şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
163 entry daha
  • ilk kısım için bkz: (#106220032)

    part 2

    bu uzun yazımın görmediği yoğun ilgi, gelmeyen güzel mesajlar beni çok duygulandırdı teşekkür ederim :) insanoğlu ne yapsa azıcık beğenilsin, ilgi görsün istiyor işte napalım. yakında yazarım dememin üzerinden 8 ay geçmiş. yine de güzel mesajlar geldi, okuyanlara teşekkür ederim.

    şimdi geri kalan yılların korku filmlerimize dönebiliriz.

    ayrıca fon müziği de koyuyorum bu sefer :) www.youtube.com/watch?v=jwvu87kni8ı
    başlamadan önce unuttuğum bazı filmlerden bahsetmek lazım. (bkz: the shining) elbette bir başyapıt ancak ben onu korku filmi kategorisine koymuyorum. gazi üniversitesi psikoloji bölümü mezunu bir arkadaşımın dediğine göre bu filmi derslerinde işleyen hocaları varmış. bu film için tam bir psikoloji, psikiyatri vakası diyebiliriz. oyunculuk, kalite, senaryo müthiş ama bir korku filmi midir bilemiyorum. bir diğer unuttuğum güzel film ise 2000 yapımı (bkz: the gift) aslında filmi hatırlıyordum ama üçüncü göz adıyla anımsadığım için orijinal adını bulamamıştım. third eye falan diye debelendikten sonra bugün cate blanchett ablamızın geçmişinden bulabildim. çok sağlam bir iki jumpscare sahnesine sahiptir. altıncı his için yine bir korku filmi diyemiyorum. yani sonunda bizi şaşırtması eyvallah ama 90 dakika bir tane güzel korku sahnesi yoktu. çok iyi bir gerilim filmi olabilir.

    benim korku filmi izleme alışkanlığım, biraz da kardeşimle birlikte izlemekten ve yorumlamaktan büyük keyif almamdan geliyor. önceki yazıyı kardeşime okutunca, onun favorisini koymadığım için küçük bir azar yedim. 2008 yılı için iyi bir film öneremiyorum yazıp da gerçekten (bkz: mirrors) filmini unutmam, utanç verici olmuş. bu filmi kardeşimin favorisi yapan şeyi açıklamak gerekirse, korku filmleri genelde doğaüstü olayları anlattığı için “nasıl olsa bizim evde ruh yok” psikolojisiyle izliyoruz. yani chucky, toshio, annabelle falan bizim evimizde ya da sinemayı izlediğimiz yerde olmadığı için rahatız. ama korku filminin başrolü aynalar olunca insan akşam tuvalete gidip aynaya bakmaya korkuyor. mirrors bu yüzden sağlam bir film, (bkz: mirrors 2) güzel bir devam filmi de var. (bkz: one missed call) bu da 2008 yapımı, çok meşhur bir film ama amerikan sinemasının japon filmlerini yeniden çevrimlerinin ekmeğini yemesinden başka bir şey değil. bahsetmeyerek bir şey kaybetmedim.

    umarım söz etmediğime üzüleceğim başka bir film kalmamıştır temennisi ile 2015 yılına geçiyorum.

    (bkz: demonic) james wan bey bu filmi yazarken ne umutlarla yazmıştır acaba. korku filmi klişelerini alıp en üst noktaya taşıması ve yeni şeyler denemesi james wan’ı en iyisi yapmıştır. bir eve giren gençlerin sırayla ölmesi ve el kamerasıyla çekilmiş görüntülerin sonradan bulunmasını harmanlamak istemiş. fakat okuduğum bir makaleye göre filmin çekim sürecinde bazı aksaklıklar meydana gelmiş, filmin yapım süreci 4 yıla uzamış ve james wan’ın yazdığından bambaşka bir film olmuş aslında.

