şükela:  tümü | bugün
1684 entry daha
  • "hayatımın, başı ve sonu belliydi; hiç olmazsa ortasını kaçırmamalıydım." tutunamayanlar, oğuz atay

    oğuz atay okumaya direkt tutunamayanlar’dan mı daldınız ve sıkılıp kitabı yarım mı bıraktınız? yoksa tehlikeli oyunlar sizi o kadar da sarmadı mı? "oğuz atay kitaplarını okumadan önce hangi kitapları okusam benim için çok iyi bir altyapı olur?" şeklinde sorular soruyorsanız ve cevaplar arıyorsanız, şu an doğru yazıyı okuyorsunuz demektir.

    aylardır hazırlamak istediğim ve uzun zamandır da araştırmalarımla birlikte düşünsel altyapısı için uğraştığım "oğuz atay kitapları okuma rehberi"me hoşgeldiniz. bu inceleme yaklaşık olarak 10 kitabın, yüzlerce sayfanın ve sayısız içselleştirmenin ekranlarınıza bir öz olarak yansımasıdır.

    sadece 5-10 dakikanızı ayırıp bu incelemeyi sonuna kadar okuduğunuz takdirde belki de haftalarınızı alacak oğuz atay okumalarınızı daha bilinçli yapabilir ve atay'ın dertlerini anlamlandırma konusunda iyi bir yol alabilirsiniz.

    bunları dedikten sonra ilk olarak "neden okuma rehberini korkuyu beklerken kitabı üzerine kuruyorsun?" sorunuzu cevaplayayım. çünkü arkadaşlar korkuyu beklerken kitabı bence oğuz atay için en uygun başlangıç noktasıdır. eğer ki oğuz atay'ı bir yapboz olarak düşünmek ve ilk olarak bütün parçalarının yer aldığı bir kitabıyla onu tanımak isteseydik işte bence o bütün atay parçalarının yer aldığı yapbozun adı kesinlikle korkuyu beklerken kitabı olurdu.

    ama yine de bütün bunlardan önce yapmanız gereken bence dostoyevski'nin ve kafka'nın en önemli kitaplarını okumuş olmak, gonçarov'un oblomov kitabını kesinlikle okumuş olmak, shakespeare'in de hamlet kitabını ve olmak ile olmamak arasındaki gidip gelişlerini kesinlikle anlamış olmaktır. ayrıca bütün bunların yanısıra yıldız ecevit'in ben buradayım kitabını da yanınızda her zaman bir ilkyardım kiti misali bulundurarak oğuz atay kitapları serüveninizi çok daha zengin kılabilirsiniz.

    üstteki paragrafı şu yüzden yazdım: dostoyevski'nin dertlerini anlamak oğuz atay'ın dertlerini anlamaktır. raskolnikov'un bireysel bir çıkış yolu araması, aynı zamanda selim'in bireysel bir çıkış yolu aramasıdır. kafka'nın kitaplarını anlamak oğuz atay'ın kitaplarını anlamaktır. josef k.'nın kendi davası uğruna bilinmezliğe sürüklenmesi, hikmet'in, coşkun'un, turgut'un, server'in her şeyi göze alıp kendi benliğine karşı savaş açmasıdır. oblomov'un diğer insanlarda görmekten sıkıldığı küçük ihtiras oyunlarını, arkadan çekiştirmeleri ve falanca filancanın bir şeyi satın almasını eleştirmesini anlamak, oğuz atay'ın karakterindeki parçaların büyük çoğunluğunu anlamak demektir. elbette bu yazdığım yazarları okumadan da oğuz atay serüvenine giriş yapabilirsiniz, fakat bence böyle bir okuma serüveni her zaman eksik bir serüven olarak kalmaya yazgılıdır.

