şükela:  tümü | bugün
  • üniversitede hakan diye arkadaşım vardı benim yazılarımı takip edenler bilir. bu hakan denilen lavuk arkadaşım olmasından şiddetle hicap duyduğum bir davar. adam olumlu bir cümleden sonra gelen "ama" bağlacı gibi. kendinden önce yazılan her şeyi geçersiz kılıyor. adamın ortama girip bozmadığı bir sik yok. arıyorum, bakıyorum yok. adamın faydası yok ya valla billaha yok. size durumu bir örnekle özetlemek isterim;

    bir arkadaşımız motor kazasından vefat etmişti vefat eden arkadaşın adı mehmet, kardeşinin adı da ozan'dı. ozan mehmet'ten daha yakın arkadaşımızdı. o zamanlar hakan askerde olmasından mütevellit cenazeye katılamamış. bu olaydan 2 ay sonra askerden dönmüştü. bizim evde toplandık. ozan tuvalte girdi. tam o sırada hakan eve geldi. içeri girer girmez, bağıra bağıra "ulan mehmet güzel adamdı amına koyayım. keşke ozan ölseydi de memo ölmeseydi" dedi. bunu duyan ozan tuvalette sıçarken hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. herif koşarak evi terk etti ve bir daha yüzümüze bakmadı.

    ben böyle bir adamın yükünü yıllar boyunca sırtımda taşıdım. hatta benim mutfağımı yakmışlığı var bu ebu cehil'in. merak edenler için ahanda giri (bkz: #98085968)

    neyse toparlayıp konuya gireyim.

    sefer diye arkadaşım vardı üniversitede. gayet bohem bir çocuktu. ne zaman intihar edeceği konusunda arkadaşlarla aramızda bahis tutmuştuk. insan gençliğinde tam bir orospu çocuğu olabiliyor.
    sefer ile münasebetim, merhaba merhaba dan ileri gitmezdi. benim başımda bela olan hakan, bu ipnenin etrafındaki kız çevresinden faydalanmak için sürekli buna yalaklık yapmakta, üniversitedeki mediko sosyaldan psikolog randevusu almaktaydı sefer için. valla amacına da ulaşıyordu. sefer'in etrafındaki en az sefer kadar bohem manitaları tek tek ayıklıyordu.

    sefer’in evinde yine parazit gibi yaşarken beni aradı, “gel lan çok güzel muhabbet var burada” diye. yapacak işim yok vardım gittim ben de bu davarın yanına.

    -kardeşim hoş geldin. seni arkadaşlarla tanıştırayım, bu sefer
    +olum tanıyorum ben sefer'i
    -he tamam o zaman. sefer yakında bileklerini keser o zaman birlikte gideriz cenazesine

    ya usul izan bilmez avradını siktimin ayısı adamın duyacağı şekilde bağıra bağıra söylüyor bir de bunu. sefer de elinde laptop, hiç oralı değil. biz manitalarla makara yapıp nefesler, yudumlar arasında gidip gelirken bir anda sefer’den “oh be bitti” diye bir ses geldi.

    -31 mi çekiyodun lan sen orda
    +hakan saçma salak konuşma. senaryo bitti.
    -oha sen senaryo mu yazıyodun lan
    +hayvan herif 3 haftadır yüzüme baktığın mı var amına kodumun yerinde. hakan siktir git kardeşim bu evden.
    -aa neden böyle oldun sen. sen sinirli bir adamışsın.

    ben senaryo lafını duyunca, zaten yıllardır oraya buraya kısa hikayeler yazmamdan mütevellit, hemen kulakları diktim. “ne senaryosu?” diye sorunca “merakın var mı bu mevzulara” dedi

    -ben yıllardır kısa hikayeler yazarım. versene okuyayım senaryoyu.
    +şimdi olmaz. biraz daha düzenleyeyim sana veririm okursun. sen bana telefonunu ver ben bitince arayayım seni.

    telefonlar alındı verildi. hakan evden siktir edildiği için ben de onunla bastım gittim evden.

    uzun bir zaman geçti aradan. benim telefonum çaldı. o gece çocuğun adını hatırlamamışım kafam güzel diye, “kesik bilek" diye kaydetmişim.

