şükela:  tümü | bugün
  • 2000 yılından sonraki galatasaray'ı anlattığım serinin 8. perdesi. ilk 7 sezon için ;

    (bkz: galatasaray'ın 2000-2001 sezonu hikayesi/@nickidegistirebiliyozmu)
    (bkz: galatasaray'ın 2001-2002 sezonu hikayesi/@nickidegistirebiliyozmu)
    (bkz: galatasaray'ın 2002-2003 sezonu hikayesi/@nickidegistirebiliyozmu)
    (bkz: galatasaray'ın 2003-2004 sezonu hikayesi/@nickidegistirebiliyozmu)
    (bkz: galatasaray'ın 2004-2005 sezonu hikayesi/@nickidegistirebiliyozmu)
    (bkz: galatasaray'ın 2005-2006 sezonu hikayesi/@nickidegistirebiliyozmu)
    (bkz: galatasaray'ın 2006-2007 sezonu hikayesi/@nickidegistirebiliyozmu)

    yaklaşık 1 sene önce youtube'da denk geldiğim ve galatasaray sayfasının nostalji olarak paylaştığı bir video'dan sonra kendimi o günleri araştırırken buldum. sonra bunu sözlüğe taşıdım. aldığım geri dönüşlerin de gazıyla seriyi devam ettirdim. fenerbahçeli ve beşiktaşlı yazarlardan bile devamını bekledikleri yönünde mesajlar da alınca ilk 6 kısmı çerez gibi yazdım. ancak her sezon bir önceki sezondan uzun tutmaya başladı. ilk sezonu yazarken çok az kaynak kullanmıştım. skorları hatırlamak için sadece maçkolik'i filan kullanmışımdır. bu sezonu yazarken ise kendimi rubin kazan teknik direktörünün hikayesini okurken buluyorum.(yazıda gelecek) aslında nostaljiyi seven biri olarak bu durum hoşuma gidiyor ama zaman ayırma konusunda sorun yaşıyorum. serinin devamının ne zaman geleceği konusunda gelen mesajlar zamanla görevini aksatan biri gibi hissettirmeye başlıyor.* çok uzattım. katarsisimi yaşadığıma göre yeni sezona geçebiliriz.

    gelelim 2007-2008 sezonuna..

    şampiyonluk yarışının son haftalara kadar sürdüğü, anadolu kulüplerinin büyük kulüplere yavaştan kafa tutmaya başladığı, ligdeki takımların yarısını istanbul ve ankara takımlarının oluşturduğu, iddaa'da üst oynayanların ocaklarının birer birer söndüğü süper lig'in 50. sezonunda galatasaray'ın hikayesini aktarmaya çalışayım.

    mücadele edecek takımlar ve illeri:

    istanbul kulüpleri: galatasaray, fenerbahçe, beşiktaş, istanbul büyükşehir belediyespor, kasımpaşa.
    ankara kulüpleri: ankaraspor, ankaragücü, gençlerbirliği, gençlerbirliği oftaş.
    diğer kulüpler: sivasspor, kayserispor, trabzonspor, denizlispor, gaziantepspor, konyaspor, bursaspor, manisaspor, ç.rizespor.

    galatasaray için bu sezon kilit rakam 6 olmuştur. bir önceki sezon fenerbahçe derbisinde yaşanan saha olayları sebebiyle galatasaray 5 maç seyirci cezası almıştı. ilerleyen haftalarda 1 maç daha ceza alacak ve toplamda 6 maçta taraftarından yoksun çıkacaktı maçlara. türk futbolcuların damga vurduğu sezonda 6 maçta tamamen türk futbolculardan kadro sahada olmuştur. ayrıca sezonun bitimine 6 maç kala yolların ayrıldığı feldkamp'ın yerine kulübede yardımcı antrenör cevat güler yer almıştır. galatasaray sezon sonu en yakın rakibine 6 puan ve averaj fark atarken bu şampiyonluk aynı zamanda aziz yıldırım'ın fenerbahçe başkanı olarak şahit olduğu 6. galatasaray şampiyonluğudur.

    başarısız geçen bir önceki sezonun sonunda eric gerets ile yollar ayrılmış feldkamp takımın başına getirilmişti. sezon öncesi oynanan hazırlık maçlarında potansiyelli olarak görülen genç yetenekler ön plana çıkıyordur. özellikle as takımda kendini kabul ettiren sabri ve yıldızı parlayan özgürcan kampın yıldızlarındandı. bu oyuncular her zaman potansiyel yetenek olarak görülse sabri hiçbir zaman vasatı aşamayacak özgürcan ise kariyerinin sonuna kadar anadolu kulüplerinde savrulup duracaktı.

    bir önceki sezon eric gerets'in başarısızlığının en önemli sebebi de kısır kadroydu. bunun farkında olan yönetim aynı hatayı yapmak istemiyordu. bu sebeple işi baştan sıkı tutmaya kararlıydılar. ileride transfer sihirbazı olarak anılacak olan haldun üstünel, transfer komitesinin başına getirilmişti. öncelikle yüksek maaşlı futbolcular ile yollar ayrılıp kaynak yaratılmıştı. bu sebeple takımda adeta yaprak dökümü yaşanıyordu.

