şükela:  tümü | bugün
253 entry daha
  • içerisinde yer aldığımız sistemi eleştiren ve bu sistemin o dönemde yarattığı sonucu bir kişi üzerinden anlatan albümdür. albümün isimi albümün özelliğini ve amacını birkaç yönden ifade edecek şekilde çok güzel seçilmiştir. albümün isminin, albümün türü olan space rock'ı ifadesinin yanı sıra, albüm ismi ile asıl ifade edilmek istenen düşünce yazı ilerledikçe anlaşılır olacaktır. ayrıca yine isminden dolayı karanlık bir yerde geceyi aydınlatan ay ışığına karşı albümü baştan sona dinlemek insana ayrı bir zevk verir.

    yazıya geçersek, ilk olarak albüm kapağına değinmek istiyorum. albüm kapağı bize ne anlatmaktadır? albümün başında kalp atışıyla başlayan hayat, kalp atışının ardından saat sesi ile ilerleyen zaman, arkadan gelen konuşmanın içerisinde "(i have) been working me buns off" (canımı dişime takarak çalıştım) diyen bir ses, bu cümleyi söylerken arkadan gelen, önceki cümleyi para için çalıştığını yorumlamaya neden olan yazar kasa sesi, ardından giderek artan ve savaşı ifade eden helikopter sesi ve bunların sonucunda gelen çığlık. albümün ön kapağında beyaz ışığın prizmadan geçip renk spektrumlarına ayrılması ve arka kapağında ayrılan renk spekturumlarının tekrar beyaz ışığı oluşturması gibi, albümün başında da insan hayatını oluşturan hastalıklı düzen içerisindeki parçalar ve bu parçaların birleşerek insanı deliliğe götürmesi anlatılıyor.

    bu çıkarımdan hareketle diğer renk spektrumlarını oluşturan beyaz ışıkla, hastalıklı düzen içerisinde yaşanan olayların sonucu olan deliliği birbiriyle ilişkili düşünebiliriz.

    şimdi de albümün ismine gelelim. "dark side of the moon" ifadesi albümde bir tek brain damage'da "i'll see you on the dark side of the moon" (seninle ayın karanlık yüzünde görüşeceğiz) olarak geçmekte. görüşeceğiz dediği kişi de syd barrett'tır (burada konu hakkında bilgi mevcuttur).

    albüm kapağındaki beyaz ışığın delilikle ilişkili olduğu çıkarımını yaptık. buradan ayın aydınlık yüzünün deliliği, karanlık yüzünün delilikten kaçmayı temsil ettiği yorumu yapılabilir. yani gruba göre ayın aydınlık yüzündekiler bu hasta düzen içerisinde olup deliren fakat kendilerinin deli olmadığını düşünenler; ayın karanlık yüzündeki syd barrett ise kendilerinin deli olmadığını düşünen ayın aydınlık yüzündekiler tarafından deli ilan edilen, aslında bu hasta düzenden kaçan kişidir.

    .....speak to me {konuş benimle}.....

    i've been mad for fucking years (1)
    {yıllarca deliydim}
    absolutely years, been over the edge for yonks
    {yıllarca deliliğin sınırında}
    been working me buns off for bands (2)
    {gruplar için canımı dişime takarak çalıştım}
    i've always been mad, i know i've been mad <--(3)
    {hep deli idim, biliyorum hep deli idim}
    like the most of us have <--(3)
    {çoğumuzun olduğu gibi}
    very hard to explain why you're mad
    {neden deli olduğunuzu açıklamak çok zor} (4)
    even if you're not mad
    {deli olmasanız bile} (5)

    (2) "canımı dişine takarak çalıştım" dizesini yazının başında o sırada arkadan yazar kasa sesinin de gelmesiyle hasta düzen içerisinde para için çalışan ayın aydınlık yüzündeki insanlar olarak yorumlamıştık. fakat dizede "band" (müzik grubu) için canına dişine takarak çalıştığı söylenmekte. bu nedenle bu dizeyi ikinci bir açıdan daha yorumlayacağım. onun için brain damage'dan bir dizeyi daha paylaşacağım.

    and if the band you're in starts playing different tunes
    {eğer senin içerisinde bulunduğun grup farklı melodiler çalmaya başlarsa}

    brain damage şarkısında ifade edilen kişi syd barrett'dı. bu dizede "içerisinde bulunduğun grup" ile grubun eski üyesi syd barrett'ın ifade edilmesinden yola çıkarak (2)'deki "gruplar için canımı dişine takarak çalıştım" diyen kişinin syd barrett olduğu yorumu yapılabilir. (2) numaralı dizenin ikinci açıdan yorumunda da bu konuşmayı yapan kişiye ayın karanlık yüzündeki syd barrett diyebiliriz.

    "speak to me" deki sözleri (bu hasta düzen içerisinde deliren fakat kendilerinin deli olmadığını düşünen ayın aydınlık yüzündekiler tarafından deli ilan edilen) syd barrett'ın söylediği sözler olarak yorumlayalım.

    (1)"yıllarca deliydim". eskiden o da hasta düzen içerisinde ayın aydınlık yüzündeki bir deliydi.

    (2)"gruplar için canımı dişime takarak çalıştım". başkalarının para uğruna canını dişine takarak çalıştığı gibi o da grup uğruna bu şekilde çalışmıştı.

    (3)"hep deli idim, biliyorum hep deli idim, çoğumuzun olduğu gibi". yine ayın aydınlık yüzündekileri kastederek ben de eskiden sizin gibi bir deliydim diyor.

    (4)"neden deli olduğunuzu açıklamak çok zor". burada kendisini deli olanlardan ayırıyor, çünkü kendisi artık ayın karanlık yüzüde. deli olmalarının açıklamasının zorluğu da onların delirmesine neden olan bu hasta düzenin normalleşmesi. bu düzen içerisindeki insanlar normal olmasa da çoğu kişi böyle olunca kendilerini de deli olarak görmüyorlar. (5)"deli olmasaniz bile" derken de aslında bu durum belirtiliyor.

    .....breathe {in the air}.....

    breathe, breathe in the air (1.1)
    {nefes al, havada nefes al}
    don't be afraid to care (1.2)
    {umursamaktan korkma}
    leave but don't leave me (1.3)
    {git fakat bırakma beni}
    walk around and choose your own ground (1.4)
    {etrafta dolaş ve kendi toprağını seç}

    for long you live and high you fly (2.1)
    {yaşadığın süre zarfında ve yüksekten uçtuğun sürede}
    and smiles you'll give and tears you'll cry (2.2)
    {yayacağın gülüşler ve dökeceğin gözyaşları}
    and all you touch and all you see (2.3)
    {tüm dokundukların ve tüm gördüklerin}
    is all your life will ever be (2.4)
    {tamamı senin hayatın olacaktır}

    run, rabbit run (3.1)
    {koş/kaç, tavşan koş/kaç}
    dig that hole, forget the sun (3.2)
    {o çukuru kaz, güneşi unut}
    and when at last the work is done (3.3)
    {ve sonunda işin bitince}
    don't sit down it's time to dig another one (3.4)
    {sakın oturma, başka bir çukuru kazma vakti geldi}

    for long you live, and high you fly (4.1)
    {yaşadığın süre zarfında ve yüksekten uçtuğun sürede}
    but only if you ride the tide (4.2)
    {ancak sadece gelgite binersen}
    and balanced on the biggest wave (4.3)
    {ve korursan dengeni en büyük dalganın üstünde}
    you race towards an early grave (4.4)
    {koşarsın erken bir ölüme doğru}

    albümün ilk şarkısında sözleri söyleyen kişinin syd barrett olduğu çıkarımını yapmıştık. şarkının ismi de "speak to me (benimle konuş)" idi. grup da bu çağrıya uyarak "breathe" için ve albümün ilerleyen şarkılarında bazı sözleri syd barrett'a yönelik yazmıştır.

    şarkıya geçersek ilk olarak sözleri tamamen aynı olmasa da melodisi aynı olduğu için nakarat kabul edebileceğimiz ikinci ve dördüncü dörtlükteki sözleri aynı olan dizeden başlamak istiyorum.

    (2.1) (4.1) yüksekten uçmak derken kullanılan "high you fly"; uyuşturucu, özellikle lsd kullananların yaşadığı tecrübeyi anlatan flying high terimini ifade etmek için kullanılmıştır. bunun kimi ifade ettiğini tekrar belirtmeme gerek yok sanırım *

    nakaratlara devam etmeden önce üçüncü dörtlüğü açıklayacağım. üçüncü dörtlüğü incelediğimizde ilk olarak (3.2) (3.3) ve (3.4)'te hasta düzen içerisinde canını dişine takarak çalıştırılan kişileri görebiliriz. bir işi bitirdiğinde hemen diğer işe geçmek zorunda kalan, oturup kendisine zaman ayırmasına müsaade edilmeyen, sabah işe başlayıp akşama kadar durmadan çalışan, güneşi bile göremeyen ayın aydınlık yüzündeki insanlar.

    (3.1) "run" kelimesini iki şekilde çevirdim. çevirilerden ilki şarkı içerisinde ilk anladığımız anlamı, ikincisi alt metindeki anlamı. "run"ı ilk anlamı ile ele alıp "koş, tavşan koş" olarak çevirirsek düzen içerisinde yoğun tempoda çalışmak zorunda olan insanların koşuşturma halinin anlatıldığını düşünebiliriz.

    "run" kelimesini ikinci anlamı olan "kaç, tavşan kaç" olarak açıklamadan önce yazmak istediğim, bu dizeyle ilişkili olabileceğini düşündüğüm bir roman var: rabbit, run romanı. romanı okumadığım için, roman ile alakalı olarak vikipedi'de geçen cümleyi tercüme edeceğim. "roman, sevgisiz bir evlilik ve sıkıcı bir satış işinde hapsolmuş olan harry "rabbit" angstrom adlı 26 yaşındaki eski bir lise basketbolcusunun hayatındaki üç ayını ve hayatının kısıtlamalarından kaçma girişimlerini anlatıyor." (3.2) (3.3) ve (3.4) 'te anlatılan bu hastalıklı düzen içerisinde ayın aydınlık yüzündekilerin yaşadığı kısıtlamalardan kaçmasının öğütlenmesi bu dizede "run, rabbit run" (kaç, tavşan kaç) ile ifade edilmiş.

    şimdi de üçüncü dörtlüğü ayın karanlık yüzündeki "yüksekte uçan (flying high)" syd barrett açısından inceleyeceğim.

    (3.1) bu dizedeki tavşan, psychedelic tecrübenin anlatıldığı jefferson airplane'in "white rabbit" şarkısı gibi alice harikalar diyarında masalındaki "white rabbit"i ifade etmektedir. o dönemlerde white rabbit şarkısının bu yönde ifade ettiği alt metni dışında, masalın psychedelic uyuşturucuları ifade ettiğinin belirtildiği kaynaklar vardır.