    -can yarın buluşalım da sen senaryoyu bir oku
    +valla çok sevinirim. nerde buluşalım
    -bana gel sen akşam. arkadaşlar olacak. onlara da kopya aldım. birlikte okursunuz.

    adam bildiğin senarist agacım. herif senaryonun kopyasını alıp herkese dağıtıp okutacak.

    ben sefer'in evine gittim. ortam akıyor. tek erkek sefer ile ben varım geri kalan silme manita. herkesin elinde spiralli dosyalar. kalın kalın a4 ler okuma yapıyorlar. içiliyor, üfleniyor. bu bohem sefer'in evinde koltuk yoktu. yere minderler atmış, mülteci kampı ve sıra gecesi arasından gidip gelen bir viran.

    karşımda yeşil saçlı bir manita var. altında etek, yere oturmuş dizlerini de kendine doğru çekmiş. benim tansiyonum çıktı. okumayı unuttum amına koyayım. miras yedi yazıyor bir yerde "mimar sinan" diye okuyorum. bakmayayım diyorum o tarafa, kız bu sefer sanki tiki varmış gibi baldırlarını sallıyor, gözüm yine oraya kayıyor. bakın orada dev seks dönerdi arkadaşlar. yani öyle böyle değil. manitalar bana hasta diye değil çünkü yanımda sefer, kucağına almış manitanın birini yavaş yavaş soyuyordu. geriye ben ve 4 tane kız kalmıştı ve kızlar cidden içilen şeylerin de etkisiyle, bana dokunarak konuşmaya, yanıma gelip şuh ses tonuyla sorular sormaya başladılar.

    bu işi o kadar ciddiye almıştım ki sefer'e dönüp "abi ben bunu bir evde okuyup geleyim" dedim. ben dedim bunu. yaşım 21. ben. kafamı sikeyim.

    -tamam abi olur. sen git sakin kafayla oku
    +aynen abi
    -can bir de bana, senaryoyu okuduktan sonra bu yazılanlara uygun bir deli karakteri yazsana, benim yazdığım bok gibi oldu
    + amına korum kardeşim sen merak etme

    hey yavrum be. oldu lan işte. hayatım boyunca hayalini kurduğum mesleğin(ki hayatım boyunca dememe bakmayın yaş daha 20 o zamanlar) ilk adımını, çok tercih etmesem de, korku filmi senaryosuyla başlayacaktım. ileride yapılan röportajlarda " ya inanır mısın sevgili basın mensupları, benim ilk filmim üniversite zamanlarında arkadaşlar ile çektiğimiz bir filmdi. o zaman imkansızlıklar yüzünden harika bir senaryoyu berbat etmiştik. şimdi hazır imkanım varken o senaryoyu tekrar çekmeyi planlıyorum" gibi bir beyanat vermeyi hayal etmek, gece 31 çekip yatmaktan daha güzel geliyordu.

    ayaklarım götüme vura vura koştum gittim eve. kapıyı açıp eve girdiğimde hayvan gibi ağır bir kokuyla karşılaştım. ya biri büyük başını bizim eve soktu ya da ciddi anlamda oturma odasındaki halının ortasına biri sıçmıştı.

    "olum bu koku ne" diye bağıra bağıra girdim oturma odasına. içeri girdiğimde kırmızı büyük bir leğen içinde bağırsak temizleyen 2 kişi, koltukların birinde arka sokaktaki kokreççi şifa abi (evet adamın adı şifa) , yan teklide de hakan. amına kodumun moronları evin ortasında kokoreç mi temizliyor, ne yapıyorsa ev hayvan damı gibi kokuyor.

    -abi nabıyonuz siz
    +kokoreçlerin içine karabiber tanesi yerleştiriyorlar
    -neden benim evimde yapıyosunuz abi
    +şifa abinin dükkanı sağlık bakanlığından mühürlemişler.

    ulan ben oradan haftada en az 3 yarım yiyordum. siktimin öğrencilik hayatı. ucuz kokoreç yiyoruz diye bize doğada koşup oynaması gereken köpeciklerin bağırsaklarını yedirdiler muhtemelen.

