şükela:  tümü | bugün
302 entry daha
  • pilli bebek'in sadece iki stüdyo albümü olması çok ama çok büyük bir kayıp çünkü ara yollara sapmadan sahici bir rock müzik yapan, bunun yanında insanın içine dokunmayı da çok ustaca başaran bir grup pilli bebek. biz de bu iki albüm (ve de diğer dizi, film müzikleri ve single'lar) arasında dolanıp duruyoruz. benim anladığım kadarıyla ilk albüm uyandırmadan çoğu kişi tarafından diğer çalışmalara göre daha çok seviliyor. ben ise o albümün hakkını teslim etmekle birlikte, 2007'de çıkan olsun'un daha iyi kaydedilmiş bir albüm olduğunu, şarkılarının da temelde daha etkileyici olmasının yanı sıra düzenlemelerinin de daha iyi olduğunu düşünüyorum. ve hatta bir adım ileri gidiyorum ve bu albümün türk rock tarihinin en iyi albümlerinden biri olduğunu iddia ediyorum.

    ankara ile alakası olmayan şahsımın pilli bebek ile tanışması aslında ekşisözlük'te kedi adlı şarkısına bir şekilde denk gelmem (ya da bir ara bazı yazarlar shoutcast diye bir uygulama ile radyo yayını yaparlardı da ben winamp'tan dinlerdim, oradan da olabilir) ile olmuştu ama o dönem şarkı bana hitap etmemişti. sonra da grubun ismini ara sıra duysam bile gidip dinlememiştim ki malum dizi, pilli bebek'i bana zorla dinletene kadar. bu sayede var olan iki albüme geri dönüp adam akıllı dinledim ve de hayran kaldım. kim bilir, belki de insanın belli bir olgunluğa erişmesi ve bazı yaşanmışlıklardan sonra bu grup anlaşılabiliyor.

    pilli bebek, neredeyse bütün 90'ları ankara barlarında çalarak geçirdi ve bu uzun yıllar şarkılarının demlenmesine neden oldu. herhalde grubun dna'sına işleyen bu sahnede olma durumu nedeniyle grubun bunca yıllık tarihinde sadece iki stüdyo albümü var ve stüdyoda vakit geçirmeye ihtiyaç duymuyorlar gibi duruyor. ama grubun dinleyicileri öyle mi? o dönem grup hakkında yazılan bütün entry'leri okudum ve de grubun hayranlarının 2000'lerin ilk yarısını pilli bebek'in yeni albümü için "ha çıktı ha çıkacak" yazarak geçirdiğini gördüm. grubun sahneleri sevip, stüdyoya pek göz kırpmaması bu gecikmede bir etken ancak grubun ilk albüm sonrası eleman değişikliği yaşaması da başka bir etken. gitarist ve vokalist cem kısmet ve bas gitarist ahmet başbağlar tarafından kurulan grupta, ilk albüm sonrası bas gitara cudi genç geçti. davul kayıtlarını ise onur ertem yaptı ki kendisi bildiğim kadarıyla gruba katılmayıp, stüdyo müzisyeni olarak çaldı. tabii ki bir önemli değişiklik de grubun ilk albümünü kaydeden turgut berkes'in yerine bu albümün prodüktörlüğünü cem kısmet'in üstlenmesiydi. böylece istediği sound'u herhalde daha iyi yansıtabildi. albüm sevildi sevilmesine ama grubun dinleyicileri albümü duyunca "ya bu grup yumuşadı, eski rock havası kalmadı" dediler ve ilk albümün kalitesine ulaşmadığını iddia ettiler. albümde elbette belli bir yumuşaklık var ama birincisi bu büyük bir sıkıntı değil. aksine albümün insanın sadece kulaklarına değil, kalbine de dokunmasını sağlıyor. ikincisi, cem kısmet'in de dediği gibi ilk albümün şarkıları 1990'ların başında gençliğin alevi ile yazılmış şarkılarken ikinci albümdeki çoğu şarkı belli bir tecrübenin ürünü. bu nedense belli bir miktar dinginlik de çok doğal. üçüncüsü ise bence albüm halen oldukça rock. kanımca bu albüme yumuşak demek, içinde bulunan gitar riflerine, licklerine, sololarına ayıp etmek demek. bunların yanında albümün içinde yer alan elektronik tınılar, kemanlar, akordeon ve daha nice rock olmayan dokunuş albümün kalitesini daha da yukarı çekiyor. sonuç olarak da neredeyse her şarkısı mükemmel, su gibi bir ürün ortaya çıkıyor.