    (3.2) bu dizede tavşanın kazdığı çukur yine masala göndermedir. masalın ilk bölümü "down the rabbit hole (tavşan deliğinin aşağısına doğru)". alice bu delikten aşağıya inerek sıradışı dünyaya geçiyor.

    şarkıda "forget the sun" kısmında "for" bölümü yutuluyor, belli belirsiz çıkıyor (hatta zamanında burayı "get the sun" olarak anlıyordum, şarkının sözlerine baktıktan sonra forget olduğunu ögrenmiştim * *). burayı "get the sun (güneşe ulaş)" olarak ele alırsak, ayın karanlık yüzündeki syd barrett tavşan deliğine girerek sıradışı dünyaya geçmiş, (2.1) ve (4.1) de "high you fly" olarak ifade edilen yaşadığı psychedelic tecrübe ile uçtuğu yükseklikten güneşe ulaşmıştır.

    üçüncü dörtlüğü açıkladıktan sonra şimdi de nakaratlara geçeceğim. üçüncü dörtlükte ayın aydınlık yüzündekiler için canını dişine takarak çalıştırılmak zorunda kaldıklarını, oturup kendisine zaman ayırmasına müsaade edilmediğini, güneşi bile göremediklerini söylemiştik. fakat ayın aydınlık yüzündeki insanlar, bu hasta düzen içerisinde iken kendilerinin deli olmadığını düşünen, bu düzenin içerisinde hayatlarını sürdüren kişilerdi.

    ikinci dörtlükteki sözler de bu duruma karşılık yazılmıştır. hayat kendinize zaman ayırmadan çalışmak değildir. yaşadığınız süre içerisindeki gülüşleriniz, gözyaşlarınız, dokunuşlarınız, gördükleriniz; yani duygularınız, hisleriniz, keşifleriniz sizin hayatınızdır denerek ayın aydınlık yüzündekiler uyarılmaktadır.

    diğer nakarat olan dördüncü dörtlük de ayın karanlık yüzündeki syd barrett'a yönelik uyarıdır. (4.2) gelgite binip (4.3) dalganın üzerinde dengeni korursan denilerek burada bir sörfçü benzetmesi yapılmış. peki dalganın üzerinde dengeni koruyamazsan ne olur? denize düşersin. ingilizcede "come down" terimi inmek, düşmek anlamlarında kullanılmaktadır. bunun dışında bu terim birleşik yazıldığında comedown ifadesi ise uyuşturucu ile ruh hali yükselen (flying high) kişinin geri dönüşünü ifade eder.

    burada grup syd barrett'a sürekli yüksekten uçarsan, uyuşturucu etkisinden çıkmazsan, hep dalga üzerinde olmaya devam edip düşmezsen erkenden mezara gireceksin uyarısı yapıyor.

    buradan ilk dizeye geçeceğim (şarkı sözleri karışık oldu fakat şarkının alt metni bu şekilde daha anlaşılır olacak). syd barrett'a yapılan uyarıyı göz önünde bulundurarak bu dizeyi inceleyin. (1.1) "breathe" kelimesinin nefes almak anlamı dışında yaşamak anlamı var. yani "havada yaşa" diyerek syd barrett'ın yüksekten uçması ifade edilmiş. (1.3) "git fakat bırakma beni" derken tamam gruptan ayrıl fakat erkenden bu dünyadan ayrılıp beni (grubu) bırakma deniyor. akabinde (1.4) bu hasta düzenden kaçıp havada yaşıyorsun, tamam havadasın fakat bu sırada toprak (gerçek dünya) için arayış içerisinde ol *, bu hasta düzen içerisinden sıyrılmak için ne yapman gerektiğini belirleyerek yere (toprağa) in * mesajı veriliyor.

    şarkının yorumlamasından sonra şu bilgiyi de vermek istiyorum. dördüncü dörtlükte (4.2) ve (4.3) dizeleri için sörfçü benzetmesi yapmıştık. albümün kapağı için günümüzdeki albüm kapağından önce "silver surfer" (gümüş sörfçü) kapağı düşünülmüş. gümüş sörfçü de kısaca uzayda seyahat eden çizgi roman karakteri. syd barrett için bu dizelerdeki sörfçü benzetmesi ve yüksekte uçması (flying high) ile, albüm kapağı için ilk başta syd barrett'ın bir temsilinin düşünüldüğü sonucuna çıkarız (grup bu albüm için syd barrett'ın temsili fikrinden vazgeçerken muhtemelen "bir sonraki albüme artık" demişler *)

    .....on the run {acele etmete / kaçmakta}.....

    have your baggage and your passports ready and then follow the green line to customs and immigration. ba flight 215 to rome, cairo and lagos (1)
    {valizini al, geçiş belgelerini hazırla ve gümrük ve polis için yeşil çizgiyi takip et. ba 215 roma, kahire, lagos uçuşu}

    live for today, gone tomorrow. that's me (2)
    {bugün için yaşa, yarın yok. bu benim}

    bu şarkıya ismi ile başlayacağım. şarkı ismini tercüme ederken breathe (in the air) şarkısında (3.1)'de "run" kelimesinde kullandığım gibi burada da iki farklı çeviri kullandım (dikkat ettiyseniz iki farklı çevirisini kullandığım kelimelerin biri "run" diğeri "on the run"). (3.1)'deki gibi burada da şarkı içerisindeki anlamı ile başlayacağım. (1)'de havalimanındaki anonsa yer verilmekte ve ba 215 uçuşu olduğu söylenmekte. bu anons sırasında da birinin koşma sesi gelmekte. buradan ayın aydınlık yüzünde sürekli bir yere yetişmek veya bir şeyleri yetiştirmek zorunda olan birisinin bu sefer de uçağa yetişmek için acele ettiği sonucuna çıkarız.

    ikinci yani alt metin anlamına gelirsek, (3.1)'de ayın aydınlık yüzündekilerin bu hastalıklı düzenden kaçmasının öğütlenmesi "run, rabbit run" (kaç, tavşan kaç) olarak ifade edilmişti. bu şarkının ismi de "on the run" (kaçmakta). önceki şarkılardan da bu kaçışı gerçekleştiren kişinin ayın karanlık yüzündeki syd barrett olduğunu biliyoruz. yani bu koşma sesi syd barrett'ın hastalıklı düzenden kaçışını tasvir etmektedir. uçuş numarasının (ba 215) syd barrett'ın soyisminin ilk iki harfi olması da bu durumu destekler. (dipnot olarak günümüzde ba 215 sefer sayılı uçak "british airways"e aittir. british airways 1974 yılında, yani albümden 1 sene sonra kurulmuştur.)

    peki syd barrett hastalıklı düzenden nasıl kaçmıştı? yüsekte uçarak (flying high). syd barrett'ın yüksekte uçma durumu da şarkıda uçak benzetmesiyle ifade edilmiştir.

    syd barrett düzenden kaçarak uçağa bindi, uçak havalandı ve yüksekte uçuyor. sonrasında olacak ise şarkının üçüncü dakikasından sonra belli oluyor. uçak sesi tekrar artıyor ve sonrasında patlama sesi geliyor. bir önceki şarkıda sörfçü benzetmesiyle yapılan eğer en büyük dalganın üzerinde dengeni korursan erken bir ölüme koşarsın uyarısı burada uçak benzetmesiyle yineleniyor.

    (2) numarali dize de erken ölümü ifade ediyor. "here today gone tomorrow" deyimi bugün var yarın yokuz anlamına gelmekte. şarkıda ise bu deyim biraz değiştirilmiş.

    pulse konserinde bu şarkı görselleştirilmiştir. izlemek isteyenler için konser linkini paylaşıyorum, uçağın patlaması orada da mevcut.

    .....time {zaman}.....

    ticking away the moments that make up a dull day (1.1)
    {can sıkıcı bir günü oluşturan anlarla vaktini geçirerek}
    fritter and waste the hours in an offhand way (1.2)
    {düşüncesiz şekilde saatleri ziyan edip boşa harcarsın}
    kicking around on a piece of ground in your hometown (1.3)
    {memleketinde bir parça toprak üzerinde oyalanarak}
    waiting for someone or something to show you the way (1.4)
    {birini veya bir şeyi sana yol göstermesi için beklersin}

    bu şarkı için de ayın aydınlık yüzündekiler ve karanlık yüzündeki syd barrett olmak üzere iki koldan ilerleyeceğim.

    ayın aydınlık yüzündekiler için bu kısımda çalışarak boşa harcadıkları zamanın vurgulandığı yorumu yapılabilir.

    ayın karanlık yüzündeki syd barrett için ise breathe (in the air)'deki (1.4) dizesinde "choose your own ground (kendi toprağını seç)" ifadesine bağlı olarak burada (1.3)'te "memleketinde bir parça toprak üzerinde oyalanması"ndan artık syd barrett'ın havadan toprağa indiği, yani lsd'yi bıraktığı bir zamanın ifade edildiği düşünülebilir. albümden 5 yıl sonra 1978'de syd barrett parası bitince annesinin yanına geri dönecektir.

    tired of lying in the sunshine, staying home to watch the rain (2.1)
    {güneş ışığının(güneşin) altında uzanmaktan ve evde kalıp yağmuru izlemekten bıkkın}

    (2.1) ayın aydınlık yüzündekiler için bu dizede albümün başında insanı deliliğe götüren etmenlerden biri olan savaşın anlatıldığını düşünüyorum.

    ilk olarak "rain"(yağmur) kelimesi ile başlayacağım. "rain" kelimesi ile bombalar ifade edilmektedir. bunun açıklamasını analizini yapmış olduğum supper's ready'nin bir kesiti ile yapacağım:

    "yağmurun savaşla ilişkisinin verilme nedeninin ise 1971 yılında 92. amerikan kongresinde geçen "uçaklar kuşlar gibi geldi, bombalar yağmur gibi düştü" cümlesinde yattığını düşündüm. peki bu cümle hangi savaş için geçmekte? hippilerin karşı gösteriler düzenlediği vietnam savaşı.

    ayrıca "bombalar yağmur gibi düştü cümlesi" 1968 yılındaki bir dergide de geçmekte. yağmurun bu anlamda kullanılma ihtimali olan ccr'ın iki şarkısı var. ilki temmuz 1970'te çıkan "yağmuru kim durduracak?" diye soran "who will stop the rain". ikincisi aralık 1970'te çıkan, "güneşli bir günde hiç yağmurun yağdığını gördün mü?" diye soran "have you ever seen the rain" şarkısı. (grubun diğer bir şarkısı olan "fortunate son" ın vietnam savaşı'nı eleştiren bir şarkı olması, ccr'ın şarkılarındaki "rain" kelimesinin bomba metaforu olmasını desteklemektedir)."

