şükela:  tümü | bugün
735 entry daha
  • ingiliz kraliyet ailesiyle ilgili bir hikaye anlatmak dünyanın en tuzaklı işlerinden biri olabilir. çünkü bu konu, dünyanın en büyük ortak magazin malzemesi olduğundan yazım sırasında sizi ayartacak pek çok nokta var. mesela dizinin bir bölümünde hikaye durağan hale geldi diyelim. izleyicileri kaybedeceğinizi düşünüyorsunuz. bu noktada halihazırda yaşanmış olan aldatmalar, skandallar sizi dürtmeye başlar. çünkü bunları kullandığınız anda seyirciyi heyecanlandıracağınızı biliyorsunuz. ancak tehlike tam olarak burada yatıyor. eğer magazin olaylarına çok fazla yer verip tarihi dramanın ağırlığını geri plana iterseniz, kostümlerinden oyuncu seçimine, mekanlardan atmosfere deli gibi emek verdiğiniz projeniz keeping up with the kardashians olmaya doğru yol alır. siz de kaybettiğiniz ciddiyetin arkasından el sallarsınız.

    ancak ciddi olacağım diye magazin olaylarını görmezden de gelemezsiniz çünkü ele aldığınız konunun temelinde bunlar yatıyor zaten. mesela 8. edward'ın tahttan vazgeçmesi evlilik meselesi yüzünden. şimdi bu olayı atlarsanız işi elizabeth'in tahta geçişine getiremezsiniz. bu nedenle dizinin ayakta kalması işin başındaki insanların tavrına kalıyor tamamen. eğer heyecana kapılırlarsa dizinin çöküşü de gerçekleşir.

    yine de ilk iki sezonda bu tonu gayet düzgün bir şekilde ayarlamışlardı. bu sezon ise işleri çok zor çünkü lady diana gibi son 50 yılın en büyük magazin olaylarından biri var artık ellerinde. yapılacak ufak bir abartma ya da öne çıkarma çabası dizinin ciddiyetini ve ağırlığını yerle bir edebilir. şimdi attığı her adım didik didik edilen diana spencer'ın ve ingiltere politik hayatına damgasını vuran margaret thatcher'ın dahil olduğu dördüncü sezonda neler yapmışlar bir bakalım.

    --- spoiler ---

    öncelikle söylememiz gerekiyor ki dizi aslında üçüncü sezon bir tökezleme yaşadı. neden? çünkü crown'ın bir drama olarak ekseni gelenekle, kurallarla, sorumlulukla baş etmek üzerine kuruluydu. claire foy'un tüm sempatikliğiyle canlandırdığı karakter de bunları çok güzel yansıttı. ancak olivia colman'ın canlandırdığı elizabeth o kurallara uyum sağlamış hatta kuralları uygulayan kişiye dönüşmüştü. burada ekseni charles üzerine kaydırmak istediler ancak olivia colman, queen elizabeth'i canlandırırken bu iş hayli zordu. charles'ın hikayesi de görece sönük olunca anlatım sıkıntıya girdi. çünkü dizi charles'ı anlatırken izleyicinin gözleri eski alışkanlık ile hala elizabeth'i arıyordu.

    bu anlaşmazlık dördüncü sezon ile çözülmüş gibi görünüyor çünkü diana spencer'ın hikayesi, ağırlığı ailenin gençlerine kaydıracak kadar ilgi çekici. burada ilk sezonla paralel şekilde elizabeth ve diana'nın kraliyet temelleriyle olan uyum sorunlarını izliyoruz. ancak anlatımda tekrara düşmemek için farklı bir bakış açısı kullanmışlar.

    nedir bu fark? hatırlarsanız elizabeth babasını çok seviyordu ve onun ölümüyle birlikte tahta geçmek "zorunda" kaldı. öğrenmesi gereken onlarca kural, uyması gereken gelenekler, baş etmesi gereken aile ilişkileri, ikinci dünya savaşından sonra moralini yüksek tutması gereken bir halk ve winston churchill gibi uğraşması hayli zor olan insanlar vardı. izleyici olarak biz de bu zorluklarla mücadele eden karaktere sempati duymaya başladık.