    (bkz: poltergeist) ise 80’li yılların meşhur filmlerinin yeniden çevrimi başka bir film daha. bu filmin maliyeti 35 milyon dolar. filmi izlerken cidden para harcandığını görüyoruz ama belediyeden alınan ihale gibi parayı harcamak için akıllarına ne geldiyse yapmışlar, basmışlar efekti. filmin içindeyse şöyle bir replik var “bu sıradan bir hayaletli ev vakası değil”. üzgünüm ama maalesef “bu sıradan bir hayaletli ev vakası”

    (bkz: the vvitch a new-england folktale) bu sefer küfür etmek istemiyordum ama benim “sik” gibi filmler kategorime altın bilet aldı. yüksek puanlar, yapılan reklamlar, büyütülen beklentiler ve izledikten sonra finalde “ee yani” dediğim bir film. filmin bütün eleştirileri, “filmi siz anlayamamışsınız salaklar” temalı, sadece üstün zihniyetlerin anlayacağı bir film olduğunu belirtiyor. korku filminin neyini anlayayım, izlerim ve korkarım.

    (bkz: the vatican tapes) bu yılın içine şeytan giren kız filmi, (bkz: insidious chapter 3) ve (bkz: sinister 2) devam filmlerimiz. (bkz: crimson peak) ise aslında çok başarılı bir film olabilirmiş ama bence en büyük hataları filmi 120 dakikaya uzatmak olmuş. tamam, ev, kostümler falan çok güzel de korku filminden çok dönem filmine çevirmişler. (bkz: ouija) bu filmimiz ise 2014 sonunda vizyona girmiş. ben 2015 yapımı sanıyordum ama 2014 yapımı olduğunu az önce öğrendim. neyse canım sağ olsun zaten devam filmi kendisinden daha güzel.

    2016 yılı "15 temmuz milli beraberlik milli irade şehitler demokrasi islamiyet hazreti mevlana kalkınma yol yaptı düşük faiz ve cenab-ı rabbil alemin" günü haricinde biz insanlara gelmiş geçmiş en güzel korku filmini verdi. aslında yıl olarak da korku severlerin en sevdiği yıl olabilir. best filmimiz hakkında uzun uzun bilgi vermeden önce diğer yarışmacı arkadaşlara değinelim.

    (bkz: lights out) kısa bir filmin bütün dünyada çok beğenilmesi ve uzun metrajlı bir versiyonunun çekilmesi kendisini özel kılan şey. bir kısa filmin bu başarıyı yakalaması gerçekten inanılmaz. belki yüzlerce kez izledim ama her seferinde beni germeyi başarır. izlemek isteyenler için https* linkimizi de bırakalım. çekilen film ise ortalamanın üstünde denilebilir.

    (bkz: ouija origin of evil) ise az önce bahsettiğim ouija filminin ikincisi. olayların başlangıcını anlatma olayı bildiğiniz gibi korku sinemasında çok yaygın. eğer ilk film birazcık para kazandıysa, yapımcılar daha büyük bütçeler ile bu devam filmlerine yönelebiliyor. bu film de bu duruma güzel bir örnek. benim “vay be” dediğim çok sağlam sahneleri var.

    (bkz: the autopsy of jane doe) o kadar ilginç bir film ki nasıl anlatayım bilemedim. filmin başları filmin sonundan çok daha güzel olmuş. eğer bu filme sağlam bir son yapılabilseydi, gelmiş geçmiş en güzel 5 korku filminden biri olabilirdi. (bkz: don’t breathe) yılın en meşhur filmlerinden ama bir korku filmi değil yani. gerilim severler, ruh cin peri olmasın gerileyim diyenler için çekilmiş bir film. (bkz: under the shadow) korku filminden çok 1990 dönemi iran’ı anlatmaya çalışmış. ben dönem filmi izlemek istesem, dönem filmi izlerim. korku filmini böyle siyasi şeylere alet etmek bana saçma geliyor.