    inamoto, ergün penbe ve cihan alacakları karşılığında kulüpten ayrılmıştı. necati, orhan ak ve emre aşık ankaraspor'a; aydın yılmaz ise hakan balta transferinin bir parçası olarak manisaspor'a kiralanmıştır. galatasaray'ın bonservis bedeli aldığı oyuncular mondragon, tomas, ilic ve hasan kabze olmuştur. galatasaray'da kendisinden sonra muslera gelene kadar kaleci konusunda fetret devrinin yaşandığı mondragon, daum'un çalıştırdığı köln'e gitmişti. ilic salzburg'a transfer olurken hasan kabze ve tomas rubin kazan'ın yolunu tutmuştu. bir dönem gençlerbirliği'ni de çalıştıran kurban berdiyev'in başında olduğu rubin kazan o dönemler türk kulüplerini yakından takip etmiştir. bu sezon türkiye'den rubin'e gidecek bir diğer oyuncu gökdeniz karadeniz olacaktı. rubin'in kadrosunda bir dönem fenerbahçe forması giyen rebrov da yer alıyordu.

    galatasaray hem giden oyuncuların yerini doldurmak hem de taraftarının gönlünü almak için transferde yıldız isim peşindeydi. tobias linderoth, shabani nonda, lincoln gibi yıldızlar takıma kazandırılmıştır. özellikle lincoln transferi büyük yankı uyandırmıştı. bu transferde haldun üstünel'in başarısı çok büyüktür. bu başarıyı daha sonra dönemin schalke başkanı tönnies şu cümlelerle özetleyecekti: “bizim lincoln'ü satma gibi bir niyetimiz yoktu ancak üstünel geldi ve zorla randevu aldı. 2 saat görüştük. inanılmaz bir diksiyonu ve ikna kabiliyeti vardı. 5 milyon gibi komik bir fiyata lincoln'ü sattım. ertesi gün uyandığımda “ben ne yaptım” dedim.

    bu transferlere ek olarak antalyaspor'dan volkan yaman, manisaspor'dan hakan balta, kayseri erciyesspor'dan kaleci orkun ve sivasspor'dan servet çetin takıma kazandırılmıştı. volkan yaman transferinde takas olarak kaleci fevzi'nin bonservisi verilmiştir. hakan balta transferinde ise ferhat öztorun bonservisiyle verilirken aydın yılmaz kiralanmıştır.

    hoca alman olunca almanya'dan transfer yapılmasa olmazdı. kaiserslautern'den ismael bouzid ve essen'den gurbetçi serkan ve barış özbek ile transfer defterini kapatmıştık.

    sezon öncesinde hummalı bir hazırlık kampı geçiren galatasaray, isviçre'nin young boys takımının ev sahipliğini yaptığı obi cup turnuvasını kazanmıştı. turnuvada galatasaray, young boys, anderlecht ve b. dortmund mücadele etmişlerdir. galatasaray yarı finalde anderlecht'i 1-0'la geçmiş, finalde young boys'u 3-1 yenerek kupanın sahibi olmuştu.

    kampın ikinci etabı için almanya'ya geçen galatasaray, köln ile 0-0, fortuna düseldorf ile 1-1 berabere kalırken bochum'a 2-1 kaybetmiştir.

    üçüncü etap için yurda dönen takım, istanbulspor ile 0-0 boluspor ile 3-3 berabere kalmış ve karşıyaka'yı 1-0 yenerek kampı bitirmiştir.

    2007-2008 sezonunu evimizde rize maçıyla açıyorduk. geçen sezonun son iç saha maçı olan fenerbahçe maçında yaşanan olaylar sebebiyle 5 maç seyircisiz oynama cezasının çekildiği ilk maçtı. ali sami yen'de zemin yenileme çalışmaları sürdüğü için maç olimpiyatta'ydı. zor geçmesi beklenen müsabakada 4 golle kazanıyorduk. yeni transfer lincoln'ün bazukası ve bir başka yeni transfer volkan yaman'la frikikten bulduğumuz gol jeneriklere geçmişti. bu frikik aynı zamanda galatasaray taraftarının uzun süredir hasret kaldığı gol türüydü.

    bir önceki sezonu 3. bitirdiğimiz için uefa kupası'na 2. ön eleme turundan başlamıştık. bu turda rakibimiz slaven koprivnica idi. nispeten kolay bir rakip olsa da turu çok rahat geçtiğimiz söylenemezdi. turun ilk ayağında hırvat deplasmanında 1-0 geriye düştüğümüz maçta 2-1 kazanıyorduk. takımın ikinci golü yine volkan yaman ile frikikten gelmişti. ilk 2 maçında 2 frikik golü atana yeni transfer güzel bir sayfa açmıştı. özet.

    tekrar lige dönmüştük. rakip geçen sezon başımıza bela olan eski futbolcumuz bülent korkmaz'ın bursa'sıydı. sezon boyunca birçok deplasman maçında sakatlığını bahane edip gelmeyecek olan lincoln bu deplasmanda da yoktu. ayhan, üst düzey oyunuyla lincoln'ü aratmayacaktı. tabi bunda bursa taraftarının 90 dakika boyunca ayhan'a küfür etmesinin de etkisi vardı. inegöl doğumlu ayhan ne hikmetse pek sevilmiyordu burada. bursa'yı tek golle geçerken gol ümit karan'dan, asist uğur uçar'dan gelmişti. bu galibiyet galatasaray'ın süper lig'deki 900. galibiyetiydi.

