şükela:  tümü | bugün
50 entry daha
  • gaius julius caesar, scipio africanus, publius aelius hadrianus ve i. justinianus gibi kendisinden önce ve sonra gelmiş ve bir elin parmaklarını geçmeyen karizmatik ötesi roma konsül ya da imparatorunu kıskandıracak enerjisi ve karizması, grekokratia'yı başlatmasa da o yolu sonuna kadar açması, hem dini hem kültürel hem de siyasi olarak roma imparatorluğu'nun çekim merkezini doğuya taşıyan bir dizi karar almış olması, hıyanette çıtayı alp dağları seviyesine çıkarmış praetorian muhafızları'nı ortadan kaldırıp imparatorluğun kabaca üç asır boyunca sürecek olan yeni askeri teşkilatını kurmuş olması ve muazzam komutanlığı ile aile mensuplarının bile gözünün yaşına bakmayan delişmenliği hakkında zaten sayfalar dolusu entry girilmiş olan ve bunlara dair değil de başkent olarak konstantinopolis seçimini neden yaptığına kaynaklar eşliğinde değinmek istediğim büyük roma imparatoru.

    ünlü harp tarihçisi charles william chadwick oman'a göre hayatı önce diocletianus'un nikomedeia* sarayında yarı hapis bir biçimde, daha sonra da cermanya, britannia, roma önleri ve ren nehri cephelerinde iç savaşları kazanmak ve dışarıdan gelen düşmanlara karşı ana vatanı korumakla geçen constantinus, yeni bir idari ve askeri merkezin imparatorluk için bir zorunluluk olduğunu idrak etmiştir. roma'nın gerek imparatorluğun ana cepheleri olan suriye* ve ren-tuna hattına* uzak oluşu, gerek iskenderiye, nikomedeia, londinium ve carnuntum gibi m.s. üçüncü asrın ikinci yarısı ve dördüncü asrın başlarında büyük atılımlar yaparak imparatorluk ekonomisinde söz sahibi olan yükselişteki kentlerin ekonomik ve kültürel anlamda arkasında kalmaya başlaması nedeniyle kadim kenti yeniden kurmanın ve başkent olarak ilan etmenin bir manası kalmamıştır. hem denizden hem de karadan kolaylıkla ulaşılabilecek, aynı zamanda yukarıda sözü edilen sınırların kontrolü için ideal bir coğrafi konumda olacak ve tüm bunları sağlarken de canlı bir ekonomiye sahip olabileceği gibi saray erkânı ve imparator ile ailesi için de güvenli bir konuma haiz olacak bir kentin imparatorluğun yeni başkenti olarak tesis edilmesi elzem bir hal almıştır. işte bu bağlamda; constantinus'un da dikkate aldığı pek çok aday vardır.

    doğduğu kent olan niş*, bilhassa licinius ile olan savaşında uzunca süreler konakladığı serdika*, aeneas nedeniyle roma'nın kuruluş efsanesinde hep önemli bir rol oynamış olan truva, kadim bir tarihi olan ve bilhassa doğu cephesine yakınlığı ve güçlü ekonomisiyle öne çıkan kaisareia* ve gayet tabii bizantion bu adayların en bilinenleridir. constantinus'un yaşamını ve yaptıklarını, ölümünü takiben abartılı bir övgü şeklinde kaleme alarak vita constantini isimli eserinde derleyen hıristiyan tarihçi eusebios'a göreyse m.s. 325 senesindeki meşhur konsilin toplandığı iznik de imparatorun içerisinde oluşturduğu güçlü bağlılık ve iman duygusu nedeniyle bu adaylardan birisi olmuştur. michael kulikowski ise esas adayların hep bizantion ve nikomedeia olduğunu, ancak imparatorun gençliğinde nikomedeia ile ilgili gerek diocletianus dönemindeki kısmî esareti gerekse kentte m.s. 302 ilâ 305 arasında yaşanan kan dondurucu hıristiyan kıyımı sebebiyle pek de iyi anıları olmadığını ve bu sebeple bizantion'un* tek aday olarak öne çıktığını belirtmiştir.