    "sunshine"a gelirsek eğer 1950'de life dergisinde hidrojen bombası için "like the sun (güneş gibi)" benzetmesi yapılmış. bu benzetmenin nedeni hem enerji hem de ışımasından dolayı olabilir, şarkıda da "sunshine" denilerek bombanın ışımasına vurgu yapılmıştır. sonuç olarak bu dizenin yorumunun ardından savaştan bıkmış insanları görebiliriz.

    bu dizeyi bir de ayın karanlık yüzündeki syd barrett açısından inceleyelim. (1.3)'te syd barrett'ın havadan toprağa indiğini belirtmiştik. ayın aydınlık yüzünden kaçan syd barrett, yüksekte uçarak ayın karanlık yüzüne geçmişti. şu anda havadan yere indiğine göre artık ayın karanlık yüzünde olmadığı yorumu yapılabilir.

    dizeye bu açıdan bakarsak, "sunshine (güneş ışığı)"ı güneş ışınlarının vurduğu ayın aydınlık yüzü olarak, yağmuru da yağmurlu havada güneş ışınlarının direkt olarak dünyaya gelmemesi nedeniyle ayın karanlık yüzü olarak düşünebiliriz. syd barrett'ı da ayın iki yüzünü de tecrübe etmiş, ikisinin de kötü yönlerini görmüş ve ikisinden bıkmış biri olarak yorumlayabiliriz.

    you are young and life is long and there is time to kill today (2.2)
    {gençsin, hayat uzun ve bugün öldürecek zamanın var}
    and then one day you find ten years have got behind you (2.3)
    {ve sonra bir gün bir bakmışsın arkanda on yılı bırakmışsın}
    no one told you when to run, you missed the starting gun (2.4)
    {hiç kimse sana ne zaman koşacağını/kaçacağını söylememiş, başlama silahını (işaretini) kaçırmışsın}

    (2.4) bu dize (1.4)"birini veya bir şeyi sana yol göstermesi için beklersin" dediği kişilere o birinin veya bir şeyin gelmeyeceğini ifade etmektedir.

    bu dizeleri ayın aydınlık yüzündekiler için incelersek ve "run" kelimesini "kaçmak" olarak çevirirsek, birinin veya bir şeyin yol göstermesini beklerken 10 sene sonra da ayın aydınlık yüzündekilerin bu hastalıklı düzenden kaçamadıklarını görmekteyiz.

    dizeleri syd barrett açısından inceleyelim. syd barrett bu şarkıda havadan yere inmiş ve ayın aydınlık yüzünde de karanlık yüzünde de olmaktan bıkmıştı. yani şu an havada uçmayarak ayın karanlık yüzünden sıyrılmış fakat ayın aydınlık yüzünde de değil. syd barrett için de bu dizedeki "run" kelimesini "koşmak" olarak çevirirsek, "koşmak" kelimesi de ayın aydınlık yüzünü ifade ettiğine göre, syd barrett'ın 10 sene sonra koşmaması da onun 10 sene sonra da ayın aydınlık yüzünde olamadığını göstermektedir.

    burada koşmak kelimesi mecaz anlamda kullanılmıştır. syd barrett'ın koşması ayın aydınlık yüzündeki hastalıklı düzen içerisine geri dönmek değildir. bunu "breathe" şarkısında (1.4)"etrafta dolaş ve kendi toprağını seç" dizesinden anlayabiliriz. bu dizeyi yorumlarken "havadasın fakat bu sırada toprak (gerçek dünya) için arayış içerisinde ol ("look around"), bu hasta düzen içerisinden sıyrılmak için ne yapman gerektiğini belirleyerek yere (toprağa) in" demiştik. syd barrett'ın koşmaması toprağa indikten sonra hastalıklı düzenin yaşandığı ortama, yani yaşadığımız gerçek dünyaya adapte olamamasını, burada ne yapması gerektiğini belirleyememesini ifade etmektedir.

    bunun dışında (2.3)'te "bir gün bakmışsın" derken hem ayın aydınlık yüzündekilerde hem syd barrett için kaçmama/koşmama durumlarının farkına vardıklarını görmekteyiz. fakat bunun farkına varmak için 10 yılı geride bırakmışlar, artık genç değiller, öldürecek zamanları kalmamış, başlama işareti kaçmış yani hayatı ıskalamışlar.

    and you run, and you run to catch up with the sun, but it's sinking (3.1)
    {koş/kaç, güneşe yetişmek için koş/kaç, fakat o batıyor}

    (3.1)bir zamanlar ayın aydınlık yüzündeki syd barrett ayın karanlık yüzüne yüksekten uçarak geçmişti ve breathe(3.2)'de güneşe ulaşmıştı *. ayın aydınlık yüzündekiler kaçmama durumlarının farkına varmış olsalar bile güneşe ulaşamamaktadırlar. çünkü başlama işaretini kaçırmışlar, hayatı ıskalamışlar; hayatlarının akşamı olmuş ve güneş batıyor.

    ayın karanlık yüzündeki syd barrett da ayın aydınlık yüzünü aydınlatan güneşe koşmaktadır. fakat o da güneşe yetişememektedir, yani ayın aydınlık yüzüne geçememektedir.

    racing around to come up behind you again (3.2)
    {etrafında koşuyor, arkandan tekrar yükselmek için}

    (3.1)'de güneşe yetişmek için koşarken/kaçarken güneş bizden kaçıyordu fakat (3.2)'de bu sefer güneş battıktan sonra ertesi sabah arkamızdan yükselmek için etrafımızda koşacak (dolaşacak). (3.1)insan güneşe yetişmek için ona doğru koşarken/kaçarken ("run"), (3.2)güneş ise insana yetişmek için onun arkasından koşuyor ("race"). bunu atletizm yarışlarında tur bindirme olarak görebilirsiniz. insan güneşe koşarken, koşmaya başlamak için o kadar zaman kaybetti ki ("starting gun" başlama silahını kaçırdı), güneş insana tur bindirecek. güneş yani hayat insana tur bindirince de ömrümüz sona erecek. güneşin insana arkadan yaklaşması ise güneşe yani hayata olumsuz bir anlam katmakta, bu olumsuzluğu hayatın içerisindeki hastalıklı düzen olarak görebiliriz.

    şarkıda insanın koşuşu "run" olarak ifade edilmekte fakat güneşin koşuşu "race" olarak ayrılmakta. "race"in diğer anlamının "yarış" olduğunu göz önüne alırsak şarkıda "hayat bir yarıştır. bu yarışta ya koşarsın ya kaçarsın" iması bulunmakta, ya da bulunmamakta ben öyle yorumladım *

    the sun is the same in a relative way, but you're older (3.3)
    {güneş aynı güneş göreceli olarak fakat sen daha yaşlısın}

    (3.3) güneş yani hayat aynı hayat olsa da, aynı şekilde aksa da bizim içimizdeki güneş battı, artık yaşlandık, içimizdeki hayat enerjisi azaldı. karanlıkta güneşi yakalamak için koşmanın/kaçmanın bir anlamı yok.

    shorter of breath, and one day closer to death (3.4)
    {nefesin daha kısa ve ölüme bir gün daha yakınsın}

    every year is getting shorter, never seem to find the time (4.1)
    {her yıl gittikçe daha kısa oluyor, hiç zaman bulamayacakmışız gibi görünüyor}
    zamanı hiç anlayamayacağız gibi görünüyor}

    (2.3) ve (2.4)'teki farkındalık durumu ve (3.1)'deki inkar durumundan sonra bu dizede kabullenme durumunu görmekteyiz.

    (4.1) yaşlandıkça zamanın daha çabuk geçmesi ile ilgili şu yazıyı okuyabilirsiniz. şarkıda (hastalıklı düzen içerisindeki) ayın aydınlık yüzü/(syd barrett'ın hastalıklı düzenden yüksekten uçarak kaçtığı) ayın karanlık yüzünde harcanan gençliği, (2.3),(2.4) geçen yıllar sonucunda yaşanılan durumun farkına varma halini, farkına varma halinden sonra inkar sürecini, (3.1) güneş batmakta olmasına rağmen onu yakalamak için koşma/kaçma çabasını görebiliriz. bu dizede de inkar sürecinden, kabullenme durumuna geçildiğini görmekteyiz. "gençlikte yıllar harcandı, farkındalık durumundan sonra yaşanan inkar sürecinde ıskalanan hayatı yakalamak için yine yıllar harcandı; harcanan yılların ardından ki artık her yıl bir öncekinden daha çabuk geçiyor, sanırım hayatı yaşamak için zaman bulamayacağız."

    plans that either come to naught or half a page of scribbled lines (4.2)
    {planlar ya suya düştü ya da yarım sayfalık karalanmış satır (olarak kaldı)
    hanging on in quiet desperation is the english way (4.3)
    {sessizce ümitsizliğe katlanmak ingiliz yoludur
    the time is gone, the song is over, thought i'd something more to say (4.4)
    {zaman ilerlemiş/ölmüş, şarkı bitti, daha fazla şey söyleyeceğimi düşünmüştüm}

    (4.4) hayat da şarkı gibidir zamanı geldiğinde bitecek. biten her hayat, ardında zaman bulunamadığı için söylenememiş ve yapılamamış şeylerin pişmanlıklarını bırakır.

    .....breathe reprise {breathe yeniden}.....

    şarkı sözlerine geçmeden önce şu yorumu yapmak istiyorum. "breathe (in the air)" bittikten sonra, on the run'da hem ayın aydınlık yüzündeki biri hem de karanlık yüzündeki syd barrett için çıktıkları ruhsal yolculuk/uçak yolculuğu anlatılmaktaydı. "time"dan sonra tekrar breathe şarkısına dönülmesi nedeniyle "time"ın bu yolculuğu anlatan şarkı olduğu yorumu yapılabilir.

    home, home again (1.1)
    {ev, evdeyim tekrar}
    i like to be here when i can (1.2)
    {fırsat buldukça burada olmayı seviyorum}
    and when i come home cold and tired (1.3)
    {eve üşümüş ve yorgun geldiğimde}
    it's good to warm my bones beside the fire (1.4)
    {kemiklerimi ateşin yanında ısıtmak iyi geliyor}

    şarkının bu kısmı ayın aydınlık yüzünde uçak yolculuğu yapan kişinin yolculuktan eve dönüşünü ifade etmektedir. buradaki uçak yolculuğunu hastalıklı düzen içerisinde olmanın bir temsili olarak görebiliriz, "on the run"da hastalıklı düzen içerisinde olduğu gibi uçağa da aceleyle yetişmeye çalışmaktaydı. sonuç olarak bu dizeler ayın aydınlık yüzündekiler için hastalıklı düzenden uzaklaşabildikleri zamanı ifade eder. "when i can (fırsat buldukça)" ifadesi de bu sürenin ne kadar kısa olduğunu göstermektedir.

    far away across the field (2.1)
    {uzakta, çayırın karşısında}
    the tolling of the iron bell (2.2)
    {ağır ağır çalan demir çanlar}
    calls the faithful to their knees (2.3)
    {imanlıları (dindarları) diz çökmeye çağırır}
    to hear the softly spoken magic spells (2.4)
    {hafifçe konuşan sihirli sözleri duymak için}

    şarkının bu kısmının ve bir sonraki şarkı olan "the great gig in the sky"ın 1966 yayın tarihli lsd isimli kitabın bir bölümu ile ilişkili olduğunu düşünüyorum. ilişkili olduğunu düşündüğüm bölüm "a center for dying and being born (ölmenin ve doğumun merkezi)", ben burada ölüm merkezi kısmını ele alacağım.

    lsd isimli kitabın bu bölümünde, 2500 yıl önce yazılan ölüm sırasında ve sonrasındaki bilinç hallerinin de yer aldığı "the tibetan book of the dead", diğer ismi ile bardo thödolun psychedelic tecrübenin el kitabı olduğu yer almakta. ayrıca bardo thödol'da ifade edilen ölümün, ego ölümünü veya ruhsal ölümü ifade ettiği belirtilmekte. bu uyarlama da daha sonra "the psychedelic experience" kitabı olarak yayınlanmış.

    ayrıca yine lsd kitabının bu bölümündeki bir hikayenin ilk cümlesinde "bir adamın çayırın karşısında* dolaşırken kaplan ile karşılaşması" anlatılmaktadır. şarkıdaki (2.1)'deki "across a field" ifadesinin kitabın bu kısmına gönderme için kullanıldığını düşünüyorum.

