şükela:  tümü | bugün
121 entry daha
  • "neden donald trump gibi popülist, finansal olarak da oldukça güçlü bir lider tüm çabalarına rağmen abd'yi otokratik bir rejime dönüştüremedi?" sorusunun en önemli yanıtıdır. bir ülkedeki toplumsal harmoninin, medeniyetin belkemiğidir.

    yasa tasarlarken güç dengelerinin korunup demokrasinin fonksiyonalitesini yitirmemesi için önem arz eden temel faktörler, bu fonksiyonalitenin kurumsal olarak nasıl sağlanacağının net çizgilerle belirlenmesi ve anayasanın tasarlandığı ülkenin protesto kültürünü şekillendiren tarihidir. slav dillerinin konuşulmadığı bir memlekette "x ülkesi bir voyvodalıktır." diye bir madde koymanın herhangi bir anlamı yoktur. önemli olan bir voyvodalık kurarken neyin amaçlandığıdır ve kurumları şekillendirecek yönetmeliklerin o amaca uygun tasarlanmasıdır.

    iki arkadaş hayal edin. biri kendisinin nasıl bir insan olduğunu anlatsın fakat anlattıkları karakteri ile yer yer çelişsin. diğeri ise kendisinden hiç bahsetmesin, fakat insanlar onun eylemlerine bakarak nasıl biri olduğunu tanımlasınlar. işte, bu iki arkadaş arasındaki fark devletlerin anayasalarında da gözlemlenebilir ve bağlayıcılık ilkesi onu güvence altına alacak bir siyasi ve sosyolojik konjonktür yoksa etkinliğini kolayca yitirebilir.

    endüstriyel casusluğun tavan yaptığı dönemlerde aydınlanabilmek adına avrupa'ya sanatçı göndermiş, aydınlanma felsefesini din ile barıştırmaya kalkışıp onu özü ile sindirememiş, spinoza'nın tanrısının kendi tanrısı ile ilgisi alakası olmadığını anlayamamış, insan haklarının neden mühim olduğunu çözümlemesine vesile olacak utilitaryan akımları coğrafyasında yeşertememiş bir devletin bünyesinde barınan halkın insan haklarına saygılı, demokratik ve lâik olabileceğine inanmak için geçerli bir nedenin olup olamayacağı tartışma konusu ise bu ilkelerin tepeden indirilmesinin salt bağlayıcılık prensibine güvenildiği koşullarda işlevsel olmaması doğaldır.

    fransız anayasası'nın bağlayıcılık ilkesine sırtı dayanan ilk maddeleri için ise bu senaryo söz konusu değildir çünkü fransa bağrından halk devrimlerini, siyaset filozoflarını, tocqueville'i çıkarmış olan bir ülkedir. şayet fransa böyle bir tarihe sahip olmasaydı, "la france est une république indivisible, laïque, démocratique et sociale." gibi bir cümlenin fiili etkinliği salt bağlayıcılık ilkesi ile muhafaza edilemeyebilirdi.

    devrimci bir tarihin namevcut olduğu bir senaryoda bir anayasa'nın işlevi o ülkeyi çağdaş bir ülke konumuna getirmek için gereken kurumsal altyapıyı sağlam tutmaktır. public choice theory'de de ele alındığı üzere siyasal aktörlerin realitede nasıl davrandıkları ile nasıl davranmaları gerektiği birbirinden bağımsız konulardır. abd bir devrim tarihinden yoksun kalsaydı bile anayasası abd'yi yine az gelişmiş ülkelerden farklı bir yerde konumlandırırdı. laiklik için first amendment bunun makul bir örneğidir.

    first amendment "abd laik midir, seküler midir?" gibi sorulara "abd sekülerdir veya laiktir." şeklinde yanıtlar vermez. der ki:

    "congress shall make no law respecting an establishment of religion, or prohibiting the free exercise thereof; or abridging the freedom of speech, or of the press; or the right of the people peaceably to assemble, and to petition the government for a redress of grievances."

    alman siyaset felsefecisi jan-werner müller'in de söylediği gibi popülizm modern demokrasilerin patolojisidir ve her an her ülkede güç kazanabilir. buna en gelişmiş memleketler de dahildir. kasım 2020'de, tahtından vazgeçemeyen ve abd demokrasisine zarar vermekten çekinmeyen donald trump örneği bunun nahoş bir örneği olsa bile abd'deki sistemin sağlamlığı, abd'nin tek adam rejimine dönüşmesine izin vermemiştir.

    abd anayasası'nın odak noktası abd'nin self-claimed sıfatları değil abd'yi demokratik bir ülke yapmak için gerekli olan realist tasarımdır. article 1'ın ilk bölümünde abd'nin nasıl bir ülke olduğu tasvir edilmez. yasada tanınan bütün yasama ehliyetinin bir senato ve temsilciler meclisi’nden oluşacak bir birleşik devletler kongresi’ne ait olacağı belirtilir. ikinci bölümde, temsilciler meclisi'nin eyaletlerin halklarınca her iki yılda bir seçilecek üyelerden oluşacağı, üçüncü bölümde ise birleşik devletler senatosu'nun üyelerinin kaç yılda bir nasıl seçileceği açıklanır. yani demokrasi için zaruri olan güçler dengesinin pratikte nasıl sağlanacağı kurgulanır.

    buna karşılık türkiye cumhuriyeti anayasası türkiye'nin çağdaş bir hukuk devleti olabilmesi için gerekli olan unsurların nasıl tasarlanması gerektiğini ortaya koyarak başlamaz. bu yönden public choice theory'nin en temel tezine bir tezat oluşturur ve sırtını bağlayıcılık ilkesine dayarken ilk maddelerinin fazlasıyla benzeştiği fransa'nın tarihsel dinamiklerinden tamamen yoksundur.

    * * *
    ps: "o nedenle türkiye'deki anayasa ile abd anayasasını kıyaslamak makul değil. farklı şartlar, coğrafya, zaman ve toplumdan bahsettiğimiz için beyhude olur." cümlesini anlıyorum, lakin türkiye'nin 1924 anayasanın ilkeleri tarihinin çok uyuştuğu(!) fransız cumhuriyetinden alınmadı mı, neyin meşrulaştırması bu?

    tam da bu yüzden public choice theory dedim. sene olmuş 2020, hâlâ klasik bir "cumhuriyetin ilk dönemleri kusursuzdu." entrysi girmenin kimseye hiçbir katkısı yok. andımız kaldırınca ayaklanan sol seçmen tabanı sanki hiç militarist değilmiş gibi bir imaj yaratmaya çalışmak da oldukça sürreal.

    ben türkiye'de tarihsel olarak o koşulların oluşmadığını yazdım zaten. lakin bütün problemler siyasal aktörlere indirgedikçe bu ülke asla düzelmez, sizin anlamayı reddettiğiniz nokta bu. çözüm sürekli özal'ı veya generalleri konuşmaktan veya onun bunun niyetini okumaktan değil, kurumsal sorunları masaya koyup dürüstçe tartışmaktan geçiyor.
6 entry daha