    3. hafta her ne kadar taraftar olmasa da sami yen'e kavuşuyorduk. rakip ankaragücü'ydü. lincoln, her ne kadar deplasman maçlarına gelmeyi pek sevmese de istanbul'daki maçlarda klasını göstermeye devam ediyordu. ceza sahası dışından attığı golle 1-0 galip geliyorduk. ankaragücü teknik direktörü hans peter briegel bu golü ''40 yılın başında bir olacak gol bizi buldu'' şeklinde yorumlayacaktı. gol.

    3 maçlık galibiyet serimiz manisa deplasmanında son buluyordu. süper lig tarihimizin 1600. maçından beraberlik ile ayrılmıştık. manisa'nın 2. golü ilerde yollarımızın kesişeceği selçuk inan'dan gelmişti. hafta içi oynanan uefa maçının yorgunluğuna servet çetin'in facia performansı da eklenince puan kaybı kaçınılmaz olmuştu. burada 2 puanı bıraksak da manisa'nın sol bel beki hakan balta'yı kazanmıştık. hakan, maçtan sonra galatasaray kafilesi ile istanbul'a dönerek imzayı atmıştı.

    devam eden haftada konyaspor ağlarına yarım düzine gol atarak adeta kaybedilen puanın acısını çıkartıyorduk. ilk kez 11'de sahaya çıkan nonda, 2 gol atmıştı. geçen sezon takıma katılan ancak bekleneni bir türlü veremeyen carrusca da galatasaray formasıyla ilk kez gol sevinci yaşamıştı. 4 gün sonra rakip uefa play off turunda sion'du.

    bu maçın başka bir anlamı vardı. 2005 yılında oynanan sabıkalı isviçre- türkiye maçı sonrası ilk defa bir türk ekibi isviçre deplasmanına gidiyordu. aynı zamanda galatasaray'ın avrupa kupalarındaki 200. randevusuydu. basında intikam fırsatı olarak lanse edilen maçın ilk yarım saatinde ise adeta kabusu yaşıyorduk. 3-0 geriye düşünce kalli yaptığı hatanın farkına varıp carrusca'yı oyundan alıyordu. kabustan lincoln ile uyanıyorduk. linderoth'un ceza sahası dışından attığı golle durumu 3-2'ye getirip maçı tamamlıyorduk.

    6. haftada ligin yeni ekibi kasımpaşa'ya konuk oluyorduk. maçın olimpiyat'ta oynandığı göz önüne alınırsa pek de konuk sayılmazdık. ancak yıldızımız pek barışmıyordu bu statla. düşük tempoda geçen maçta ümit karan bir penaltı atışından yararlanamasa da attığı jeneriklik gol ile kendini affettiriyordu.

    7. hafta derbi haftasıydı. ilk kez bir derbi seyircisiz oynanacaktı. maçtan bir gün önce galatasaray cephesinde lincoln krizi yaşanıyordu. brezilyalı yıldız, kalli tarafından kadro dışı bırakılmıştı. gerekçe ise ülkesinden kendisini ziyarete gelen akrabaları ile gece geç saatlere kadar tesislerde oturmasıydı. alman teknik adamın disiplinden tavizi yoktu ve lincoln de bundan payını almıştı. taraftar ise böyle bir maç öncesi en önemli oyuncunun kadro dışı bırakılmasından endişeliydi. ancak 2-1 kazanıyorduk. ilk golümüz hakan balta'dan gelmişti. galatasaray formasıyla ilk golünü derbide atıyordu. diğer gol ise penaltıdan shabani nonda ileydi.

    derbi galibiyetinin morali ile sion rövanşına çıkıyorduk. 3-2 biten ilk maçın stresi vardı. daha önce yaşadığımız facialar gözümüzün önüne gelmiyor değildi. ancak beklenilenin aksine rahat geçiyorduk turu.(5-1) goller ümit(2), lincoln, arda ve bouzid'den geliyordu. kadroya geri dönen lincoln golünü atmıştı. ilker yasin'in deyimiyle isviçrelileri depresion'a sokmuştuk.

    8. hafta zorlu kayseri deplasmanındaydık. gökhan ünal'ın golüyle 1-0 geri düşerken maça dengeyi ümit karan getirmişti. maçta başka gol olmamış ve bu skorla bitmişti. golün asisti ise deplasmanlarda nadir görülen lincoln'dendi. bu maçla milli araya giriliyordu.

    milli ara dönüşü rakip ankaraspor'du. ancak maçtan saatler önce gelen şehit haberleri ülkeyi hüzne boğmuştu. hakkari dağlıca bölgesinde bulunan komando tugayına düzenlenen hain saldırıda 13 şehit vermiştik. maçtan önce ve sonrasında spor kanalları dahil tüm kanallarda gündem buydu. ayrıca o gün cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin önünü açan halk oylaması yapılmıştı. yoğun gündemin gölgesinde oynanan maçta 0-0 beraberlik çıkıyordu. bu sezon ilk defa üst üste 2 maçta puan kaybı yaşamış oluyorduk. ayrıca 5 maçlık seyircisiz oynama cezamız da bu maçla sona eriyordu.