    (2.2) şarkıda kitaba yapılan bu gönderme syd barrett'in lsd kullanımıyla yaşadığı ölümü ifade etmesi için kullanılmaktadır. ama gerçekleşen bu ölüm kitapta da ifade edildiği gibi gerçek ölüm değil, ego ölümüdür.

    bu dizedeki çalan demir çanlar için kullanılan "toll" kelimesi, cenazelerde çalan çanlar için de kullanılmakta. bu da bir önceki dizenin kitaba atıf yaptığını ve ego ölümünün anlatıldığını desteklemektedir.

    bu dizelerdeki ölümün gerçek bir ölüm olmamasına rağmen, (2.3) dindarların diz çökmesi ve (2.4) (ölülerin ardından yapılan) duanın anlatılması bu dizelerin dinlere karşı yapılan bir eleştiri olabileceği düşüncesini getirdi. bir sonraki şarkıda bu fikirle paralel bir yorumlama daha yapacağım, o yorumla bunu birleştirirseniz bu düşüncenin temeli kuvvetlenecektir.

    .....the great gig in the sky {gökteki büyük konser}.....

    şarkının sözlerine geçmeden önce bu şarkının ismini nereden almış olabileceğini yazmak istiyorum. şarkı sözlerine bakarsanız şarkıda ölümden bahsedildiğini görebilirsiniz (detaylı incelemesine değineceğim).

    biraz uzatacağım ancak bir önceki şarkıda bahsettiğim lsd kitabına ve bahsettiğim bölüm olan "a center for dying and being born (ölmenin ve doğumun merkezi)"ndeki bir başka hikayeye tekrar değinmek istiyorum. bu hikaye "world medical news" gazetesindeki bir makaleden alıntıymış.

    kitaptaki bölümün bu kısmında kanser hastalığının son evresindeki 50 hastaya ağrılarını dindirmek için verilen lsd'den bahsedilmekte. hastalardan birinin söylediği şu söz de bölümün ismi olan "ölümün merkezi" düşüncesi ile paralel olduğu için kitapta paylaşılmış: "biliyorum ölüyorum fakat şu evrenin güzelliğine bak"

    bu alıntıda lsd kullanan hastanın yaşadığı ölüm tecrübesi olan ego ölümünü görebiliriz. ve ölüm tecrübesinin yanında lsd kullanımıyla beraber yaşanan evrende seyahat ediyor hissini görebiliriz. şarkının ismi olan "gökteki büyük konser" de ismini bu bilgilerin ardından nereden almış olabilceği daha iyi canlanmıştır. bu bilgilerin ardından şarkı sözlerine geçeyim.

    i am not frightened of dying (1.1)
    {ölmekten korkmuyorum}
    any time will do, i don't mind (1.2)
    {hiçbir zaman korkmayacağım, umrumda değil}
    why should i be frightened of dying? (1.3)
    {niçin ölmekten korkayım ki?}
    there's no reason for it, you've gotta go sometime (1.4)
    {bunun için hiçbir sebep yok, günün birinde/bazen gitmen gerekir}

    önceki yorumlamaya devam etmek adına burada ilk olarak ayın karanlık yüzündeki syd barrett'tan başlayacağım. ayın karanlık yüzüne göre burada bahsedilen ölüm, lsd kullanımıyla gerçekleşen ego ölümüdür. (1.4)'te "sometime" kelimesinin çevirilerinden biri olan "bazen", yaşanan ölümün birden fazla kez gerçekleştiğini göstermekte ve bu ölumün gerçek ölüm değil, ego ölümü olduğunu desteklemektedir. breathe'de uyuşturucu kullanımı ile yaşanan tecrübe olarak yorumladığımız "high you fly" sözünün yanı sıra fly high ifadesi ölen insanlar için de kullanılmaktadır.

    ayrıca bu kısmı söyleyen "speak to me" de konuşan kişilerden biri olan gerry o'driscoll'dur ve "speak to me"deki sözlerin sahibini syd barrett olarak yorumlamıştık. yani bu kısımda konuşan kişinin de syd barrett olduğunu söyleyebiliriz.

    i never said i was frightened of dying (2.1)
    {ben hiçbir zaman ölümden korktuğumu söylemedim}

    (2.1) ayın karanlık yüzündeki anlamına devam edersek, bu sözden önceki bölümde ifade edilen ölümün gerçek ölüm olmadığını, korkmadığı şeyin gerçek ölüm degil ego ölümü olduğunu fakat bu dizede gerçek ölümden korktuğunun ifade edildiğini söyleyebiliriz.

    şimdi de sözleri ayın aydınlık yüzündekiler için yorumlayacağım.

    şarkının ilk bölümündeki sözlerde ölüm korkusunun olmadığı ancak (2.1)'de ölüm korkusunun oluştuğu görülmekte. peki bu sözler arasında ne olmuş olabilir?

    bu sözler arasında da şarkıda clare torry'nin muhteşem vokaline şahit oluruz. bu vokalin bize anlatmak istediği şey nedir?

    vokalin küçük bir kesitini albümün başında "speak to me"de albümün özetini anlatan sesler içerisinde duymuştuk. orada bu çığlığı hastalıklı düzen sonucunda insanın yaşadığı delilik olarak yorumlamıştık. ancak bu çığlık sesini insanın yaşadığı deliliğinin yanında, gruba göre hastalıklı düzen içerisindeki bir parça olarak da yorumlayacağım.

    çığlık sesini tekrar yorumlayacak olursak, bu ses bana karga sesini de çağrıştırdı. internette karga sesi benzetmesine rastlayamadım, siz bu konuda ne düşünürsünuz bilmiyorum ancak ben karga sesi yorumuyla yazıya devam ediyorum.

    önceden yapmış olduğum echoes analizine bakarsanız, şarkıda kuş metaforu ile tanrı'nın ifade edildiğini, şarkıda üç tane kuş türünün yer aldığını ve bu kuş türlerinden birinin karga olduğunu görebilirsiniz. ayrıca yaptığım analize göre şarkıda tanrı olgusu eleştirilmekteydi. bu şarkıda da echoes'a karga sesi ile atıf yapılarak oradaki tanrı eleştirisini yinelemişlerdir.

    bu nedenle ayın aydınlık yüzüne göre şarkıda ilk kısımda tanrı olgusu (korkusu) yokken ölümün korkutan bir şey olmadığı, ancak clare torry vokali ile ifade edilen tanrı olgusunun insana yerleşmesiyle ölüm korkusunun başladığı yorumunu yapabiliriz. tanrı olgusu da gruba göre insanı deliliğe götüren hastalıklı düzen içerisindeki etmenlerden bir diğeridir.

    .....money {para}.....

    money, get away
    {para, uzak ol}
    you get a good job with more pay and you're okay
    {iyi bir iş bul daha fazla maaş ile ve o zaman tamamsın}
    money, it's a gas
    {para, o gazdır}
    grab that cash with both hands and make a stash
    {o nakiti iki elinle tut ve zula yap}
    new car, caviar, four-star daydream
    {yeni araba, havyar, dört yıldızlı hayaller}
    think i'll buy me a football team
    {sanırım kendime bir futbol takımı alacağım}

    money, get back
    {para, geri dön}
    i'm alright, jack, keep your hands off of my stack
    {ben iyiyim, jack, ellerini istifimden uzak tut}
    money, it's a hit (1)
    {para, o bir isabettir}
    ah, don't give me that do-goody-good bullshit (2)
    {bana (insanı) gösterişli yapan o zırvayı verme}
    i'm in the high-fidelity first class travelling set (3)
    {yüksek duyarlılıklı birinci sınıf seyahat setimdeyim}
    and i think i need a learjet (4)
    {sanırım bir learjet'e ihtiyacım var}

    bu şarkıda daha somut ifadeler kullanılmıştır. o nedenle şarkının her bölümünün açıklamasına değinmeyeceğim. tabi konsept albüm olmanın koşulu olarak bu şarkıda da alt metnin kullanıldığı kısımlar da vardır, o kısımların yorumlamasını yapacağım.

    (1) "hit" kelimesinin piyangonun isabet etmesinin anlamının yanında "hit" kelimesinin tek dozluk uyuşturucu anlamı da vardır. "take a hit" ifadesi de "çek bir fırt" anlamındadır.

    (1)'deki "hit" in para anlamının yanında uyuşturucu anlamı da (2) numaralı dizeyle örtüşmektedir.