    ben yine ufak çaplı bir sinir krizi geçirip, evde kapı pencere çarpa çarpa bu lavukları kovdum evden. hakan puştuna da 1 hafta bende kalmama cezası kestim. oturma odasını havalandırıp kapandım odama. başladım okumaya. o kadar kötü bir senaryoydu ki, senaryo ile ilgili tek olum tarafa yazım şekliydi. güzel araştırmış. şimdi size senaryoyu özetleyeyim,

    köyün imamı var. bütün köylüye imam nikahını bu adam kıymış fakat bu adam aslında ateistmiş, bu sebeple kıydığı bütün nikahlar düşüyor. bütün köy nikahsız yaşıyor ve köye "nikah cinleri" musallat oluyor. evet "nikah cinleri" doğru okudunuz. ben şimdi bu senaryoya deli yazıcam. deli karakterini iyi yazamamışmış. ulan it senin senaryo çöp çöp. tenezzül edip götümü silmem. şu an aklımla böyle düşünüyorum. fazla kafamda kurmamdan kaynaklı yeni bir exorsist ortaya çıkıyor sandıydım o vakit.

    ben, kendime göre, harika bir deli karakter yazdım. daha önceden senaryoyu okuduğumdan karakter o senaryoya cuk diye oturuyordu. biz bu yavşakla buluştuk. ben ana senaryoda bu karakteri araya sokacaktım o da bana ne kadar beğeneceğini söyleyecekti. nasıl olsa ben yetenekli adamım olum. hangi hayvan evladı benim yaptığım işi beğenmez.

    bu başladı senaryoyu okumaya,

    "fikret, 36 yaşlarında, saçları dökülmüş, ve sakaları bembeyaz olmuş bir adamdı. köyde herkes ona şefkat gösterir, kimse ile bir münakaşa olmazdı. gayet sakin bir deliydi. ellerinde, annesinin eski elbiselerinden şeritler halinde kestiği kumaşlar bulunuyordu. her gün bir dakika bile ayrılmadığı bakkalın önünden geçenlerin kollarına bu çaputları bağlıyordu. kendi gözünde onları kutsallaştırıyordu"

    -olum bu nasıl karakter amına koyayım. millete çaput bağlayan deli mi olur?
    +lan deli işte. napacak başka. bir deliye göre gayet normal. olum bu köye musallat olmadılar mı? deli bunun farkında herkese çaput bağlayıp onları korumaya çalışıyor
    -sil abi bunu. koca köyü hacı baba türbesine döndürmüş amına kodumun delisi
    +lan sen sanattan ne anlarsın
    -anlarım lan elimde kapı gibi senaryo var.

    içimde tuttuğum cerahati tek seferde söküp atmak için en muhtemel zamandı o an. benim yazdığım karakteri boklayan bir orospu evladının senaryosunun elle tutulur tarafının olmadığını o an farkına varıp kustum içimdekileri.

    -senin yazacağın senaryoyu sikerim sefer. yarak gibi senaryo amına koyayım. bu adam nikah kıyarken ateist değil miydi aln köpek. o zaman neden musallat olmadı bu cinler
    +lan amcık adam sonradan ateist oluyor işte.
    -olum sen yazdığını okumuyon mu en başından beri ateist yazmışsın

    gerildik. elimde rulo yaptığım senaryoyla seferin burnuna vurdum. o da benim yanağıma aynı teknikle vurdu. birbirmizi rulo yapılmış yarak kürek senaryoyla dövmeye başladık. sonra durulduk.

    +olum güzel senaryo kabul et
    -benim deli karakteri de güzel
    +güzel evet bu şekilde olsun o zaman
    -olsun kardeşim.

    yine girdik cendereye. gençliğimin büyük umutları, kuvvetle muhtemel hüsranla bitecek büyük bir döngüye girdi yeniden. benim 21 yıllık hayat tecrübemi dikkate kim alacaktı da bu senaryoyu çekecekti bize acaba. bunları kendime çok söylemedim. kafamın arkasındaki karanlık odaya, ayaklarından zincirlediğim "bir gün yaşadığım hayat bana dar gelecek ve ben vazgeçicem" düşüncesinin yanına, kafasına bir odun vurarak bayıltıp zincirledim.