    hafta içi fransa'daydık. o sezon uefa ligi gruplarında 5 takım mücadele ediyordu. her takım kendi aralarında bir maç olmak üzere toplamda 4 maç oynuyordu. bu maçların ilki bordeaux ileydi. geçen sezon şampiyonlar ligi gruplarında son maçımızı yine bordeaux ile oynamış ve 3-1 kaybetmiştik. bir anlamda o maçın rövanşı olarak da görülüyordu. maça da iyi başlamıştık. bol pozisyona giriyorduk ancak bir türlü golü bulamıyorduk. beklenen gol 22'de penaltıdan nonda ile geliyordu. devreyi bu skorla kapatmıştık. ancak ikinci yarı rakibin yıldızları sahneye çıkmış, cavenaghi ve chamakh'ın golleri ile 2-1 geriye düşmüştük. son dakikalarda hakem de penaltımızı es geçince maç bu skorla sona eriyordu.

    tekrar lige dönüyorduk. denizli deplasmanı. bu sezon fırtına gibi esen sivasspor kaybedince liderlik şansı doğmuştu. zor maç oluyordu. galibiyeti 90'da nonda'nın penaltı golü getiriyordu. bu golle nonda, feldkamp'ın üzerinden büyük bir yükü de kaldırmış oluyordu. hasan şaş sağ bek, hakan balta sol açık, ismael bouzid ise ön libero oynamışlardı. olası bir puan kaybında feldkamp'ın yatacak yeri yoktu.

    kasım ayına girildiğinde o zamanki adıyla fortis türkiye kupası maçları da başlıyordu. galatasaray turnuvaya gruplardan başlayacaktı. uefa kupası ile aynı formattaydı. gruptaki rakiplerimiz; bursaspor, sarıyer, gençlerbirliği oftaş ve denizlispor'du. ilk maçımız yine denizli ileydi ancak bu kez adres sami yen'di. tarifeyi değiştirmiyor aynı skorla galip geliyorduk. goller carrusca ve song'tan gelmişti.

    kupa arası sonrası 11. hafta mücadelesi için gaziantep deplasmanındaydık. hasan şaş'tan sağ bek, ismael bouzid'den ön libero çıkarma inadı bu sefer 2 puana mal oluyordu. maç 1-1 biterken tek puanı 90'da servet getirmişti. denizli'de paçayı kurtaran kalli, antep'te basın mensuplarının hedefindeydi.

    ligde bırakılan 2 puanın ardından uefa gruplarında ikinci maçımıza çıkıyorduk. rakip helsingborg idi. bu maçtan iki gün önce beşiktaş liverpool'dan 8 gol yiyerek şampiyonlar ligi'nde en farklı mağlubiyet alan takım oluyordu. bu maçı fazla tiye almış olacağız ki kendi evimizde favori çıktığımız maçta 3-2 kaybediyor ve ikide sıfır yapıyorduk.

    ligde 12. haftaya girilirken galatasaray, taraftarına kavuşuyordu. 5 maçlık seyirci cezası son bulmuştu. rakip bülent korkmaz'lı gençlerbirliği idi. 3-2 kazanırken mehmet topal ve serkan çalık galatasaray formasıyla ilk gollerini atıyordu. büyük umutlarla transfer edilen ve sakatlılar sebebiyle hayal kırıklığından öte gidemeyecek linderoth'un kaçırdığı ilk maç olmuştu aynı zamanda.

    13. hafta trabzon deplasmanında nonda'nın yokluğunda forvette serkan vardı. herkes ümit karan'ı beklerken kalli bir kez daha ters köşe yapıyordu. son dakikalara 0-0 girilirken trabzon defansının adeta bundan bir şey olmaz diyerek boş bıraktığı genç serkan 25 metreden avlıyordu kaleyi. aslen trabzonlu olan serkan, 61 numaralı formasıyla avni aker'de unutulmaz bir gol atmıştı.

    ligde alınan üst üste galibiyetleri avrupa'ya da taşıyorduk. panionios deplasmanında gruplardaki ilk galibiyetimiz 3-0'lık skorla gelmişti. serkan çalık gollerine burada da devam ediyordu.

    üst üste gelen galibiyetler takımı havaya sokuyordu. 14. hafta ligin yeni ekibi istanbul b. belediye'yi konuk ediyorduk. bir sonraki maç kadıköy deplasmanıydı ve bu maça moralli çıkmak istiyorduk. maça bu düşüncelerle çıksak da ilk yarıda adeta buz kesiyorduk. 2-0 geriye düşmemizin yanında lincoln de sakatlanmıştı. ikinci yarı üçlü forvete dönen kalli beraberliği kurtarıyordu. 2-2. beraberlik golü bu sezon bir klasik haline gelen son dakikada gelmişti.

    15. hafta derbi haftasıydı. o gün sabah saatlerinde oynanan galatasaray-fenerbahçe basketbol mücadelesinde galip gelmiştik. aynısını futbolda da yaşamak istiyorduk. kadrolar açıklandığında ise kalli yine yapmıştı cinsliğini. ön liberoda sabri, forvette serkan vardı. ancak kumarı bu sefer tutmamış ve 2-0 kaybederek 14 maçlık namağlup serimiz son bulmuştu. bu skorla rakibimiz aradaki puan farkını 1'e indirmişti. lider sivasspor'un ardından 2. ve 3. sıraları alıyorduk. bu maçın bir önemli noktası ise nonda ve song dışında tüm kadronun yerli futbolculardan oluşmasıydı.