    (3) ve (4) numaralı dizelerde uçakla yapılan seyahat anlatılmakta. breathe'te "high you fly" ifadesinin ve on the run'da yapılan uçak yolculuğunun alt metnini belirtmiştik. burada da bu ikisiyle paralel olarak uçakla yapılan seyahatin ayın karanlık yüzündeki syd barrett ile ilişkisini görebiliriz.

    money, it's a crime
    {para, o bir suçtur}
    share it fairly but don't take a slice of my pie
    {adilce paylaştır ancak benim rüşvetimden bir parça alma}
    money, so they say
    {para, derler ki}
    is the root of all evil today
    {günümüzdeki tüm kötülüklerin kaynağıdır}
    but if you ask for a rise it's no surprise
    {ancak zam(yükselmek) isterseniz süpriz olmayacaktır}
    that they're giving none away
    {hiçbir şey vermemeleri}

    away, away, away
    away, away, away
    away, ooh... (5)

    - yeah i was in the right! (6)
    {evet haklıydım}
    - yes, absolutely in the right! (7)
    {evet, kesinlikle haklıydım}
    - i certainly was in the right! (8)
    {şüphesiz ki haklıydım}
    - yeah, i was definitely in the right; that geezer was cruising for a bruising... (9)
    {evet, tamamen haklıydım; o bunak adam belasını aramak için yolculuğa çıkmıştı}
    - yeah
    - why does anyone do anything? (10)
    {neden hiç kimse bir şey yapmıyor}
    - i don't know, i was really drunk at the time... (11)
    {bilmiyorum, o sırada gerçekten sarhoştum}
    - i was just telling him it was in, he could get it in number two. he was asking why it wasn't coming up on fader eleven. after, i was yelling and screaming and telling him why it wasn't coming up on fader eleven. it came to a heavy blow, which sorted the matter out (12)
    {onun içeride olduğunu henüz söyledim, onu iki numaradan alabilirdi. onun neden kararan 11 üzerinde yükselmediğini sordu. sonra bağırdım, haykırdım ve ona neden onun kararan 11 üzerinde yükselmediğini söyledim. meseleyi çözen ağır bir darbe geldi}

    (5) şarkının ilerleyen bölümünde analiz sınırlarını biraz zorlayacağım, katılırsınız veya katılmazsınız ama albümüm genelini de göz önünde bulundurunca bu yoruma çıktım.

    away kelimesi önceki dizenin son kelimesi olarak burada çok kez tekrar ediliyor. bu tekrarın sadece müzikalite için olduğu düşünülebilir ancak bu tekrarın anlamsal olarak ifade edilmek istenen bir şey olduğu için yapıldığını düşünüyorum.

    away kelimesi "a way" olarak ele alınırsa, "herhangi bir taraf" anlamına gelir. yani way kelimesinin side kelimesi gibi taraf anlamı vardır. "herhangi bir taraf"la da ayın karanlık veya aydınlık yüzünün (tarafının) ifade edildiği sonucuna ulaşabiliriz.

    bu yorumun ardından (6) numaralı dizedeki "i was in the right" ifadesini, "i was in the right (way)"(ben doğru(haklı) taraftaydım) olarak düşünürsek bu cümleyi söyleyen kişinin ayın aydınlık veya karanlık yüzünün (tarafının) doğru tarafında yer aldığını iddia ettiği görülebilir. peki hangi taraftadır? onu da ilerleyen dizelerden anlıyoruz.

    (7)(8)(9)'da da yine "doğru(haklı) taraf" olarak çevrilen "in the right (way)" ifadesi görülmekte. ayrıca (9)'un devamında "o bunak adam belasını aramak için yolculuğa çıkmıştı" ifadesi var. yolculuk olarak çevirdiğimiz "cruise" kelimesi gemi yolculuğunu ifade ettiği gibi, uçak yolculuğunu da ifade eder.

    burada "bunak adam"ın yolculuğa çıkmasıyla ayın karanlık yüzündeki "syd barrett"ı temsil ettiğini, "doğru taraf"ta olan (6)(7)(8)(9)'da farklı kişilerin konuştuğu kişilerin ise ayın aydınlık yüzündekileri temsil ettiği söylenebilir.

    (10) bu dizede kötü bir olayın yaşandığı ve olaya kimsenin müdahale etmediği görülebilir. kötü olay da ilerleyen kısımdaki sözlerden anlaşıldığı kadarıyla muhtemelen bir kavgadır.

    (11) burada da yolculuğa çıkan "bunak adam" konuşmakta. olaya dair hiçbir şey hatırlamıyor, çünkü o sırada gerçekten sarhoş olduğunu söylüyor (i was really drunk at the time). drunk (sarhoş) kelimesini ingilizce'de fonetik olarak yakın olan drugged (uyuşturucu etkisi altında) olarak değiştirirsek syd barrett'ı ifade eden "bunak adamın" da aynı syd barrett gibi uyuşturucu kullandığı yorumunu yapabiliriz.

    (12) şarkının bu kısmında "bunak adam" ile doğru(haklı) tarafta olduğunu iddia eden kişinin diyalogları yer almakta. diyaloğun sonunda da uygulanan şiddeti görmekteyiz. bu kısmı iki şekilde yorumlayacağım.

    ilk olarak, "bunak adamın" ayın karanlık yüzündeki syd barret'ı, diğerlerinin ayın aydınlık yüzündekileri temsil ettiğini daha önceden söylemiştik. "heavy blow" (ağır darbeyi) uygulayan kişinin hangisi olduğu ifade edilmemiş, bu nedenle ayın iki yüzü için de "heavy blow" ifadesini inceleyeceğim. ağır darbeyi ayın aydınlık yüzündekilerin uygulaması, ayın aydınlık yüzündekilerin şiddete meyilli olduklarını bize göstermektedir ve bir sonraki şarkı bir yönüyle savaşla ilgilidir.

    "heavy blow" u ayın karanlık yüzü için düşünürsek blow kelimesinin ot çekmek veya kokain çekmek anlamları da vardır. bu nedenle meselenin çözümünü ağır darbe ile olduğunu düşünebileceğimiz gibi, meselenin bir fırt * ot veya kokain çekilerek çözülmesi olarak da yorumlayabiliriz.

    ikinci olarak anahtar kelimeden dolayı bu kısımda sun outage (uydu tutulması)na atıf yapıldığını düşünüyorum. uydu tutulması, kuzey yarım kürede mart ekinoksundan önce ve eylül ekinoksundan sonra yılın iki döneminde meydana gelen, güneşin hiza olarak uydu ile yer istasyonunun tam arkasına geldiği ve güneşin yaydığı mikrodalga ışımalardan dolayı uydu ile haberleşmenin sağlandığı mikrodalga frekans sinyallerini kesmesi nedeniyle yaşanan durumdur (televizyon yayınları genellikle tek bir uydudan sinyal almadığı için yaşanan bu kesintiden etkilenmiyormış). uydu tutulması etkilediği yeri günde 12 dakikadan daha az etkilemekte.

    anahtar kelimeye gelirsek "coming up fader eleven" dan yola çıkacağım. sun outage'in diğer adı sun fade'tir ve bu durumun günde 12 dakikadan az sürmesi (11 dakika) fader eleven'ı uydu tutulması olarak yorumlamama neden oldu. ayrıca "come up" kelimesinin bir anlamı güneşin yükselmesi olması "fader eleven"ın güneşle ilgili olduğu yorumunu kuvvetlendirmektedir.

    peki çıkarımda bulunduğumuz sun outage (uydu tutulması) ile anlatılmak istenen ne olabilir? aslında terimin türkçesi konuyla ilgili ipucu vermekte.

    uydu tutulmasında güneşi, ayın güneş alan yüzü yani ayın aydınlık yüzünü oluşturan hastalıklı düzen olarak düşünebiliriz. uyduyu da yüksekte uçup, atmosfer dışında yörüngede hareket etmesinden dolayı yüksekten uçan ayın karanlık yüzündeki syd barrett olarak düşünebiliriz.

    uydu tutulması ile de güneşin uydunun yer istasyonu ile iletişimini kesmesinden ayın aydınlık yüzündeki hastalıklı düzenin, ayın karanlık yüzünün sahip olduğu düzen karşıtı düşüncenin dünyaya ulaşmasına (dünyada yayılmasına) engel olması gibi bir çıkarım yapabiliriz.

    .....us and them {biz ve onlar}.....

    bir önceki şarkı money'nin sonunda karşı karşıya gelen bunak adamla doğru(haklı) tarafta olduğunu iddia eden adamın meseleyi çözüm yollarını gördük; bir taraf şiddete başvururken, bir taraf bir fırt ot veya kokain çekerek yani ortamı yumuşatarak meseleyi çözmüştü (bu şarkının başında da bir önceki şarkıdanın sonundaki konuşmaların bir kısmını tekrar duyarız).

    bu şarkının ana fikri de bir önceki şarkının sonundaki gibi karşıtlık üzerinedir. nakarat olarak kabul edebileceğimiz çok sesli söylenen bölümünün dışındaki kısımlarda karşıtlığa dair örnekler verilmiştir. bu karşıtlıkla ifade edilmek istenen şey düalizmdir. düalizmin doğu felsefesindeki karşılığı da yin yangtır. bu düşünceye göre karşıtlıklar evrenin olmazsa olmazıdır ve karşıtlıklar birbirlerini tamamlayıcı özelliklere sahiptir. o dönemde hastalıklı düzene karşı olan karşıt kültür hareketinde de yin yang'ın içinde yer aldığı doğu felsefesi benimsenmiştir. bu doğrultuda şarkıdaki düalizm düşüncesi ayın karanlık yüzünü temsil etmektedir.

    ayrıca yin yang sembolünde siyah renkle ifade edilen yin ayı temsil ederken, beyaz renkle ifade edilen yang güneşi temsil eder. yin yang'ı bu yönüyle düşünürsek güneşi yansıtan aydınlık yüze ve güneş almayan yani kendi özelliğini gösteren karanlık yüze sahip ay da yin yang sembolü olarak düşünülebilir.

    ayın karanlık yüzünde ifade edilen düalizm düşüncesinin yanında şarkı sözlerinin büyük bölümünde ayın aydınlık yüzündeki hastalıklı düzende yaşanan karşıtlığın sonucu ifade edilmiştir, yani savaşlar. şarkıda evrende birbirini tamamlayıcı özelliğe sahip olan karşıtlığın, hastalıklı düzen içerisinde nasıl birbirini yıkıcı özelliğe büründüğü bize ifade edilmektedir.

    sözlere geçmeden şarkı hakkındaki çıkarımlarımın çoğunu yazdım. bu şarkı özelinde anlam sözlerin genelinde ifade edildiği için ilk olarak çerçeveye bütün olarak değindim. şimdi de sözlere geçelim.

    us (us, us, us, us, us) and them (them, them, them, them) (1.1)
    {biz (biz, biz, biz, biz, biz) ve onlar (onlar, onlar, onlar, onlar)}
    and after all we're only ordinary men (1.2)
    {alt tarafı biz sıradan insanlarız}

    (1.1) burada biz ve onlar ile ifade edilenler savaştaki karşıt iki taraf olarak yorumlanabilir.

    (1.2) hastalıklı düzende yapılan savaşların anlamsızlığı ifade edilmiştir. savaşlara devletler bazında yüklenen anlam eleştirilmiş *

    me (me, me, me, me, me) and you (you, you, you, you, you) -->(1.3)
    {ben (ben, ben, ben, ben, ben) ve sen (sen, sen, sen, sen, sen)}
    god only knows it's not what we would choose to do -->(1.4)
    {yalnız tanrı biliyor ki yapmayı seçeceğimiz şey bu değil}

    (1.3) burada ben ve sen ile karşıt olan iki taraf iki kişiye indirgenmiştir ve (1.4)'te karşıtlığın iki kişi bazında olduğunda seçecekleri şeyin bu (yani savaş) olmamasıyla savaşların bireysel değil toplumsal olduğu vurgulanmıştır.