    2 gün sonra sefer beni aradı. "yapımcı buldum olum yarın sizin eve gelecekler. adresi verdim" dedi

    -olum bizim evi neden veriyorsun
    +benim evde koltuk yok. koca film şirketini mindere mi oturtalım

    bizim evde de kokoreç temizliyolar diyemedim.

    gün geldi çattı. sefer eve geldi. hakan, ben, sefer oturduk yapımcıları bekliyoruz. ben gömlek giydim lan üstüme. olduk mu sırtlan gibi. amına kodumun beyaz gömleği o kadar ince ki meme uçlarım, göğüs kıllarım ve dövmelerim gözüküyor. ya torba tutuyorum gibi ama değil de gibi. neyse kapı çaldı. sefer ile üstümüzü başımızı düzelttik. koştuk kapıya. açtık. gelen kokoreççi. anasını avradını siktimin hakan'ı, karnımıza ağrılar girerken kendine yarım kokoreç söylemiş. bize de söylememiş. şifa abi elinde beyaz torbayla, koca göbeği, kış günü nerden geldiği çok da belli olmayan alın teriyle karşımızda, hırıltılar ve bıyık altı sırıtmasıyla bize bakıyordu. biz şifa abiyle sonu öpüşmeye gidecek uzun bir bakışmayla meşgulken arkadan hakan gelip şifa abinin elinden kokreçleri aldı.

    -neden böyle tiril tiril giyindiniz gençler
    +abi bu mallar film çekecek. yapımcı bekliyor.
    -nası film? mikili film mi?

    ****3 dakika kadar ağızlarından tükürükler saçarak güldüler***

    +yok abi ya korku filmi çekecekler.
    -kaç paraya çekerler. nasıl oluyo bu işler

    ben dellendim artık. bakın bu bir "yaptığı işi küçümseme" değil ama amına kodumun kokoreççisi gelmiş bizim yazdığımız kapı gibi (o aralar harika bir senaryo gibi geliyordu bana) senaryo ile taşak geçiyordu

    +abi sen ne anlıcan. adam para veriyo film çekiliyo sonra gişeden karını alıyor
    -çok para var mı bu işlerde?
    +büyük para dönüyor.
    -vay amına koyayım.

    dur dedi sizi şimdi kazıklarlar ben de geleyim oturayım yanınızda. başınızda bir büyük olsun. şifa abi ve koca göbeği geldi oturdu odaya. biz de itiraz etmedik duruma çünkü abi bizim büyük kazıklarlar. biz ne anları pazarlıktan esnaflıktan ama yani dükkanı mühürlenmiş bir esnafa da güvenmek yine bizim zayıf noktamız olarak gördüğümüz gençliğimizin hatasıydı.

    bekledik. saatlerce bekledik. gelen giden olmadı haliyle. sefer defalarca aradı adamları. açan da olmadı. sonra şifa abi "ben tarlayı satayım size film çekeyim ama hasılatın %70 ini alırım "dedi. bizim büyük buhranımızın yanına yanaşıp taciz etmeye başladı bu köylü kurnazı. teslim olduk tabi. "tamam abi çekelim filmi. sat sen tarlayı" dedik. verin dedi senaryoyu okuyayım size haber ederim dedi. bastı gitti evden.

    bekledik. günlerce bekledik. arayan eden olmadı. haber geldi sonra bize şifa abinin dükkanı açılmış diye. aldım sefer'i gittik dükkana. sefer abi kokoreçin başında, alnında yağlı bir ter.

    -şifa abi naptın ya sattın mı tarlayı
    +sattım kardeşim
    -e abi çekmiyor muyuz filmi?
    +ben dükkan aldım o parayla. şube açıyorum
    -abi hani film çekecektik.
    +bilader nikah cini mi olur amına koyayım.

    sefer sinirden kıpkırmızı oldu. oturduğumuz masadaki kürdanları yere attı. sonra yaptığından pişman olup yerden topladı. biz sefer'le kaderimizi sike sike koyulduk yola

    -ben dedim abi senaryon saçma diye
    +ya can sikerim seni şimdi. ağzının suyu akıyodu amcık. sen demedin mi senaryoyu okurken 31 çektim diye
    -demedim
    +dedin lan

    sonra biz sefer'le tekme tokat birbirimize girdik şifa abinin dükkanı yakınında. şifa abi dükkandan koşup bizi ayırdı. elimize verdi yarım kokreçleri bir de ayran. biz burnumuzu çeke çeke yemeye başladık

    -şifa abi senin dükkanı neden mühürlediler
    +ya sağlık bakanlığından geldiklerinde, bizim mutfakta eleman kokoreçi beline dolamış öyle yakalanmış adamlara.
    -abi nasıl iş bu ya
    +doğru diyon kardeşim. koluna dolasın diye defalarca dedim.

    sefer kustu.