şükela:  tümü | bugün
16 entry daha
  • naçizane başıma gelmiş olan bir hadisedir. beni ne derece etkiledi, ne derece duygulandırdı o detaylara girmeyecem...

    "hayat o kadar ilginç olaylara gebe ki, insanın gözü kapalıyken bile görebilmesi mümkün."

    erkek arkadaşımla birlikte rutin alışverişlerimizden birine çıkmıştık. pırıl pırıl bir sonbahar havası vardı. "patito da alalım hayatım olur muu?" dedim, sağolsun beni kırmadı. zaten beni hiç kırmaz. öl desem şaak diye düşer ölür (hade len).

    aslanm benim (heheyt babalar ne sevgili yapmışım kendime). her neyse, sıcak bir yaz günüydü (hiç unutmam) tuttuk bim'e gittik. rafların arasında amaçsızca dolaşıyorduk. ben patito mevzusuna kilitlenmiştim zira, evde deterjan mı bitmiş, kağıt havlunun son rulosunu mu takmışım, hiç düşündüğüm yoktu. üzerinde çalıştığım çizimi renklendirirken tek eksiğim vardı.

    patito.

    o patito'nun hatırına, ol patito'nun yüzü suyu hörmetine bim'e geldik. içeri girer girmez patitoların dizldiği rafların olduğu bölüme ilerledim hemen. ne güzel de duruyordu patitocuklar, bayrak törenindeki öğrenciler gibi. işte o sırada tanıdık bir sesle irkildim;

    "abi bu klima üflemiyor galiba.."

    yanıt gelmedi. kafamı çevirmeye tırstım. geçmişimle yüzleşmekten it gibi korkuyordum. sevgilime baktım, o peripella rafının önünde fındıklı çikolatalı olan (iki renkli var ya, hah o) kaseyi elinde evirip çevirmekteydi. kafamdaki düşünceleri bir çırpıda dağıttım. o an her nedense aklıma akşam puding yapmak istediğim geldi, sevgilimin yanına gidip "süt de alalım. dost süt olsun" dedim. peynir reyonunda da kafasını zitmeyi sürdürdüm sevgilimin. onu vır vır vır yedim bitirdim. ömrünü çürüttüm adamın. kaanbey peynir daha kaliteli olmasına rağmen sırf daha ucuz olduğu için "muratbey kaşar alalım o daha ucuz" dedim.

    tam o esnada haşırt diye bir ses duyuldu. birisi elinden bir şeyler düşürmüş olmalıydı. yavaşça arkamı döndüm ve bir şey, biri, adet ışık hızıyla rafın (raf demeye de yedi yüz tane şahit ister, bim'deki raflar portakal kasasından hallicedir zira) arkasında kaybolmaya çalıştı. ama kaybolamadı. tam olarak saklanamamıştı işte. ebelemiştim onu! eski sevgilimi...

    ayaklarına en az 3 numara küçük gelen anne terlikleriyle sıçar pozisyonda yere çömelmiş, kıç çatalı da piyasada gezinen mutsuz bir adamdı eski sevgilim. içim burkuldu ama nedense sinirlerim bozulmuştu. o yüzden de histerik bir kahkaha atarken buldum kendimi ama her an psikopat bir ağlamaya dönüşebilecek türden bir kahkahaydı. bazı filmlerdeki gibi hastalıklı bir kahkaha... gözlerim yerdeki le porta ve patito'ya ilişti. eğilip onları yerden kaldırıp kendisine uzatabilmek için dayanılmaz bir istek duydum ama yanımdaki sevgilimden çekindim.

    ben bu adamla bir zamanlar çıkmıştım. bir ona, bir de yanımdaki (duygularım konusunda hala emin olamadığım) adama baktım. "ulan" diye geçirdim içimden, "bim'e bile senfoni orkestrası elemanı gibi giyinip geliyorsun, kime hava basıyorsun nedir bu artistik?" diye düşündüm. "ben neden bu adamla beraberim ki" diye kahrettim. küfrettim (içimden). oysa eski sevgilim öyle miydi ya? halk adamıydı o, gönül adamıydı.

    "nasılsın görüşmeyeli?" dedi. "iyiyim" dedim. "ne güzel" dedi. "hıhı" dedim. gittikçe gerginleşiyordu ortam. yeni sevgilim kıllanır mı ola ki diye baktım ama o beni kıskanmazdı ki... adam en ucuz kangal sucuğu seçmekle meşguldu!

    "niye böyle olduk biz?" der gibi baktı. "niye böyle olduk hagaden yaw?" der gibi baktım ona. "niye böyle olduk diyorum?" der gibi tekrar baktı. "ooof of" der gibi tekrar baktım. "neyse siktir et" der gibi baktı. o pozisyonda yapılabilecek en uygun şey yapmak suretiyle mevzuyu siktir ettim, alışverişe döndüm. bir güle güle demeyi çok istedim ona ama bir şeyler beni engelledi. basiretim bağlandı.

    zamanı geri çevirmek mümkün olaydı keşke. dr emmet brown geleydi de de lorean'a ataydı beni, "aha" diyeydi, "bu adamla birlikte geçirdiğin o güzel günlere dön" diye de ekleyeydi. ama emmet brown yoktu ortalıkta.

    eski sevgili, blume peçetelerin olduğu reyona giderken, pijamasının arkasında koca bir delik olduğunu fark ettim. bizden saklanmaya çalışırken yırtılmış olmalıydı. vicdan azabı duydum. eski günlerde olsak dikerdim ben onun söküklerini.

    ama eski günlerde değildik ki.

    yeni sevgilim bir kaç gün sonra arabayı sanayiye götürürken bile smokin giyme gafletinde bulundu. ben de bunu bahane edip hırgür çıkarıp ayrıldım ondan.

    ne zaman rüzgarlı havalarda yolda sürüklenen bir bim poşeti görsem o günü hatırlarım. o gün bugündür bim'e gitmedim. arka sokağında tansaş var ve en azından tansaş'ta hasbelkader rastlayıp da köpekler gibi pişmanlık duyacağım bir eski sevgilim yok.
71 entry daha