şükela:  tümü | bugün sorunsallar (4)
4238 entry daha
  • film çıkalı 6 sene olsa da önce bu uzun yazıyı okumanızı, sonra da vaktiniz varsa filmi baştan sona tekrar izlemenizi tavsiye ediyorum. gerçi bu yazıyı okumanız için de epey bir vaktiniz olmalı. bu yazı filmin bir özeti değil ama aşama aşama bilimsel olayların anlatıldığı bir yazı. dolayısıyla neredeyse bir özeti gibi oluyor. yazının içinde yer alan birçok bağlantıyla gözünüzden kaçan konuları açıklığa kavuşturabilirsem ne mutlu. merak etmeyin bilimsel açıdan hepinizi tatmin edeceğim. aklınızdaki über sorular cevap bulacak. hatta hiç aklınıza gelmeyen fantezi ürünü zannettiğini kısımlar aydınlanacak. filme daha çok hayran olacak, neden bilimkurguların en iyisi olduğunu fark edeceksiniz.

    öncelikle bu film bir bilimkurgudur. fantezi filmi değil. fantezi derken seks fantezisini kast etmiyorum, harry potter'i kast ediyorum. yani orada fiziğin açıklayamadığı fantezi gösterimler olabilir. interstellar'da bilimsellik başka hiçbir filmde olmadığı kadar iyi kullanılmıştır. sadece birkaç noktada bilimsellikten uzaklaşıldığını söyleyebilirim. tabi burada bilimle alakalı konuları ele alacağımız için bilimle alakası olmayan bir şeyi açıklamayacağız. yani "sevgi boyutlar arasıymış öyle diyor filmde onu açıkla" demeyin yani. bilimden uzaklaşıldığı derken de kast ettiğim aslında o an öyle olmaması gerekiyordu ancak görsellik ve filmin bütünü için christopher nolan o şekilde seçmiş diyelim. onları da yazıda ünlem işaretiyle göstereceğim isteyen doğrudan aratabilsin diye.

    bilimsellikten bahsettiğim öncelikle fiziğin kabul ettiği genel geçer kurallar (newton yasaları, einstein göreceliliği gibi), ardından deneysel yollarla henüz kanıtlanamamış ama muhtemelen doğru olan bilimsel gerçekler (kardeliğin olay ufkundan sonraki tekillik gibi), son olarak da çok önemli bilim insanlarının olabileceğine yüksek ihtimal verdiği, kimi hesaplamaların doğru düşündüklerini gösterdiği ama bilim camiasında çok yeni olan bilimsel bilgilerden (sicim kuramı vb.) bahsediyorum. unutmayın einstein'in bazı düşünceleri ifade edildiğinden 100 sene sonra kanıtlanabildi.

    şunu mutlaka belirtmem gerek: bu filmi gerçekten etkileyici kılan alanında dünyada öncü nobel ödülü gibi çok prestijli ödüller almış bilim insanlarıyla birlikte çalışılmış olması. biyologundan astrofizikçisine gerçekten etkileyici bir fikir alışverişi yapılmış. zaten senaryonun oluşum süreci 2000'lerin başına kadar gidiyor. kip thorne taslakları kafasında oluşturuyor, ufak eskizlerle filmin bilimsel temellerini atıyor, önce steven spielberg ile anlaşılsa da olmuyor, ardından christopher nolan'ın kardeşi jonathan nolan (prestige, dark knight, dark knight rises senaristi) senaryoya başlıyor ardından christopher nolan devralıyor.

    aslında olayı anlatmak için çok daha uzun anlatılar olabilir ama burada karadelik nedir, görecelilik nasıl işler, ışık hızı nedir gibi konuları geçiyorum. zaten bu başlık altında bile sayfalarca anlatılmışlardır. biz daha çok filmdeki sahnelere, ifadelere ya da o an fark ettiğimiz durumlara geleceğiz. bu sebeple sahne sırasıyla gitmek en keyif vericisi olacak. hadi bakalım başlıyoruz:

    --- spoiler ---

    dünyada yaşanan felaketler

    dünya’da geçen kısımlar için nobel ödüllü biyolog david baltimore önderliğinde çeşitli bilim insanlarıyla toplantılar yapılmış. burada şöyle bir ortam olduğunu düşünün, alanınızda en iyilerden birisisininiz, dünya’daki insan nüfusunun bir sebepten ötürü 7 kat küçüleceği, birkaç nesil sonra da yok olacağı, bunun nasıl mümkün olabileceği soruluyor. tabi burada spekülatif fikirler ortaya atılmış. bilimsel bakış açısıyla olabilecekler sıralanmış. biraz da diğer değişkenler sabitken, ceteris paribus, şöyle olursa böyle olur yöntemi izlenmiş. en sonunda varılan sonuç ise bitkilere bulaşacak bir küfün olabileceği. yalnız bu küf de bitkileri o kadar kolay yok etmiyor. insanları son derece tehdit eden bir virüs, hayvanlara hiçbir şey yapmayabiliyor ya da tam tersi. küf de genelde belirli bitkileri tehdit eder. konunun spekülatif kısmı da zaten genel olarak besin bitkilerini istila eden bir küfün olabileceği. mümkün olabilir ama çok zorlama. bu küf yüzünden besin maddeleri hızla azalır, sonuçta hem tarımsal üründen mahrum kalırız hem de tarımsal ürünleri tüketen sığır vb. canlılardan.

    ayrıca profesör brand azot seviyesinin aşırı yükseldiğini küfün bunları kullanabildiğini ama insanların oksijene ihtiyacı olduğunu söylüyor. böyle bir şeyin olabilmesi için uç öngörüler yapılmış. bunlar gerçekten uç çünkü şu an bilinen dünya için böyle şeyler söz konusu değil. çünkü jeofizikçilerin okyanus tabanında tahmin ettiğinden çok daha fazla (1000 kat) organik madde olmalı ve bunlar bir şekilde serbest kalıp havaya karışması gerekir. kısacası dünyada yaşananlar uzayda yaşananlardan olasılık olarak daha zor görünüyor. bu sebeplerden dolayı da insanlığı yaşanabilir başka yerlere taşımak gerekliliği doğuyor.

    dünyamızla ilgili son konu da kütleçekim sapmaları. 1890'lı yıllarda newton'un kütleçekim için kullandığı formül değerlerinin hatalı olabileceği merkür'ün kütleçekim sapmaları gözlemlenerek fark edildi. ancak anlaşılamadı. einstein ise bunu görelilik ile kanıtlayarak newton'un hatalı olduğunu ispatladı. 1933 yılında fritz zwicky ilginç bir aykırılık keşfetti. kütleçekimi galaksileri bir arada tutacak kadar bir kara madde içermeliydi. ardından 1998 yılında bir başka keşifte de yine bir aykırılık ortaya çıktı bu ise evrenin genişleme hızının düşünülenin aksine hızlanıyor olmasıydı. büyük patlama'nın ardından her şey birbirini kütleçekimsel olarak çekmesi gerekirken sanki bir şey onları itiyordu. sonuç olarak bulunan ya einstein göreliliğinde bir sorun olduğu ya da karanlık maddeye ilave başka bir şeyin karanlık enerjinin var olduğu. son karar verilmese de buna göre evrenin %68'i kara enerji %27'si kara madde ve kalan %5'i de yıldız vb maddeden oluşmakta. şimdi gelelim filmimize, mısır tarlasındaki gps ile çalışan makinaların kontrolden çıkması, hindistan'dan gelen drone, murph'ün yatak odasında yere çizgi şeklinde dökülmüş tozlar, cooper'in attığı bozuk paranın çizgi üstüne gelmesi gibi ilginç durumlar söz konusu. romilly de bunları açıklarken, 50 yıl kadar önce kütleçekim sapmaları olduğunu keşfettik, diyor. zaten filmin en başında cooper ranger'i indirirken bir şeyin uçuşunu bozduğundan bahsetmesi de bu kütleçekim sapmasıydı.

    solucan deliği konusuna girmeden önce kütleçekim sapmaları ile solucan deliğini bağlayalım. profesör brand bu kütleçekim sapmalarının nedenini araştırıyordu. filmi ilk izlerken "bu adam neyi araştırıyor böyle" demiş olabilirsiniz. bu kısmı olabildiğince özetlemeye çalışacağım çünkü filmde o en başta söylediğim fiziğin uç fikirlerinin yer aldığı kısımlardan birisi. sıkılmayacaksınız.

