şükela:  tümü | bugün
  • kelimeleri hissetmek cok onemli, ozellikle bu tur felsefe metinleri icin cok daha da onemli. neden nekropolitika, yani nekropolitik degil de politika tarafinda bir aciklama yapmak baslangic itibariyle oldukca muhim.

    bunu ayni mechanics ve mechanica, ne bileyim brittanica gibi kelimenin noun form oldugunu yani isim oldugunu anlatmak icin hissettirilen bir manadir. bunu hissetmek gercekten onemli, o yuzden bu literaturdeki hali necropolitics olan seyi turkce haliyle sozluge kazandirmak maksadiyle bunu nekropolitik degil de daha genel ve kapsayici haliyle nekropolitika olarak basligini acmaya karar verdim. yani aslinda daha ingilizvari bir ozumseyis oluyor bu. eger almanca haliyle ozumseyecek olsaydik nekropolitik diyecektik. ornegin festkörpermechanik ingilizce karsiligi solid mechanics daha eski ingilizce karsiligi da mechanica solida olacakti. sanirim bir de bu mechanics, politics gibi noun hali cogul olan bu unsurlarin daha eski karsiliklari -a ile bitiyor.

    biz konumuza geri donelim.

    bu nekropolitika kavrami cok yeni. 4880 yil once ambictus kim nedir diye dusundu laflariyla felsefe yaptigini iddia edenlerin konusmaya bayildigi konularin otesinde bu konular tabii ki. yani soyle, felsefe gunumuzde de bir seyler yapiyor. turkiye'de felsefe denince akla direkt olarak felsefe tarihi geliyor. yani bugun 2021 yilinda felsefe ne yapar, ne calisir, guncel konulari nedir bilen yok pek. bir sey oldugu zaman 2445 yil onceki bir filozofun dediklerine basvuruluyor. yahu uzerinden 3 milenyum gecmis.

    nekropolitika kelimesine ismini veren filozof achille mbembe ve bunu 2003 yilinda yazdigi bir makale ile ilk defa kullaniyor ve literature geciriyor. makaleyi bulmak kolay. ben bu makalenin ilk cumlesini direkt burada referans olarak kullanmak istiyorum. zaten bunun uzerinden konuyu acacagiz. bu arada makalenin orijinali ingilizce degil, yani daha sonradan ingilizceye cevrilmis. zaten dildeki hantallik kendisini direkt olarak belli ediyor. hangi dilde yazildigina bakmadim.

    "this essay assumes that the ultimate expression of sovereignty resides, to a
    large degree, in the power and the capacity to dictate who may live and who
    must die. hence, to kill or to allow to live constitute the limits of sovereignty, its fundamental attributes."

    diye devam ediyor. simdi burada hemen bunun cevirisini yapalim:

    "bu yazi, en azami suretteki egemenlik akdinin ifasinda, buyuk olcude, kimin yasayacagini ve olecegini dikte etme gucune ve bu kapasitesiyle munhasir olunmasina vakfeder. dolayisiyla, oldurme(k) veya yasamaya musade etme(k) egemenligin sinirlarini ve temel vasfini belirler."

    simdi bunu biraz daha anlasilir hale getirmek gerekiyor. egemenlik denen seyin en ileri uygulama alaninda diyor ya da egemenlik denen seyin uzerindeki ortuleri kaldirip durdugumuzda diyor, en altta karsimiza cikacak sey diyor, o egemenligin kullanildigi alan ve mekanda kimin ve neyin olup olmayacagina dair karari vermek gucune sahip olunmasi gerektigi kabulu ile bu tartismayi yapacagiz diyor. yani egemen bir kimse, kendi etki alanindaki diger her seyin kaderini belirleyen kimsedir diyor daha da basit manada.

