şükela:  tümü | bugün
127 entry daha
  • bakmayın siz başlıkta atıp tutanlara, gezdiği yeri bilmeyen insan gelir buraya bomboş şehir der geçer. gelin ben size biraz rota çizeyim gezdikten sonra siz karar verin.

    ilk gün bi merkezi keşfedelim...
    metroyla geldiyseniz şehreküstü'nde ineceksiniz. arabayla geldiyseniz de aracı oraya bir yere bırakabilirsiniz. yiye yiye gezeceğiz o nedenle aç olmanız önemli.

    ilk durağımız ulu cami: bu nefis osmanlı şaheseri 600 yaşında. mermer basamaklarını çıktığınızda, inancınız olsun olmasın ortasındaki şadırvanıyla, hat yazılarıyla, kendisiyle yaşıt ahşap oyma minberiyle etkileneceğiniz bir mekan göreceksiniz. şadırvanın ayrı minberin ayrı efsaneleşmiş hikayeleri vardır. şadırvan için derler ki, bir gayrimüslim kadının eviymiş, cami yapımında evini satmamış ve ortada ev varken inşa etmeye başlamışlar camiyi. cami tamamlanmaya yakın kadın vefat ettiğinde de onun rızasının olmadığı yerde namaz kılınmasın diye şadırvan yapılmış caminin orta yerine. minber için de üzerinde güneş sisteminin dizilişini görenler var. dedim ya efsane bunlar ama belki bakınca siz hak verirsiniz. bana o 600 yaşındaki minberin oyma işçiliğe hayran kalmak yeterli geliyor.

    camiden çıktınız, etrafınız aslında tarihi hanlar bölgesi. büyük küçük onlarca han var burada. biz hemen aşağıya inip akay'da birer çibörek gömeceğiz. konum buradan tophane tarafına doğru çıktığınızda karşınızda balibey han var. yeni restore edildi ve bugün insanlar genelde köfteci yusuf için gidiyor. evet köfteci yusuf gerçeğimiz var :) ama bakmayın öyle yeni durduğuna yaşı 500 var onun da. o hanın yanındaki yamaçta da zamanında güzel bir kilise varmış ama tabi kaç savaş görmüş şehirde bugüne gelememiş. 1900'lü yıllardan bir fotoğrafına bakıp o yamacın karşısına geldiğinizde gözünüzde canlandırmak bedava.

    tophane yamacı biraz dik çıkmak zor gelirse balibey han'ın hemen yanında yürüyen merdivenimiz var yamacı yürüyen merdivenle 0 kalori harcayarak çıkabilirsiniz. çıktığınızda tam karşınızda bursa surlarını göreceksiniz. zamanında tüm şehir o surların arkasındaymış işte. tüm ovaya hakim bir tepe, arkanızı uludağ'a vermişsiniz önünüz alabildiğine verimli bursa ovası. o nedenle binlerce yıldır insanlar bu şehirde yaşıyor işte sanayi dumanı solumak için değil. neyse böyle yükselmek için henüz erken. merdivenleri çıktıktan sonra yolun sağından yukarı doğru çıkınca önünüze gelen yerde kurtuluş savaşı şehitliği, tophane ve tarihi saat kulesi var. az önce sakladığımız eleştirel düşünceyi buradan bursa ovasına baktığınızda salın gitsin. o küfrün yeri tam olarak burası. kocaman dümdüz bir ovada alabildiğine çarpık kentleşme ve tam karşınızdaki kocaman toki binalarıyla inşaat sevdalılarına bi güzel sallayabilirsiniz. neyse deşarj olduysak devam ediyoruz.

    heykel tarafına doğru ilerleyelim buradan. atatürk caddesi boyunca gittiğinizde solunuzda yine ulu cami kalacak devam edin biraz daha ve sağda meşhur heykele bir bakın, bu bölge tüm ovaya göre yüksekte olduğu için bu şehir insanları buraya ulaşmaya "heykele çıkmak" der. bu gereksiz bilgide aklınızda bulunsun. bu arada heykele baktıysanız atın hangi ayağının havada olduğunu da aklınızda tutun. orta yaşlı şakacı bir esnaf sorusuna denk geldiğinizde verecek cevabınız olur :)

    heykelin hemen yanındaki binada kent müzesi var ve müze gezmeyi sevenler bence burayı da sever. müzeden çıktığınızda heykelin arkasındaki basamaklarda oturabilirsiniz. oraya çay servisi var, bi çay molası güzel olur. oturduğunuz yerden tam karşıda gördüğünüz bina ahmet vefik paşa tiyatrosu. bina genç cumhuriyet döneminden kalma. halkevi olarak inşa edilmiş daha sonra zamanında bursa'da valilik de yapmış olan ve yine bursa'da tiyatronun kurucusu sayılan ahmet vefik paşa'nın adı verilerek tiyatro binası olarak hizmet vermeye başlamış.