    evrenimiz malumunuz 4 boyuttan oluşuyor. 3 yüzey ve 1 zaman. aslında karadelikler, kütleçekimi gibi konularda gördüğünüz şekillerin çoğu konular anlaşılsın diye basite indirgeyerek çizilmiş şeyler. yani karadeliğin bir kuyruğu yok, ya da kütleçekimi çarşafı gerince üzerine bir küre attığınızdaki oluşan eğim yüzeyine benzemiyor. çünkü evren üç boyutlu. yani burada her yönden gerçekleşen bir bükülme söz konusu oluyor. buna da fizikte yığın adı verilir. filmi izlerken karadeliğin ya da solucan deliğinin bir küreye benzediğini görünce şaşırmamızın sebebi bu. bizim düşündüğümüz solucan deliği kağıdı katlayıp kalemle deldiğimizde oluşan bir delik gibiydi değil mi? ama öyle değil işte. bunu bir yığın gibi düşünmeliyiz. 1984 yılında michael green ve john schwarz bildiğimiz 3 boyuta ilave 6 boyutun daha olduğunu ortaya koydu. ilgili arkadaşlarımızın bildiği gibi bu süper sicim teorisi. eğer bizler yeterince gelişip bu ilave boyutları einstein'in göreceliği ve kuantum fiziği arasındaki boşluğu dolduracak şekilde gözlemleyebilirsek yığın kavramını çok daha iyi anlayabiliriz. interstellar'da bu konu çok karmaşık olduğu için ilave 6 boyut 1 boyutmuş gibi düşünülmüş! 3 boyutu düşündüğünüzde ilave boyut 3 boyutumuzdan girip-çıkabileceğimiz bir boyutu temsil ediyor. yani solucan deliği gibi bir şeyi diyebiliriz.

    gelelim kütleçekim ile bağlantıya: bizler 4 boyutlu bir evreni algılayabildiğimiz için ilave boyutlarla ilgili görüşümüz yalnızca bizim 4 boyuta etkileri kadar olabiliyor. şöyle düşünün eğer iki boyutlu bir insan olsaydınız 3. boyutu nasıl algılardınız? göreceğiniz tek şey 3 boyutun 2 boyuta yansıması olurdu. yani bir küre görmezdiniz de düz bir kağıt üzerine çizilmiş daire görürdünüz. işte ilave boyutları da biz o şekilde algılıyoruz. yani kütleçekimde meydana gelen sapmalar ile. çünkü ilave boyutların yarattığı değişiklik bizim evrenimizde kütleçekim sapmaları yaratıyor. işte filmde de anlaşılmaya çalışılan sıkıntı tam olarak bu. profesörün tahtaya çizdiği denklemler bu konuyla ilgili. profesör eğer bu kütleçekimi anlayabilirse onu nasıl kullanacağını çözer ve dünyadan büyük kolonileri yaşanabilir başka yerlere gönderebilir. ona gereken en önemli denklemlerden biriyse karadelik içindeki tekillik. işte lazarus görevleri de bu amaç için başka yaşanabilir gezegenleri araştırmaya yıldızlararası bir yolculuğa çıkmış. bu araştırmaları sırasında satürn'ün yakınına "yerleştirilen" bir solucan deliği kullanılıyor.

    solucan deliği

    einstein'in göreceliliğinden 1962 yılına kadar solucan deliklerinin sabit bir şekilde değişmeden duran, uzak galaksilere geçişi sağlayan delikler olduğu düşünüldü. ancak 1962 yılında robert fuller solucan deliklerinin büyüyüp küçüldüğünü ve hatta yok olduğunu keşfetti. dennis ganon da 1975 yılında solucan deliğinin içinin egzotik bir maddeyle kaplı olması gerektiğini kanıtladı. bu madde eksi enerjiye sahip olmalı ki solucan deliğinin içinden geçen ışınlar dışarı doğru bükülebilsin. şöyle düşünelim: karadelik içeri doğru büküm sağlayarak çekerken, solucan deliği içe doğru büküp çekebilmeli ancak diğer taraftan çıkmasını sağlayacak şekilde bunun tam tersini de yapabilmelidir. işte bunun için de içinin eksi enerjiyle kaplı olması lazım gelir ki buna da egzotik madde denir. yalnız unutmayalım solucan deliği çok küçük olduğundan karadelik kadar güçlü kütle çekim kuvveti oluşturmaz. şimdi burada çok ilginç bir soru ortaya atılıyor: çok gelişmiş uygarlıklar yeteri kadar egzotik madde üretip de solucan deliğinin içini bununla kaplayıp yıldızlararası yolculuğu mümkün kılabilirler mi? "hadi lan oradan" dedini biliyorum ama bu fizikçilerce fazlasıyla ilgi çeken ve araştırılan bir konu. ortaya atan kişilerden birisi de türk: ulvi yurtsever (çalışma arkadaşı mark morris ile birlikte). kip thorne'nin öğrencisi olarak bunu araştırmışlar. şimdi bayrakları asabilirsiniz.