    temel fark ise şurada; elizabeth olduğu yere isteyerek gelmedi. diana ise prenses olmayı kendisi tercih etti. ancak yanlış anlaşılma olmasın dizi burada karakteri yargılamıyor. zaten fark edeceğiniz üzere hikayede diana'nın neden charles'a ilgi duyduğundan bahsedilmiyor. prens olduğu için mi, kraliyet üyesi olduğu için mi ya da gerçekten charles'a aşık olduğu için mi bu konuda bir yorum yok çünkü yapılacak her yorum taraf tutmaya dönecekti. bu da ciddi bir dramanın ruhuna uyacak bir tutum değil zaten.

    dizinin karakterlere bakışı şu şekilde; bir insan tercihleriyle, doğrularıyla ve yanlışlarıyla var olur. bu dizide ise farklı iki dönemde yetişmiş farklı iki kadının aynı problemlerle mücadelesini görmüş oluyoruz. elizabeth, geleneğe daha çok önem verilen bir çağda taç giydi. diana ise özgürlüğün, kendi başına karar vermenin öne çıktığı bir zamanda yaşıyordu. bu nedenle karakterin hikayeye dahil oluşu da bu şekilde gerçekleşti. elizabeth ve diana'nın de yaptığı şeylerin tamamı da paralel şekilde değişen dünya ile alakalıydı. bu nedenle hikayenin bir şekilde güncellenerek ve bakış açısını değiştirerek ilerlemeyi başardığını söyleyebiliriz.

    tarihi bir dramanın hakkını vermek istiyorsanız sadece izleyicinin gözlerini kamaştıracak tek bir karaktere odaklanmamanız gerekir. bu tür yapımlarda döneme dair ne kadar çok detay eklerseniz (hikayeyi boğmadan) o kadar sağlam bir atmosfer kurarsınız. bu dizide de dengeli bir kullanım olduğu için sadece diana yok. zaten dönemden dolayı anlatılması gereken margaret thatcher gibi bir konu da var.

    thatcher ingiliz politik dünyasına damga vurmuş çok önemli bir isim. seveni kadar nefret edeni de çok. bu nedenle pek çok ciddi oyuncunun bir proje denk gelse de thatcher'ı canlandırsam diye düşündüğünü tahmin etmek zor değil. gillian anderson da belli ki bu isimlerden biri. performansına gelecek olursak tıpkı bu dizideki winston churchill gibi ağırlığını hissettirdiğini söyleyebiliriz. dikkati üzerine çekmek ve hikayeyi ilerletmek konusunda da başarılı. ancak kendisini izlerken beni rahatsız eden bir şey olduğunu fark ettim. ilk başta ne olduğunu anlayamadım. daha sonra gerçek thatcher'ın videolarını izleyince taşlar yerine oturdu.

    thatcher normalde de ses tonunu inişli çıkışlı kullanıyor. sayısal örnek verecek olursak -2'yle +4 arasında gidip geliyor diyelim. anderson da bir oyuncu olarak bu durumu gözlemlemiş ve uygulamaya geçirmiş. ancak muhtemelen yaptığı şeyin fark edilmesini istediği için aralığı -8'le +15 arasına çıkarmış. bu da biraz kulak tırmalıyor açıkçası. ayrıca thatcher, anderson'a göre daha gür, hızlı ve enerjik konuşuyor. burada oyuncuyu gerçek insanla karşılaştırmak değil amacım. sonuçta karakteri yorumlamasını izliyoruz ve her oyuncunun yorumu ayrı bir tat yakalayacak doğal olarak. ancak anderson işi overacting'e vardırmasa da akılda kalıcı bir performans sunmak için belli özellikleri abartmış. bu da çok iyi bir kullanım olmamış bana göre.

    --- spoiler ---

    sonuç olarak her ne kadar ilk iki sezon kadar yüksek olmasa da üçüncü sezona göre dizi tekrar bir ivme yakalamış. bunda çok önemli tarihi karakterleri izleyicinin gözüne sokmadan işlemesinin de payı var. ayrıca dizi yeri geliyor psikolojik noktalara değiniyor, yeri geliyor dönemin sosyal hayatını anlatıyor, yeri geliyor politik dramaya dönüşüyor, yeri geliyor oyunculukların üst seviyelere tırmandığı tartışmalar izletiyor bize. geniş bir alanda gezip uğradığı her noktada anlatımın hakkını verdiği için de dördüncü sezonun hayli başarılı olduğunu söyleyebiliriz.
353 entry daha

hesabın var mı? giriş yap