şükela:  tümü | bugün
29 entry daha
  • kendinizi yok etmeden(iyimser anlamda zorlamadan) gerçekleştiremezsiniz ve buna cürret ettiğinizde jung'a göre gölge denilen kötü tarafınızla da yüzleşmeniz gerekir, hatta o sizin kendiniz olabilir. hiç yüzleşmezseniz bu durumda da fark etmeden kötü birine dönüşebilirsiniz.

    çoğu insan inançlar, mitler, jung'un arketipler olarak tarif ettiği geçmişten bilinçaltımıza yerleşmiş semboller ve sonucunda "self(kendilik)" inanışı yüzünden değişmeye büyük bir direnç gösterir. değişmek her zaman iyi biri olmak da demek de değildir, bu tartışmalı konuyu serbest düşüncelerim üstünden olabildiği kadar basit anlatmaya çalışacağım.

    ...kendini değiştirmek neden zordur?
    insanların çoğu değişime direnir, istemez. çünkü değişmek yüzleşmektir, yıkılmak ve tekrardan inşa olmaktır. inanç sisteminin değişmesidir. hatta "dertleşme" adına yapılan sohbetlerde sadece kendilerinin doğrulanmasını ister. bilimde bile böyledir, yeni bir hipotez eskisiyle çelişiyorsa çok zeki insanlar tarafından bile sevilmez. bu yüzden karakter yapılanmasında "açıklıkla", "muhafazakarlık" çelişir. çok zeki insanlar düşünüldüğü gibi "açıklık" yapılanmasına sahip değildir örneğin. kendi düşüncelerine güvendikleri için küstah ve bir o kadar muhafazakar olurlar. hadi oradan diye düşünenler einstein'ın kuantum mekaniğine nasıl itiraz ettiğini araştırabilirler. hatta bir podcastimde kendini çok zeki sanmak kadar sıradan sanmanın da sorunlarından bahsetmiştim.

    kuhn yeni bir düşünce şeklini paradigma olarak açıklamaya çalışmıştı, bir önceki paradigma geniş olarak önceki tarafından kapsanabilir ve onu her zaman çürütmek zorunda değildir. kuhn'un bilim felsefesine kattığı en önemli düşünce şuydu: "bilimsel bir düşünceyi geliştiren doğrulanması değil, hiç yanlışlanamamasıdır. çünkü tek bir yanlış teoriyi çökertir." üstteki düşünceyle paradigmayı düşündüğümüzde newton mekaniğinin büyük parçalar için çalıştığını fakat atomaltı parçacıklarda işe yaramadığını görüyoruz fakat kuantum mekaniği büyük parçalarda da her ne kadar pratik hesaplanmasa da kullanılabiliyor böylece bir paradigma diğerini kapsamış oluyor.

    ...kendini değiştirmek nasıl mümkün olabilir?
    bunu jung ve psikoloji üstünden inceleyebiliriz. antik dönemden günümüze çeşitli mitler hep aktarılır ve buna kollektif bilinçaltı denilir. hikayeler, tipler, hisler arketipler içinde gömülüdür ve hepsi birliktedir. aşk bir histir ama süreci hikayedir, aşık olan kişiler birbirine ideal seçim olarak görür ve toplamda his, hikaye, kişiler toplamda arketip olur.

    örneğin nehire girip, çıkınca temizlenme, boğulup dirilme örnek verilebilir. hristiyanlıkta da popüler bir mittir. vaftiz olma buradan gelir. 300 spartalı filmindeki tanrı kralı örnek verebiliriz. tanrı kral nehire girer, çıktığında parlaktır, hiç kıl kalmamıştır ve tamamen yenilenmiştir, esas sorunsa bir tirana dönüşmüş olmasındadır. yani bir nevi gölgesi ağır basmıştır. oysaki tarkan (köpekli olan) bir filmde ağzı burnu yamulur, sonrasında da lavlı bir nehire girmesi söylenir, burada ya yok olacaktır ya da tekrardan güçlü biri olarak doğacaktır. o kendini yok etme riskini göze alarak lavlara girer ve yeni biri olur, arketipi "güçlü şövalyedir."

    ...nörobilim
    bu durumu biraz daha geniş ve kapsamlı olarak şöyle anlatmıştık. örneğin nörolojik açıdan da şöyle bakabiliriz: kendimizi yıpratmak yeni genlerin uyarılmasına, duruma uyum sağlamak için yeni protein sentezlememize neden olur ve gelişirsiniz ama önce yıkım şarttır. biyolojik olarak bile önce proteinler parçalanmalı ardından yeni proteinlere dönüşmelidir.

    ...sonuçlar
    aslında bu mitler bizi hep aynı yere çıkartır: ancak zorlanarak gelişebiliriz ve cesaret gerektirir. kendiniz dışına çıkmaya çalışmadan yeni biri olamazsınız. değişim ve zorlama her zaman yeni birine dönüşmemize ve gelişmemize sebep olur ama gölgemizi de kontrol etmemiz gerekir, yani iyi biri olacağınızın garantisi yoktur. hatta gelişmeyle "iyi biri" olma arasında direkt bağlantı da yoktur. jung da benzerini anlatmaya çalışmıştı: mesele persona dediğimiz dışarıya gösterdiğimzi yüzümüzle gölgemizi barıştırmaktan geçer. van gogh gölgesini kontrol edemezseydi sıradan bir şizofren olacaktı ve kendisini asla bilmeyecektik. tanrı kral göle girdi ve yenilendi, peki iyi biri mi oldu? gölgesinin ağır bastığı bir kişiliğe dönüştü, o da gölgesiyle barıştı ve bir tiran oldu. varoluşçulukta da amaç hayatın önemsizliğine yaratıcılıkla başkaldırmaktır, kendine karşı çıkmaktır örneğin. bunuda rollo may üstünden şöyle ayrıntılı anlatmıştık:
    (bkz: yaratıcılık/#117870825)

    debe edit.
13 entry daha