    "forward" he cried from the rear (2.1)
    {"ileri" diye bağırdı arkadan}
    and the front rank died (2.2)
    {ve ön saf öldü}
    the general sat and the lines on the map (2.3)
    {general oturdu ve haritadaki çizgiler}
    moved from side to side (2.4)
    {bir taraftan diğer tarafa hareket etti}

    savaşta ölenler ön saftaki rütbesiz askerler yani sıradan insanlar *. hastalıklı düzen içerisinde ayın aydınlık yüzündekileri temsil eden savaşı yöneten generaller ise çatışma bölgesinin arkasında güvenli bölgede boş emirler ve direktifler veriyor.

    black (black, black, black, black) and blue (blue, blue, blue, blue) (3.1)
    {siyah (siyah, siyah, siyah, siyah) ve mavi (mavi, mavi, mavi, mavi}
    and who knows which is which and who is who (3.2)
    {ve kim bilir hangisinin hangisi ve kimin kim olduğunu}

    (3.1)'de ifade edilen karşıtlık dünya var olduğundan beri süregelen karşıtlık: gece ile gündüz *

    (3.2) bu dizeyi de bir önceki şarkıdaki bunak adam ile doğru(haklı) tarafta olduğunu iddia eden adama bağlayacağım. o karşılaşmada kimin doğru(haklı) kimin yanlış(haksız) olduğunu bilemediğimiz gibi savaşlarda da neyin doğru(haklı), kimin doğru(haklı) tarafta olduğunu bilemeyeceğimiz vurgulanmıştır.

    ayrıca gece ile ay *, gündüz ile güneş yani ayın güneşe döndüğü ayın aydınlık yüzü ifade edilmektedir.

    up (up, up, up, up, up) and down (down, down, down, down) (3.3)
    {yukarı (yukarı, yukarı, yukarı, yukarı, yukarı) ve aşagı (aşagı, aşağı, aşagı, aşagı)}
    and in the end it's only round and round, and round (3.4)
    {ve sonunda sadece yuvarlak ve yuvarlak ve yuvarlak olur}

    (3.3) burada yine uyuşturuculara atıf yapılarak uyuşturucu ile yükselen * ve alçalan * ruh hallerine atıf yapılmıştır (breathe(in the air) şarkısında sörfçü benzetmesi kısmında açıkladığım comedown terimi de aynı anlama gelmekteydi).

    (3.4) uyuşturucu kullanarak ancak kafanı döndürürsün. ayrıca uyuşturucu kullanarak bir ilerleme kat edemezsin olduğun yerde döner durursun gibi bir anlam da ifade edilmiş olabilir.

    "haven't you heard it's a battle of words?" (4.1)
    {bu savaşın sözleri, duymuyor musunuz?}
    the poster bearer cried (4.2)
    {afiş taşıyan bağırdı}

    savaş dönemlerinde afişlerle insanlar savaşlara çağırılmıştır. 1. dünya savaşı, 2. dünya savaşı ve albümün çıktığı dönemde yaşanan vietnam savaşı'nda bunun örnekleri mevcuttur 1 2 3 4

    "listen, son," said the man with the gun (4.3)
    {"dinle, evlat" dedi tüfekli adam}
    "there's room for you inside" (4.4)
    {"içeride senin için oda(yer) var"}

    bu hastalıklı düzen içerisinde olsan da, bu düzenden kaçmak isteyen için bir yer bulunmakta. bu yer(oda) de insanın kendi içerisidir.

    i mean, they're not gonna kill ya (5)
    {demek istediğim, onlar seni öldürmeyecek}
    so like, if you give 'em a quick short, sharp, shock (5)
    {eğer onlara hızlı, kısa, keskin darbe verirsen}
    they won't do it again (5)
    {onlar bunu tekrar yapmayacak}
    dig it? i mean he get off lightly (5)
    {onu kazacak mısın? yani o yavaşça çıkardı}
    'cause i would've given him a thrashing (5)
    {çünkü ona yenilgi verirdim}
    i only hit him once! (5)
    {ona bir kere vurdum}
    it was only a difference of opinion (5.1)
    {bu sadece bir fikir ayrılığıydı}
    but really, i mean good manners don't cost nothing do they, eh? (5)
    {fakat gerçekten, demek istediğim iyi tavırların maliyeti yoktur}

    (5) şarkının bu bölümünün 1960'lardaki karşı kültür hareketi ile ilişkilendirilmiş slogan olan, türkçeye "savaşmayın sevişin" olarak çevirdiğimiz make love not war ile ilişkili olduğunu düşünüyorum. bunu ifade etmek için de hem savaşmak ile hem de sevişmekle ilgili çıkarım yapılabilecek sözler kullanılmıştır. sevişmekle ilgili olan kısımlar için bazı kelimelerin bu anlamdaki çevirilerini ekleyeceğim, sözleri okuyup, hem savaşmak hem sevişmek yönünden yorumlamasını size bırakıyorum.

    dig out: cinsel ilişkiye girmek (sözlerde dig olarak kullanılsa da çağrışım yapılabilir)
    get off: boşalmak
    thrash: kırbaçlamak

    down (down, down, down, down) and out (out, out, out, out) (6.1)
    {aşağı (aşağı, aşağı, aşağı, aşağı) ve çıkış (çıkış, çıkış, çıkış, çıkış)}
    it can't be helped but there's a lot of it about (6.2)
    {yardım edilemez ancak hakkında çok şey var}

    (3.3)'te uyuşturucular üzerinden ifade edilen up and down (yukarı ve aşağı), burada down and out (aşağı ve çıkış) durumuna dönüşmekte. burada anlatılmak istenen ayın karanlık yüzündeki syd barrett için uyuşturucunun yarattığı düşüşlerden * sonra hayattan psikolojik olarak kopuşu * olarak düşünülebilir.

    ayrıca "down and out" teriminin anlamı bezgin demek. bu kısmı ayın aydınlık yüzünde yaşanan savaş olarak ele alalım. time (2.1)'de "güneş ışığının(güneşin) altında uzanmaktan ve evde kalıp yağmuru izlemekten bıkkın" ifadesini savaşlardan dolayı yaşanan bıkkınlık olarak yorumlamıştık. burada da aynı şekilde savaştan dolayı yaşanan bezginlik ifade edilmiştir.

    with (with, with, with, with), without (6.3)
    {yanında (yanında, yanında, yanında), dışında}
    and who'll deny it's what the fighting's all about? (6.4)
    {ve kim inkar edecek ki savaşın neyle ilgili olduğunu}

    (6.3) savaşın tarafları ifade ediliyor, ya bir tarafın yanındasın ya da o tarafın dışındasın.

    (6.4) savaşın/savaşların nedeninin anlamsızlığı ifade ediliyor. (5.1)'de ifade edilen savaşların fikir ayrılığından kaynaklanması durumu eleştiriliyor.

    out of the way, it's a busy day (7.1)
    {yolun dışında, yoğun bir gün}
    i've got things on my mind (7.2)
    {aklımda bir şeyler var}
    for want of the price of tea and a slice (7.3)
    {çayın bedelini ve payını istemek için}
    the old man died (7.4)
    {ihtiyar adam öldü}

    (7.3) bu dizeyi şarkıda ifade edilen savaş teması içerisinde düşünürsek burada ifade edilen savaşla ilgili bir çıkarım yapabiliriz.

    bu dizede (4.1) ve (4.2)'yi açıklarken bahsetmiş olduğum albümün çıktığı dönemde yaşanan savaş olan vietnam savaşı ifade edilmektedir. vietnam savaşı'nda sömürgeci devletler vietnam'ın çay endüstrisine büyük zarar vermişler 1 2

    (7.4) ihtiyar adam kimi ifade ediyor olabilir? bunun yanıtının bir önceki money'de doğru(haklı) tarafta olduğunu iddia eden adamla karşı karşıya gelen adam olan bunak adam olduğunu düşünüyorum. çünkü bunaklık durumu yaşlı insanlarda yaşanan bir durumdur ve bu nedenle ikisinin de aynı kişiyi ifade ettiğini düşünüyorum, yani ayın karanlık yüzündeki syd barrett'ı.

    peki ihtiyar adam nasıl öldü? ayın aydınlık yüzüne göre düşünürsek savaş nedenlerinden biri (7.3) çay olan vietnam savaşında savaşırken öldüğü yorumunu yapabiliriz.

    ayın karanlık yüzüne göre düşünürsek de vietnam savaşı'na karşı gösteriler düzenleyen, syd barrett gibi düzene karşı olan hippi hareketi yorumunu yapabiliriz. hippiler arasında da syd barrett gibi uyuşturucu kullanımı yaygındı ve ihtiyar adamın ölümü önceki şarkılarda bahsettiğim lsd kullanımı ile gerçekleşen ego ölümüdür.

    .....any colour you like {sevdiğin herhangi bir renk}

    şarkının isminin çıkış noktasını şarkı hakkında daha önce yazılan yazılarda ifade edildiği gibi henry ford'un model t için söylediği "you can have it any color you like, as long as it's black." {ona sevdiğin herhangi bir renkte sahip olabilirsin, siyah olduğu sürece} cümlesi oluşturmuştur. henry ford'un sözde müşterilere seçim şansı veriyormuş gibi aslında herhangi bir seçim şansı tanımaması gibi, hastalıklı düzende de insanlara seçim şansı varmış gibi gösterilip aslında seçim şansımızın olmaması vurgulanmıştır. seçim şansımızın varmış gibi gösterildiği seçenekler albümde bu şarkıya kadar olan şarkılarda beyaz rengin prizmadan geçtikten sonra oluşturduğu renklerdir ve bu renkler hastalıklı düzeni oluşturan parçalardır. model t için seçilen her renk müşteriyi siyaha götüreceği gibi, bu hastalıklı düzende seçilen her renk de insanı prizmanın diğer tarafındaki renge götürecektir, yani beyaza (yani deliliğe).

    ikinci olarak da prizmadan geçen renklerin beyaz ışığı oluşturmasını ayın karanlık yüzündeki syd barrett açısından yorumlayacağım. prizmadan geçen renkler "yüksekte uçan" syd barret için lsd kullanımıyla gördüğü renk cümbüşlerini temsil etmektedir. renklerin prizmadan geçtikten sonra beyaz rengin oluşumu da lsd kullanımının yol açtığı psikolojik bozukluklar yani deliliktir.

    albümde bu şarkıya kadar olan şarkıların hastalıklı düzenin parçaları olan beyaz ışığı oluşturan renk spekturumları olduğunu söyledik (ayın karanlık yüzü için ise renk spekturumlarının lsd kullanımını simgelediğini belirttik). albümdeki bu şarkı da albüm kapağındaki prizmayı temsil etmektedir. albümdeki bir sonraki şarkı da renk spekturumlarını oluşturan, prizmanın diğer tarafındaki beyaz ışığın temsili olacaktır.

