şükela:  tümü | bugün
106 entry daha
  • not: breaking bad ve suç ve ceza ile ilgili bazı spoiler şeysleri içermektedir.
    dostoyevski'nin raskolnikov’u kendi karanlık evreninden çekip suç ve ceza'ya baş karakter yaptığını düşünmüştüm. aslında entelektüel katil yaratma fikrinin fransa'da canlı kanlı bir esin kaynağı varmış.
    pirre françois lacenaire 1803 yılında fransa'da doğmuş. mükemmel bir eğitimin ardından fransız ordusuna katılmış. 1829'daki morea seferinde firar etmiş. daha sonra bir suçlu olmuş ve kendi deyimiyle "kriminal üniversite" olan hapishaneye girip çıkmış ve kendisine yardım etmesi için iki suç ortağı edinmiş.
    hapishanedeyken sarkastik şiirler ve fransız hapishaneleri ve ceza rejimi hakkında bir dergiye makale yazmış. (raskolnikov'un o ünlü makalesini hatırlamışsınızdır hemen)
    bir banka kuryesi ve annesini öldürmekten yargılandığı ve infazının gerçekleştiği aylar arasında memoirs, revelations and poems’i yazmış. yargılama süresince pişmanlık duyup af dileyeceği düşünülürken, şiddetli şekilde işlediği suçları savunmuş. sosyal adaletsizliğe karşı protesto olarak görüyormuş bu cinayetleri. yargılandığı mahkeme salonunu -yargılamayı izleyenler arasında victor hugo'nun da olduğu söyleniyor- adeta bir tiyatro salonuna dönüştürmüş. pirre françois lacenaire 32 yaşında idam edilmiş ve giyotine götürülürken dahi hiçbir pişmanlık belirtisi göstermemiş. lacenaire’nin hikayesi böyle.
    yargılandığı ve idamındaki süreçte, fikirleri ve profiliyle fransız toplumu ve birçok yazar üzerinde güçlü bir etki bırakmıştır lacenaire. bu yazarlardan birisi de dostoyevski'idir. dostoyevski idamından birkaç yıl sonra lacenaire’e son derece benzer raskolnikov karakterini yaratmıştır.
    raskolnikov karakterine baktığımızda parasızlıktan dolayı üniversite eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalmış, suç üzerine çarpıcı fikirleri olan entelektüel birini görürüz. tüm toplumun tamamen en üst sınıftaki kişilerle en alttaki kişilerden; kanun koyucularla kanuna uyanlardan oluştuğunu düşünüp, kendisini ise kanun koyucu sınıftan gördüğünü anlayabiliriz ilk başlarda. bundan oldukça emindir. ilk adım gerçekleştirmektir, haklı olduğundan emin olmak için bir kanıt ihtiyacı... bu yüzden kan emici olarak gördüğü tefeci kocakarıya karşı harekete geçmiştir. (istemese de tefeci kadının kız kardeşi iyi kalpli lizaveta da aynı sonu yaşamak zorunda kalmıştır)

    “kan döktün sen!
    — herkesin döktüğü kanı!.. –diye bağırdı raskolnikov; büyük bir öfke içindeydi.– geçmişte ve günümüzde bir sel gibi akıtılan kanı!.. şampanya gibi kan dökenler capitol’de taç giyip insanlığın kurtarıcıları olarak kutsanmışlardı! çevrene daha bir dikkatli bak bakalım! ben de iyilik etmek istemiştim insanlara!”

    “— suç mu? –diye bağırdı raskolnikov; bir anda öfkeden deliye dönmüştü.– ne suçu? öldürenin kırk günahından arınacağı aşağılık bir tefeciyi, hiç kimseye hiçbir yararı olmayan, yoksulların kanını emen zararlı bir biti öldürmek mi suç! bu suç benim umurumda bile değil ve onu temizlemeyi de düşünmüyorum. nedir bu böyle: dört yandan herkes, “cinayet! cinayet!” diye bağırıp duruyor! korkaklığımın ne kadar saçma olduğunu bütün açıklığıyla ancak şimdi, böylesine gereksiz bir utancı çekmeye karar verdiğim şu anda anlayabiliyorum!”

    görüleceği üzere raskolnikov’a göre toplumun tepesindeki kişilerin gerekli gördükleri cinayetleri, suçları işlemesinde bir beis yoktur. bu toplum için gereklidir, topluma fayda sağlamaktadır. bununla beraber fikirlerini dile getirirken üzerindeki o sinir ve gerginlik kendisini ele vermektedir, belli ki yanılmıştır, kanun koyuculardan değildir. sadece şimdilik bunun farkında değildir (belki de itiraf edecek cesareti yoktur).
    çok kısa bir zaman sonra yanıldığı, yaptıklarını soğukkanlılıkla kabul edip sınıfının gereğine uygun davranmaya devam edemeyecek kadar napolyon veya cengiz han olmadığı gerçeği iyiden iyiye beynini ve ruhunu sarmalamaya başlayacaktır. günleri bu yanılgının pişmanlığının ağırlığıyla, düşüncelerle geçmeye başlayacaktır artık.