    (bkz: the otherside of the door) konu olarak meşhur hayvan mezarlığı filminin benzeri ama bence 2019 yılında yapılan yeniden çevrim pet semetery(zamanı gelince değineceğim) filminden daha korkutucu. boynuz kulağı geçmiş. (bkz: blair witch) filmini 2016 yılında yeniden çevirmek ise büyük salaklık, 1996 orijinal film, el kamerası korku filmleri içerisinde hala zirvede dururken, yeniden çevirmek sade ve sadece para için yapılmış bir uğraş, çok net kötü olmuş. (bkz: the darkness) hayvanlar hayaletler kötü ruh falan hepsinden koyayım demişler ama her şeyden biraz var hiçbir şeyden tam yok denilecek bir film olmuş. (bkz: before i wake) ise benim çok hoşuma giden sahneleri olan çok güzel bir konuyu çok vasat işlemiş bir film. ah bu konuyu james wan çekecekti diyor insan.

    (bkz: goksung) çok beğenildi ama bence fazla kafa yormuş, yine de uzakdoğu sineması için güzel bir deneme. her korku filminin baş korku karakteri uzun saçlı abla, bu filmde oynamamış :) (bkz: within) bu film, yeni eve taşındık bize musallat oldular temalı bir başka film. kendini izlettiriyor

    --- spoiler ---

    the conjuring 2 spoileri içerir.
    --- spoiler ---

    bu paragrafın giriş cümlesini çok afili bir şekilde yapmaya çalıştım ama ne yazdıysam yavan geldi. (bkz: the conjuring 2 the enfield poltergeist) exorcist’in yüzü ile beraber, sadece yüzüne bakarak bile korkulabilir valak abla, tek başına 3 film gider dediğimiz crooked abi, kötü ruhun etkisi altında kalan bill wilkins. sevgili vera farmiga ablamız, gariban kocası ile bir tarafta, cehennemin kötüleri bir tarafta. link vermek istemiyorum hangisini versem öbürünün hatırı kalır.

    daha önce kısa bir giriş yaptığım, filmlerin kurgusundaki rutini bozmasıyla da özel bir film conjuring 2. hemen açıklamak gerekirse, neredeyse bütün filmlerde uygulanan bir teknik var; filmi ısıtarak ilerletmek, seyircinin, içi de pişsin diye uğraşmak. sinema ve senaryo üzerine akademik eğitim almış arkadaşlar elbet bu durumun sebebini daha iyi biliyordur ancak korku filminde uygulanması artık tek gidişat olmuştu. kesmeli biçmeli veya cinli perili farketmez, en bilinen filmlerden örnek vereyim; scream filminde drew barrymore öldürülür seyirci gerilir sonra filme girilir, biz yaklaşık 30 dakika üniversite gençliğinin çılgın ve eğlenceli hayatını izleriz. ghost ship filminde meşhur insanların bölünmesi sahnesi ve ardından 40 dakika boş, altın avcılarının sohbeti. bir korku filminin optimum süresi 100 dakikayı geçmemeli, zaten yarısını boş şeylerle yiyorlar, 2 tane jumpscare sahnesi için öyle bekliyoruz. bütün bu rutinden farklı olarak conjuring 2 filmi, asıl olaydan bağımsız bir cinayet vakası ile giriş yapıyor(tabi sonunda biraz bağlantı var). film boyunca, o sahnede yaşanan gerilim, hep sıcak. 5 dakikadan fazla rahatlama şansı bulamıyoruz.134 dakika gibi çok uzun bir süreyi 60 dakika boş sohbetle yeseler geriye 70 dakika kalırdı. fakat neredeyse 100 dakika korku içerisinde bir film izlemiş oldum.

    her sahneyi tek tek anlatmak istesem de film anlaşılmaz değil ve açıklamaya gerek duymuyor. diğer filmlerden üstün yanlarını anlatmak yeterli olacaktır diye düşünüyorum. öncelikle gerçek olaylardan esinlenildiği için 70’ler ingiltere’si var karşımızda, bize amacı o günün ingiltere’sini anlatmak değil. bunun için ekstra bir çaba sarf edilmemiş. kostümler ve dekor kusursuz yapılarak, harika bir çizgide kalınmış. tek bir kötülük ve korkunç öğe yerine, oldukça zengin korku karakterleri var. musallata uğramış aile, evi terk ediyor, polis çağırıyor, yardım istiyor. polis geldiğinde bile hayaletler yaramazlık yapmaya devam ediyor. normalde ışık açınca kaçan hayaletler, bu filmde güvenlik güçlerine meydan okuyor.