    .....brain damage {beyin hasarı}.....

    the lunatic is on the grass (1.1)
    {deli çimlerin üzerinde}
    the lunatic is on the grass (1.2)
    {deli çimlerin üzerinde}

    bir önceki şarkıda bahsettiğim gibi, bu şarkı prizmanin diğer tarafındaki beyaz rengi temsil etmektedir. hastalıklı düzen içerisinden seçilen herhangi bir renk insanı buraya yani deliliğe getirmiştir.

    ingilizcede deli anlamına gelen birkaç kelime olsa da içlerinden "lunatic" kelimesi boşuna seçilmemiştir; lunatic kelimesinin kökü "luna" yani aydır. ayın antik zamanlardan beri delilikle ilişkili olduğu düşünülmüştür. antik yunanlılar zamanında dolunayın insanlarda bipolar bozukluğa neden olduğu iddia edilmiş. ayrıca astrologlara göre satürn ve mars'ın aya göre konumlarının akıl hastalıklarına neden olmaktaymış. bunun dışında, en azından 1700'lü yıllara kadar hummanın, romatizmanın, epilepsi nöbetlerinin ve diğer hastalıkların sebebinin ay olduğuna inanılmış 1

    şarkıda hem hastalıklı düzen içerisindeki ayın aydınlık yüzündekiler, hem de hastalıklı düzenden kaçıp yüksekten uçan ayın karanlık yüzündeki syd barrett ve syd barrett gibiler deli olarak ifade edilmektedir. burada ayın karanlık yüzünde deli olarak ifade edilenlerin deli olarak ifade edilme nedenleri hastalıklı düzenden kaçmaları değil, hastalıklı düzenden kaçtıktan sonra yüksekten uçmaları * ve yaptıkları diğer şeylerdir. şarkı sözlerini açıklarken bu durum daha anlaşılır olacaktır.

    (1.1) roger waters 2003 yılında yayınlanan belgeselde insanlara böyle güzel çimlere basmaya izin vermemelerinin gerçek delilik olduğunu söylemiştir. şarkı sözlerinde bahsedilen çimler king's college, cambridge'deki çimlerdir.

    ayrıca "çim" anlamına gelen "grass" kelimesinin diğer anlamının "esrar" olması, ayın karanlık yüzünde deli olarak bahsedilen yüksekten uçan kişileri ifade etmektedir.

    remembering games and daisy chains and laughs (1.3)
    {hatırlanan oyunlar, papatya taçları ve kahkahalar}
    got to keep the loonies on the path (1.4)
    {delileri yolda tutmak için düzenlendi}

    (1.3) burada hastalıklı düzen içerisindeki ayın aydınlık yüzündeki insanların çocukluklarına vurgu yapılıyor. oyun oynanan, papatya taçları yapılan ve kahkaha atıp eğlenilen çocukluk dönemlerinin hepsi ilerleyen dönemde hastalıklı düzen içerisinde delirecek insanların geçtikleri yol olduğu; yaşanılan bu eğlenceli çocukluk dönemlerinin de aslında ayın aydınlık yüzündeki hastalıklı düzen içindeki insanların ilerleyen süreçte delirmesi için düzenlendiği ifade edilmekte.

    bu konuyla ilgili vikipedi'deki yazıda, 19. yüzyılın ikinci yarısıyla beraber avrupa'da zorunlu eğitime geçiş ile birlikte çocukların çalıştıkları yerlerden ayrılıp okula başladıklarını ve zorunlu eğitim ile beraber 19. yüzyılın piyasa ekonomisinin çocukluk kavramının bir mutluluk eğlencesi zamanı olmasını sağladığını görebilirsiniz.

    şarkıda eğlenilen çocukluk döneminden çıkarım yaptığımız zorunlu eğitimle ilgili de 1969 yılındaki bir dergide zorunlu eğitimin sosyal kontrol ile bağlantılı olduğu, eğitim sürecindeki idareciliğin örgütsel bir model oluşturduğu yer almakta. yani okuldaki idarecilik sisteminin bizim ilerleyen hayatımızda maruz kalacağımız yönetimlere hazırlayan bir süreç olduğu vurgulanmakta. bu nedenle de şarkıda okulların insanları ilerleyen dönemde maruz bırakacakları idareciliğe karşı * sessiz kalmaları, düzen içerisinden çıkmamaları * için oluşturulan hastalıklı düzen içerisindeki bir yapı olduğu ifade edilmekte.

    ayrıca burada ifade edilmek istenen ikinci bir alt metin vardır. bunun için dizedeki kelimelerin ikinci anlamlarını yazıp yazıya devam edeceğim.

    game(s): savaş - ingilizce türkçe çeviride game'in savaş anlamı var ancak ingilizce-ingilizce çeviride bu anlamı göremedim veya ben bulamadım. ancak vietnem savaşı'nda operation game warden isminde bir harekat var. bu harekat 1965 yılında başlamış ve albümün yayınlanmasıyla aynı zamanda, mart 1973 yılında bitmiş. şarkıdaki game kelimesi ile oyunun yanında bu harekata atıfta bulunarak savaşın da ifade edilmek istendiğini düşünüyorum.

    daisy chain(s): grup seks - albümdeki önceki şarkılardan us and them'de "make love not war" türkçesi savaşmayın sevişin sözünü ifade etmek için hem savaşmak hem sevişmek olarak yorumlayabileceğimiz bir kısım vardı. burada yine aynı şekilde vietnam savaşı dönemi oluşan hippi hareketinde gerçekleşen cinsel devrim ve savaş zamanı hippiler arasında yaygın olan cinsellik ifade edilmiştir.

    loonie(s): bir kanada doları - burada para ifade edilmektedir, kanada doları olmasının özel bir anlamı olmadığını düşünüyorum. loony(deli) ile loonie(kanada doları) kelimelerinin ikisinin de çoğul hali loonies'tir.

    laugh(s) (gülmek): önceki anlamda eğlenen çocukların gülüşü ifade edilirken, burada hastalıklı düzen içerisinde deliren insanların gülüşü ifade edilmiştir. bu gülüşü de hem ayın aydınlık yüzünde hastalıklı düzen içerisinde delirenlerin gülüşü olarak, hem ayın karanlık yüzünde deliren ayd barrett'ın gülüşü olarak yorumlayabiliriz. aynı şekilde bu gülüşü on the run ve bu şarkının ilerleyen kısmında duyarız.

    kelimelerin anlamından sonra devam edersek burada yaşanan savaşların, savaş karşıtı olduğu için hastalıklı düzene karşı olduğu gibi görülen (ama şarkıda hastalıklı düzene hizmet ettiği düşünülen) hippi hareketinin, kahkaha ile ifade edilen bu hastalıklı düzende delirtilen insanların, paraları yolda tutmak için düzenlendiği ifade edilmiştir. yani oluşturulan hastalıklı düzenin amacı paradır, albümdeki ifadesiyle para günümüzdeki tüm kötülüklerin kaynağıdır *

    the lunatic is in the hall (2.1)
    {deli koridorda}
    the lunatics are in my hall (2.2)
    {deliler benim koridorumda}

    us and them (4.4)'te hastalıklı düzenden kaçılan yer olarak yorumladığımız "there's room for you inside" (içeride senin için oda(yer) var) denmekteydi. koridor da evin odalara açılan kapılarının bulunduğu alandır. delinin koridorda olması da koridordaki kapılardan birini açıp odaya giremediğini yani hastalıklı düzenden kaçamadığını göstermektedir.

    the paper holds their folded faces to the floor (2.3)
    {gazete onların katlanmış yüzlerini yere doğru tutuyor}
    and every day the paperboy brings more (2.4)
    {ve gazeteci çocuk her gün biraz daha getiriyor}

    (2.3) gazetedeki yüzler için, internette bu yüzlerin politikacılar olduğuna dair bir yorum vardı. burada her gün gazetelerde gördüğümüz, hastalıklı düzeni yöneten kişiler olan politikacılar ifade edilmiş ve bu politikacılar "katlanmış yüzlerinin yere bakması" ifadesi ile eleştirilmiş olabilir.

    ayrıca bu dizeleri (#34488884) no'lu entry'de belirtilen syd barrett'ın lsd kullanımının ifadesi olarak da düşünebiliriz.

    and if the dam breaks open many years too soon (3.1)
    {eğer set (olması gerekenden) çok sene erken kırılırsa}
    and if there is no room upon the hill (3.2)
    {ve tepenin üzerinde oda(yer) yoksa}
    and if your head explodes with dark forebodings too (3.3)
    {ve senin de kafan karanlık önsezilerle patlarsa}
    i'll see you on the dark side of the moon (3.4)
    {seninle ayın karanlık yüzünde görüşeceğiz}

    (3.1) "dam" ifadesi uyuşturuculardan diacetylmorphine'in kimyasal kısaltması. diacetylmorphine'in de bizim bildiğimiz ismi eroin. eroin o dönemde kalıcı beyin hasarı (brain damage) bıraktığı bilinen uyuşturuculardan.

    ayrıca albümde breathe (in the air)'de sörfçü benzetmesi yapmıştık. sörfçü benzetmesini bu albüm kapağından önce düşünülen gümüş sörfçüye bağlamıştık. yaptığımız benzetme burada da düşünülebilir. nehirlerdeki set kırılırsa akan suyun oluşturduğu dalgalarda sörf yapılabilir.

    burada anlatılmak isteneni cümleleştirecek olursam grup syd barrett'a "(3.1)eğer (eroin kullanımıyla) seti erken kırıp dalga üzerinde sörf yaparsak, gümüş sörfçü gibi uzayda seyahat edip yüksekte uçarsak *, (3.2)eğer koridorda kalıp *, hastalıklı düzenden kaçacak bir oda bulamazsak, (3.3)ve eğer o zaman sen de hala kafanı patlatıp beyin hasarı almaya devam ediyor olursan, yani sen de yüksekte uçmaya devam ediyor olursan, (3.4)senin şu anda olduğun gibi ayın karanlık yüzünde görüşürüz." diyor.

    the lunatic is in my head (hahahahahahaha!) (4.1)
    {deli kafamın içinde (hahahahahaha!)}
    the lunatic is in my head (4.2)
    {deli kafamın içinde}

    (4.1)(4.2) 15. yüzyıldan itibaren hastaların kafasında onların deliliğine, aptallığına ve bunaklığına neden olan varsayımsal bir taş olduğu düşünülmüş. varsayımsal taş (4.8)'de bir kişi olarak ifade edilmiş.

    you raise the blade (4.3)
    {kılıcını kaldır}
    you make the change (4.4)
    {değişiklik yap}
    you rearrange me till i'm sane (4.5)
    {aklım başıma gelene kadar beni düzenle}

    (4.3) ayın aydınlık yüzü için devam edersek, burada yine hastalıklı düzen içerisinde, insanı deliliğe götüren etmenlerden biri olan savaşlar ifade ediliyor.