    “neden napolyon cana kıyınca suçlu olmuyor da ben suçlu oluyorum? neden yasa koyucular kan dökünce yargılanmıyor da ben yargılanıyorum? neden toplumsal-dinsel yasaları koyanlar, atalarından devraldıkları yasaları ihlal etmelerine rağmen baş tacı ediliyor da ben hapsi boyluyorum? tamam, kan döktüm; bunda günlerdir çektiğim açlığın payı var, ama esas neden o değil. kendime bir yasa koyucu kadar güçlü olduğumu göstermek istedim. sıradan insanın yasayı ihlal etme hakkı yoktur, ama yasa koyucu yasayı pekâlâ ihlal edebilir. insanların kutsal saydığı şeyi kim yıkmaya cüret ederse yasa koyucu o olur. napolyon kimseye yararı olmayan yaşlı bir kadını öldürmesi gerekseydi bir an bile tereddüt etmezdi.”

    bu ikinci adımdır, makul şiddette bir isyanın eşlik ettiği kabullenme aşaması. napolyon kadar cüretkar olmadığını, tepede değil sıradan bir insan olduğunu kabullenme aşaması...

    “kocakarı meselesi çok saçma! evet, belki bir hataydı bu, ama sorun kocakarı sorunu değil! kocakarı yalnızca bir hastalıktı... ben onu bir an önce aşıp gelmek istedim. ben bir insan öldürmedim, bir ilkeyi öldürdüm! evet, bir ilkeyi öldürdüm, ama üstünden aşıp ötesine geçemedim, bu yanda kaldım... yalnızca adam öldürmeyi becerebildim. hatta anlaşılan bunu bile beceremedim... hayır, ben dünyaya bir kez geldim ve bir daha gelmeyeceğim: "genel mutluluk” falan bekleyemem ben kendim için yaşamak istiyorum, yoksa hiç yaşamayayım daha iyi... ben yalnızca, cebimdeki rubleyi sımsıkı tutup, “genel mutluluk” bekleyerek aç bir annenin önünden geçmek istemedim.”

    ayrıca tanrıdan ve ailesi için her türlü fedakarlığı yapan -günahlarına rağmen- masumluğu ve fedakarlığıyla raskolnikov’un gözünde kutsal bir simgeye dönüşen sonya’dan af dilemenin gerçekleştiğini görürüz bu aşamada. bağışlanma ihtiyacı hissetmektedir.

    “-ne yapıyorsunuz böyle? benim gibi birinin önünde!..
    raskolnikov hemen kalktı, pencereye doğru yürüdü, yabanıl bir sesle:
    -ben senin önünde değil, insanlığın çektiği acıların önünde eğildim,-dedi.”

    üçüncü ve son adımda kabullenme mücadeleleri sona ermiştir. bu adım raskolnikov’un toplumun napolyonlar ve bitler şeklinde iki kutuplu bir şekilde ayrışmadığını arada farklı sınıfların da olabileceği gerçeğini kabullendiği adımdır. “eh, ben bir estetik böcekten başka bir şey değilim” itirafından görebiliriz bunu. böcektir, bittir ama an aşağıdaki katmanda değil, farklı bir katmanda belli nitelikleri olan estetik bir böcektir. ve sonya ile konuşmasında şu bölümden ne büyük bir yanılgıyla kocakarıya doğru harekete geçtiğini görebiliriz:

    “her şeyi unutmak, bütün bu gevezeliklere bir son vermek ve yeni bir hayata başlamak istiyordum, sonya. benim oraya hiçbir şey düşünmeden, bir aptal gibi gittiğimi mi sanıyorsun yoksa? aklı başında bir insan olarak gittim ben oraya sonya. beni mahveden de bu oldu zaten! sanıyor musun ki, eğer iktidara sahip olmaya hakkım olup olmadığını kendime sormaya başlamışsam, buna hakkım olmadığını bilmiyordum? ya da eğer insanın bir bit olup olmadığını sormaya başlamışsam, demek ki, insan benim için bir bit değildir… kimin ki aklına böyle bir soru hiç gelmez ve doğruca hedefin üzerine yürür gider, insan onun için bir bittir. eğer ben, “napolyon olsam gider miydim, gitmez miydim?” diye kendi kendimi yiyip bitirmişsem; bir napolyon olmadığımı açıkça hissetmiş olmalıyım…”

    peki raskolnikov sırf yanıldığı için mi bu kadar büyük bir eyleme kalkıştı? veya sırf haklı olup olmadığını görmek için mi? sırf bunun için değilse ne için olabilir? belki de yine itiraf ettiği şu sebepten:

    “anneme yardım etmek için öldürmedim örneğin. maddi olanaklara ve iktidara kavuşmak ve böylece insanlığa yardım etmek için de öldürmedim. bütün bunlar palavra! ben öylece öldürdüm; kendim için, yalnızca kendim için yaptım bunu.”
    tam da bu noktada walter white’ın -bana göre- benzer bir dönüşümden sonraki itirafı aklıma geldi: i did it for me. [benzer bir yoruma bir edebiyat sitesinde rastlamıştım linkini bulursam ekleyeceğim]. walter white da parasızlıktan başladığı uyuşturucu işinde sonradan en tepede olmak, imparatorluk kurmak hedefinde olduğunu jesse pinkman'a söylemiş, finalde de tüm bunları ailem için yaptım yalanının arkasına daha fazla saklanmayacağını gayet açık bir şekilde skyler'a itiraf etmişti: "kendim için yaptım, sevmiştim. bu işte iyiydim. canlı hissediyordum."
    raskolnikov sosyal adaletsizlik karşısında tıpkı lacenaire gibi ilk anda cinayetleri için kendisini -daha doğrusu cinayetleri- ateşli şekilde savunmuştur. ama lacenaire giyotine kadar fikirlerini savunmaya devam edip bir pişmanlık duymamış; raskolnikovsa tam aksine cinayetlerinden sonra hayatına derin bir pişmanlık ve cezalandırılma, arınma ihtiyacıyla devam etmiştir.
2 entry daha

hesabın var mı? giriş yap