şükela:  tümü | bugün
91 entry daha
  • konuyla ilgili olarak öncelikle çok sevdiğim üç harika kitaptan birer kuple alıntı yapacağım, ardından da çok kısa birkaç ifadeyle kendi fikrimi yazacağım, en az termodinamiğin ikinci kanunu kadar esaslı, laplace'ın şeytanı kadar kadim ve pascal'ın kumarı kadar muğlak bu beyaz satırlara.

    i. engin geçtan - psikodinamik psikiyatri ve normaldışı davranışlar:

    "organizma düzeyinde normaldışı uyum süreçleri çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilirler. meninger'e göre (1963), olağan koşullarda ortaya çıkabilen madde-enerji ve bilgi aktarımı noksanlıkları ya da fazlalıkları sonucu bilgi akışında türlü bozukluklar görülebilir. bunlar arasında hırçınlık ve gerginlik, çok konuşma, tekrarlı gülmeler, hiddet tepkileri, huzursuzluk, kaygının da eşlik ettiği uyku bozuklukları ve somut sorunlara gerçekdışı çözümler bulma eğilimi sayılabilir.

    organizmanın karşılaştığı zorlanmalar büyüdükçe, daha çok enerji kullanımını gerektiren sağlıksız uyum mekanizmaları geliştirilir. meninger, organizmanın içinden kaynaklanan normaldışı bilgi üretimini beş aşamada tanımlamıştır:

    1. gerginlik ve uyum yapma yeteneklerinde hafif derecede bozulma.
    2. anksiyete ve diğer nevrotik belirtiler. kaygılarla belirlenen anksiyete, organizmanın dengeli durumunun bozulduğunu ya da bozulmakta olduğunu haber veren bir belirtidir. normal anksiyete yararlı bir duygudur. tıpkı acı duygusu gibi, o anda kullanılmakta olan uyum mekanizmalarının organizmanın dengesini korumak için yeterli olmadığı konusunda organizmayı uyarır. buna karşılık nevrotik anksiyete, kişinin uyumunu daha da güçleştirecek normaldışı mekanizmaların ortaya çıkmasına neden olur. anksiyete normal ya da nevrotik düzeylerde yaşanabilir.
    3. belirli hedeflere yönelik şiddet ve saldırganlık. saldırgan davranışlar tekrar tekrar ortaya çıkan öfke nöbetlerinden, adam öldürme gibi aşırı şiddet gösterilerine değişen çeşitli biçimlerde görülebilir. saldırgan davranışlar toplumsal içerikli bir görünümle de ortaya çıkabilirler.
    4. organizmanın düzeninin dağılması ve çevreden gelen bilgilerin gerçeğini yadsımayla beliren psikozlar.
    5. denetimin tümden yitirilmesiyle birlikte yaşanan yoğun anksiyete ve depresyon. böylesi durumlar bazen intiharla sonlanabilir."

    ii. ünal söylemezoğlu - ıskalan gençlik:

    "ne kadar kabul edersiniz bilemem ama yaşam hep kayıp üzerine kurulmuştur. kaybetmek demek bir şeylerden ayrılmak demektir. ayrılık da insana acı ve hüzün verir. bu acıya ve hüzne katlanıp çözümleyebildiğimizde gelişebiliyoruz ancak insan olarak. yoksa gelişemiyoruz, bir şeylere bağlı, bağımlı kalıyoruz. ders yılı sonunda sınıfımızdan ayrılıyoruz, babamın tayini çıkıyor, alışageldiğim sokaktan, şehirden ayrılıyorum. oturma odamın şeklini değiştirmek istiyorum, eski şeklinden ayrılıyorum. bebeklikten ayrılacağım ki, çocuk olayım. yoksa çocuk olamam, bebek kalırım. çocukluktan ayrılacağım ki delikanlı ya da genç kız olayım. delikanlı ya da genç kızlıktan ayrılacağım ki yetişkin bir fert, yetişkinlikten ayrılacağım ki, yaşlı olayım.

