şükela:  tümü | bugün
  • "be kulum dersin ki, bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır, benim senin yanında kahvelik hatrım yok mu? / biz ki seni bir damla sudan yaratmadık mı, can neye yarar ki mal neye yarar?"

    gecenin şu saati tek duyduğum insan sesi yukarıdaki sözleri şarkılaştırmış şakıyor, ne güzel yarasalar ve ben, derken şakıdıkça şakıyor. ekliyor: "..ömür neye yarar ki, can neye yarar?" hay allah diyorum, çalışmaktan beynim mi durdu acaba? hayır yarasalar ve ben dinlediğimiz bu nadide eserin ardından müthiş bir kesinlikte yoldaşım menfiliğin canına okumuş (haha adamımız zengin bir kadınla evlenmiş tamam mı, düğünün tüm masraflarını hatta mordan damatlık kıyafetinin maliyetini onun üzerine yıkıvermiş, seviyorum seni) bacon'ın bir ifadesi beni ve yarasalarımı bir kez daha sarsıyor, başlığa da attığım haliyle: "maris dominium monarchiae quaedam epitome est." yani türkçesiyle "denizin egemenliği monarşinin temelidir". tam künyesi şudur: f. bacon, sermones fideles xxix. de proferendis finibus imperii

    leblebi yer gibi insanlar ve vakalar tükettiğim son birkaç senedir, beni leblebi gibi yemeye kalkışan bir şey olmamıştı sermones fideles kadar, sonunda ikimiz de yarasalar huzurunda cafe crown buzz (vanilya aromalı) içeceğiz (parantez iki: şu an olduğu gibi, kısmen yani) biliyorum, böyle olsun istiyorum, başında yazma, yüreğinde hızma olmasa da bir şekilde salınıp gelen, francis bacon'la olan aydınlanma seanslarımıza ortak olan, beni destekleyen o kocaman yürekli'ye, eserde nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum, aslında biliyorum, ama siz biliyor musunuz çağdaş medeniyetin kendisi "maris dominium monarchiae quaedam epitome est." diyen adama nasıl teşekkür edecek ya? ömer naci hocam * şu saat şurada olsa, nasıl anarşizme vururdu bunu, nasıl yitirildiğinden bahsederdi modern yaşamın mitosunun.. ama yok o yok, siz sevgili ekşi sözlük'teki dostlarım var, var oğlu var.

    bana kalırsa ('gerçek bir felsefeci asla "bana kalırsa" dememeli' diyen felsefeciyi hatırlayan varsa bana bildirsin lütfen) çalışma aralarında yapılan en güzel şey, doğasında tortululuktan muzdarip olan herhangi bir içeceğe buz atmışsanız, ve bardağın dibine gelmişseniz ve buz parçacıkları varsa hala sapasağlam duran , işte o vakit bardağı sallamaktır, buz parçacıklarıyla tortuyu sıvıya yedirmektir. neyse geçelim bunu, ifademizi deşelim tekrar. biliyor musunuz bacon "maris dominium monarchiae quaedam epitome est." dedikten sonra şöyle de ekliyor: "... cicero de pompeii contra caesarem apparatu scribens ad atticum consilium (inquit) pompeii plane themistocleum est. putat enim qui mari potitur, eum rerum potiri. atque caesarem pompeius proculdubio delassasset et attrivisset nisi inani fiducia inflatus ab illo incepto destituisset. praelia navalia quanti fuerint momenti ex multis exemplis patet. pugna ad actium orbis imperium determinavit. pugna ad insulas cursolares circulum in naribus turcae posuit." türkçesiyle; "...cicero, atticus'a yazdığı bir mektubunda pompeius'un caesar'a karşı yaptığı hazırlık hakkında şöyle diyor: "pompeius'un davranışının themistokles'inkinden hiç farkı yok, o da denizlere egemen olanın her şeye egemen olacağını inanıyor." pompeius güvenini kaybetmeyerek bu düşüncesinden ayrılmasaydı, hiç kuşku yok ki; caesar 'ı bitkin hale sokacak, hatta onu ezecekti. deniz savaşlarının değişikliğe sebep olduğuna dair bir çok örnek gözümüze çarpar. actium deniz muharebesi dünyaya egemen olacak kişiyi belirlemiştir. cursolar adaları savaşı da türkler'in etrafını çevirmiştir. hiç kuşkusuz, denizde alınan zaferin savaşın gidişatını belirlediği birçok örnek vardır, fakat bu tarz bir çatışma, savaşın kaderini tayin etmede aynı zamanda bir kumardır. pek şüphe duyulmaması gereken bir husus da, denizlere hakim olanın büyük bir özgürlük içinde savaşla ilgili yapmak istediği her şeyde muktedir olduğudur." buna takıldım efendim, o yüzden bu geceki yarasalarla tükettiğim (dürdürdüğüm) çalışmamın nadide arasını bu patetik entiriye ayırdım. geçelim alta.

    takıldım. çünkü bacon'ın modern dünyaya bıraktığı en mühim öğütlerden olan "denizde zafer" ihtiyacının hem birinci hem de ikinci dünya savaşı'nda ne denli önemli olduğunu yaşayarak deneyimleyen uluslardan biriyiz, özellikle de çanakkale'de yaşananlar aklımıza gelsin. yine bacon'ın da hatırlattığı gibi; antik dünyada actium deniz muharebesi gibi ilginç bir vaka da var. ve hep diyordum ki, doğu vs batı karşılaşmasında belki de tek örnektir, batı vs doğu (& batı) karşılaşması sonucunda, modern dünyaya denizde zaferi öğütleyen çağdaş ingiliz siyasetinin dölleyicilerinden bacon'ın bakışı bambaşka olabilirdi, ya cleopatra'nın mısır'ı sarışın çocuğun roma'sına karşı hem de agrippa'nın çabalarına karşın bir zafer kazansaydı, ne olurdu acaba?

    roma'ya karşı mısır'ın galibiyeti düşüncesi, bugün bütün kazanımlarımızı yerinden sarsar. hatta bacon'a başlıktaki ifadeyi söyletmez bile. çünkü bacon'ın ingiltere'de, descartes'ın fransa'da sivrildiği (sivrilttiği) düşünce sisteminin kendisi olmazdı. çünkü evvelinde ortaçağ'ın nasıl bir seyirden geçeceği ya da hiristiyanlığın yeryüzünde nasıl bir yolculuğa gireşeceğinden, ya da islamiyetin yine var olup olamayacağından şüphelerimiz olacaktır. evet her şey yerinden oynar, her şey. facebook bile sallanır dehşetinden düşüncenin. actium 'da da tarihin yazdığı gibi; "denizlere egemenlik monarşinin temelidir" ya da "maris dominium monarchiae quaedam epitome est." gelin şu romanum imperium'a bir de bu açıdan bakalım. (ertuğrul özkökvari sonlandırış oldu, farkındayım)

    bir anda bütün dünyam kararır, yarasalar kanatlarını açar tepemde, kendi monarciha'mda, kendi epitome'min düsturlarıyla, bir anda aydınlanır sabah olur, bu yazı da burada biter.

    bitsin, çalışmam lazım.

    siz şuna bakın, bakmadıysanız henüz, alakalı çünkü:
    (bkz: coloniae eminent inter antiqua et heroica opera)