    üst üste zorlu maçlar oynamaya devam ediyorduk. 16. hafta rakip lider sivasspor'du. maçtan bir gün önce yeni stadın temel atma töreni yapılmıştı. alınacak bir galibiyetle liderliğe oturacaktık. hem bu sebeple hem de maça bilet alan herkese parçalı metin oktay forması verileceğinden dolayı stat tıklım tıklımdı. golün gecikmesiyle saha içi de geriliyor, servet ve arda sürtüşme yaşıyordu. olaya müdahale eden kalli, arda'yı oyundan alsa da o da arda'nın tepkisine maruz kalmıştı. 90 dakika susmayan taraftarı mutlu eden gol ise 82'de nonda'dan gelmişti. 1 dakika sonra barış özbek'le 2-0 yapmış ve bu zorlu maçta 3 puanı alan taraf biz olmuştuk. aslan yeniden liderdi. ancak bu galibiyeti hem avrupa'da hem de ligde üst üste
    0-0'lık beraberlik takip edecek ve alınan 1'er puanla her iki ligde de 3. sıraya düşecektik. bu iki maçta da feldkamp sağlık sorunları nedeniyle takımı yalnız bırakmıştı. gençlerbirliği oftaş ile ligin ilk devresini, austria wien maçıyla ise uefa grup aşamasını tamamlıyorduk. wien karşısında alınan 1 puan, bordeaux'nun panionios'u son dakikalarda gelen golle devirmesiyle iş görmüş ve kendimizi son 32 turunda bulmuştuk. devre arası transfer sezonuna girilirken oluşan puan tablosunda ilk dört şu şekildeydi:

    1- sivasspor 37
    2- fenerbahçe 37
    3- galatasaray 37
    4- beşiktaş 34

    devre arasında takıma 2 yeni isim katılmıştı. ankaragücü'nden emre güngör ve roma'dan kiralanan ahmed barusso. bu iki oyuncunun dışında ankaraspor'a kiralanan necati oradan alınıp istanbul büyükşehir belediye'ye kiralanmıştı. yine aydın yılmaz da manisaspor'dan alınıp necati'nin yanına yoldaş edilmişti. özgürcan özcan ise gaziantepspor'a kiralanmıştı.

    devre arasında kupada grup maçlarında bursaspor ile 2-2 berabere kalırken sarıyer'i 3-0'la geçmiştik. feldkamp'ın yine bir gençlerbirliği oftaş deplasmanında takımı yalnız bıraktığı maçta 3-0 kaybetmiş ve grubu 7 puanla 2. sırada tamamlamıştık. çeyrek finalde rakibimiz fenerbahçe olacaktı.

    bu arada ligin ikinci devresi de başlamıştı. ilk devrede olduğu gibi ikinci devreye de fırtına gibi başlıyorduk. çaykur rize'yi deplasmanda 5-2 ile geçerken sonraki hafta bursa'ya tek gol yeter diyorduk.(1-0)

    20. hafta ise liderliğe yeniden oturduğumuz hafta olacaktı. halihazırda devam eden afrika kupası'na bir de sakatlar eklenince tam kadro yerli çıktığımız ankaragücü deplasmanından 4 golle galip ayrılıyorduk. yeni transfer emre güngör galatasaray formasıyla ilk maçını eski takımına karşı oynamıştı.

    rüzgarı arkasına alan galatasaray'ın sıradaki rakibi kupa'da ezeli rakip fenerbahçe'ydi. ancak eksikler can sıkıyordu. lincoln ve linderoth sakattı. yeni transfer ahmed barusso ile nonda ve song ise afrika kupası'ndaydı. maçtan önce fenerbahçe ağır favori gösterilmişti. bu maça da full yerli kadro ile çıkan galatasaray'da yabancı tek isim maça 90+2'de girecek olan ismael bouzid'di. rakibimizde ise kimler yoktu ki. lugano, roberto carlos, aurelio, alex, edu, deivid, mateja kezman... hatta brezilya teknik direktörü dunga bile tribünde yerini almıştı. ancak sahada beklentilerin tam tersi bir futbol vardı. harika bir futbolla rakibini sahadan silen aslan, volkan'ın devleştiği maçta 0-0'a üzülen taraf oluyordu. yerli saviola serkan çalık bu maçla adeta kariyer zirvesine çıkmıştı.

    liderliğin yanına kadıköy'deki müthiş futbol da eklenince camia bambaşka bir havaya bürünmüştü. rakip selçuk inan'lı, burak yılmaz'lı manisaspor'du. ufuk ceylan ile birlikte sonrasında bu takımdan 3 futbolcu galatasaray forması giyecekti. mücadele ise adeta halı saha maçına dönmüştü.(6-3)

    4 gün sonra rakip bayer leverkusen'di. maç öncesi açılan baba kareografisi hafızalarda yerini almıştır. maçta ise adeta dünyaları kaçırıyorduk. 80'den sonra oyuna lincoln'ün maç sonunda hedefinde feldkamp vardı. ona göre kendisi 80'den sonra oyuna girecek bir oyuncu değildi.