    ben, ölümün de bir ayrılık olduğuna inanırım. alışageldiğim, zevk aldığım, yaşamayı istediğim hayattan ayrılıktır ölüm. her bir ayrılıkta, bir şeyden ayrılırken, bir bilinmeze doğru adım atarım... ölürken de tanıdığım dünyadan ayrılıp bir meçhule doğru gidiyorumdur. insan olarak gelişimin kazancı budur. her bir ayrılıkta bir ürperti hissederim ben, korku ve hüzün sarar beni. unutmayın ki her kayıp bir kazançtır. annenizi kaybediyor, ajda pekkan'ı kazanıyorsunuz... aynı anın fotoğrafını iki kez çekememek gibi bir şey. deklanşöre peş peşe dokununca bile ayrı görüntüler alırsınız. her çektiğin görüntüden ayrılacaksın ki yeni bir fotoğraf çekebilesin. yaşam da aynen bunun gibidir. kopacaksın ki her yaşantıdan, gelişmiş yeni bir yaşam yakalayabilesin. her biten güne veda edeceksin ki, yeni bir güne merhaba diyebilesin. aman... fotoğrafını çektiğin anı kaçırma."

    iii. emre yılmaz - şeytanın fısıldadıkları:

    "ne yalnızlıktan şikayet ettim hayatımda. ne parasızlıktan ne hastalıktan. ne çirkinlikten ne şişmanlıktan ne yaşlılıktan. ne de rezil olmaktan. sadece ve sadece can sıkıntısı gözümü korkuttu benim."

    ...

    hayatta ilişkiler de dahil hiçbir şey statik değil, hiçbir şey sabit durmuyor her şey ya ileri gidiyor ya da geri. yerinizde saydığınızı sanıyorsanız da yanılıyorsunuz, zira dünya güneşin etrafında dönüyor, güneş samanyolu galaksisinin, samanyolu galaksisi lokal galaktik grubun vs... evet diğer taraftan ölüyoruz, çürüyoruz, yaşlanıyoruz, mahvoluyoruz, kötüleşiyoruz, eriyoruz, bitiyoruz, gidiyoruz falan filan. hepsine kabul. ee zaten, söylememe gerek yok, entropi de bunları dikte ediyor bize. eskiden headbang ile mukabele ettiğim bol hareketli şarkıların yüksek sesle çalındığı mekanlara şimdi gidesimin dahi gelmediğinin, çoğu zaman bir an önce evime gidip kanepeye uzanma ihtiyacı hissettiğimin, artık kafamın pek çok şeyi kaldırmadığının da bilincindeyim. amenna. zaman geçtikçe bir şeylerin azalıp başka şeylerin çoğalmasından daha doğal ne olabilir ki hem değil mi? kesinlikle. ancak bu da lazım be birader. birileri ölecek ki başkaları doğacak. kim bilir, friedrich nietzsche'nin bengi dönüşünün ilanihaye devreden motorunun içindeyizdir belki de, bilmemkaç yüz trilyon yıl sonra başladığımız noktaya geri döneceğiz... bilmiyorum.

    emre yılmaz'ın da dediği gibi kimse eşit doğmaz ama herkes eşit ölür, işte bunun için ölüm acı bir son değil, hayatımızın yegane adil başlangıcı ve biricik fırsat eşitliğidir. bu nedenle her şeye rağmen yaşamanın güzel şey olduğunun ayırdına varıp mutluluğu kovalamaya çalışıp her daim gelecek güzel günlerin hayaliyle yanıp tutuşmak yerine içinde bulunulan andan keyif çıkarmaya çalışmak daha manalı geliyor bana. doğru şeyler yaparak illa doğru şeyler elde edilmediğini ben de biliyorum ancak, yanlış şeyler yapıldığında ise doğru sonuçlara asla varamıyorsun. bunu da eklemek gerek...
7 entry daha