şükela:  tümü | bugün
1457 entry daha
  • bu yazıda en sevdiğim şairlerden attila ilhan'ın hayatına giren kadınları ve onları algılayış biçimini ele almaya çalıştım. ben sana mecburum, üçüncü şahsın şiiri, aysel git başımdan, böyle bir sevmek ve pia gibi daha onlarca iyi aşk şiirinin sahibi bu ölümsüz dizeleri hangi duygularla yazdı ve kadınlar şiirlerine nasıl yansıdı gelin görelim:
    ...

    "ne kadınlar sevdim, zaten yoktular
    böyle bir sevmek görülmemiştir"

    böyle diyordu o pek ünlü şiirlerinin birinde attila ilhan. kadınları sevmişti ilhan, hem de pek sevmişti. onlar da bu romantik, yakışıklı ( görsel) ve oldukça başarılı olan şairi sevmişti. "muhalif bir rüzgar" gibi giriyordu hayatlarına. destursuz bağa girenlerdendi attila ilhan, ansızın beliriverendi. yaşı yetmişe geldiğinde dahi "tıpkı liseli bir çocuk gibi hala aşık oluyorum" diyebilendi. işte bu nedenle şiirlerinde sayısız kadın ismi verdi. bu kadınların büyük çoğunluğu onunla aşk yaşarken, onun dizelerinin öznesi olup ölümsüzleşeceklerinin farkında bile değildi. 'kaptan' ise lirik dizeler vesilesiyle onları her daim güzel andı, şiirlerine onlarca kadın konuşlandırdı. işte attila ilhan'ın hayatında derin izler bırakmış kimi kadınlar ve ardında yürek burkan hikayeleri:

    1- zehra: doğru yerdeki yanlış kız!
    "hayatımda rastladığım en 'doğru' kızlardan biriydi; ne yazık ki o günlerde ben yanlış bir yerdeydim" dediği zehra, attila ilhan'ın ilk şiir kitabı duvar'dan itibaren bir çok şiirinde yer alır. özellikle yağmur kaçağı kitabında ona ithafen yazılmış birkaç şiir vardır. zira zehra dargınlıklar, ayrılıp barışmalarla dolu bir ilişkinin öznesidir. attila ilhan'ın, "akıllı siyah gözleri, düşünceli tebessümüyle bursa kız lisesi'nde yatılı öğrenci bir genç kız" biçiminde tanımladığı zehra, bursa'da okumaktadır. attila ilhan onunla 40'lı ve 50'li yıllar gelgitli bir ilişki sürdürecektir. onu diğer kadınlardan farklı kılan nokta ise kendisine duyduğu sarsılmaz inancıydı. gittikçe derinleşen bu ilişki, attila ilhan'ın istanbul, paris ve izmir arasında yoğun mekik dokuması sebebiyle pek düzenli olamaz. ikili yine uzun bir dargınlık sürecinde iken attila ilhan, yolda zehra'ya tesadüf ediyor ve yeniden çarpılıyor. bunun üstüne "zehra'nın hali" adında bir şiir daha yazıyor. zehra'ya özürlerini ileten uzunca bir mektup yazıyor ancak yanıt alamıyor. çünkü zehra artık yorulmuştur. almanya'ya taşınmıştır. yıllar sonra ise bir ispanyolla tanışıp evlenecektir. ancak ilhan'la arkadaşlıkları baki kalacaktır. zira zehra yıllar sonra tekrar istanbul'a döndüğünde ilhan'ı arar. o sıralarda ankara'da olan ilhan'ı arayarak uzun uzun sohbet ederler. böylece kökü onlarca yıl öncesine dayanan ilişkileri boyut değiştirerek varlığını sürdürecektir:

    "zehra kardelin

    akşam oldu yine bastı karalar
    varıp yıldızların kapısını çaldım
    açtılar
    yıldızlar uyanıp gözlerimden geçtiler
    halep şehri şen oldu şenlik oldu
    ağaçlar dile geldi kuşlar güldü
    dağ dağa kavuştu ben sana kavuştum
    zehra kardelin

    sen kimsenin bilmediği bir yıldız gibisin
    istersen derya düşünür kahrolur kederinden
    istersen dağ yürür yağmur olur bulut olur
    bir rüzgarın koynundan çıkar gelirsin
    gözlerin iki siyah karanfil gibi
    gözlerini yakama taksam
    zehra kardelin

    sen masallardan bile güzelsin büyüksün
    açıl susam dedin açıldı kalbimin kapıları
    kırk haramiler yol verdi sana
    ellerin alnıma dokundu havai fişek oldum
    alıp başımı gittim güneşi delip geçtim
    evren tükendi sen başladın
    zehra kardelin

    sen bensin ben senim
    kalbim de senin kalbin, kalbin de benim kalbim
    ben yanardağ sen ateş, sen dünya ben güneş
    ömrün ömrüme girmiş, yazan alnıma yazmış
    nur yüzüne, yüzün şarkılara dönsün
    kalbim bir yol sana gitmiş
    zehra kardelin"