    kısacası solucan deliklerinin varlığı çok tartışmalı bir konu. olabileceğini ama doğal yollarla olamayacağı düşünülüyor. filmde cooper da bunu söylüyor zaten. ayrıca varsa bile atom altı seviyede oluşabileceğini düşünenler de var. peki çok gelişmiş bir uygarlık bunu yaratabilir mi?

    işte filmde özellikle "yerleştirilmiş" denmesinin sebebi de bu. peki kim yerleştirdi? cooper zaten brand'e bunu söylüyor: biz. bizim gelecekteki halimiz, ilkel halimizi (şimdiki yani) kurtarmak için böyle bir şey yapmış olabilir mi? filmde düşünülen bu. 5 boyuta hakim bir medeniyet solucan deliğini yapay olarak yapıp satürn'ün yakınına yerleştirdi. bu da kütleçekim sapmalarına sebep oldu. nedenini araştıran profesör brand gibi bilim adamları da deliği keşfetti.

    gargantua

    karadelikler ilk defa bu kadar gerçekçi olarak gösteriliyor. görüntü o kadar gerçekçi ki bazı bilim insanları bunları derslerinde gösterdiğini ifade ediyor. film çıktığında karadeliklerle ilgili elimizde hiçbir görüntü yoktu. sadece orada bir karadeliğin olacağını gösteren tespitler yapılabiliyordu. örneğin bir merkezin etrafında dönen yıldızlar kaydediliyordu. buradan karadelik bir karadelik avcısının ted konuşmasını izleyebilirsiniz. ancak 2019 yılında çekilen ilk karadelik görüntüsü filmdeki görünümle neredeyse aynı. tabi burada birazdan değineceğim karadeliklerin spin yani dönme hareketini göz ardı etmemek gerekiyor. bizim gargantuamız gerçekten hızlı dönüyor. karadeliğin görüntüsü kip thorne'nin bizzat yaptığı matematiksel hesaplamalar sonucu elde edilmiş. kendis mathematica programramıyla hesapları elde edip filmin görsel efektlerini yapanlara vermiş ve onlar da bu görüntüyü oluşturmuş.

    fazlasıyla kompleks ve anlaşılması zor olan bu görüntünün çok daha ayrıntılı anlatıldığı web sitesini paylaşıyorum. aslında anlaşılması zor değil. sadece bükülmeyi ve karadeliğin kendi etrafında dönüşünü iyi kavramak gerekiyor.

    gerçekten büyüleyici. gargantua görüntüsünün neden bu şekilde olduğunu açıklayan çok güzel videolar var. tüm karadelikler de aynı görünmüyor tabiki. eğer spin hızı düşükse çok daha farklı görünebiliyorlar. neyse biz kendi etrafında dönme hızı yani spin hızı yüksek karadeliğimize geçelim. yalnız filmdeki spin görüntüsü, yani karadeliğin etrafında dönüş hızı, "gerçekte" olması gerekenin %60 seviyesinde. christopher nolan daha iyi göründüğü için hızı düşürmek istemiş!