    çayı içtiniz ve hafiften kayıntı yaptığınız çiböreklerin de etkisi geçtiyse o binaya doğru gideceğiz. binanın arasından aşağı doğru sallandığınızda şark döner var. iskender değil porsiyon et döner ama öyle lezzetli ki anlatamam. orada bi porsiyon döner gömdükten sonra bu sefer setbaşı tarafına doğru yol alacağız. setbaşı caddesinde ilerlediğinizde köprüye ulaşacaksınız sol tarafta şehir kütüphanesi var, yanındaki yoldan aşağı biraz sallandığınızda da bir başka 600 yaşlarında tarihi bir köprü göreceksiniz. ırgandı köprüsü dünyada benzeri az olan birkaç çarşılı köprüden biri. bugün köprü üzerindeki dükkanlarda el yapımı eserlerini satan zanaatkarların dükkanları yer alıyor. 600 yıldır olduğu gibi siz de hoşunuza gidecek ufak bir alışveriş yapıp buraya dair bir hatıra edinebilirsiniz.

    geldiğimiz 2 dk'lık yolu geri dönüp yeşil türbe'ye doğru yol alıyoruz. iznik çinileriyle bezeli bir başka 600 yıllık bu eser bugüne dek bir çok sanatçıya da ilham olmuş. ilhan oldukları eserler için bu enty'e göz atabilirsiniz.

    bugünlük bu kadar yeter bence. oradan taksiye atlayıp metroya ya da arabanızın olduğu yere geri dönebilirsiniz. sonraki günlerde teleferiğe binip uludağ'a çıkacağız. bakacaktan yine şehre bakıp bi küfür sallayacağız. vaktimiz varsa dağda kamp atacağız. ikinci oteller bölgesinde itfaiyenin arasından girip zirve yürüyüşü yapacağız. volfram madenini geçip keşiştepe 'ye ulaşınca bi ufak zirve mutluğu yaşayacağız. oradaki evi görüp nasıl yapıldığını düşüneceğiz.

    sonraki gün uluabat'ı keşfedeceğiz. suyun yüksekliğine göre kimi zaman yarımada kimi zaman ada olan gölyazı'ya bi uğrarız, oradan bi eskikaraağaç yaparız. buraya kadar gelmişken gün yeterse bi longoz ormanlarına uğrarız, mandaların arasında bi ufak doğa yürüyüşü gerçekleştiririz :) bu bölgenin habitatına sevdalı iki adam var bu arada. onların hesaplarını buraya atayım da merakınız pekişsin.
    alper tüydeş doğa fotoğrafçısı ve yaren leylek hikayesinin kahramanlarından biri.
    ibrahim sargın yılanlara fısıldayan adam :)

    bakın bitmedi, trilye yapmadık daha. mudanya'ya gidip mütareke müzesini gezmedik. ismet paşa'nın o boyuyla mermer masayı vurarak kırdığı o yer. bir avm var orada bir de antik kent üzerine kurulu. zemini cam olduğu için altındaki şehri görebiliyorsunuz. dünyada bu derece saçma bir şeyi başka bir şehirde görebileceğinizi sanmıyorum. balık ekmek yiyeceğiz mudanya'da bir de. belki altıntaş'ta da bi ufak demleniriz oradan da kurşunluda bizim ora'dan kokoreç yeriz.

    mesela bu şehrin çekirge dolaylarındaki anacadde üzerindeki bir zeytin ağacının altında şöyle bir şiir var:
    aramızda bir mavi büyü, sıcak bir deniz/ kıyılarında birbirinden güzel iki milletiz..

    velhasıl var azizim bursa'da benim de daha keşfedeceğim, hikayesini bilmediğim çok yer var. iznik'e hiç gitmedim mesela, kim bilir orada neler var. siz bakmasını bilin yeter.
86 entry daha