    (4.5) ayın aydınlık yüzündekilerin kendilerini deli olarak görmemesine, aklı başında olarak görmesine yönelik eleştiri olarak, aslında beni delirtene kadar düzenle * demek yerine aklım başıma gelene kadar düzenle denmiştir.

    you lock the door (4.6)
    {kapıyı kilitle}
    and throw away the key (4.7)
    {ve anahtarı at}
    and there's someone in my head but it's not me (4.8)
    {kafamın içinde biri var ama o ben değilim}

    us and them (4.4)'te hastalıklı düzenden kaçılan yer olarak yorumladığımız "there's room for you inside" (içeride senin için oda(yer) var) sözüne yine atıf yapılarak, hastalıklı düzenin kendisinden kaçılacak odaların kapılarını kilitleyip, anahtarlarını attığı, bu nedenle kaçmak isteyen kişilerin odalara kaçamayıp koridorda kaldıkları * ve bu nedenle delirdikleri ifade edilmektedir.

    ayrıca (4.6)(4.7)(4.8)'de yaşanan psikoz durumu çok güzel betimlenmiştir. psikoz, psikolojik rahatsızlık olmakla birlikte lsd gibi uyuşturucuların kullanımıyla da belirli süreli olarak kendini gösterebilir. bu nedenle bu kısmı ayın iki yüzü için de düşünebiliriz.

    bunların dışında (4.8)'deki kafasındaki kişiyi yorumlarsak, ilk olarak ayın karanlık yüzünde yüksekte uçan, (kendilerinin deli olmadığını düşünen) ayın aydınlık yüzündekiler tarafından deli ilan edilen syd barrett olarak düşünebiliriz. bu da grubun syd barrett'ı hala unutamadıklarını gösterir.

    ikinci olarak bu kişiyi, kendilerini deli olarak addetmeyen, ayın aydınlık yüzündeki, aklı başına getirilene kadar düzenlenmiş hastalıklı düzendeki(ler) olarak yorumlayabiliriz.

    and if the cloud bursts, thunder in your ear (5.1)
    {eğer bulut patlarsa, kulağında gök gürlerse}
    you shout and no one seems to hear (5.2)
    {bağırırsan ve kimse duyuyor gibi görünmezse}

    (5.1)(5.2) burayı bir önceki dize (4.8)'in devamı olarak düşünebiliriz. ayın karanlık yüzü için, (4.8)'de lsd kullanımımından dolayı yaşanan psikoz nedeniyle kafanın içindekilerin yoğunluğundan dolayı patlama hali anlatılmıştır. patlama durumu (3.3)'te "head explode (kafa patlaması)" olarak ifade edilmişti. bu patlama da şarkı ismi olan beyin hasarına neden olmaktaydı.

    ayın aydınlık yüzü için yorumlarsak, bulutların patlaması neye neden olur? şimşeğe ve sonunda yağmura neden olur. yağmur ifadesini time'da bomba olarak yorumlamıştık. burada da aynı şekilde bulutların patlamasıyla oluşan yağmurun bombayı, gök gürültüsünün de bomba seslerini ifade etmektedir.

    and if the band you're in starts playing different tunes (5.3)
    {ve içerisinde bulunduğun grup farklı tonlarda çalmaya başlarsa}
    i'll see you on the dark side of the moon (5.4)
    {seninle ayın karanlık yüzünde görüşeceğiz}

    (5.3) bu kısım syd barrett'in gruptaki son zamanlarında konserlerden önce kullandığı uyuşturucuların etkisiyle konser ortasında gruptan farklı şarkı çalmasına yönelik söylenmiştir.

    sonuç olarak bu dörtlükte grup, (5.1)eğer hastalıklı düzen içerisindeki savaşlar bitmezse (o dönemdeki vietnam savaşı), (5.2)yapılan savaş karşıtı gösteriler sonuç vermez, bunlar görmemezlikten gelinirse; biz de görmemezliklerden dolayı artık hastalıklı düzenden kaçmak için (5.1)"kafayı patlatırsak" ve (5.3)senin gibi farklı tonda şarkı çalmaya başlarsak (5.4)ayın karanlık yüzünde buluşuruz demiştir.

    i can't think of anything to say except (6.1)
    {(...) dışında söyleyecek bir şey düşünemiyorum}
    hahahahahahaha! (6.2)
    {hahahahahahaha}
    i think it's marvellous! (6.3)
    {bence bu müthiş}
    hahaha... (6.4)
    {hahaha}

    (6.1)'de neyin dışında söyleyecek bir şey olduğu söylenmiyor. ardından (6.2)deliren birinin hastalıklı gülüşünü duyuyoruz. bu gülüş ayın aydınlık yüzüne mi karanlık yüzüne mi ait derken (6.3)"bence bu müthiş" cümlesi ile bu gülüşün yüksekte uçan birinin yaşadığı uyuşturucu etkisiyle gerçekleşen gülüş olduğunu görüyoruz. bu gülüşü syd barrett olarak yorumlayabileceğimiz gibi, syd barrett ile ayın karanlık yüzünde buluşacağız dedikten sonra, nihayetinde buluşan gruptakiler olarak da yorumlayabiliriz.

    .....eclipse{tutulma}.....

    all that you touch and all that you see (1)
    {tüm dokundukların ve tüm gördüklerin}
    all that you taste, all you feel (2)
    {tüm tattıkların, tüm hissettiklerin}
    and all that you love and all that you hate (3)
    {tüm sevdiklerin ve tüm nefret ettiklerin}
    all you distrust, all you save (4)
    {tüm şüphelerin, tüm biriktirdiklerin}

    "all you save" ifadesine kadar geçen sözler hayatta yaşanan güzel şeylere yapılan vurgulardır. breathe şarkısının üçüncü dörtlüğünde canını dişine takarak çalıştırılmak zorunda kalan, oturup kendisine zaman ayırmasına müsaade edilmeyen, güneşi bile göremeyen ayın aydınlık yüzündekiler için uyarı niteliğinde olan "all you touch and all you see */ is all your life will ever be *" sözleri (1)'de yineleniyor ve (2)(3)(4)'te ayın aydınlık yüzündekiler için söylenen bu söze devam ediliyor. hayatın anlamının çalışmak olmadığı, dokundukların, gördüklerin, tattıkların, hissettiklerin, sevdiklerin, nefret ettiklerin, şüphelerin hepsinin hayatı oluşturduğu vurgulanıyor. us and them deki karşıtlık vurgusunu hayatı oluşturan parçalarda da görüyoruz *

    (4) "save" (biriktirmek) kelimesi para için kullanıldığı gibi, zaman için de kullanılabilir (her ikisi de albümü oluşturan şarkıların ismidir) save'i zaman olarak düşünürsek, zaman biriktirmek ifadesi hayatı oluşturan parçaların devamı olarak kullanılmaktadır.

    para biriktirmek olarak düşünürsek ayın aydınlık yüzeyini oluşturan hastalıklı düzene yapılan vurgudur.

    and all that you give and all that you deal (5)
    {tüm verdiklerin ve tüm anlaşmaların}
    and all that you buy, beg, borrow, or steal (6)
    {tüm aldıkların, dilendiklerin, ödünç aldıkların veya çaldıkların}
    and all you create and all you destroy (7)
    {tüm yarattıkların ve tüm yıktıkların}
    and all that you do and all that you say (8)
    {tüm yaptıkların ve tüm söylediklerin}
    and all that you eat and everyone you meet (everyone you meet) (9)
    {tüm yediklerin ve tanıştığın herkes}
    and all that you slight and everyone you fight (10)
    {tüm küçümsediklerin ve kavga ettiğin herkes}

    (4)'teki "save" biriktirmek ifadesinden sonra (1)(2)(3)(4)'te hayatı oluşturan güzel şeylerden ayın aydınlık yüzündeki hastalıklı düzeni oluşturan parçalara geçiyoruz.

    and all that is now and all that is gone (11)
    {şu andaki her şey ve geçmiş her şey}
    and all that's to come and everything under the sun is in tune (12)
    {gelecek her şey ve güneşin altındaki her şey uyum içerisinde}

    (12) güneşi time ve money'de hastalıklı düzen olarak yorumlamıştık. albümdeki parçaları yorumladıktan sonra görebileceğimizi gibi burada da hastalıklı düzeni oluşturan parçaların insanı sistemli (uyumlu) bir şekilde deliliğe götürmesi ifade edilmekte.

    but the sun is eclipsed by the moon (13)
    {fakat güneş ay tarafından örtüldü/tutuldu}

    money şarkısının sonundaki sözlerden uydu tutulmasının anlatıldığı çıkarımını yapmıştık. orada da uydu tutulması için "uydu tutulması ile güneşin uydunun yer istasyonu ile iletişimini kesmesinden ayın aydınlık yüzündeki hastalıklı düzenin, ayın karanlık yüzünün sahip olduğu düzen karşıtı düşüncenin dünyaya ulaşmasına (dünyada yayılmasına) engel olması gibi bir çıkarım yapabiliriz." demiştik.

    (13) burada ifade edilen güneş tutulmasıyla da uydu tutulmasının tam tersi durum ifade edilmiştir. (12)hastalıklı düzeni oluşturan güneş insanları deliliğe götürse de en nihayetinde bu düzen yani güneş, ay tarafından kapatılacak, güneş ışınlarının dünyaya ulaşması önlenecektir.

    there is no dark side in the moon really (14)
    {gerçekte ayın karanlık yüzü yoktur}
    matter of fact it's all dark (15)
    {işin aslı tamamı karanlıktır}

    (14) ayın aydınlık yüzündeki deliren insanların sorumlusu hastalıklı düzen, yani güneştir. ayın aydınlık yüzü olmasa, hastalıklı düzenden kaçıp yüksekte uçan syd barrett ayın karanlık yüzünü oluşturmayacaktı. yani güneş olmasaydı ayın aydınlık yüzü olmayacaktı, bu sebeple ayın karanlık yüzünden de söz edilmeyecekti.

    (15) ayın tamamı karanlıktır ve karanlık yüzü yoktur. ayın karanlık yüzü dediğimiz şey de aslında ayın aydınlık yüzünün varlığında, ayın aydınlık olmayan yüzeyidir.

    okumak isteyenler için diğer şarkı ve film yazılarım

    (bkz: echoes/#109309668)
    (bkz: supper's ready/#86968012)
    (bkz: 2001 a space odyssey/#108051942)
    (bkz: once upon a time in america/#106006520)
14 entry daha