    ligde rakip konya'ydı. yoğun kar sebebiyle maç bir gün sonrasına ertelenmişti. ancak karın önünü almak mümkün değildi. adeta buz pistine dönen zeminde 3 puan uğur'suz gelmişti. (0-1) genç oyuncu uğur uçar'ın diz kapağı kırılmış ve sezonu kapatmıştır. ilerleyen zamanalarda futbol hayatının bitme tehlikesiyle karşı karşıya kalan uğur, futbola geri dönse de o eski formuna bir daha ulaşamayacaktı. tff'nin bu maçı oynatma inadı türk futbolunu bir sağ bekten etmiştir. bu maç o kadar aceleye getirilmişti ki galatasaray, almanya deplasmanına çıkamadan hükmen mağlup sayılma tehlikesi bile yaşamıştır. tabi 2 gün sonra oynanan maçtan sonra keşke o tehlike gerçekleşseydi diyecektik. bir sezon sonra galatasaray'ın başına geçecek olan michael skibbe'li leverkusen'den 5 yiyerek kupaya veda ediyorduk. bu eşleşmeden sonra teofanis gekas türkiye'den çok memnun kalmış olacak ki ileride anadolu kulüplerinde golleriyle ön plana çıkacaktı. (samsunspor, eskişehirspor, sivasspor, akhisar bld., konyaspor.) leverkusen yoluna çeyrek finale kadar devam edecek ve bu turda kupayı müzesine götürecek olan fatih tekke'li zenit'e elenecekti. bu sezon galatasaray ile birlikte ülkemizi kupada temsil eden bir diğer takım ise kayseri erciyesspor olmuştur. geçen sezon türkiye kupası'nda final oynadığı için buna hak kazanan erciyes, 2. ligden bu turnuvada mücadele etmişti. ilk turda maccabi tel aviv'i geçse de ikinci turda atletico madrid'e elenerek gruplara kalamadan veda etmiştir.

    avrupa'dan ağır yaralı dönen aslana bir darbe de ligde kasımpaşa'dan geliyordu. fenerbahçe'nin mağlup olduğu haftada 0-1 kaybederek puan farkını 4'e çıkarma şansını tepiyorduk. aynı zamanda 5 maçlık galibiyet serisi de son buluyordu.

    avrupa'da ve ligde üst üste gelen mağlubiyetlerden sonra rakip bu sefer kupada 0-0'ın rövanşında fenerbahçe'ydi. maç öncesinde galatasaray taraftarı fenerbahçe'nin uzun yıllar devam eden kupa hasretine fred çakmaktaş'lı tatlı bir gönderme yapıyordu. maçın hemen başında golü buluyor ve 1-0 öne geçiyorduk. 18'de deivid'in kaptırdığı topta lugano mehmet topal'a çelmeyi takınca sarıyı görüyordu. 8 dakika sonra cüneyt çakır'a gözlük işareti de yapınca ikinci sarıdan kırmızı görmüş ve fenerbahçe 10 kişi kalmıştı. devre biterken kontra atağa çıkan lincoln'e çelme takan gökhan gönül sarı kart görüyordu. yine gökhan gönül 67'de dani alves modunu açıp attığı harika golle maça eşitliği getiriyordu. tur için geçer skoru alan fenerbahçe bu dakikadan sonra oyunu rölantiye alıp zaman geçirmeye çalışıyordu. zaman geçirmenin dozunu kaçıran gökhan gönül taç atışını kullanmamakta ısrar edince ikinci sarıdan o da kızarıyordu. 74'te rakip 9 kişi kalmıştı. 9 kişi kalan fener'e elenecek miyiz kaygısı baş gösterirken 90+1'de sahneye ümit karan çıkıyordu. sami yen bayram yerine dönerken saha içi karışıyordu. volkan demirel lincoln'ü saha içinde kovalamış ve kasıklarına tekme atmıştı. bu hareketiyle bir kırmızı kart da volkan'a çıkmış ve fenerbahçe 8 kişi kalırken kaleye yasin çakmak geçmişti. yaşanan olaylardan lincoln de nasibini almış ve ikinci sarıdan ihraç edilmişti. bir derbi yine olaylarla sona ererken yarı finalin yolunu tutuyorduk. fenerbahçe'nin ise 25 yıllık kupa hasreti 26'ya çıkıyordu. maçın tamamı.

    5 gün sonra bir başka derbi mücadelesi vardı. bu sefer adres inönü'ydü. mert nobre'nin golüyle 1-0 teslimdik bu deplasmanda. bu sezon için son kez sahadan puansız ayrılıyorduk. bu mağlubiyetle liderlik koltuğunu beşiktaş'a bırakıyorduk. siyah beyazlı ekip uzun zaman sonra ilk kez liderlik sevinci yaşıyordu. 24. hafta itibari ile zirve yarışı nefes kesiyordu. ilk dört:

    1- beşiktaş 52
    2- galatasaray 51
    3- fenerbahçe 51
    4- sivasspor 51

    kaybın telafisinin zor olduğu haftalara giriyorduk. 25. hafta kayserispor'u 2-0'la geçiyorduk. bu maçtan bir gün önce başkanlık seçiminde adnan polat ipi göğüslüyor ve özhan canaydın'dan görevi devralıyordu.

    ligde ve kupada üst üste ankara deplasmanındaydı cimbom. öncesinde ligde ankaraspor'u 1-0 ile geçerken kupada gençlerbirliği'ne 1-0 kaybediyorduk. bu sezon ankara deplasmanlarında bir klasik haline dönüşen feldkamp'sız maçlara yenilere ekleniyordu. yine bir ankara deplasmanında kurt hocanın rahatsızlığı nüksetmişti.

    27. hafta kritik denizli virajını 89'da servet çetin'le geçiyorduk. (2-1) birinci golümüz bu sezon ilk ve tek golünü atan okan buruk'tan gelmişti. bu gol aynı zamanda okan'ın galatasaray formasıyla son golü olacaktı. bu skorla birlikte beşiktaş'ın puan kaybettiği haftada fenerbahçe ile zirveyi 60'şar puanla paylaşıyorduk. 3. ve 4. sıradaki sivas ve beşiktaş'ın 58'er puanı bulunuyordu.