    albümün açılışını yapan ve albüm çıkmadan kafdağından diye anılan anlıyorum'u alıp götüren özelliğin bir akordeon olması çok ilginç. rock grupları genellikle rock müzikte olmayan enstrümanlara sahip şarkılarını albümün sonlarına doğru sunarlar. burada ise pilli bebek, güçlü bir elektro gitar ve bir davul atağı ile sert bir yöne gidecek gibi gözüken şarkıyı bir anda akustik gitar üstüne çalınan bir akordeon şölenine çeviriyor. özellikle ilk kıta sonrası bir solosu var ki "notalar dans ediyor" derler ya, aynen öyle. bu akordeonu sanıyorum ki cem kısmet'in kendi çalmakta ki bir insan hem gitar hem akordeon çalması çok etkileyici. elektro akustik konstelasyon albümüne giren canlı kaydın youtube videosunda kendisini bu enstrümanı çalarken görebiliriz. öte yandan albüm kitapçığında akordeonda yavuz bingöl başta olmak üzere daha çok halk müziği sanatçıları ile çalışanhakan ünal'ın da adı geçmekte. kim çalarsa çalsın ortadaki sonuç muazzam. cem kısmet'in yumuşak vokali, sözlerle çok uyumlu. şarkının en sonunda duyduğumuz ama yine de şarkının nakaratı diyebileceğimiz bölümde ise şarkının biraz daha sertleşmesi güzel bir final. bu nakarata girerken introda duyduğumuz tarzda distortion'lı gitarların şarkıya yavaştan dahil olması hem heyecanı arttırıyor hem de biraz kopuk duran introyu şarkıya bağlıyor. bu nakaratın verdiği hava bana mavi duvar'ı hatırlatıyor. akılda kalan, çok etkileyici bir bölüm burası. şarkı başladığı gibi de rock bir şekilde ufak bir solo ile sonlanmakta. pilli bebek'in farklı yüzlerini gösteren, kaliteli bir eser.

    yumruk gibi bir şarkı bak. tam bir elektro gitar şarkısı. kulağım ne davula ne bas gitara gidiyor ki bunların nispeten miksajda geri kaldıklarını düşünüyorum. hatta vokalin ve sözlerin anlatmak istedikleri de bir adım geride duruyor. onun yerine girişteki intro melodisine, bu melodinin arkasında yer alan ve canavar gibi bir tona sahip power chord'lara, "toz pembenin" derken giren flanger efektli olduğunu düşündüğüm akorlara ve de muhteşem gitar soluna kapılıp gidiyorum. türkiye'den çıkan rock müziğinin yüz aklarından biri. arabeske, duygu sömürüsüne kaçmadan yapılan, duruşu sert bir eser. sözleri ise daha içe kapanık ve düşünceli. cem kısmet'in vokali sadece davul ve bas gitarın olduğu ilk kıtada duygusal ama nakaratlarda hacmini gösteriyor. şarkının "gittikçe yükselen haller" kısmında sözlerle beraber yükselmesi ve sertleşmesi çok gaza getiriyor. bu tercih ilk şarkının yapısıyla da bir paralellik oluşturuyor. şarkının sonunda geri vokallerle daha sakin bitmesi de bence çok güzel. sinirimizi ve karmaşamızı dışarı atıp rahatlamışız gibi oluyor.

    "bak" ile içimizdeki stresi attıktan sonra eylül akşamı ile yumuşacık hale geliyoruz. bir önceki şarkıda olduğu gibi burada da otur ve gitarı dinle yeter. ancak bu sefer bir gitarın ne kadar romantik kullanılabileceğini görüyoruz. şarkının ana melodisi bir bestekarlık başarısı. çok komplike bir melodi değil ama yine de insana "ulan keşke ben bulabilseydim" dedirtiyor. şarkı neredeyse tamamen iki gitar kaydı ve vokalden oluşuyor. sonlara doğru çok hafiften bongo olduğunu sandığım bir enstrüman dahil oluyor ve ritm bir anda bossa nova'ya dönüyor ve aslında o ana kadar bana hep bir chanson havası verir şarkı. hani fransızca söz eklesen sırıtmaz. ancak şarkı sonunda latin amerika'ya gitmiş gibi oluyoruz. yine de kısmet, solo atarken araya türk müziği nameleri sıkıştırmaktan kendini alıkoyamamış. şarkının sözlerine daha gelemedim bile ki bu da pilli bebek'i memleketin diğer gruplarından ayıran bir başka özellik. başkaları "abi şöyle güzel sözler yazdık, arka plana koy klişe bir akor düzeni, davul ritmi, yeter" derken pilli bebek, şarkılarını nakış gibi işleyen bir grup. sözlere gelirsek de oldukça romantik bir anlatı var. bir yandan albümde genel olarak hissedilen yalnızlık teması devam ediyor. sonbaharı anlatan sözler de bu temayı çok güzel destekliyor. özellikle "yaprak çıtırtıları" tabirinin "yansıma" özelliği ile ortaya çıkan çıtırtı sesleri ve şarkının naifliği sayesinde dinleyici de bir eylül akşamı sokakta yürüyor. öte yandan ise eser yakında gelecek aşkı ve umudu anlatıyor. bu da şarkıyı acı-tatlı bir hale getiriyor. aynı adı taşıyan bülent ortaçgil şarkısını da düşününce insan "acaba keramet "eylül akşamı" tabirinde mi?" diye soruyor.