    filmin kamera arkasını izledim ve çok özenilmiş kamera açıları var. james wan gerçekten kusursuza yakın bir film yapmış. tek eleştiri, hayaletin yenilme biçimi olmuş, ben ona nazar boncuğu diyorum. gerçek olaylarda çekilmiş kamera görüntüleri film sonuna eklenmiş, onu da izleyince beyin iyice error veriyor. kimileri için star wars, kimileri için lord of the rings, kimileri için godfather benim için conjuring serisi o oldu. conjuring 3 yolda ve umarım o gün sinemalar açılmış olur, yoksa gidip 5+1 ses sistemi ve projektör falan alıcam.

    güzeller güzeli 2016 yılı sonrasında 2017 yılına geçebiliriz.

    darren aronofsky bu yahudi abinin filmleri requiem for a dream, black swan, pi dersem 2017 yılında çektiği (bkz: mother) filmi için bir şey dememe gerek kalır mı bilmiyorum? insanı yoran film arıyorsanız, darren bey sizin için mutlaka tarzınıza uygun bir film çekmiştir. bence korku filmi, komedi ve porno filmlerle beraber insanın düşünmesine en az ihtiyaç duyan film türü olmalı. insan aşık olmak için romantik-komedi izlemez, dövüşmek için aksiyon filmi izlemez ya da uzay mekiği yapmak için bilim-kurgu izlemez. korku, komedi ve porno filmlerin ise adıyla müsebbip bir amacı vardır; gülmek, korkmak ve cinsel haz almak. bu film bu kadar uzun bir paragrafı hak ediyor muydu derseniz, jennifer lawrence, javier bardem, ed harris filmin başrol oyuncuları. bu bütçe, bu kadro neler başarabilirdi, hayal edemiyorum. film adem ve havva’yı sembolleştirmiş, dini ve politik eleştiriler yapmış, başka filmlerden alıntıları göstere göstere kullanmış ve sonuç olarak korku filmi olmuş ha! kusura bakmayın bir korku filmi bu kadar kafa siken öğe barındırırsa, beynin korkmaya hali kalmaz. hem ayranım dökülmesin, hem mother beni korkutsun, yemez. e yorumlamam bu kadar.

    (bkz: a dark song) az önce bahsettiğim mother’dan sonra yine uzun uzun insanı yoran bir film daha. sanki dünyanın nuri bilge ceylan’ları korku filmi işine girelim demişler gibi. filmi izlerken yaptığım yorum “hep şeytan mı insana musallat olacak, bir de insan şeytana musallat olsun demeye çalıştılar, herhâlde” oldu. film tam 100 dakika ve bunun ilk 90 dakikası şeytanla uğraşan bir çift izliyoruz ama ortada şeytan yok. son 10 dakika bir şeyler oluyor.

    (bkz: it) yeniden çevirelim daha iyisini yapalım diyerek, berbat bir film nasıl yapılır sorusunun cevabı. stephan king’in 71 yaşında ölmeden mezara girdiği film olmuştur. ben zaten bu tarz filmleri sevmem ama yılın en büyük pr çalışmasına sahip filmi olduğu için bahsetmek istedim. maalesef rezalet bir film olmuş. (bkz: get out) ise bütün listelerde birinci oldu. yine çok çok iyi bir gerilim filmi ama bir korku filmi değil.

    hep kötülerden bahsettik iyi film yok muydu? derseniz eğer, maalesef size bütün yıl için tek bir iyi film önerebiliyorum ama ne film. özellikle 2016 yılı, bu kadar bereketli ve müthiş bir korku senesi olmuşken, 2017 yılının bize sunduğu tek iyi film
    (bkz: annabelle creation)
    ekşi sözlük’te bir yazar james wan için “bir düğüne yapımcı olsun, kasedini alır zevkle izlerim” demişti. işte lights out, conjuring, annabelle’in kökleri, hepsinden yönetmen yapımcı, kötülükler, ruhlar, rahipler, rahibeler, romanya, drakula falan bir araya gelmiş bu şaheseri bizlere sunmuş. ouija film serisinde başarıyla yapılan, olayların başını anlatma işini, bu sefer kusursuz yapmışlar. gelmiş geçmiş en iyi 10 korku filminden biri, hatta kıyamadım ilk 5’e koydum. tek başına bütün senenin kraliçesi.