    her zaman dediğim gibi, bir yazarın okuduğu yazarları okumak o yazarın kitaplarını daha iyi anlamak açısından inanılmaz faydalı bir eylemdir. ama yine de her zaman söylediğim gibi, dönemin siyasi zihniyetinden başlayarak yazarın yaşadığı aileye ve daha sonra da yazarın psikolojisine kadar inilebilecek genelden özele doğru yapabileceğiniz bir düşünce perspektifiyle bütün yazarların kitaplarını çok daha geniş değerlendirebilir ve kitaplardaki anahtar noktaları kaçırmamış olursunuz diye düşünüyorum.

    mesela, "oğuz atay'ın yaşadığı siyasi dönem nasıl bir dönemdi?" diye kendimize bir soru sorarsak, ben buradayım kitabının 80. sayfasında bu sorumuzun "gittikçe yoğunlaşan soğuk savaşın türkiye’yi çemberlediği, hoşgörüsüzlüğün artarak resmi baskı ve şiddete yöneldiği dönemdi. özellikle demokrat parti iktidarının siyaset ağalarının gerici politikalarının devleti kullanarak topluma dayatıldığı günlerdi. diğer her düşünce yalıtılıp, yıldırılıp sindirilmek isteniyordu.” şeklinde cevaplandığını görebiliyoruz. işte bu "diğer her düşünce" kısmı da zaten bir zamanlar oğuz atay'ın içerisinde bulunduğu marksizm zamanlarına, aydınlık statüsüne ve bunlara karşı geliştirdiği ironi ve eleştirilerin kitaplarında yer almasına kadar götürüyor bizi.

    mesela, "oğuz atay'ın içinde bulunduğu aile nasıl bir aileydi?" diye kendimize daha özele indirgenmiş bir soru sorarsak, oğuz atay'ın babasının kastamonulu bir anadolu insanı ve annesinin de istanbul hanımefendisi batılı bir kent kadını olduğunu öğrenebiliyoruz. ne kadar da kafka'nın babası ve annesinin özellikleriyle uyum sağlayan bir aile yapısı! bu soruları kendimize sorduktan sonra da zaten oğuz atay'ın hangi kitaplarında ailesinden beri gelen bu doğu-batı çıkmazlarına yer verdiğini, hangi kitaplarında demokrat parti zamanında çıkış yolu arayan insanların neler düşündüğünü daha rahat anlayabilecek bir konuma gelebiliyorsunuz.

    dostoyevski'nin ilk kitabı olan insancıklar'dan karamazov kardeşler'e gelene kadar bireysel insan makar'dan, evrensel bir üçlü "ıvan-dimitri-alyoşa"ya evrimleşildiğini çok rahat gözlemleyebiliyoruz. bu durumun bir benzerini oğuz atay için de düşünürsek korkuyu beklerken'de başlayan bireyselliğin, eylembilim ve tamamlayamadan öldüğü türkiye'nin ruhu kitaplarına gelene kadar dönüşmeye başlayan bir türk halkı bilinci oluşturma ve toplumsallığa doğru gittiğini görebiliriz. işte tam olarak bu devinimi anlamak için oğuz atay'a korkuyu beklerken kitabından başlamak oldukça önemlidir bence.

    kitabın ilk öyküsü olan beyaz mantolu adam öyküsünün ilk cümlesi bize zaten ilk yumruğu atıyor:
    “kalabalık bir topluluk içindeydi. başarısızdı.” (s. 11)

    dönemin siyasi zihniyetini bir tehdit algısı olarak görüp korkmak, insan topluluğundan korkmak, bir süre sonra başarıdan bile korkar hale getirilmek... bütün bunlara rağmen varoluş kelimesinin ingilizce'si olan "existence" kelimesinin kökeninde "ex" yani dışlanmak olması. insanın kendi içsel benliğine dönebilmesi ve var olabilmesi için ilk önce toplumundan dışlanması, sonra başarısız olduğunu hissetmesi ve anca bu sayede benlik bilincinin arayışında olabilmesi... işte bu yüzden oğuz atay'a korkuyu beklerken kitabından başlamalısınız.

