şükela:  tümü | bugün
41 entry daha
  • 12 aralık 2020'de, 89 yaşında hayatını kaybettiğini yeni öğrendiğim ve çok üzüldüğüm usta edebiyatçı yazar.

    kitaplığımdaki bütün eserleri 'herhangi bir yere bağışlanmayacaklar' listesinde yer alıyordu, şimdiden sonra 'yangında ilk kurtarılacaklar' kategorisine geçecekler net. çoğu ilk, bilemedin ikinci baskısında alınmış antik kitap değerindedir benim için... yeni bir romanının yayımlanacağı haberini duyar duymaz alarma geçer, raflarda yerini aldığı gün elime geçmesi heyecanlandırırdı beni. sayfalar arasında kurşun kalemle aldığım notlar, neredeyse uzman psikanalist edasında söylenmiş vecizeden hallice altını çizdiğim cümleler...

    o yazana kadar kafamızda canlandırdığımız casus tiplemeleri de farklıydı ve gerçeği onunla öğrendik. önüne gelen herkesi pataklayan, çatıdan çatıya atlayan, attığını vuran, atılandan sakınan, aksiyon ve macera dolu bir mücadelede bileği bükülmez james bond vari insanüstü varlıklar sanıyorduk ajanlığı, şövenist hollywood filmlerinden...
    sonra o yazdı ezberimiz değişti. ajan olmak için cesur ve gözüpek değil tersine ürkek ve temkinli, hevesli ve tezcanlı değil mülayim ve sabırlı, atik ve cengaver değil renk vermez satranç oyuncusu ve aynı zamanda tam bir insan sarrafı olmak gerektiğini gösterdi bize. 70'li yılların çetin soğuk savaş ortamında ingiliz istihbaratı mi6'da kendisinin de üst düzeyde görev yapmış olması ve operasyonlara bizzat tanıklık etmesi, romanlarındaki kurgunun gerçekliğe yakınlığıyla düpedüz ilintilidir. ve evet, bunu okunası bir edebiyata dökmek için john le carre gibi bir ustaya ihtiyaç vardı.

    özellikle 70-90'ları içeren soğuk savaş yıllarında yazdığı ilk dönem romanlarında, can verdiği karakterlerin olaylar karşısındaki tutumlarının insani gerekçeleri öylesine derinlemesine betimlenirdi ki ister istemez macerayı ikinci plana itip kahramanların iç dünyasına odaklanırdınız...
    sonraki yıllarda ise en iyi bildiği soğuk savaş dünyasından farklı bir dünyaya el atmak zorunda kalıp, değişen soğuk savaş atmosferiyle birlikte bu yeni koşullara adapte olamamanın, yeni dünyaya uygun bir casus dünyası tanımlayamamanın sinyallerini vermesine rağmen yazmaya devam etti. bu dönemde en başarılı olduğu kitap; 1984'de yayımladığı the little drummer girl'dür. bunun dışında soğuk savaş atmosferinden ayrılarak 2001'de yazdığı tailor of panama'da eski becerilerini sergiler nitelikte görünse de örneğin 1999'daki single and single ve 2001''deki the constant gardener eleştirmenlerce de pek beğenilmedi.

    belki iz bırakan kitap cümleleri başlığında ayrıca değerlendirmek gerekir ama bu başlıkta da kitaplarında sarfettiği bazı cümlelerin izi kalsın isterim:

    * "yalnızlık, yorgun olup da uyuyamamaya benziyordu." a murder of quality/cinayetin parıltısı (1962)
    * "zenginler geleceğinizi yedi ve yemeği de onlara yoksullarınız verdi." the spy who came in from the cold/soğuktan gelen casus (1963)
    * "iki karşıt görüşü olup da ayakta kalan adama sanatçı denir." tinker tailor soldier spy/köstebek (1974)
    * "george orwell'i okudun, değil mi? bu insanlar dünün hava koşullarını bile yeniden yazabilecek ayarda kimseler." a perfect spy/son casus (1986)
    * "kuşaklar boyunca kitlelere iyi düzenlenmiş bir yalanlar ağı sunuldukça, zaman içinde gerçekler tümüyle mantığa aykırı görünür ve söyleyen kişi zırdeli kabul edilir." absolute friends/sıkı dostlar (2003)

    çoğu okur hayranı gibi beni de derinden etkileyen en önemli eserleri, dilimize köstebek, bir öğrenci gibi ve smiley'in dönüşü olarak çevrilmiş üçlemesidir. bu seri 1979-82 arasında ingiliz yayın organı bbc tarafından 13 bölümlük dizi şeklinde çekilmiş, romanın baş kahramanı george smiley canlandırmasını efsane aktör sir alec guinness oynamış ve ödül almıştır. aynı eser 2011 yılında sinema filmi olarak da yeniden çekilmiştir. bu bbc yapımı olan, filme aktarılan diğer bütün eserleriyle birlikte arşivimin baş köşesini işgal etme hakkını kendinde bulur. arada son bölümünü açar, smiley'in, toby esterhase'in 'fenerci' ekibi marifetiyle bal tuzağına düşürdükleri sovyet ataşesi grigoriev'i ayartma sahnesindeki mizanseni sanki ilk defa seyrediyormuşum gibi pür dikkat izler, evdekilerin şaşkın bakışlarına aldırmadan her seferinde büyük keyif alırım. içimden de yok böyle bir yazar demek gelir.

    soğuk savaş yıllarındaki ingiliz popüler kültürünü gerçeğe yakın tüm çıplaklığı ile görmemizi sağlamış ingiliz edebiyatı içerisinde benim için ayrı bir yeri olan bu usta yazarın ölümü nedeniyle hissetiklerim için şu an başka ne diyebilirim bilmiyorum. sanki aileden biri sonsuza kadar susmuş gibi...
    rip
2 entry daha
hesabın var mı? giriş yap