şükela:  tümü | bugün
  • 20. yüzyıl başında gerçekleşen ve ne yazık ki sözde osmanlı torunlarının haberdar olmadığı hadise...

    ve ne yazık ki bu talihsiz olay, abdestsiz evrak imzalamayan ve abdestsiz evrak imzalamadığı için bütün dünyanın korktuğu, önünde tir tir titrediği sultan abdülhamid han muzaffer daima döneminde olmuştur...

    birazdan anlatacağım tarihi olayı abdülhamid'in torunuyum diye ortalarda dolaşıp trt dizisine danışmanlık yapan cahiller ve o cahile "şehzadem, şehzadem" diyen zır cahiller bilmez.

    lütfen şu şarkı eşliğinde okuyunuz;
    https://www.youtube.com/watch?v=qqwpnmfywkq

    neyse efendim. devir ikinci abdülhamid devri.
    ve beyrut...

    osmanlı'nın istanbul, izmir, selanik ve trabzon ile birlikte en önemli 5 limanından biri.
    ülke ekonomisinin can damarı.
    yüzyıl başında osmanlı ihracatının yüzde 10'u bu beyrut limanından yapılmaktaydı.

    1903 yılı...
    birden 3 abd zırhlısı görüldü ufukta.
    beyrut'taki hükümet yetkililerine gönderilen mesaj netti;
    "beyrut limanına süresiz olarak abd hükümeti adına el konulmuştur..."

    bu nasıl işti?
    dünyanın tir tir titrediği söylenen abdülhamid yönetimindeki osmanlı limanlarına, gümrüklerine, topraklarına isteyen istediği gibi, kafasına göre el koyuyordu.
    zira çok değil, 2 sene önce de fransızlar, osmanlı'nın borçları nedeniyle gelip midilli adasına el koymuşlardı.
    (bkz: osmanlı'nın borcuna karşılık midilli'nin işgali/@altay horda)

    şimdi de amerikalılar gelip beyrut limanına el koydular...
    ama bu sefer mesele borç meselesi değildi.

    o halde olayın altyapısıyla beraber inceleyelim isterseniz...

    osmanlı topraklarında amerika'nın pek çok misyon okulu mevcuttu.
    ayrıca protestan papazlar osmanlı topraklarında dini faaliyet gösteriyor. özellikle osmanlı vatandaşı ermeniler üzerinde etkili oluyorlardı.
    1878 – 1900 yılları arasında 50 binden fazla ermeni amerika’ya göç etmişti.

    amerikan kızıl haçı, rockefeller önderliğinde toplanan bağış paralarını bu misyon okullarına ulaştırıyor, misyon okulları da bu bağış paralarını osmanlı ermenilerine veriyor, ermenilerin osmanlı aleyhine faaliyetlerine yol yordam gösteriyordu.

    tabi osmanlı devleti de bu yapılanlardan haberdardı ve tedbirler alıyordu.
    ilk tedbirleri 1890'lı yıllarda almaya başladılar ve birkaç amerikan misyon okulu ve derneği kapatıldı.
    lakin abd donanmasının osmanlı karasularına gelmeye başlaması ve osmanlı'yı tehdit etmesi neticesinde antlaşmaya varıldı ve osmanlı devleti kendi topraklarında kurulan bu amerikan misyoner okullarına yüz bin dolar tamir, bakım masrafları için tazminat ödemeyi kabul etti.
    sultan abdülhamid de bunu abdestli bir şekilde imzaladı haliyle...ve de osmanlı tam yüz bin dolar ödeme yaptı.
    görsel

    abd-türkiye ilişkileri ödenen bu haraç ile şimdilik düzelmişti.
    lakin abd yumuşacık sultanı bulmuş, taviz üstüne taviz koparmakta kararlıydı.

    osmanlı'nın abd'ye haraç ödemesinin hemen ardından abd'de iktidar değişikliği olmuş ve suikaste uğrayan başkan mckinley'in yerine theodore roosevelt iktidara gelmişti.

    roosevelt'de tıpkı selefi mckinley gibi osmanlı'ya karşı güç kullanıp imtiyaz elde etme derdindeydi.
    ve başkan olduktan sonra yaptığı açıklamada bu emellerini şöyle ifade etmişti;
    "dünyada herkesten önce ezmek istediğim iki güç ispanya ve türkiye’dir...”