    öncelikle ingiltere'den suriye'ye uzanan bir imparatorluk çerçevesinde bakıldığında, yukarıda adı geçen tüm kentlerin ciddi avantajları ve dezavantajları mevcuttur. gelin bunları inceleyelim.

    niş, söz konusu coğrafyanın doğu-batı yönünde neredeyse tam ortasında bulunmakta ve hem imparatorluğun kalbi italya'ya hem de imparatorluğun ekonomik can damarı anadolu'ya oldukça yakındır. lâkin, defansif açıdan oldukça sıkıntılı bir konumdadır. çünkü tuna'ya bir hayli yakındır ve üçüncü yüzyıl krizi esnasında bilhassa gotlar ve sarmatlar'ın en sık yağmaladığı roma metropolü olmuştur. günümüzde sırbistan'ın en önemli şehirlerinden birisi olsa da listedeki diğer pek çok şehrin de zaman içerisinde önem ve şöhret olarak arkasında kalmıştır.

    serdika yani sofya da benzer bir konuma sahiptir. üstelik nispeten daha da küçük bir yerleşimdir ve yeniden bir başkent olarak restore etmek muhtemelen aşırı masraflı olacaktır. bu iki kentin de herhangi bir denize erişimi bulunmadığını eklemek gerekiyor.

    truva ise hem denizden hem de karadan kolay ulaşılabilme hususunda karadan ulaşım anlamında sınıfta kalmaktadır. ayrıca, asırlar içerisinde bilhassa ekonomik açıdan ilion, kyzikos ve abydos gibi bölgenin gelişmiş kentlerinin de gerisinde kalmış olup bu listedeki en uzak ihtimal olduğunu rahatlıkla dile getirebiliriz.

    kaisareia ise doğu sınırına fazlasıyla yakın olup üçüncü yüzyıl krizi esnasında yağmalanmış olan bir diğer önemli metropoldür. tetrarşinin devamı halinde imparatorluğun doğudaki çeyreğinin merkezi olmasında bir sıkıntı olmasa da coğrafi olarak fazlasıyla doğuda kaldığını da belirtmekte yarar bulunmaktadır. yine de şu ana kadar sayılan adaylar içerisinde nüfus ve ekonomi açısından en üst düzey kent konumunda olduğunu da ekleyelim.

    eusebios sebebiyle iznik'i aday olarak pek ciddiye alamasam da kağıt üzerinde oldukça makul görünen bir aday olabileceği de bir gerçektir. göl sebebiyle bu yörede defansif olarak bir hayli güvenli bir kentin inşa edilebilecek olması bir yana, kentin nüfusunun bilhassa nikomedeia'daki hıristiyan kıyımı sonrasında yaşanan iç göç hasebiyle ciddi bir artış gösterdiği de yadsınamaz bir gerçektir. yeni başkentte hıristiyanlığın da en az pagan roma panteonu kadar kıymetli bir doku unsuru olacağı gerçeğinin her daim imparatorun aklının bir köşesinde olduğu gerçeğini anımsadığımızda denize nispeten uzaklığına rağmen iznik'in de* kayda değer bir aday olabileceğini söyleyebiliriz.

    gelgelelim; bizantion ise üstteki kentlerin hemen hemen her birinin sahip olduğu avantajların tamamını içerisinde barındırırken, söz konusu adayların dile getirdiğim dezavantajlarının neredeyse hiçbirisine de sahip olmadığı hususu dikkate alındığında usta stratejist constantinus tarafından yeni başkent olarak belirlenmiş ve yenilenmiştir.

    bizantion'un hem denizden hem karadan erişimi oldukça kolaydır, ama coğrafi konumu gereği yarım adada boydan boya çekilebilecek güzel bir surla* rahatlıkla da savunulabilecek bir hale getirilebilecektir. septimius severus ve sonrasındaki imparatorlar döneminde* önemli bir ekonomik merkez haline gelmiş olan kent listedeki diğer bazı adaylar gibi bir metropol değildir; lâkin büyüme potansiyeli de bir hayli fazladır. ren-tuna sınır hattına görece yakın bir konumda olup ayrıca olası bir doğu seferi için de ideal sayılabilecek bir konumda bulunmaktadır. pagan geçmişi kadar hıristiyan geçmişi de olan bir kent olduğu için* de imparatorluğu uzun vadede ibrahimî bir din olan hıristiyanlık şemsiyesi altında birleştirmek gibi bir ülküsü olduğunu en azından tarihi belgeler ve eserler üzerinden tahmin edebildiğimiz constantinus için ise şehrin bu durumu adeta bir biçilmiş kaftandır.

    son söz olarak; ah istanbul istanbul olalı'daki istanbul'un istanbul olmasını sağlayan* büyük roma imparatorunun bu kararı nasıl verdiğine dair çok spekülasyon olsa da kaynakların da desteğiyle bu tercihin ana nedenleri yukarıdaki paragraflarda saklıdır demekte bir beis görmemekteyim.
1 entry daha