    2018 yılına geçelim

    (bkz: hereditary) bu filmin fanları, yine biz ölümlüleri filmi anlamamakla suçluyor. the vvitch: a new-england folktale bu filmi seven hereditary filmini de sever. ben ikisini de sevmedim. yine aşırı dini gönderme içeren bir film. nasıl tasvir edeceğimi bilemedim ama islamiyetten çok uzak olan bir uzakdoğulu, afrikalı birine, bizim dabbe filmini jumpscare olmadan izlettiğimizi var sayalım. işte benim koyu bir katolik veya protestan olmam lazım ki hereditary beni korkutsun. mesela inanmak değil, o din hakkında detaylı bilgi sahibi olmak. bilmem anlatabildim mi? tabi film o kadar beğenildiyse, bende de bir sorun olabilir. hereditary bütün listelerde ilk üçe oynuyor, ben baya baya “nasıl korktunuz bundan” diyorum. ilginç

    (bkz: suspiria) film 1977 yapımı olanın yeniden çevrimi ama asla kopyası falan değil. ilk halinden çok büyük farklar içeriyor. ilk filmin yönetmeni bu filme post-production aşamasında katkı vermiş. 2018 yapımı olan filmin yönetmeni ise luca guadagnino. bu italyan abi baya yaşını başını almış, 20’den fazla film çekmiş bir yönetmen. peki, en meşhur filmi ne biliyor musunuz? (bkz: melissa p) 2000’lerin başında lisede olan tayfa bu ismi duyunca şöyle bir gülümsedi :) luca abinin işi romantizm, kendisi korku sinemasına baya uzak. film de bundan nasibini almış. bu kadar uzun yazdığıma değmedi valla.

    (bkz: insidious last key) serinin 4. ve bence en başarılı filmi. başrol oyuncumuz, tonton teyzemiz lin shaye ise çok ilginç bir isim. kendisi korku filmlerinde oynamaya can atıyor. ouija origin of evil, insidious serisinin 2. 3. ve 4. filmi, adı duyulmamış 10’un üzerinde korku filmi daha. elm sokağı kabusunun orijinal 1984 yapımında bile öğretmen rolünde. jack nicholson, wes craven, james wan gibi bütün korku filmi dehaları kendisine başrol ve yan roller vermiş. kendisini, 2003 yapımı bkz: dead end filminde de başrolde görmüştüm. aslında film baya basit bir korku filmi olsa da 15 yaşında izlemiş olmamın etkisiyle baya göt attırmıştır. kendisi korku sinemasının adile naşit’i gibi. oynadığı her role, kendince en yüksek katkıyı vermiş bir isim. filmden değil de lin abladan bahsettim koca paragraf ama film onunla daha da güzel.

    (bkz: winchester mystery house) yine gerçek olaylardan bir esinlenme söz konusu. gerçek olayların hikayesini okudum ve filmi hikayeye birebir uyarlamadıkları için çok sevindim. ne demek istediğimi şöyle açıklıyayım; orijinal hikayede winchester tüfeklerinin sahibi ölünce karısının kafayı yemesi, hayaletlerin kendine musallat olacağını düşünmesi ve hiç bitmeyen bir ev inşaatına başlayarak hayaletleri şaşırtmak(ben de ne alaka dedim) istemesi var. buraya kadar aynı gitse de filmimizde bu karakteri helen mirren canlandırıyor. orijinal hikayede bahsedilen kadının fiziksel özellikleri helen mirren’den çok farklı. meryl streep ile helen mirren’in oynadığı filmlere yaptığı katkı tartışılmaz. yönetmenler spierig brothers hem korku filmi tecrübesi olan hem de (bkz: predestination) filmini yönetmiş bir ikili. winchester filmimizde rol için helen mirren düşünüldüğü için mi bu şekilde uyarlandı bilemiyorum ama çok başarılı bir iş çıkmış. korku sahneleri ise gözlerimden kalpler çıkardı.