    28. hafta rakip gaziantepspor'du. bu sezon oynayacağımız 6. seyircisiz maçtır. ankara maçındaki taraftar olayları bahane edilerek seyircisiz oynama kararı alınmıştı. maç öncesi ise birtakım huzursuzluklar vardı. nonda daha önceki maçtan sonra bazı takım arkadaşlarını eleştirmişti. basına verilen bu demeçler sonunda kalli tarafından sert uyarı almıştı. zaten bu yönde bir vukuatı bulunan nonda, milli takım kampından da izinsiz olarak geç dönünce kadro dışı bırakılmıştı. ismael bouzid ve barusso da aynı sebepten gaziantepspor kadrosundan çıkarılmıştı. alınan bu karar sonrasında servet çetin maça ön libero başlamış sonrasında orta saha ve en son da forvette maçı tamamlamıştı. 0-0 berabere kaldığımız maç sonunda zirve yarışında ağır yara alıyorduk. beşiktaş deplasmanında (1-2)kazanan fenerbahçe liderliğe yükseliyordu. öfkelenenler sadece taraftarlar değildi. kalli tarafından sürekli kadro dışı kalan ve mevkisinin dışında oynatılmaktan bıkan futbolcular bu durumu yeni başkan adnan polat'a iletiyordu. adnan polat, feldkamp ile acil bir toplantı yaparak durumu kendisine iletmiş ancak feldkamp, bu tutumundan taviz veremeyeceğini açıklayarak istifa resti çekmişti. geri adım atmayan polat, istifasını kabul etmiş ve bitime 6 hafta kala alman teknik adamla yollar ayrılmıştı. kalan 6 maçta takımın başında cevat güler gözükse de o dönem kadrolar antrenör, yönetim ve futbolcular ile birlikte kurulacaktı.

    adeta koalisyonla yönetilen takımın ilk maçı gençlerbirliği'dir. ne tesadüftür ki sezon başından bu yana ankara deplasmanları öncesi rahatsızlanan feldkamp bu maç öncesi sağlığı yerinde olsa da bu kez takımdan gönderilmiştir. ankara ayazı bir türlü nasip olmamıştır kendisine. çamur deryasında oynanan karşılaşmada lincoln'ün 89'da attığı golle galip geliyorduk. beşiktaş'ın da sivas'ı yenmesiyle haftayı kayıpsız atlatan fenerbahçe ile zirvede yavaş yavaş yalnız kalıyorduk.

    puan durumu:

    1-fenerbahçe 66
    2-galatasaray 64
    3-beşiktaş 61
    4- sivasspor 61

    30. hafta trabzonspor karşısına yine tam yerli kadro çıkıyorduk. arda turan'ın golü ile 1-0 kazanarak hata yapmadan yolumuza devam ediyorduk. tribünlerde ise yeni bir beste yükseliyordu. ''yönetim futbolcu taraftar''. fenerbahçe de ankara deplasmanında berabere kalınca puanlar eşitlenmişti. beşiktaş aldığı mağlubiyet ile havlu atarken sivasspor direnmeye devam ediyordu. (1-fb 67 2-gs 67 3-svs 64)

    bu maçtan 3 gün sonra kupada gençlerbirliği ile rövanş mücadelesine çıkıyorduk. 76'da 1-0 geriye düşerken 90'da ümit'le beraberliği yakalamıştık. 90+3'te lincoln ile bir penaltıdan yararlanamamıştık. gol olsaydı bile ilk maçtaki 1-0 yenilgiden dolayı yine de tur atlayamıyorduk. kupaya yarı finalde veda ediyorduk. gençlerbirliği ise finalde kayserispor ile karşılaşacak ve penaltılar sonunda rakibine boyun eğecekti.

    31. hafta büyük kulüplerin belalısı haline gelen abdullah avcı'lı istanbul b. bld deplasmanındaydık. ibb bu sezon 3 büyük kulübe karşı kaybetmemişti. bu maçı da yenilmeden tamamladığı takdirde bunu başarabilen ilk takım olacaktı. ancak bu deplasmandan zorlanmadan çıkıyor ve derbi öncesi hata yapmıyorduk. fenerbahçe ve sivas da haftayı kayıpsız geçiyor ve zirve mücadelesi gitgide kızışıyordu.

    32. hafta derbi haftasıydı. şampiyonluk düğümünün çözüleceği maçtı aynı zamanda. yine türk işi bir kadro vardı sahada. tek yabancı nonda idi. rakibimizin kadrosu çok daha şatafatlıydı. ayrıca bu sezon şampiyonlar ligi'nde çeyrek final görmüşlerdi. moralliydiler. ancak maçlar geçmişle değil o anla kazanılıyordu. bu sezon her ne kadar vasat bir kadroya sahip olsak da futbolculardaki inanmışlık ve asla pes etmemeleriyle zafere yürüdük diyebiliriz. bu maçta volkan-edu hatasında nonda ile bulduğumuz gol maçtaki mücadeleyi yansıtmasa da sonuç itibariyle kazanan bizdik ve tarih kazananları yazıyordu. o mücadele inanmışların zaferiydi. 1-0 kazanıyor ve şampiyonluk yolunda en büyük engeli aşıyorduk. finalleri oynamasını en iyi bilen türk takımına kalan maçlarda güvenimiz tamdı. galatasaray taraftarı bu maç sonrasında şampiyonluğunu ilan etmişti bile. diğer tarafta ise büyük bir hüsran vardı. samandıra tesislerine girişte fenerbahçe kafilesini öfkeli bir grup bekliyordu. takım otobüsüne saldırmışlar öfkelerini futbolculardan çıkarmışlardı. maçta büyük tepki çeken kezman'a yöneltilen are you player sorusu ise o günlerden akıllarda kalan bir ayrıntı olmuştur.

