şükela:  tümü | bugün
84 entry daha
  • nebulalar, hiç tartışmasız evrenin en muhteşem, en göz alıcı, en büyüleyici yapılardır. nebula latince bir kelime olup “bulut” anlamına gelmektedir. nebulalar yıldızların doğum yeridir. bu yüzden yaşamın başlangıcında büyük öneme sahiptirler.

    bizim güneşimiz de 4.6 milyar yıl kadar önce bir gaz bulutunun içinde hayat bulmuştu. ondan önce ölen bir yıldızın küllerinden doğmuştu. nebulalar farklı şekillerde karşımıza çıkmaktadır. örneğin ortalama bir yıldız öldüğünde beyaz cüceye dönüşen çekirdeği dışındaki tüm katmanlar uzay boşluğuna yayılır ve çekirdekten yayılan ışık ile bu gaz bulutunun farklı renkleri karşımıza çıkar. dev bir yıldız patladığında ise çok daha büyük bir gaz bulutundan bahsedebiliriz. buna göre nebulalar yıldızların doğumu, yaşamı ve ölümünün bir parçasıdır.

    peki nebulaları biz nasıl görürüz?
    bir gaz bulutuna yakındaki büyük bir yıldızın ışığı çarptığında bu gaz bulutundaki elektronlar “heyecanlanmaktadırlar”. excitement yani bir başka anlamı “heyecan” olan kelimeyi kullanmaktadır fizikçiler bu olayı anlatmak için. ısı etkisi ile elektronların hareketi artmaktadır. elektronlar tekrar eski durumuna döndüğünde ise ışık yaymaktadırlar. bu şekilde gaz da parıldamaktadır. buna “emisyon nebulası” yani ışık yayan nebula denmektedir. bu nebulaların rengi de oluştuğu gaz bileşimine ve ne kadar sıcak olduğuna bağlıdır. örneğin “hidrojen” en güçlü kırmızı olarak parlar ve bu rengi de birçok nebulada görürüz. oksijen bir miktar yeşile yakın bir renk oluşturmaktadır. maviye renk verdiği de olabilir. bu şekilde renklere göre elementleri de anlayabilmekteyiz. tabi renk derken de sadece görünür spektrumdan bahsetmiş oluyoruz. hidrojen mesela kızılötesi ışık da yayabilir, radyo ışığı da. ve yeterince enerjiye sahipse mor ötesi ışık da yayabilir. bu birçok element için de geçerlidir.

    ayrıca nebulalar ne kadar yoğun görülseler de inanılmaz düşük bir yoğunluğa sahiplerdir. bir santimetre küpte birkaç bin atom bulun maktadır. şöyle ki soluduğumuz havanın bir santimetre küpünde 10 üzeri 19 tane atom bulunmaktadır. normal bir nebuladan trilyonlarca kat daha yoğun bir hava soluruz.. bu denli yoğun ve zengin görünmelerinin sebebi ise gerçekten çok çok büyük olmalarıdır. bazıları onlarca ışık yılı çapında olabilmektedirler. işte o nedenle bu denli muhteşem görünmelerine yetecek kadar madde de barındırabilmektedirler.

    nebula türlerinden bir diğeri “yansıtma nebulalarıdır”. adı üstünde kendi içindeki elementlerin yaydığı ışık değil yakındaki yıldızların ışığını yansıtmaktadırlar. bunun sebebi ise bu nebulaların aslında çoğunlukla gazdan değil tozdan oluşmasıdır. gaz bulutu ve toz bulutu farklı şeylerdir. toz denen şey de tam olarak bizim bildiğimiz toz değildir. astronomlar toz derken bir mikron yani saç telimizden 100 kat daha küçük parçalardan bahsetmektedirler. bunlar da silikat, alüminyum oksit veya kalsiyum içerebilmektedirler. bu tozlar da çoğunlukla polisiklik aromatik hidrokarbonlar olarak bilinen kompleks moleküller ile bağlanabilmektedir. bununla birlikte bu “toz bulutlarının” bir özelliği de “ışığı yayma” yetenekleridir. yani bu buluta ışık çaptığında birçok yöne yayılmaktadır. bu yayılma da dalga boyu ile doğrudan ilişkilidir. o yüzden mavi ışık çok yayılırken, kırmızı ışık çok yayılmadan bu bulutun içinden geçip gitmektedir. bu nedenle bazı toz bulutlarının yoğunluğuna göre kırmızı ışık hiç geçemezken yayılan mavi ışığı görürüz veya yoğunluk daha düşükse doğrudan kırmızı ışığı görürüz, mavi daha sönük görünmektedir. yada çok yoğun bir toz bulutunda yayılamayan kırmızı ışık tamamen sönük hale de gelebilmektedir. bu farklı kombinasyonlar da harika görüntüler ortaya çıkarmaktadır.