    unutulan öyküsündeki tavan arası kasvetinin kafka kitaplarını ve dostoyevski'nin yeraltından notlar kitabında kabuğuna sıkışmış insan olan yeraltı adamı'nı hatırlatması. korkuyu beklerken öyküsünde ubor metenga adlı bilinmeyen bir dille yazılmış mektubun peşinden koşacak kadar bile idealsiz, arayışsız olmak ve böylece insanın bilinmez olanı aramak istemesinin anlatılması, kafka'nın dava'sını hatırlatması. oğuz atay'ın kendi hayatında da çelişkiye düştüğü gibi somutluk ile soyutluk arasındaki gidiş gelişlerini görebilmemiz... işte bu yüzden oğuz atay'a korkuyu beklerken kitabından başlamalısınız.

    bir mektup öyküsündeki karakterin kendisine bir tutamak aramak istemesi ve arkadaş arayışları, ne evet ne hayır öyküsündeki dert köşesi, tahta at öyküsündeki türkiyedeki estetiğin bozulması eleştirilerinin bize oğuz atay'ın mühendislik zamanlarında maruz kaldığı zorlukları hatırlatması, oğuz atay'ın kitaplarını bir son öğrenme kaygısıyla değil, ortasını kaçırmama ve süreç kaygısıyla okumamız gerekliliğinin farkına varmamız... aynı hayatın başı ve sonunun belli oluşu ama ortasını kaçırmamamız gerekliliği gibi. işte bu yüzden oğuz atay'a korkuyu beklerken kitabından başlamalısınız.

    babama mektup'daki atay'ın babasıyla her ne kadar ters düşmesine rağmen onunla uzlaşmaya çalışması ve kafka'nın babaya mektup'una bir selam çakması, demiryolu hikayecileri'nde “ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?” diyerek bizi anlamaya ve "ben de buradayım oğuzcuğum atay!" demeye çağırması, kitabın neredeyse her sayfasından kopup gelen ve diğer kitaplarında da pek çok şekilde görebildiğimiz ironiler, iç hesaplaşmalar, iç diyaloglar, aydın eleştirileri, tutunamayanlık ve oğuz atay yapbozunun bütün parçalarının bu kitapta bulunuyor olması... işte bu yüzden oğuz atay'a korkuyu beklerken kitabından başlamalısınız.

    isterseniz bütün bu yazdıklarımı ve diğer detayları bir video olarak da izleyebilirsiniz: oğuz atay okuma rehberi

    “aşırı tutkulu bir oğuz atay hayranı olmak istiyorum ve bütün kitaplarını okumak istiyorum” okuma sırası bence şöyle olmalı:

    - yıldız ecevit'in ben buradayım kitabından öncelikle biyografik kısımlar okunmalı. daha sonra da alttaki kitaplar okundukça bu kitaptan paralel okumalar yapılarak devam edilmeli bence.
    - korkuyu beklerken
    - tutunamayanlar
    - oyunlarla yaşayanlar
    - tehlikeli oyunlar
    - bir bilim adamının romanı: mustafa inan
    - eylembilim
    - günlük

    tamamen öznel bir sıralama olduğunu da belirtmeden geçmek istemiyorum. bence öncelikli olarak korkuyu beklerken öyküleri okunup ardından tutunamayanlar'a geçilirse oğuz atay'ın dertleri daha net anlaşılabiliyor. ardından da oğuz atay'ın meşhur oyun kavramı üzerine oyunlarla yaşayanlar ve tehlikeli oyunlar okunursa işte o zaman tam bir oğuz atay hayranı olmaya doğru gidersiniz diye düşünüyorum.

    keyifli ve oğuz atay'ın tutunamadığı şeyler arasındaki tehlikeli oyunlarınızın ihtimallerini daha çok keşfetmeye yakınlaşabileceğiniz, oyunlarla yaşadığınız ve korkularınızı beklerken bu arada kendinizi de unutmadığınız meraklı okumalar dilerim.
77 entry daha