şükela:  tümü | bugün
37 entry daha
  • bu adam hakkında belki de en merak edilen konu(ölmeden önce gerçekten de ''çok büyük bir yanlışın içinde debelendiğimi anladım'' dedi mi yahut harbiden türklere hakaret etti mi, yaşasaydı 301. maddeden hüküm giyer miydi gibi absürdötesi konular hariç), darwin'in bu kuramı açıklamak için niye o kadar beklediği.

    darwin'in 5 yıllık beagle macerasından sonra inzivaya çekilip, kendini düşünmeye vermesi sonucunda yanlış hatırlamıyorsam 1838 senesi içinde kafasında taşlar iyice yerli yerine oturuyor ve türlerin evrimleştiğine artık tamamen kanaat getiriyor. ama türlerin kökeni 1859 yılında çıkıyor. yani 21 yıl niye bekledin be adam diyoruz kendisine. darwin kendi kuramının büyüklüğünün farkında değildi desek olmaz, çünkü aldığı notlarından böyle olmadığını biliyoruz. ki zaten gerizekalı olmayan herkes böyle bir teorinin ne derece büyük olduğunu anlar. ''daha fazla kanıt toplamak için'' de yeterli bir bahane değil be abi. 21 yıl ne toplamış bu adam. demek ki işin derininde daha önemli sorunlar var. yüksek müsaadenizle bu soruya bir kaç kaynaktan derlediğim cevaplarla yanıt vermeye çalışayım.

    efendim öncelikle o dönemin özelliklerine bakmak bu konuda bizi aydınlatabilir. robert chambers adında bir zat-ı muhteremin 1844'de yazdığı yaratılışın doğal tarihinin izleri adlı kitabı o dönemki ingiltere'yi kasıp kavuruyor. chambers kitabında türlerin birbirinden evrimleştiğini söylüyor ama nasıl evrimleştiklerini yani o işin mekanizmasını açıklamıyor. kitab-ı mukaddes'e ters şeyler söyleyen bu kitap o zamanlar büyük yankı uyandırıyor. herkes kitaba sövüp sayıyor. chambers da zaten alacağı tepkileri düşünerekten isimsiz olarak yayınlamış kitabı ama sonradan anlaşılıyor tabii onun yazdığı. kitabı pek takan olmuyor ama wallace gibi adamların ilgisini de çekmiyor değil. neyse işte, bu bir bakıma darwin için nabız yoklaması niteliği taşıyor olmalı. zira darwin dediğin hiç de harun yahya'nın tanıttığına benzemeyen, oldukça nazik, kibar, biraz da çekingen biri. bir anda dikkatleri üzerine çekmek istemiyordu büyük olasılıkla.

    darwin'in gecikmesinin bir diğer nedeni de hiç kuşkusuz ailesel faktörlerdi. kızı annie'nin ölmesi(yaş daha 10) onda derin bir iz bıraktı. hatta darwin'in hristiyan inancını bu noktada tamamen kaybettiği söylenir. bir de üstüne üstlük karısı emma'nın korkuları var. emma samimi olarak darwin için endişeleniyordu. darwin'in cehenneme gideceği ve öldükten sonra ayrılacakları fikri emma'yı çok üzüyordu. hatta darwin'e bu konu hakkında oldukça duygulu bir mektup yazdığı söylenir. şüphesiz bu darwin'in üzerinde devasa bir baskı yapıyordu ve görüşlerini ertelemesinde bunun büyük katkısı vardı. (bu emma ne kadar da tanıdık)

    darwin'in kariyerinde bir de sülükayaklılar devri vardır. hem de az uz değil 8 yıl. 8 yıl boyunca boktan sülükayaklılarla neden uğraşmış darwin? bunun için genellikle, evrimin mekanizmasını tam anlamıyla içselleştirmek için kendini bir türe adamayı seçti dense de, stephen jay gould misali ''iyi de 8 sene değil'' demek gelir içimden. burada en mantıklı fikir, darwin'in kendini bir gözlemci ve koleksiyoner olarak değil de bir biyolog olarak tanıtmak istemesinden dolayı böyle bir çalışmayı yapmış olabileceğiydi. zira darwin o çalışmalardan sonra büyük ün yaptı ve sülükayaklılar konusunda dünyada tek otorite oldu(eserleri hala tek otoritedir). bu sayede ortaya atacağı kuram, bir gözlemcinin biraz fazla büyük hayalgücünün bir sonucu değil de; bir biyoloğun ciddi bir bilimsel teorisi sıfatını kazanacaktı.