    yukarıda pilli bebek'in türk rock'ındaki klişe arabesk numaralara başvurmadığından bahsetmiştim. en azından burada o iddiama bir süre ara vereyim. çünkü uzun geceler, grubun arabeske en çok yaklaştığı an. lakin klişenin çok uzağındalar. ağlak ve sıradan bir şarkı kaydetmek yerine arabesk motifleri oldukça sağlam bir rock şarkısının uygun yerlerinde kullanmaktalar. bu yerler de sözlerin arasındaki boşluklar. kemanların şarkıya eklediği notalar gerçekten leziz. keman düzenlemesini yapan mehmet narin, ankara'da müzik yapan bir keman sanatçısı. cidden kendisinin ve yanında getirdiği yaylı grubunun ellerine sağlık. ama bu arabesk havası sadece kemanlardan gelmiyor. cem kısmet'in vokalinde de arabesk tınılar yakalamak mümkün. özellikle nakaratta bu çok belirgin. aslında bu şarkı için "ya tamamen arabesk çalsalar ne biçim bir şey olurdu" gibi bir yorum yapılabilirdi ama buna gerek yok keza behzat ç'de yer alıp film ve dizi müzikleri albümüne de eklenen ve vokalde nazlı vural'ın yer aldığı bir versiyon var ki kendisinin eşliğinde az rakı içilmedi. ama yine de orijinal versiyonu her zaman daha tercih ederim çünkü aslında her şeye rağmen cayır cayır bir rock şarkısı bu. yapı olarak "bak" şarksıının mantığını takip ediyor ve özellikle introda ve nakaratta sertleşiyor. bu şarkının da çok sağlam bir solosu var. şarkının bitişi de çok gaz. neredeyse bir bomba patlaması gibi bir son düşünmüşler. sözlerinin özellikle nakarat kısmını çok seviyorum. "haberlerin doyurmuyor" lafını nedense ayrıca seviyorum. hani ayrıyken insanın aklının başkasında kalma hissiyatını çok iyi veriyor ki bu cümlenin içinde, özellikle "biraz buruk, biraz garip" kısmını da düşünürsek, karşı taraf hakkında bir kuşku da yok değil.

    ekşi sözlük yazarlarının ismen aşina olduğunu düşündüğüm şarkı olan biten, türk rock müziğinde duyduğum en iyi nakaratlardan birine sahip. beni inanılmaz gaza getiriyor. şarkının burada bir anda gaza gelmesi, cem kısmet'e destek olan halenur aşık elçi hanımefendinin geri vokali, alta yedirilmiş klavye melodisi, pozitif bir etki veren bestesi ve de "kafamda sorular var ama salla gitsin" mesajı veren sözleri ile içime bir sıcaklık konduruveriyor. şarkının introsunun da ayrıca güzel olduğunu söylemek lazım. saat tiktaklarına ya da bir kalp atışına benzetebileceğimiz bir ritmin üstüne eklenen zikzaklar çizerek daha tize ilerleyen gitar rifini dinlemesi çok zevkli. şarkının enstrümantal bölümündeki klavye notaları ve davul performansı da ayrıca güzel. yine de "olan biten" denince aklıma gelen şey "ah o mükemmel nakarat" oluyor. sözleri o hissiyatta olmasa da şarkının mutluluk verici havası gerçekten çok ayrı.