    burada aslinda konu nasil bir yol alacak belli. bu noktada agamben'in homo sacer'ini bilmek de gerekiyor ve biraz da biyopolitika. yani bu yukaridaki cumleyi anlamak icin degil, sirada gelecekleri anlamak icin bunlari biraz biliyor olmak gerekiyor. michel foucault'un tabiriyle biyopolitika da en temel manada insanlari insan olarak degil de iste ayni kultur ortamindaki bakteriler gibi kabul edip bu minvalde politikalar surdurmeyi tercih eden yontem diyebiliriz. homo sacer nedir dersek, en basit tabiriyle, slavoj zizek'in ettigi tabirle, alt sinifa kakilmis insan demek. kimdir bunlar? mesela en basitinden multeciler. multecilerin gittikleri ulkede buyuk bir coskuyla karsilandiklarini dusunmek safca olur. ote yandan multeci denen insan kategorisine girmek icin sadece baska bir ulkeden geliyor olmaniz yeterli. fakat bir ayrim var hangi vasifla geldiginiz de onemli. yani turkiye'den doktora yapmak icin abd'ye gidiyorsaniz multeci sayilmazsiniz. fakat amacsizca varirsaniz o ulkeye bugun artik siz bir "multeci" olarak karsilanirsiniz. buna eskiden gocmen denirdi. bugun artik bir amaca binaen ulkesini terkeden fakat gittigi ulkeye bir amaca binaen gitmeyen insanlar multecidirler. arada bir fark var hissettirebilmisimdir umairm. mesela almanya'ya giden isciler multeci degildi, gocmendi. cunku onlar almanya'ya gitmeden once nerede calisacaklari filan hazir ve belli sekilde gidiyordu bir cogu, yani bir amaca binaen gidiyorlardi. fakat bugun turkiye'den ne olursun kacmak amaciyla cikan ve gittigi ulkede ne yapacagi belli olmayan insanlar multeci pozisyonu ile karsilanacaklardir. dolayisiyla, gittikleri ulkede gocmenlerden daha alt bir attiribute ile vasf ile kabul edileceklerdir. gorunmez etiketleri multeci olacaktir yani. ve yine dolayisiyla, sahip olduklari her sey arbitrajli olacaktir. yani o ulkeye arbitraj ayagina gelmis olacaktir. bu ne demek? mesela is gucu turkiye'de ucuz ya hani almanya'ya kacak gocek giden bir turk genci almanya'da tamamen vasifsiz biri olarak addedilecek ve orada sisteme mudahil olmadan belki is gucunden iskontolu sekilde faydalanilacak.

    bu homo sacer denen insanlarin, kategorinin, tek ornegi bu degil, ayni zamanda o ulkenin gercekten vatandasi olup da perifere itilmis olan versiyonu da vardir. mesela buna ornek turkiye'deki alevi kurtler ornek verilebilir. bu insanlar turkiye'de sunni beyaz muslumanlara gore handikapli bir hayat surerler. mesela hicbir ise yaramayan bir sunni musluman erkek cmhurbaskani korumasi olup bogazici bilgisyar bitirmis bir alevi kurdun yasayacagi hayattan daha iyi bir hayati cok daha cabuk yasayabilir. burada da iste aslinda en temel seviye biyopolitikaya girmis oluyoruz. irkcilik ornegin en kaba halidir biyopolitikanin. daha ileri versiyonlarinda biyopolitikanin bu sefer genetik olarak daha saglam materyal sahibi olanin daha yeg tutulmasi politikasi sekliyle devam eder. politika denen sey ekonomi biliminin iddialarinin devreye alinma yontemlerini olusturan bir bilim alani oldugu icin bu isin en dibine inildigi anda da bir kadinin zengin ve kasi gozu yerinde, guclu saglikli bir erkegi daima sececegi hakikatine kadar dayanir. burada da iste redpill denen aglak felsefe curufu ortaya cikar. genel baglami cizmek adina sagdan soldan ornekler vererekten konunun ciddiyetinden odun vermek pahasina bu tur bir anlatimi tercih ediyorum. cunku konuyu burada akademik seviyede ele almak cok zor.

    "to exercise sovereignty is to exercise control over mortality and to define life as the deployment and manifestation of power." diye devam eder, yani:

    "egemenligin tatbikati (egemenligi tatbik etmek) olum uzerine mutlak kontrolu tesis etmek ve yasami gucun tezahurati ve tertibati (gucu tezahur ettirme ve yonlendirme becerisi olarak tanimlamaktir."

    yani "egemenlik demek her konu uzerinde her turlu aksiyonu alma hakkini elinde tutmaktir" demek istiyor mbembe. egemen olan kaderi tecelli ettirme gucunu elinde tutan demektir. bu da insan ozelinde direkt olarak yasama hakki uzerinde mutlak ve kosulsuz ve sorgusuz tahakkum sahibi olmak anlamina geliyor. kisacasi egemen olan karsisindakine ya da hinterlandi icerisindekine yasam alani sunup sunmama kudretine sahip olmaktir. butun karar egemen olandadir. mesela bunun icerisine hemen ilk giren sey savaslardir. egemen bir ulkenin topragina mutecaviz bir hareket mutekabiliyet esaslari gereginin otesinde bir uygulamaya mahal verebilir. yani sizin ulkenize tehdit olusturacak bir aksiyon alinirsa buna karsilik olumcul sekilde verilir. cunku egemenlik bunu gerektirir. aksi takdirde sizin bu defa "egemen olmadiginiz" kanaatinin olusmasina mahal verir. bu anlayis evrensel bir akit degildir. yani hukuk gibi yazilmis bir sey degildir. bu, meselenin ozu itibariyle boyledir. haddi zatinda burada anlasilacagi uzere, bu nekropolitika denen sey de biopowerin ve biopolitika tatbikat usullerinin egemenlik ile iliskide oldugu hatta konu olur. yani bir yanda biopolitika denen usul var ote yanda da egemenlik kavrami, bunlar bir araya gelince nekropolitikanin alanini olusturmaktadir. super bir ornek; mbembe'nin makalesinde direkt olarak agzindan atif verdigi hannah arendt -yahudi kokenli alman fenomenoloji felsefecisi- su sekilde ifade eder:

    "there are no parallels to the life in the concentration camps. ıts horror can never be fully embraced by the imagination for the very reason that it stands outside of life and death."

    yani "konsantrasyon kamplarinda yasam ile hicbir paralellik yoktur. bunun dehsetinin tasavvur yoluyla anlasilmasi, orada olanlarin yasam ve olum kelimelerinin taniminin disinda olmasi musebbibiyle kati suretle (kesinlikle) mumkun degildir." yani diyor ki o konsatrasyon kamplarinda olan seyleri oyle hayatin kendi dongusu icerisinde olan "yasam ve olum" kelimeleriyle anlam kazanan seyle yakindan uzaktan ilgisi yoktur, orada yasananlarin bizim bildigimiz manasinda "yasam ve olum" degildi denmeye calisiliyor.

    "because its inhabitants are divested of political status and reduced to bare life, the camp is, for giorgio agamben, “the place in which the most absolute conditio inhumana ever to appear on earth was realized"

    "cunku oranin (insanlar)i politik statuden tecrit edilmis, temel olarak yasayan sey (yasam formu) duzeyine dusurulmus (indirilmis)lerdi, ve kamp, agamben'in tabiriyle "gorup gorulebilecek en mutlak insaniyetsizlik seraitinin hukum surdugu yer" idi dunyanin tanik oldugu.

    mutlak kelimesi ayni mutlak sifir noktasi gibi, yani kendi anlami zaten "en" manasi tasirken bir de bunu "most" ile artik dilin beceriksizlestiginin bir alameti olarak kullanarak tasvir etmeye calismasi agamben'in durumun vehametini bize bir kez daha anlatmaya calisiyor. ben ise burada "naziler cok beterlerdi" virtue signallingi yapacak degilim, burada anlatmaya calistigim sey nekropolitikaya bir tur ornek verebilmek idi. makalenin disindan bir ornek daha vermem gerekirse: h.g. wells'in war of the worlds adli kitabini da ornek vermek yerinde olur. dunya'ya uzaylilar geliyor ve insanlari kiyma makinasindan geciriyorlar. butun insanligi yok etmege calisiyorlar. iste orada olan sey de bir nekropolitika urunu aksiyon. bu arada illaki oldurmek olarak algilamamak gerekiyor bunu. yasamasina musade etmemek de var isin icinde. yani yasayani oldurmek baska bir de dogacak olana da musade etmemek isin baska bir boyutu. iste ayni bir onceki yazida (bkz: toplum 5.0/@vitruvius kadini) bahsettigim sey gibi.

    simdi iste tam da tuylerin urperecegi noktaya geliyoruz. peki bu insanlar kimler olacak?

    bacagi kirilan atlar.
    yani islevini yitirenler.
    yani islevsiz kalanlar.
    yani iskartaya cikanlar.
    yani gerek kalmayanlar.

    bunlarin yasamasina da gerek kalmayacak. bunlar belki sistematik sekilde oldurulmese bile (yasmasina) izin verilmeyecek. yani hasta oldugunda tedavi edilmeyebilir ya da diger insanlarin omurleri uzatilirken bunlara o takviye yapilmayabilir. bunlarin cocuk sahibi olmasi engellenebilir. vazektomi yaptiran erkeklere ve rahimlerini kurutturmayi kabul eden kadinlara mesela evrensel temel gelirlerine ek yapilabilir.

    bunlari neden anlatiyorum konusuna gelirsek: gercekten cok basit, bu icinde yasadigimiz cagin felsefesini anlatmak, yani uretken olmayan bir yasam oldugu haliyle anlamsizdir, degersizdir ve hatta dolayisiyla gereksizdir. yapmak istediginiz seyi bulup bunu yapmaniz gerekiyor.
4 entry daha