    (bkz: the nun) ben bu filme avukatlık yapmaya geldim. conjuring 2 filminden sonra valak korku dünyası için büyük bir heyecan yarattı. sadece tablosu bile insanları korkutmaya yetecek bir rahibe! tabi bu başarı sonrası hemen bir spin-off çalışması başlatıldı. valak kimdi? nereden geldi? neden böyle öfke dolu bir rahibe var? bize bu soruların cevabını anlatacak bir film çekilmek zorundaydı
    filmin artıları: senaryo james wan tarafından yazıldı, görüntü yönetmeni maxime alexandre (mirrors, annabelle creation, silent hill revelation filmlerinin görüntü yönetmeni) bütçe 22 milyon dolardı (annabelle serisi ve conjuring 1’den daha yüksek), vera farmiga, patrick wilson(ed warren), lil taylor başrol olmasa da filmin kadrosunda bulunuyor. bütün dünyada en beklenen korku filmi buydu.
    peki neden bu ağzına gümüş kaşıkla doğmuş proje, imdb 5.3’te kalıp, seyircinin ve eleştirmenlerin, itin götüne soktuğu yapım oldu?
    cevap maalesef yönetmen corin hardy, neredeyse sıfırdan gelip projenin direksiyonuna oturdu. adamın korku filmi tecrübesi kocaman bir sıfır, kendisinin elle tutulur bir işi olmamış. yani kadınlar için açıklamak gerekirse demet akalın’ın ayakta jimmy choo stiletto, üstünde gucci kıyafet, mükemmel bir fizikle dünyanın en rüküş kadını olması gibi. erkekler için psg’nin cavani mbappe, cavani, neymar’lı kadrosunun başına hürriyet güçer’i getirmesi gibi. üstüne 3 başrol oyuncusu, korku filmi geçmişi olmayan oyunculardan seçilmişti. film aslında eleştirildiği kadar kötü değil ama işte o kıyafeti giyen demet akalın veya o kadroyla şampiyonlar ligi’nde çeyrek finali geçemeyen psg gibi insanları öfkelendirdi. bu beklentiden uzak izlenirse, aslında film gerçekten kötü değil. beklenti filmin kendisinden büyük…

    (bkz: slender man) aslında bu paragrafın sonuna koyma sebebim hemen hemen aynı büyük beklenti sonunda oluşan hayal kırıklığı. yalnız burada film hakikaten çok zayıf olmuş. ben beklentisiz izledim yine de beğenmedim. the nun en azından beklentisiz izlenirse, bir şeyler hak ediyor ama slender man imdb’de aldığı 3 puandan fazlasını pek hak etmiyor.

    (bkz: truth or dare) bu film ile ilgili okuduğum en güzel yorum “sanatli pilot kalemi trolleyen dervis” nickli ekşi yazarından gelmiş.” tam bir çerezlik film ama çerezcilerdeki lüx karışık çerez var ya işte ondan” evet film gerçekten çerezlik ve çok kaliteli çerezler. happy death day ile birlikte son yıllarda en sevdiğim çerezlik film bu.

    (bkz: a quiet place) yaratık filmlerini zaten sevmem, bir de yavaş ilerleyen filmleri sevmem derken ikisinin karması bir film. fakat birkaç filme verdiğim “iyi bir gerilim filmi” etiketine hak kazandı. (bkz: the open house) (bkz: the little stranger) (bkz: the open house) yine korku adı altında gerilim yaratıp insanı düşünmeye sevk eden filmler. izledikten sonra tuvalete giderken aynalara bakmamaya çalıştığınız türden korku filmleri arayan benim gibileri, tatmin etmiyor bu tarz filmler.

    2018 yılı da böylece sona erdi dolu dolu bir yıldı. bu yıla ait bir iki yapımdan daha sonra söz edeceğim.

    2019 ve 2020 yıllarını henüz yazamadım, part ııı coming soon
9 entry daha