    gargantua güneş sistemimizin bulunduğu samanyolu galaksisinin merkezindeki karadelikle yaklaşık aynı ölçülere sahip. bu büyüklükte bir karadelik galaksimize en yakın galaksi olan andromeda'nın merkezinde de var. çapı yaklaşık olarak 1 milyar kilometre kütlesi ise 100 milyon güneş kadar. karadelikler yalnızca iki şeye sahiptir: büküm ve spin hızı. onun dışında karadelikler ne bir madde barındırır ne de başka bir şey. buradaki görüntülerde karadeliğin inanılmaz hızlı şekilde döndüğünü görürsünüz. yani spini aşırı yüksek. hatta olabilecek en yüksek spin hızının %99,8'i kadar. bu yüksek spinin sebebi ise nolan'ın miller'ın gezegenindeki süreyle dünyadaki süre arasında 7 yıllık fark olması gerektiğini istemesi. miller'ın gezegeni karadeliğin olay ufkuna oldukça yakın olmalı ama copper oraya gidip gelebilmelidir. eğer spin az olursa bu mümkün olamazdı. izlerken eminim demişsinizdir "miller'in gezegenine bu hızla dönen bulutsuda nasıl gidecekler? hangi güç onları hızlandıracak?"

    miller'in gezegeni

    miller'ın gezegenine endurance'den ayrılan ranger aracının hızı ışık hızının 1/3'ü kadar. yani yaklaşım 100.000 km/saniye. böyle bir hız olabilir mi diyebilirsiniz ama karadelik o kadar güçlü bir çekime sahiptir ki içine her şeyi çeker. kendinden küçük karadelikleri bile. işte burada ranger daha küçük bir karadeliğin çekimini kullanarak sapan etkisi yaratır ve hızını yükseltir. hala söylüyorum çekim çok yüksek olduğu için bu hızlara ulaşmak da o ölçüde anlaşılabilir. ancak gezegene 100.000 km/saniye hızla yaklaşırken sorun yaşayabilirsiniz. yavaşlamanız gerekir ki sizi de yine ancak küçük bir karadelik yavaşlatabilir. onun etrafında sapan etkisinin tam tersi bir etkiyle yavaşlayabilirsiniz. fakat burada nolan iç içe geçmiş iki karadelik kavramının olması seyircide kafa karışıklığı yaratabilir diye nötron yıldızını sapan etkisi olarak kullanmak istemiş. bu da bilimsel açıdan çok doğru değil çünkü nötron yıldızı yüksek bir çekim gücüne sahip olsa da yetersiz kalıyormuş! yine de nötron yıldızı ile yavaşlayan ranger hızını ışık hızının 1/4'üne düşürerek miller'ın gezegenine inebiliyor. bu konuyu deneyimlemek istiyorsanız siz de kendi kütleçekim sapanınızı yapabilirsiniz.

    miller'in gezegeni gargantua ufkuna oldukça yakın. merkezkaç ve kütleçekim kuvvetlerinin arasında kalarak dengeli bir yörüngede ilerliyor. bu yakınlık inanılmaz büyük gelgitlere sebep olmuş. yalnız burada şuna dikkat edelim miller'in gezegeni dünyanın güneş etrafındaki dönüşü değil ay'ın dünya etrafındaki dönüşüne benzer bir yörünge izliyor. ay kendi etrafında döner ancak bu dünya ile öyle bir kilitlenmiş ki biz ay'ın arka yüzünü asla görmeyiz. miller'ın gezegeni eğer dünyanın güneş etrafında dönüşü gibi dönseydi gelgit kuvveti onu parçalardı. yalnız o devasa dalgalar için de tam kilitlenmemiş olmalı hafif bir yalpalanma gibi bir dönüş izlemeli. son olarak da gargantua'nın miller gezegeninden görünüşü var. miller'ın gezegeni az önce bahsettiğimiz gibi çok yakın olmalıydı. yani birikim diski kısmının içlerinde olmalıydı ama görsel açıdan böylesi daha uygun bulunmuş!

    mann'ın gezegeni

    miller'in gezegeninden ayrılan ekip romilly'le karşılaşınca oldukça şaşırıyor. adamcağız da napsın oturup karadeliği araştırmış yıllarca. mann'ın gezegeni de oldukça uzakta kalıyor. mann'ın gezegeninden ayrılırken karadeliğe düşme yaşandığı için mann'ın gezegenin yörüngesi halley kuyrukluyıldızının güneş etrafındaki yörüngesi gibi olmalı. hem çok uzaklaşacak hem de çok yaklaşacak. uzakta olduğu için endurance'yi mann'ın gezegenine yine bir kütleçekim sapanı ile göndermek gerekiyor.

    mann'ın gezegenine girişte ilginç bir şeyle karşılaşıyoruz: buz bulutları. bunun (donmuş karbondioksit) kuru buz ile gaz buharının karışımı olduğu düşünülmüş. gezegen de gargantua'nın birikim diskine yaklaştıkça buz eriyor.

