun istediği doğrultuda yaşamak için kendini zorlamış olsaydı büyüdüğünde belki bir fahişe ile değil ama daha kötüsü ile alya nın annesi ile karşılaşacağız. (zira onlar için artık hiç bir kurtuluş ümidi yoktur, bu tamamlanmış bir zihinsel imha ve intihardır)
    bu sebeplerle ne meleğin büyük annesi, ne de teyzesi içine düştükleri durumdan kaçamamış, büyük anne açısından yerel bir zorbalık olarak görülen şey, toplumsal normlar ve değerler açısından meleği hayalini kuramadğı bambaşka yollara ssürüklemiş, alya nın annsini ise en sonunda tamamıyla çıldırtmıştır. aksine her koşulda daha kontrollü olmaları ile övünen anne karakteri veya düşmüş olana acıyarak bakan küçük insanlar ise nevrotik bir tplumun ve genel acımasızlığın, kitlesel imhaların ve yoksullukların gözü kör kulağı sağır ortakları ve sürdürücüsüdürler.

    bu bölümü izlediğimde karakterler üzerinden(alyanın annesi, melek, onun annesi vs) aklımda oluşan düşünceler, çıkardığım bireysel ya da toplumsal sonuçlar bu yönde. diğer olaylar, (garip, liseli kız) daha ziyade süreyi uzatmak ve bazı güncel toplumsal hassasiyetlere(kadına şiddete karşıyız, ailene sahip çık, ergenler için notlardan dha önemli şeyler var, internet güvenliği önemli, aileleri dikkatli olmaları yönünde uyarıyoruz vs) değinmek adına sanırım.
1821 entry daha