şükela:  tümü | bugün
32 entry daha
  • cehalet nerede başlar?

    ilk olarak ingilizce recipe kelimesini, türkçe'ye reçete diye çevirmekte başlar.

    bunu kullananları çok duyuyorum şu aralar ve duyduğum anda karşımdaki kişinin yarı cahil olduğu tanısını yapıştırıyorum.

    recipe yani tarif, daha çok bir yemeği hazırlamak için gerekli bileşenlerin bir listesi de dahil olmak üzere bir dizi talimat.

    türkçesi kesinlikle reçete değil. yemekten bahsediyorsak, yemek tarifi. ilaçlardan veya aşılardan bahsediyorsak, kimyasal formül.

    neyse, gelelim aşı ve ilaçların patentlerle korunan kimyasal formüllerinin olması meselesine.

    bu patentlerin olmaması gerektiği iddiası, çok tipik bir sosyalist zırva.

    çok değerli komün hayatı yaşamaya meraklı, oturduğu yerden tüm dünya halklarının kardeşlik adına kendisinin önüne sofra kurup, o hiçbir şey yapmasa da kendisine krallara layık yiyeceklerle her gün ziyafet hazırlanması gerektiğine inanan kafası uçuk arkadaşlar.

    pandemi dünyayı kasıp kavururken, dünyanın her köşesinde insanlar harıl harıl çağın vebasına çare aramaya giriştiler.

    ercüment ovalı bile neredeyse bulacaktı. devlet büyükleri, koca koca adamlar, yana yakıla kendilerine bir çare bulacak bilim insanlarının ortaya çıkmasını bekledi.

    nedense kuzey kore ve küba gibi sosyalist ülkeler bulamıyor böyle çılgın tedavileri. ercüment ovalı da bulamıyor. hiçbir devlet de bulamıyor. neden diye hiç düşündünüz mü?

    hakikaten neden?

    devletler bile olsa, arkalarında kaynak bile olsa veya sosyalist devletlerdeki gibi kim un jong'un köpeklerine akşam yemeği aperatifi haline gelme tehdidi bile olsa, asla solcu/ devletçi kafaya sahip birileri bu aşıları bulamıyor.

    bulamıyorlar çünkü para ile motive edilen girişimci güç ve girişimci gücün organize ettiği profesyonelce çalışan ekipleri olmadığı için.

    girişimci ve sermaye. bu ikisi olmadan, dünyada hiçbir gelişme olmuyor.

    peki bu girişimci dediğimiz, parayı bulup getiren ve işleri organize etmek için muazzam bir motivasyonla çalışan insanlar neden rahat rahat masa başında oturup, üç kuruşa çalışmak yerine bu zor işleri üstlerine alırlar?

    sen bir yerlerinde sinekler uçuşup pineklerken, neden elin almanı, japonu ve amerikalısı sabah beşte kalkıp, haftada 75 saat çalışır?

    para kazanmak için.

    coronavirus pandemisinin üçüncü ayında, dünyada 270 kadar farklı grup, bir aşı bulabilmek için çılgınlar gibi çalışıyordu.

    bu ekipler arasında muazzam bir rekabet, diğerlerinden önce etkin ve güvenilir bir aşıyı geliştirebilmek için zamana karşı bir yarış mevcuttu.

    insanlar canlarını dişlerine taktılar.

    içlerinden en zeki, yaratıcı ve düzenli olan olmak, yeterli değildi. bunu herkesten önce yapabilmek de meseleydi.

    ve normalde on yılı bulan aşı geliştirme işini, sadece aylar içinde hatasız yapmaları gerekiyordu.

    yalnız bu iş öyle laboratuvarda oturdum, bir deney tübüne biraz alüminyum oksalat koydum mu tamamdır diye yapılamıyor. bilginin yanı sıra, büyük laboratuvarlar, muazzam bir emek ve farklı görevlerin organize bir biçimde yürütülmesi gerekli.

    ilaç firmaları açısından bir başka mesele de, bu aşıyı kendileri bulamayacaklarsa bile, yeryüzünde çalışan binlerce grup içindeki aşı adayları arasında etkili olma potansiyeli en yüksek olanı bulma işi bile, ne yazık ki sosyalist kafaların pek basmayacağı kadar ciddi emek ve yatırım gerektiren bir iştir. (pfizer bu tür avrupalıların geliştirdiği, ama yeterince iyi pazarlayamadıkları için kaybolup giden ilaçları parlatıp, dünya sağlık sektörünün bunlardan faydalanması konusunda en başarılı işlere imza atmış firmadır sözgelimi).

    yani bu iş, her açıdan milyonlarca dolar kaynakla dönen bir iş.

    biontech'in daha adı bile duyulmamışken, pfizer aşı konusunda önemli bir yol aldıklarını geçen nisan ayında fark etti ve firmaya resmen açık çek iletti.

    ne kadar olduğunu tam olarak bilmediğimiz, ama yüzlerce milyon dolar olduğunu tahmin ettiğimiz bu kaynak sayesinde bugün biontech aşısı var.

    ama pfizer'in verdiği o muazzam para, bir kumardı. aşı başarısız olabilirdi. paranın tamamı çöpe gidebilirdi. çünkü aşı geliştirme işinin sonuca ulaşma garantisi yok.

    ama heyhat o ciddi meblağlarla büyük kumarı oynamayan şirketlerinse, bugün karşımıza etkin bir aşı ile çıkagelme şansı hiç yok.

    uzun uzun mu anlatmış oldum?

    o zaman kısa özeti: eğer ilaç firmaları ve bilim insanlarını sosyalist ülkelerdeki gibi hayrına çalıştırmaya kalkarsanız, bir dahaki pandemide ilk aşı karşınıza yirmi yılda çıkar.

    yeni kanser tedavilerini bir tarafa bırakın, sağlık konusunda bir adım ilerleme bile olmaz.

    bu sadece sağlık sektörü için de geçerli değil. yeryüzündeki tüm sektörlerde durum bu. insanları para kazanmak dışında hiçbir güç çalışmaya, yeni çözümler üretmeye, çevrelerine faydalı olmaya motive edemez.

    ***

    dip not: jonas salk gibi kimi bilim insanları geliştirdikleri aşıları patentlemeyerek ve bunlardan hiç gelir elde etmeyerek büyük hayır örnekleri gösterdiler.

    fakat burada dikkat edilmesi gereken birkaç ayrıntı mevcut. bundan seksen sene öncesinden ve ilaç geliştirme maliyetlerinin çok daha düşük olduğu bir çağ ile günümüzü karşılaştırmak hatalı olur.

    kaldı ki, salk bu örnek davranışı neticesinde popüler bir kişi haline geldi, günümüzde bile bilimsel çalışmalara odaklanan salk vakfını kurabilecek servete kavuştu.

    yani en hayırsever ve idealist bilim insanının hikayesi bile, zannedildiği kadar sermaye ve gelir, getiri denklemlerinin dışında yer almıyor.
58 entry daha