şükela:  tümü | bugün
158 entry daha
  • kemal sunal filmlerinde natuk baytan ekolü ’nün, korkusuz korkak ’tan sonra en sevdiğim filmi. her ne kadar filmin ismi sakar şakir olsa da, film, aslında bundan çok daha fazlasını vaadediyor. bundan kastım şu, “sakar” sıfatı şakir için biraz basit ve sığ kalıyor. filmdeki şakir karakteri sakarlığın çok çok ötesinde. şakir öylesine bir adam ki, adeta 1982 tarihli john carpenter başyapıtındaki the thing gibi. her ne olursa olsun, kim ne müdahale yaparsa yapsın, asla kendine bir şey olmuyor, zarar verilemiyor. eğer yakınındaysanız yandınız. sizi sevse de, sizden nefret etse de, bir şekilde size zararı dokunuyor. şakir’in biricik dostu olsanız da bu böyle. dolayısı ile şakir’in sıfatını basitçe “sakar” olarak nitelemek, şakir’i hafife almak anlamına geliyor. şakir’i daha çok, “yürüyen yıkım”, dabbetü'l-arz, deccal/ antichristya da “ölümsüz kıyamet habercisi” olarak tanımlamak gerekiyor. bu haliyle film, 2000 yapımı m. night shyamalan filmi unbreakable la da akrabalığa sahip. hatırlayın o filmde de başrol bruce willis 'e hiçbir nesne ya da insan zarar veremiyordu. willis dünyaya “kırılamaz / öldürülemez” olarak gelmişti. şakir’de de aynı özellikler bulunsa da, bu, komedi sahneleri ile izleyiciye aktarılıyor. gerçektir ki şakir’in vücudundaki herhangi bir yere bir zarar geldiğini filmde tecrübe etmedik.

    filmin belki de en komik sahnesi olan meşhur otobüs yolculuğu sahnesini ele alalım. bu sahnede şakir, yaptığı saçmalıklarla takriben 40 kişinin canını tehlikeye atıyor. eğer otobüs şöförü stres kontrolü başarılı olmayan bir insan olsaydı, muhtemelen otobüsteki onlarca kişi ölecekti. şakir'in aksiyonlarından şans eseri kurtulan otobüs yolcularını izliyoruz.
    şakir'in otobüsteki yolcuların hayatını tehlikeye attığı sahne

    sakar şakir’in karakterini incelediğimizde, o’nun iyi bir karakter mi yoksa kötü mü olduğuna da karar vermek zor. kesin olan bir şey var o da şu; şakir saf bir anadolu genci. evet burası kesin. ancak kendisinin iyi bir insan olduğu tartışmalı. işemeye yer bulamayan bir insanın önündeki adamın şapkasına işemesi salaklıktan çok, kavga çıkarmalık bir hareket. her ne kadar karşınızdaki adam sizden istese de, parmak atma da öyle. elbette saf olduğu için o’na direkt “kötü” demek anlamsız olsa da, en azından kendisinin “tehlikeli” biri olduğu da yadsınamaz bir gerçek. dolayısı ile şakir, aslında yanında olmamanız gereken bir insan. daha önce de belirttiğim gibi, şakir bir tür “yürüyen yıkım makinesi”. eğer yanında durursanız mutlaka ya yaralanacaksınız ya da öleceksiniz. kurtuluşunuz yok. hani derler ya, “safi zarar bu adam” diye, işte şakir de aynen öyle.

    şakir, aslında dünyayı tamamen ortadan kaldırmaya gelmiş bir antichrist ’tir. kendisine arapça “deccal” da diyebilirsiniz. çünkü dikkat edin, şakir’in hayatında asla olumlu bir şey olmuyor. şakir daima çevresine zarar veriyor. yani ne dünya o’nu, ne de o dünyayı istiyor. ancak kendisi gerçekten saf olduğundan, dünyaya geliş amacının, gerçekte böylesi bir felaket olduğunun da farkında değil. dolayısı ile yaşadığı bu olumsuzlukları anlamlandırmakta zorlanıyor.

    peki filmin sonunda neler oluyor? onu da özetleyeyim. şakir, kendisine ait bakkal dükkanında çıkardığı yangınla, hem dükkanını hem de evini yakıyor. istanbul’daki yangın o kadar büyüyor ki şakir, istanbul’un tamamını yakarak yok ediyor. devasa metropolü, adeta üzerine onlarca atom bombası atılmışcasına haritadan siliyor. daha sonra memleketi kayseri’ye beş kuruşsuz bir şekilde dönüyor. orada da kahvede gaz kaçağı olduğunu bilmeden sigarasını yakıp, kahveyi komple havaya uçuruyor. herkes yanıyor ve o’na yine hiçbir şey olmuyor. söyleyin bana şimdi, gerçek hayatta böyle bir adamı tanısanız ve size böylesine zararlar verse, şakir’e sadece gülüp geçer misiniz, yoksa küfredip ve tüm mahalleli bir olup, o’nu yok etmeye mi çalışırsınız? karar sizin.
    son büyük yıkım, şakir'in getirdiği kıyamet

    yazıda bahsi geçen filmlerin imdb linkleri;
    the thing 1982
    unbreakable 2000
    antichrist 2009
4 entry daha