    bizimkiler gezegene muhtemelen gargantua'ya yaklaşırken gittiği için o olaylı gezegenden çıkıştan sonra endurance gargantua'ya doğru sürüklenmeye başlıyor. şimdi burada iki tane zıt güç var: kütleçekim ve merkezkaç. aslında karadeliğin içine düşmek o kadar kolay olmayabiliyor. bizler karadeliği mutlak yutucu gibi düşündüğümüz için öyle zannediyoruz ama karadeliğin kütleçekimiyle hızla yaklaşan bir yıldız onun merkezkaç kuvvetiyle hızla uzaklaşan kaotik bir yörüngede kalabilir. işte burada endurance'yi o merkezkaç kuvvetine sokmaya çalışıyorlar. tabi bu belli bir mesafeden sonra imkansız olur ve oradan çıkış artık mümkün olmaz. tüm gücü kullanarak endurance'yi dışa doğru itiyorlar. baktılar olmayacak tars ve cooper kendilerini gargantua'nın içine doğru bırakıyorlar. yalnız söyleyelim o kopmanın sağlayacağı ileri itiş aslında çok küçük. yani diyelim ki öyle bir durumdasınız bu ayrılma muhtemelen hiçbir işe yaramayacak! endurance artık kurtuldu ve edmunds'un gezegenine doğru yine kütleçekim sapanlarını kullanarak yönelecek.

    gargantua'ya doğru

    belki de tüm seyircilerin aklını kurcalayan kısma giriş yapıyoruz. karadeliğin içine girmek. tekillik. profesör brand de zaten bu tekillikleri çözemediği için o kara tahta denklemini tamamlayamamıştı. tekillerin çözülmesi kuantum kütleçekiminin çözülmesi demekti. bunun için de birisinin tekilliğin içine dalması ve bunu çözmesi gerekti. 70'lerde john wheeler karadeliğin içindeki tekilliğin çok yüksek oranda germe ve bükme yaratıp her şeyi parçalayacağı atomlara ayırcağı görüşünü geliştirmişti. bu sebeple de herkes karadeliğin içine girmenin mutlak parçalanma olduğunu düşünüyordu. buna bkl tekilliği deniyor. üç rus fizikçi vladimir belinsky, ısaac khalatnikov, eugene lifshitz bunu 1971 yılında hesapladı ve 2000 yılında simüle edildi. ancak 80'lerden sonra bu görüş değişmeye başlıyor. eric poisson ve werner ısrael 91 yılında farklı bir tekillik keşfetti. bunun sebebi ise karadeliğin içine düşerken yaşanan zaman yavaşlamasıydı. siz içeri ışık hızına yakın hızda düşerken karadeliğin dışından bakan birisi bunu son derece yavaş şekilde görür. aşağı yönlü bir tekillik size "belki de" zarar vermeden belli bir seviyeye kadar çeker. sıkışma ve gerilmeler arasında kalırsınız. bu sebeple tamamen atomlara ayrılacağınız tekilliğe kadar böyle bir alanda kalabilirsiniz. 2012 yılında keşfedilen bir tekillik de (donald marolf, amos ori) karadeliğin yaşlanmasına bağlı olarak dışarı yönlü oluşan bir tekillik. yani daha önce içe düşen nesnelerin çok küçük bir kısmı dışa doğru yaratılan uzay ve zaman bükülmesiyle dışa doğru saçılır. zaman aşırı yavaşladığı için bu nesneler bir katman oluşturur. tabi tüm bunlar einstein'ın görelilik yasalarını araştırmayla ortaya çıkmış, gözleme dayanmayan bulgular.

    filmde romilly cooper'e gargantua'nın yaşlı olduğunu bu sebeple nazik bir tekilliğe sahip olacağını söylüyor. yani içine girerse ona bir şey olmayabilir. cooper teserakta girene kadar yaşananların şekli: karadelik tekilliği.