    tabii tüm bunların ötesinde en önemli olan şey, yerleşik inançlara karşı koymaktı. yıllar önce kopernik'in sırf bundan dolayı dünyanın güneş etrafında döndüğünü hayattayken açıklamamasından bu yana hiç birşeyin değişmemesi ne acıdır. darwin de bağnaz insanlarca alacağı tepkiyi düşünüyordu elbet. ki bu fikir yani evrim fikri darwin'in de inancını yok eden şeydi. evrim üzerine çalışırken ki aldığı notlardan biri şöyledir:

    ''beynin bir yan ürünü olan düşünce, maddenin bir özelliği olan kütle çekiminden niçin daha hayret verici olsun? bu bizim kibrimizdir.''

    görkemli aklımızın sadece beynimizin bir ürünü olduğu ve bilimin açıklayacağı bir olgu olduğu fikri o dönemki ingilitere açısından hiç de kabullenecek bir şey değildi. bu bir tanrıya inanmama fikrini bırak daha da ötesi maddecilikti(materyalizm ateizmden daha kötüymüş o dönemler). her şeyin maddeyle açıklanacağı fikri kabalığın, küstahlığın ötesinde bir şeydi. darwin belki de dindar değil bir agnostikti ama dürüst, ahlaklı bir adamdı, bu sıfatını kaybetmek ve çok fazla tepki çekmek istemiyordu. ama bir yandan da bulduğu fikrin ihtişamlığından başı dönüyor ve onu daha fazla saklayamayacağını biliyordu. karısı emma'ya sıkı sıkı tembih etmişti, eğer olur da ölürse darwin, tüm çalışmaları darwin'in arkadaşı biyologlara bırakmalıydı emma.

    belki de darwin'e wallace tarafından bir makale gönderilmese(burada wallace doğal seçilimi ayrıntılarıyla ele almış) ve darwin de ''ulan önce buldum bu konacak üstüne'' şeklinde düşünmese hiç açığa çıkartmayacaktı düşüncelerini. o sıralar yavaş yavaş, ağırdan ağırdan devasa bir natural selection adında kitap yazmakla meşguldü. baktı pabuç pahalı, hemen alelacele origin of species adında daha kısa(ama yine de 400 sayfayı aşkın) bir kitap yazıp piyasaya sürdü. yine de dış baskıları düşünerek kitabında insanın evrimine pek değinmez, sadece ''bu, insanın kökenine de ışık tutacaktır'' şeklinde geçiştirir. tabii, daha sonraları the descent of man eserini yayınlayacaktır.

    wallace, söz konusu insan olunca işin değiştiğini söyler. ona göre tanrının tek müdahalesi insan bilincini yaratmasıdır. darwin'e göre ise tanrının müdahale etmesi gerekecek bir yer yoktur. buraya bakınca darwin'in daha ileri görüşlü olduğu söylenebilir tabii. evrim teorisinin tabuları buldozer misali yıkması da tam da bundandır. insanı ''gelişmiş bakteri'' olarak görür evrim. işte tam da bundan dolayı, yani tabuların kilise tarafından cansiperane savunulmasından dolayı evrim ve doğal seçilim fikri bu kadar gecikmiştir. thomas henry huxley kafasını duvarlara vuruyor ''nasıl akıl edemedik'' diye, ama akıl etsen de söylemeyemezdin be gülüm demek isterim kendisine. zannımca eğer evrim ve doğal seçilim daha önceleri insanı dışarıda bırakarak ortaya atılsaydı, kabul görülürdü bir çok kişi bakımından. diğer tüm hayvanlar evrim geçirmiş ama biz, insanlar tanrının özel yarattığıyız denseydi, şu an büyük ihtimalle evrim tartışmaları başka türlü şekillenirdi. örneğin evrim karşıtları hayvanların evrim geçirdiğini kabul ederdi(etmezlerse bu güneşin dünya etrafında döndüğünü söylemek gibi bir şey olurdu) ama insanın evrimi reddedilirdi. kim ne derse desin, ilginç bir fikir ama evrimi daha yaygınlaştıracağına inanıyorum ben böyle olsaydı. artık nabza göre şerbet vermek mi dersiniz ne derseniz deyin. tabii, darwin amca nerden bilecekti, yıl olmuş 2007 ve hala insanlığın büyük bölümü bağnaz inançların pençesi altında.

    ekşi muhabiri longair ingiltere'den bildirdi, söz sende ekşi sözlük.
224 entry daha