    2- suna su: "rujunu al gel!"
    yağmur kaçağı adlı şiir kitabının pek ünlü şiirlerinden birinin adıdır suna su. bunun haricinde daha pek çok şiirinde yer alan bir karakterdir. bu şiirlerde karanlıktan korkan, pek çabuk üşüyen, hayalleriyle oyalanan zarif bir kız portresi karşımıza çıkar. gerçekte ise attila ilhan'ın, "acaba yanlış zamanda yanlış yerdeki doğru kız mıydı?" şeklinde tanımladığı eski aşkıydı suna su. kızkardeşi çolpan ilhan'nın sınıf arkadaşıydı. onu görür görmez etkilenmişti, ona göre suna su'nun "güzelliğinde bir meryem tablosu safiyeti " vardı. suna su, attila ilhan ile her iki tarafı da alt üst eden fırtınalı bir ilişki yaşadı. attila ilhan paris ile istanbul arası mekik dokurken, suna su izmir'deydi. bir uzak mesafe trajedisiydi ilişkileri; mektuplarla ilerlemişti. sonra bir vakit babası durumu öğrenir ve attila ilhan'la buluşarak, onu uzunca dinledikten sonra, "iyi de evlat neyle geçineceksiniz" şeklinde gerçeği yüzüne çarparcasına bir soru sorar. ilhan da durumun vahametinin farkındadır. ancak kör kütük aşık olmuştur bir kere. suna su'ya bir mektup yazarak "rujunu da al gel" şeklinde çağrıda bulunur. ancak yıllarca ne bir ses, ne bir mektup ne de kendi gelir! yıllar sonra anlaşılır ki ailesi suna su'nun attila ilhan'a kaçacağından korkmuş ve kızlarını anadolu'da bir subay olan abisinin yanına göndermişler. böylece suna su'dan geriye öznesi olduğu birkaç enfes şiir kalır hatıra:

    "ışıkları söndür suna su
    vapurları duyacağız ha
    dün gece uykumda sıçradım
    beni mi çağırdın suna su
    nereye gideceğiz ha

    yabancı değil ben kaptanım
    aç kapıyı suna su
    büyük yağmurda ıslandım
    şarabın var mı suna su
    sabahı bulacağız ha

    kadehini dinleme çıldırırsın
    elimden gelmeyen bir o
    bütün trenleri kaçırdım
    saatin kaç suna su
    yarın öleceğiz ha"

    3- maria missakian: "en imkansız aşkı yaşadık"
    yine "yağmur kaçağı" adlı şiir kitabında yer alan enfes şiirlerden biri ve o şiirin adandığı bir başka attila ilhan kadını. attila ilhan o sıralar paris'tedir. genellikle yazarların takıldığı bir kahvede yeni kitabı üzerinde çalışmaktadır. başını kaldırdığında, "piyano siyahı saçları omuzlarına dağılan, seyrek ve dağınık kaşlı, kıvırcak kirpikli, hafif çekik lacivert gözleri hülyalı, karanlık saçlarında mıknatıslı mavi çakıntılar, neredeyse saydam beyaz bir ten" şeklinde tarif ettiği bir kız, - siz türk müsünüz? şeklinde ani bir soru sorar. sonrasında ailesinin türkiye'den göçmüş bir ermeni olduğunu söyler. işte böylece tarihin gördüğü en imkansız aşklardan biri alev almıştır bile. maria çok yoksuldur, attila zaten beş parasız. attila ilhan, nazım hikmet'i kurtarma hareketi'nde bir sosyalist, bir flenaur; maria ise bir silah dükkanında tezgahtardır. birisi ermeni, diğeri türk'tür. ancak yine de birbirlerine aşık olan ikilinin ilişkisi iyice derinleşecektir. attila ilhan, maria'nın çalıştığı yere yakın bir kahvede çalışmaya başlar. artık maria her öğle arasında sandviçiyle yanındadır. sinemalarda, kahvelerde ve sokaklarda iyice büyüyen ilişki, attila'nın türkiye'ye dönmesi gerektiği için yara alır. maria ise londra'da bir iş bulup oraya gider. attila onu türkiye'ye getirtmek için her yolu dener ancak acımasız bürokrasi buna izin vermez. zira maria'nın ailesi osmanlı'dan izinsiz kaçan siyasi mülteci oldukları için maria pasaport alamaz ve türkiye'ye giriş yapamaz. böylece destansı aşk, sonsuzluğa hapsedilir. yıllar sonra attila ilhan'ın abisi maria'yı paris'te arayıp bulur; onunla konuşur. sonrasında ülkeye dönen abisi, doğruca attila'nın yanına gelir ve: "-maria’nın selamı var, der. hayırsız bir müzisyenle evli, iki de çocuğu olmuş, biraz fazlaca içiyor. ama seninle ilgili konuşurken gizlice ağladı.” bunun üzerine attila ilhan, "yağmur kaçağı" şiir kitabının içindeki maria missakian sayfasını imzalayıp ona gönderir:

    maria missakian
    yüksekkaldırım’da bir akşam
    maria missakian’ı düşündüm
    eğer kendimi bıraksam
    yağmur olabilirdim yağardım

    kasım’da bir çınar olurdum
    yaprak yaprak dökülürdüm
    kalbimi sıkı tutmasam

    döküp saçıp boşaltsam
    içimde yükselen şiiri
    kaldırımlara döküp harcasam
    gözleri balıkçıl gözleri
    dudaklarında tutup rüzgarı
    maria missakian adında biri
    gelse göğsüne kapansam

    gece gölgesine sokulsam
    gökyüzünde bulutlar büyüseler
    yağmuru dinlesem anlatsam
    şimşekler kırılıp dökülseler
    bizi sokoklarda bıraksalar
    leylekler üşüyüp gitseler
    dönüp arkalarına bakmadan

    yine akşam oldu attilâ ilhan
    üstelik yalnızsın sonbaharın yabancısı
    belki paris’te maria missakian
    avuçlarında bir çarmıh acısı
    gizlice bir sefalet gecesi
    çocuğunu boğarmış gibi boğup paris’i
    sana kaçmayı tasarlar her akşam"
23 entry daha