    teserakt

    şimdi geldik filmin en beyin yakan kısmına: cooper'ın teserakta girişi ve yaşananlar. teserakt 3 boyutlu küpe 4. uzay boyutunun eklenmiş halidir. yalnız şunu unutmayalım cooper 3 boyutlu bir uzayı deneyimleyebiliyor 4 değil. yani 4'ün sadece etkilerini görebilir kendisini deneyimleyemez. peki bu teserakt nereden çıktı? tıpkı solucan deliği gibi o da oraya "yerleştirildi". zamanla birlikte 5 boyutlu evreni deneyimleyebilen çok ileri seviyedeki bir medeniyet karadeliğin içine bir teserakt yerleştirdi. teseraktın da zaman dahil 5 boyuta sahip olması sayesinde içindeyken uzay-zaman yeterince bükülerek cooper murph'ün yanına gidebildi. murph'ün yatak odasına geldiğimizde gördüğümüz şey teseraktın sahip olduğu boyutları daha iyi açıklıyor. murph'ü farklı açılardan görebiliyoruz. teserak küpe göre fazladan boyut içerdiği için aslında 6 adet küp (yatak odası) varmış gibi görünüyor ama teseraktın içinde bu sayı sadece bir. yani teserakt aynı anda farklı görüntüleri içerebiliyor.

    şimdi bu fazladan uzay boyutuna bir de zamanı ekleyelim. artık teseraktın içinde farklı yerlere giderek aynı yerin farklı zamanlarına gidilebilir oldu. yani zaman sanki bir fiziksel boyutmuş gibi teseraktın içinde var oluyor. teseraktı yerleştiren varlıklar için belki de zaman tıpkı bizim 3 boyutu deneyimlediğimiz gibi fiziksel bir boyuta benziyor. yani üzerinde ileri geri gidebildiğimiz bir kavram gibi. evet bunlar çok fantastik gibi geliyor ancak fiziğin çok yabancılamadığı görüşler. carl sagan'ın anlatısını izleyebilirsiniz. tabi burada teseraktın görünümü muazzam güzellikte. görüntüler bilimsel gerçekliğe uymuyor demek anlamsız ama görsel olarak çok etkileyici. ayrıca mutlaka bu kısmın kamera arkası görüntülerini izleyin. o görüntülerin çoğu bilgisayar efekti değil.

    burada cooper murph'ün yanına doğrudan gidemiyor. az önce de dediğim gibi cooper 5 boyutlu bir yığın olarak o yatak odasında bulunuyor. yazının başlarında kütleçekim sapmaları kısmındaki gibi, görülemeyecek ancak hissedilebilecek bir konumda. cooper'da kendini murph'e hissettirmeye çalışıyor. bunu da bir kitaba etki ederek deniyor. böylece kitap sarsılıyor ve yatak odasının içinde bir kütleçekim sapması yaratabiliyor. gittikçe de bunu kavrayan cooper murph'e bir şekilde mesaj vermeye çalışıyor. gargantua tekilliğine cooper ile birlikte düşen tars profesör brand'in ihtiyacı olan bilgiyi kolayca hesaplayabilmişti. cooper'da bu bilgiyi tars'tan istiyor. bunu da bir saatin yelkovanına kütleçekim sapması yoluyla mors alfabesi olarak uyguluyor. yığının orada bıraktığı etkiyle saat tekrar tekrar o veriyi gösteriyor. 40 yaşında saati gören murph bunu kavrıyor ve "eureka". profesörün eksik bilgisi olan tekillik verilerini murph tamamlıyor. teserakt kapanırken cooper solucan deliğine giren endurance ile temas kuruyor.

    dünyadan ayrılış

    kütleçekim sapmalarını çözen murph sayesinde newton'un kütleçekim sabitinin bir şekilde nasıl azaltılacağı çözülmüş oluyor. böylece dünyadan büyük kitleler, yapılar kolayca havalandırılıp uzak diyarlara yolculuğa başlayabiliyor. böylece 90'lı yaşlardaki murph ile ondan çok daha genç babası cooper kavuşuyor. insanlık kurtulmuş oldu. belki de çok gelişip evrimleşecek bu kurtuluş için zamanı büküp solucan deliği ve teseraktı yerleştirecek kim bilir?

    --- spoiler ---

    son. gerçekten etkileyici bir film. açıkçası uzay boşluğunda patlama olurken sesin çıkmaması bile beni etkilemişti. kaldı ki diğer konular.. havaların soğuduğu, battaniyelerin çıktığı şu günlerde izlenecek güzel bir film. netflix'te de olduğunu belirteyim.

    iyi seyirler.
95 entry daha