    33. hafta rakip zirve yarışını ilk haftadan itibaren bırakmayan sivasspor ileydi. her ne kadar geçen hafta büyük bir engeli geçsek de ikili averajda fenerbahçe halen öndeydi. olası bir mağlubiyet hevesimizi kursağımızda bırakabilirdi. beklenildiği gibi zor bir karşılaşma olmuştu. (3-5) kazanırken arda turan yaptığı hat-trick ile ayhan akman da oynadığı futbolla göz doldurmuştu. sivasspor da matematiksel olarak şampiyonluk şansını kaybetmişti.

    ligin kapanış mücadelesinde rakibimiz gençlerbirliği oftaş'tı. fenerbahçe trabzonspor deplasmanındaydı. 1 puan dahi yeterli olacaktı. ali sami yen'deki maçla avni aker'deki maç adeta senkronize devam etmişti. dakika 30'da trabzon 1-0 öne geçince şampiyonluk besteleri daha gür söylenmeye başlamıştı. 5 dakika sonra bu kez galatasaray golü buluyordu. 44'te ise iki gol sevinci aynı anda yaşanıyordu. avni aker'de umut bulut, sami yen'de ise hakan balta'nın golleri aynı dakikada geliyor ve ikinci yarı adeta bayram havasında oynanıyordu. maç sonu ise sahada sevgi yumağı vardı. hakan balta'nın attığı gol ise galatasaray formasıyla yaptığı en güzel işti. hakan, topu formasının altına koyup hamile olan eşine golü armağan etmişti. kameralar o esnada eşi derya hanımı göstermişti. o çocuk ise şimdi büyüdü ve galatasaray altyapısında top koşturmakta. (bkz: çağrı hakan balta)

    sezon sonu oluşan puan durumu:

    1- galatasaray 79
    2- fenerbahçe 73
    3- beşiktaş 73
    4- sivasspor 73
    5-kayserispor 55
    6- trabzonspor 49
    7- denizlispor 45
    8-ankaragücü 43
    9-gaziantepspor 43
    10-ankaraspor 41
    11- g.birliği oftaş 40
    12- büyükşehir bld 38
    13-bursaspor 38
    14- konyaspor 36
    15- g.birliği 35
    16-vestel manisaspor 29
    17- çaykur rizespor 29
    18- kasımpaşa 29

    2007-2008 sezonu kalbi olan galatasaraylılar için zor bir sezon olmuştur. 17. şampiyonluğumuz çok zor şartlarda elde edilmiştir. rakiplerimizin üst düzey kadrolarına nazaran çok vasat bir kadroyla mücadele etmiştik. bunun üstüne ekonomik anlamda büyük sıkıntılar baş göstermişti. oyuncuların maaşlarının ödenemediği, yerli futbolcuların maaşlarından feragat ettikleri bir sezon olmuştur. son 6 hafta kala teknik direktör ile yollar ayrılmış ancak adnan polat'ın bu kumarı tutmuş ve cevat güler'le şampiyonluk gelmiştir.

    bir anlamda da ayarsız bir galatasaray izlemiştir taraftarlar. 18 maçında 1'den fazla gol atamayan galatasaray, attığı zaman da tam atmıştır. 2'şer maçta 6, 5 ve 4'er gol atmıştır. genel anlamda da süper lig kısır bir sezonu geride bırakmıştır. 24. hafta oynanan 9 maçta atılan 9 gol süper lig tarihinin en kısır haftalarından biri olmuştur. şampiyon olmasına rağmen bu skor eksikliğine en fazla katkı sağlayan takımlardan biri de galatasaray olmuştur. ancak defansif anlamda da iyi bir sezonu geride bırakan takım kalesinde sadece 23 gol görmüştür. bu başarı orkun uşak ve aykut erçetin'e rağmen elde edilmiştir. galatsaray'ın ne taffarel ne mondragon ne de muslera zamanında bu kadar az gol yediği başka bir sezon yoktur. bu üçlüden biri o sezon kalede olsaydı nasıl bir tablo çıkardı karşımıza acaba? ayrıca galatasaray,20 maçta kalesini gole kapayarak 3 puanlı sistemde süper lig'de clean sheet rekorunda fenerbahçe'ye ortak olmuştur.

    yukarıda da söylediğim gibi kalbi olan galatsaraylılar için zor bir sezon olmuştur. attığımız 64 golün 11'i 85. dakikadan sonra gelmiştir. galatasaray bu gollerle 14 puan elde etmiştir. maçlar 85 dakika olsaydı muhtemelen ligi 4. sırada filan tamamlardık. atılan son dakika golleri.

    şampiyonluk kutlamalarına aslan getirilmesi, adnan polat'ın 2006 şampiyonluğuna atıfta bulunup 20:45'i işaret etmesi, bu sezona has çıldırın marşı... sezon, içerisinde birçok hikayeler barındırıyor. elimden geldiğince aktarmaya çalıştım. michael skibbe'li bir sonraki sezon pek yakında diyelim. :)
4 entry daha