    behzat ç'nin intro müziği olarak kitlelere ulaşan rahat, çok acayip bir eser. şarkılarının bestelerine ve aranjmanlarına bu kadar önem veren bu grubun bir enstrümantal eserde neler yapabileceğini gösteren bir çalışma bu. şarkı, bir dizinin introsu olmasaydı bile insanın kafasında hayali bir film sahnesi canlandırırdı diye düşünüyorum. şarkı, rock müziği, elektronik müziği ve arabeski çok ama çok iyi harmanlıyor. kemanlı kısımlarında "uzun geceler"i çalan mehmet narin ve arkadaşları şarkıya el atmışlar. elektronik kısımlarda ise hüseyin cevahir ünal sazı eline almış. "olan biten"de kendini hissettiren elektronik hava bu şarkıda çok öne çıkıyor. rock bölümlerde de tabii ki pilli bebek döktürüyor. şarknın ana rifi zaten başlı başına efsane. ama bunun dışında tapping olsun, şarkının yavaşladığı yerlerdeki hafiften oryantal numaralar olsun, gitar şovu dinliyoruz. şarkının adının nereden geldiğini merak etmiyor değilim. keza şarkı, verdiği his olarak "rahat" değil, "hazır ol" da değil. bence "uygun adım marş marş".

    albüme adını veren şarkı olsun için albümün hiti demek mantıklı mı bilmiyorum ama sanki öyle bir durum var. belki de bir klibi olduğu için, albüme adını verdiği için ve de bir akustik versiyonu olduğu için öyle geliyor. "olsun" beni sözleri ile vuran bir parça. eğer siz de yürümeyi seviyorsanız, trenlerde çokça zamanınız geçtiyse ve bu yolculuklarda düşüncelere dalmayı seviyorsanız bu şarkıda kendinizi bulacaksınız. ya da etrafınıza baktığınızda hissettiğiniz duygu tam olarak yalnızlık değil de "uzak"ta kalmak ise bu şarkı size hitap edecek. ya da bugün durduğunuz yer çocukken hayal ettiğinizden çok farklıysa. müzikal olarak albümün sakin şarkılarından biri. akustik gitar önemli bir yer tutmakta. yine de şarkı boyunca sözlerin aralarında çok hoş blues kokulu elektro gitar nameleri bulunmakta. şarkının ana rifi çok iyi. davul sade ama tuttuğu ritim çok güzel. cem kısmet'in vokali yumuşacık. nakaratta "olsun" derken çıktığı tizler hep çok etkileyici gelmiştir. basit gözükse de şarkıyı söylemeye kalkan herkesin nakaratın hakkını kolayca verebileceğini sanmıyorum. negatif gibi duyulabilecek tek yorumum şarkının ilk nakarattan sonra tekrardan başa dönüp üç farklı satır dışında tamamen aynı sözler ve müzik ile devam etmesi olacak. keşke sözlerde ya da müzikte biraz daha farklılığa gidebilselermiş. ama şarkı o kadar güzel ki aynı şeyleri bir kez daha duysan da pek sıkılmıyorsun.

    albüme bir başka enstrümantal şarkı ile devam ediyoruz. halvet'in ilk bir buçuk şarkısı çok ilginç bir hava yaratıyor. bir yandan bol efektli, radiohead kokulu gitar arpejleri ile düşsel bir atmosfer var, ancak bu havanın çok da rahatlatıcı olduğunu söyleyemeyiz çünkü bir yandan da arka planda bir elektronik titreşim süregelmekte. çok garip bir havası var. bas gitar solosu etkileyici ama daha da etkileyici olan şarkının ana elektro gitar teması ki 1:30 gibi şarkıya dahil olmakta. akılda kalıcı bir melodi ve de çok iyi bir gitar efekti içermekte. şarkıyı tek başına alıp götürüyor. şarkının sonuna doğru kısmet bu temanın bir varyasyonunu çalıyor ve rifin içindeki türk müziği nameleri şarkının sonunda tamamen türk sanat müziğine dönüyor. bunların yanında ara ara karşımıza çıkan çok temiz klasik gitar notaları da var. albümün diğer şarkılarının yanında benim için bir adım geride duruyor bu şarkı ama grubun çok farklı bir şeyler denemesine oldukça saygı duymaktayım. adamların çok sağlam olmayan şarkıları bile karakterli.

