şükela:  tümü | bugün
94 entry daha
  • filmin ardındaki gerçek hikaye, en az film kadar etkileyici. biz de onu takip edelim istedim:

    hikaye bu ya; yönetmen thomas vinterberg’i, amerikalı bir yazar ziyaret etmiş. yazar, yönetmenin kızı ile de tanışmış, onunla sohbet ederken o gün neler yapacağını sormuş. kız da, “göl koşusu” yapacaklarını söylemiş. bunun ne olduğunu merak eden yazara, küçük gruplara ayrılarak birer kasa bira ile gölün çevresinde yaptıkları yarışı anlatmış. yazar, liseli öğrencilerin kamusal alanda fazlasıyla alkol tüketerek böyle bir yarış yapmalarına oldukça şaşırmış. genç kız bunları anlatırken, yazar sürekli babasına bakmış, “otorite” olarak onun bu duruma el koymasını ve kızını uyarmasını beklemiş. ancak vinterberg’in de olayı bildiğini, gayet de makul karşıladığını anlayınca, “peki polisler?” demiş, “onlar müdahale etmiyorlar mı?”. kız cevap vermiş; “yoo, çünkü öğretmenlerimiz de orada oluyor”. haliyle kadının şaşkınlığı daha da artmış. bu sıradan diyalog sayesinde, druk filminin ilk tohumları vinterberg’in aklına düşmüş. (filme “merhaba” dediğimiz yer burası sayın seyirciler, hoş geldiniz!)

    alkol bütün dünya tarihini etkilediği, insanların ölümüne sebep olduğu, aileleri yok ettiği halde, hala sosyal kabulü oldukça yüksek ve binlerce yıldır bizimle olan bir gerçek. yönetmen de, kızları aracılığı ile yakından takip ettiği danimarka gençliğinin alkol kültürü üzerine, tarihi gerçekleri ve kendi gençliğine dair keşiflerini de koyarak; “alkol olmasaydı, dünya tarihi farklı olurdu” fikriyle beraber, senaryosunu oluşturmaya başlamış. bu yolculuk, vinterberg’i norveçli psikiyatrist/ psikoterapist finn skarderud’a götürmüş. skarderud’a göre; insan kanında alkol oranı eksik, kanımızdaki alkol oranı 0.05% seviyesinde korunduğu takdirde sorunları daha kolay çözen, daha yaratıcı, daha özgüvenli bireyler olabiliriz. filmde bu bir “teori” olarak veriliyor ancak bu hiçbir zaman bir teori olarak ortaya atılmamış. sadece skarderud’un bir söylemiymiş. ancak norveçli psikolog filmin fikrini o kadar sevmiş ki, “teori” olarak kullanılmasını da desteklemiş. (filmdeki deneyi seve seve desteklediğimiz yer burası sayın seyirciler, şerefe!)

    tomas vinterberg kızından, gençlikten, yaşlılıktan, ilişkilerden, tarihten, hayattan esinlenerek yazdığı senaryoyu bitirince, kızı ida’ya okuması için yollamış. babasını her zaman açıklıkla ve dobra bir şekilde eleştiren ida, senaryoya hayran kalmış ve filmde de yer almak istemiş. ana karakter martin’in esasen bir kızı ve bir oğlu olacakmış, kızını da ida oynayacakmış. filmin çekimlerine dört gün kala, ida bir trafik kazasında ölmüş. vinterberg filmi durdurmuş ve devam etmeme kararı almış. zamanla ida’nın bu filmi öylece bıraktığı için ona kızacağını hissetmiş. sonrasında filmi en iyi şekilde çekmek ve tamamlamak bütün ekip için en önemli mesele haline dönüşmüş, çünkü ida’yı böyle onurlandırmak istemişler. filmdeki gençler de ida’nın okul arkadaşlarıymış. vinterberg hep beraber yaşadıkları bu süreç sebebiyle, filmi şöyle tanımlamış; “yaşamı onaylayan bir film”. ve eklemiş; “eğer bu film sizi güldürdüyse, aktörler eğlenceli olmaya çalıştığı için değil. çok yakın arkadaşlarını ve yönetmenlerini, hayatının gülemediği bir zamanında güldürmeye çalışmak için çok ama çok çaba sarfettikleri içindir”. (filmdeki karakterlere, düşüşlerine, hatalarına, acılarına, eksiklerine daha da yakından bakmaya başladığımız yer burası sayın seyirciler, korkmayın yaklaşın!)

    vinterberg ana karakterleri neden öğretmen olarak yarattığını da açıklamış elbette; öncelikle bu seçim orta yaş ve gençlik arasında bir ayna yaratıyor. ayrıca öğretmenler aracılığıyla tarihin, müziğin, sporun ve psikolojinin dünyasına açılan birer kapımız olabiliyor. bunların yanısıra geniş bir oyun alanı sağlıyor çünkü bu adamlar her gün birbirlerini görebiliyorlar, deneylerini test edip, konuşabiliyorlar. genel olarak, öğretmenlerin çok kırılgan bir pozisyonda ama kahramanca varolduklarını düşünüyorum. bir sürü agresif, hırslı, korkusuz gencin önüne çıkıyorlar, küçücük zayıflıkları bile cezalandırılmaya hazır, adeta köpekbalıklarının önünde bekleyen et parçaları gibiler. son olarak, öğretmenlerin yarattığı bir şey var; "sürekli kendini tekrar eden bir anlam". bir öğretmen, her sene aynı şeyleri tekrar tekrar anlatıyor. her gün farklı şekilde kendisini keşfetme şansı yok. bir yandan bu tekrarlar, bir gün öleceğimizi bize hatırlatan en önemli şey. böyle bir tekrarın içinde zamanla risk almayı, keşfetme merakını kaybediyoruz. diğer taraftan, kelime olarak “ruh” (spirit), keşif/ilham (inspiration) kelimesinin içinde saklı. onlar da tam olarak bunun peşinden koşuyorlar. (filmin meselesini çözdüğümüz yer burası sayın seyirciler, tebrikler!)

    son olarak filmin final sahnesi için de yönetmene kulak verecek olursak; “martin önce dikkatlice az az dansetti, sonra bunu tekrarladı ve biraz daha dansetti, en sonunda da pes etti ve teslim oldu. özellikle bu sahne, nasıl hayata teslim olabildiğimizi, varolan bariyerleri nasıl aşabildiğimizi, kendimizi konumlandırdığımız halden nasıl kurtulabildiğimizi gösteren çok kuvvetli bir an. bu film ile birilerini öldürdük, birilerini ortaya çıkardık, yani birileri uçtu, birileri gömüldü”. (filme hayranlıkla veda ettiğimiz yer burası sayın seyirciler, güle güle!)

    bu yolculuktan sağ çıkabildiysek, hep beraber dans etmeyi kesinlikle hak ettik. umarım filmi izleyenler günbegün artar, böylece dans ederek ilhamın peşinden koşan kalabalık da hiç azalmaz...
52 entry daha