    orion nebulası orion takımyıldızının altında bulunan bir emisyon yani ışık yayan nebuladır. ve bazı yerlerde geceleri çıplak gözle bile görülebilmektedir. ama ilk bakışta bir yıldıza da benzetilebilir. fakat basit bir dürbünle bile bulanıklaştığını görebilirsiniz. iyi bir teleskopla doğru ayarlarla baktığınızda ise tüm muhteşemliği ile karşınızda olduğuna şahit olabilirsiniz. bu gaz bulutu ise tam bir “yıldız doğumhanesidir”. birçok yıldız burada doğmuştur. bazıları inanılmaz derecede parlaktır. içinde trapezium ya da “yamuk küme” olarak bilinen dört dev yıldız bulunmaktadır. her biri bizim güneşimizden çok çok daha büyük yıldızlardır. o kadar parlaklar ki 20 ışık yılı çapındaki nebulayı gündüze çevirmektedirler. orion nebulasında üretim hala devam etmektedir. tıpkı bizim güneş sistemimizin yatay bir disk gibi başlaması sonucunda oluşması gibi orion’a baktığımızda bu disklerden görülmektedir. yeni oluşan güneş sistemlerini görülebilmektedir. bunlara erken gezegen diskleri de denmektedir. ve bu disklerin ortasında da, dikkatli bakılırsa bebek yıldızlar görülebilmektedir. yeni oluşan, henüz çok sıcak, birkaç milyon yıl içinde füzyona başlayarak birer yetişkin olacak ve kendi gezegenlerini oluşturacak bebek yıldızlara şahit olmak oldukça heyecan vericidir.

    eagle nebulası içinde pillars of creation yani “yaratılış sütunları” adı verilen, içinde yeni yıldızlar doğan, belki de görülen en muhteşem oluşumları barındıran başka bir doğumhanedir. tabi bu nebulaların da bir sonu vardır. içlerinde doğan yıldızlardan yayılan ısı ve ışık ile gazlar da haliyle “fotoerozyon” adı verilen yani fotonların neden olduğu erozyon ile yavaş yavaş kaybolmaktadırlar. bu yaratılış sütunları da içlerindeki çok sıcak yıldızlar nedeniyle çok uzun süre bu şekilde görünemeyip, yavaş yavaş kaybolacaklardır. yerlerini içlerinden çıkan yeni yıldızlara bırakarak, görevlerini tamamlamış olacaklardır.

    horsehead nebulası orion’a oldukça yakın ve bir satranç taşına benzeyen bu nebula da ne kadar güzel görünse de sigma orionis isimli bir yıldız tarafından yavaş yavaş eritilmektedir. onun da çok bir zamanının kalmadığı görülmektedir.

    bir de yine orion ve atbaşı nebulalarını da içine alan dev moleküler bulutun bir kısmını kaplayan “barnard ilmiği” adı verilen bir yay şeklini almış bir nebula da bulunmaktadır. bu şekli almasına ya bir süpernovanın ya da orion’da sürekli doğan ve büyüyen yıldızların kozmik rüzgarlarının neden olduğu düşünülmektedir.

    genellikle gözle görülebilen nebulalardan bahsedilmektedir ancak durum çok daha derindir. kızılötesi ışığın bu nebulalardan rahatlıkla geçebilmekte ama bunu biz görememekteyiz. yani baktığımızda karanlık görünen bulutlara çok daha geniş dalga boyunda ışığı algılayabilen bir teleskopla baktığınızda ki bu tür teleskoplar mevcut, mesela yine orion grubunda bulunan ve normalde bir toz bulutunun arkasında karanlık görünen m78 nebulasının bir ateş topuna döndüğünü görebilirsiniz.

    samanyolu galaksimizin uydu galaksilerinden 163 bin ışık yılı uzaklıktaki büyük macellan bulutunda bulunan ngc 2014 ve ngc 2020 isimli biri dev diğeri ise daha küçük iki nebulanın karmaşık ve mercan benzeri görüntüsünden dolayı bu nebulaların bulunduğu bölgeye okyanusun derinliklerindeki bir dünyayı andırdığı için “kozmik resif” adı verilmektedir. rengarenk olan bu bölgedeki genç ve parlak yıldızların her biri bizim güneşimizden 10 veya daha fazla kat kütleye sahiptir. bu devasa yıldızlar, oluşturdukları gaz ve tozu savurarak doğdukları bulutsunun içini oymaktadırlar. bölgenin mavi rengi yıldızların mor ötesi ışıklarıyla güçlenen oksijenden gelirken, kırmızımsı rengi ise parlayan hidrojen ve azot gazlarından ortaya çıkmaktadır. yakınındaki mavi renkli ngc 2020 bulutsusu, güneşimizden 15 kat daha büyük ve 200.000 kat daha parlak bir wolf-rayet yıldızı tarafından ortaya çıkarılmaktadır. ngc 2020’nin de rengi merkez yıldızından dağılan ve yaklaşık 11.000 santigrat dereceye kadar ısınan oksijenden kaynaklanmaktadır.

    hubble uzay teleskobu ile görüntülenen kozmik resif : görsel
12 entry daha
hesabın var mı? giriş yap