    derken 1903 yılına gelindiğinde ağustos ayında abd'nin beyrut konsolosu william magelssen'in bir suikast sonucu öldürüldüğüne dair haberler çıkar...

    abd beyrut konsolosunun öldürülmesini osmanlı'ya saldırmak için bir fırsat olarak görür. abd'ye göre, konsolos magelssen; türkleri ermenilere saldırdıkları için protesto etmiş ve bunun için öldürülmüştü.

    ve abd hemen harekete geçti, uss san fransisco, uss brooklyn ve uss machias savaş gemilerini beyrut'a gönderdi.

    lakin savaş gemileri daha yoldayken, abd'nin beyrut konsolosunun öldürülmediği, hayatta olduğu haberi gelir.
    meğer konsolos bir arap düğününe katılmış, düğünde maganda kurşunlarından biri konsolosun kulağını sıyırmış, konsolos da korkudan öleyazmış ve bayılmıştı...

    roosevelt, beyrut konsolosonun öldürülmemiş olmasına resmen üzülmüştü.
    zira konsolos ölmüş olsaydı ellerinde beyrut'u işgal için harika bir sebep olacaktı...

    ama savaş gemileri yoldaydı, geri döndürmek olmazdı.
    bunun üzerine roosevelt, "lübnan ve suriye'de faaliyet gösteren misyonerlerin hayatlarının tehlike altında olduğunu" bahane ederek beyrut limanının abluka altına alınması emrini verdi...

    abd savaş gemileri, beyrut’ta savaş pozisyonu aldılar ve limanı kapattılar. babıâli’nin suriye’de çalışan bütün amerikan misyonerlerinin hayatlarının garanti altında olduğunu, washington’a belirtene kadar böyle bekleyeceklerdi...

    abd'nin bu yaptığını osmanlı'nın washington büyükelçisi şekip bey protesto etti ve abd'yi terk edeceğini açıkladı.
    fakat beyrut limanı abluka altındaydı ve osmanlı bu işgale direnmiyor, karşılık vermiyordu. zira dünyanın en büyük donanmalarından biri olan osmanlı donanması, abdülhamid'e darbe yaparlar korkusu ile haliç'te zincirlenmiş, çürütülüyordu...

    yazık...
    gerçekten çok yazık...
    koskoca osmanlı devleti ve de islam halifesi bu durumlara düşmüştü.

    fransızlar gemi gönderiyor midilli'yi işgal ediyor, amerikalılar gemi gönderiyor beyrut'u işgal ediyor, lakin abdestsiz evrak imzalamayan islam halifesi abdülhamid buna karşılık tek hamle yapmıyordu...

    abd beklemeyi sevmiyordu. derhal osmanlı'ya boyun eğdirip sonuç almak istiyordu.
    roosevelt'in emri ile beyrut limanındaki gemilerden biri izmir'e hareket etti.
    şayet osmanlı şartları kabul etmezse izmir limanı da bombalanacaktı...

    ve bu hamle sonrası abdülhamid tam da kendisinden beklenen hamleyi yaptı...
    abd'nin tüm isteklerini kabul etti.

    buna göre;
    *osmanlı ülkesinde tutuklu bulunan bütün abd vatandaşı ermeniler serbest bırakılacak,
    *amerikan misyon okulları faaliyetlerine kesintisiz devam edecek,
    *harput'tan suriye ve lübnan'a gelen ermenilere abd vatandaşlığı verilebilecekti.

    antlaşmanın bir başka maddesi daha vardı;
    *abd'li arkeologlar, filistin, suriye ve ırak'taki arkeolojik alanlarda serbest bir şekilde kazı ve incelemeler yapabilecek, bunlara hiçbir zorluk çıkartılmayacaktı.
    (bkz: tarihi eserleri çalınırken seyreden osmanlı/@altay horda)

    işte böyle sevgili arkadaşlar.
    bu yazdıklarım tabi ki trt'de yayınlanan o saçma sapan dizide anlatılmadı, gösterilmedi sizlere.
    ama ne yazık ki osmanlı'nın en işlek 4. limanı olan beyrut limanı tam 1 sene boyunca abd işgali altında kalmıştı.
    görsel

    ve işgalin sona ermesi için de abd'nin tüm şartları ulu hakan abdülhamid han(!) tarafından kabul edilmişti...

    bir başka abdülhamid dönemi incelemesinde görüşmek üzere şimdilik hoşçakalın...