    albümün en tatlı şarkılarından biri gündüz yüzlü kız. bir kere "geceyi uyuyan gündüz yüzlü kız" tabiri her zaman bana çok vurucu gelmiştir. lakin sadece bu değil. şarkıda belli ki bir hikaye var ama bu hikayenin aslı dinleyiciye sadece biraz çıtlatılıyor. gerisi karanlıkta. o da bir gizem yaratıyor. mesela bir insan ellerini nasıl kırılmış bulur? belki kendisi "şiddet içeren filmleri izleyemez" yaşında, hatta kendisi hiçbir şeyi anlayamıyor. ama bir insan nasıl olur da ellerini kırılmış bulacak kadar dünyadan kopuk olur? ya da yokuş başındaki evde ne yapıyor bu küçük kız? insanın beynini harekete geçiren bu sözleri, müziği ile beraber, ankaralı ingilizce eğitmeni ve amatör müzisyen hande ersöz yazmış. kendisinin hikaye ve şiir yazan biri olduğunu, bu sözler çok belli ediyor. cem kısmet bu şarkıyı da usulca söylemiş. akustik gitarın bu kadar önde olması kısmet'in yumuşak vokalleri ile uyumlu. şarkının basları çok güzel. sonundaki sakin gitar solosu çok iyi. herhalde narin, küçük ama hüzünlü bir kızın hikayesinin anlatıldığı bu şarkıya da ancak böyle sıcak ve yumuşak bir düzenleme yakışırdı.

    pilli bebek, kendi şarkıları dışında yaptıkları cover'larla da bilinen ve sevilen bir isim. bu nedenle bu albümde de bir cover olması şaşırtıcı değil. beyhude, aslında kökleri 1993 tarihli yulduz usmanova albümü alma alma'da yer alan schoch va gado'ya dayanıyor. usmanova bestesi olan bu etnik şarkının sözleini, mehmet teoman aslına büyük ölçüde sadık kalarak ve de ses benzerliklerini de kullanarak, "beyhude" haline getirmişti ve vedat sakman'ın da vokal katkısında bulunduğu bu eser hümeyra'nın 1997 tarihli albümünün açılış şarkısı olmuştu. bu kadar usta kişilerin elinden geçen bir şarkıyı yorumlamak kolay değil. maalesef şarkının mistik havası bu rock düzenlemede kaybolmakta. şarkının sözlerinin içindeki derinlik de sanki bu düzenleme ile ortaya çıkamıyor. ancak bu versiyonu, orijinalinden ayırıp tek başına düşününce çok sağlam şarkı olduğu kabul etmek gerekir. nakaratların enerjisi çok iyi. şarkının ortasındaki ve sonundaki gitar soloları çok güçlü ki kaydın güzelliği ile birlikte ortaya yumruk gibi bir hard rock şarkısı çıkıyor. şarkının daha sakin ilerleyen kıtalarında da çok güzel gitar melodileri duyabiliyoruz. bunlar da aslında bir yandan ilginç çünkü şarkının başlarında elektronik tınılar, şarkı öyle pek rock bir hale gelmeyecek havası vermekte. ancak öyle olmuyor ve bu dokunuşlar şarkının geri kalanına sirayet etmiyor.

    albümün sonunda olsun'a geri dönüyoruz. ancak bu sefer şarkının akustik versiyonu bizi karşılamakta. gitar ve vokalden oluşan çok sade bir düzenleme. kısmet'in nefes alışlarını ve sesindeki küçük titremeleri duyabiliyoruz. o da ekstradan bir samimiyet ekliyor. şarkının ne kadar vurucu olduğundan zaten bahsetmiştim. bu nedenle akustik bir versiyon yapmak için doğru şarkıyı seçmişler. ağızda leziz bir tat bırakan şarkıyla albümü de böylece tamamlıyoruz.

    türk müziğinde içinde efsane şarkıların olduğu çok albüm var ama her şarkısının belli bir seviyenin üstünde yer aldığı, başından sonuna dek hayal kırıklığına uğratmayan bir albüm bulmak kolay değil. "olsun", bu zor görevin altından kalktı. üç sene sonra behzat ç için eski şarkılarını vermenin yanısıra dizi için yeni şarkılar da yazan pilli bebek, çok daha geniş bir kitleye kendini duyurdu. böylece "olsun"dan birçok şarkı da birçok kişinin gönlüne, bence bir daha çıkmamak üzere, dahil oldu. albümü de dinlerken insanın aklına ister istemez diziden bazı sahneler geliyor ama "olsun" tüm bu bağlantılardan bağımsız bir biçimde bir müzik ziyafetini bizlere sunuyor.

    4,5/5 verdim gitti.
    albümü en iyi anlatan şarkılar: uzun geceler, gündüz yüzlü kız, halvet
29 entry daha