şükela:  tümü | bugün
8277 entry daha
  • baştan belirtmek isterim bütün düşüncelerim, yazdıklarım avrupa başarıları ihtimali üzerine. iki sezon önce sergen yalçın'ın, slaven biliç + şenol güneş dönemleriyle birlikte (fikret orman'ın kontrolü ele almasıyla sendelese de) yüzünü daha bir batıya dönmüş olan beşiktaş'a uymayan bir profil olduğunu düşünmemin (bkz: #87162813) sebebi de buydu.

    ama şimdi işler değişti. sergen yalçın; türk futbolunun, özellikle kulüplerin ekonomik sıkıntılarının çoğaldığı, kaynakların azaldığı yerde artan kavgalar (bkz: #111734652) ve üstüne bir de yabancı sınırının daraltılacağına dair kararın çıktığı geçen sezondan beri içine girdiği yeni "yerelleşme" iklimine (bkz: #121190708) cuk oturan profili sayesinde başarılı oldu.

    ama saha içine dönersek bu başarının belli başlı doğruların da katkısıyla geldiğini görüyoruz:

    beşiktaş belki aşırı hızlı top çevirmiyor, aşırı hızlı hücuma çıkmıyor, topsuz oyunda boğucu bir pres yapmıyor, veya aşırı hızlı geri dönmüyor... ee peki beşiktaş ne yapıyor da ligde öne geçti?

    çok sağlam fizik güçleri var. beşiktaş bence bu sezon ligin en diri takımı; yani çok kötü oynanan maçlarda bile özellikle göze çarpıyordu bu olay (elbette nispeten yorgun oldukları maçlar da var, dar bir kadroyla oynadıkları için). bu gücün en önemli sac ayağı josef - aboubakar merkez hattı. neredeyse birbirlerinin alanına girecek kadar çalışkan oynuyorlar; josef hem stoper bölgesinden oyun kurarken attığı pası takip edip hücuma katılıyor, hem de kaptırılan toplara orta sahadaki ilk baskıyı yapan kişi oluyor; aboubakar ise hem rakip hücum ederken kendi yarı sahasına kadar gelip ortada kalan topları alıp koruyarak takımın kontraya fırlamasını sağlıyor, hem de hücumda rakip savunmalarla boğuşup arkadaşlarına alan açıyor... yani bu ikili sayesinde takımın iki yöndeki geçişlerde de yaşanan ağırlık handikapı en aza iniyor.

    4 sene önce zinedine zidane'ın real madrid'e oynattığı oyunun genel hatları hakkındaki gözlemlerim (bkz: #70068528) neredeyse tıpa tıp sergen yalçın'ın 20-21 sezonu beşiktaş'ı. o entry'deki benzema'yı aboubakar, casemiro'yu josef, zidane'ı yalçın yapın. gerisi neredeyse aynı.

    hatta bu real benzetmesini genişletsek daha uzar; bir kanatta fırsatçı golcü (larin-ronaldo), diğerinde yaratıcı oyuncu (ghezzal-isco), bir bekte üretken fırlama (rosier-marcelo), diğeri düz standart bek (n'sakala-carvajal)... kısacası, kaba taslak türkiye ligi standartlarına indirilmiş bir 17-18 real'i.

    josef-aboubakar ikilisinin güç seviyesine zamanla larin, welinton, vida da katıldı ve bu denli yüksek fizik katkının oluşturduğu ortamın içinde atiba, ghezzal gibi isimler parladı, n'koudou ve ljajic kendini toparladı, n'sakala ile rıdvan sırıtmadı (zaten biri güç-sürat, biri de hız olmak üzere fizik olarak öne çıkan iki isim), dorukhan ve necip de zaten mücadeleyle öne çıkan oyuncular olarak kadroya iyi birer harç oldular.

    zaten kadroda; fizik olarak öne çıkarabilecek özellik(ler)den nasibini almamış tek bir oyuncu yok (oğuzhan hariç), bütün futbolcuların en azından bir tane fizik özelliği çok önde; ya çok güçlü (aboubakar, josef, welinton), ya çok hızlı (rosier, n'koudou, mensah, rıdvan), ya ikisi birden (n'sakala), ya da hantal olsa dahi geniş alanda hızını bulan (larin, vida)...

    sergen yalçın da bence kadrodaki bu durumun farkında olarak, transferlerin oturduğu ekim ayından itibaren uzun vadeli planı tamamen fizik temelli bir takım olmak üzerine kurdu ve fizik özellikleri baskın olan kadroyu, sezon genelinde uzun süre diri tutacak bir programa soktu.

    bu çok önemli; nitekim geçen sezon sonunda kadroyu yenileyeceği belli olan fenerbahçe, fizik üstüne atması gereken temeli (bkz: #103650128) atmamış, bu fırsatı tepmişti. 33'lük gustavo'nun yanına 35'lik sosa alındı, 35'lik gökhan ve 33'lük caner bek oynadı. galatasaray da hakeza; 34+ arda, falcao, babel, ruhu 34+ haline gelen feghouli gibi elemanlarla fizik olarak geride kalmış, ocak transfer dönemiyle birlikte daha fiziksel bir oyuna (bkz: #119081386) geçmek istese de yetersiz kalınmıştı.

    birinci öncelik fizik güç olunca; elbette abicilik-kankacılık oynanamıyor. sergen yalçın'ın ikinci önemli artısı da bu; efora dayalı oyuna önem vererek bu tip şeylerin oluşmasını zaten baştan önlemiş olması. kendi futbolculuk dönemindeki kafa yapısının tam tersi olan bu yaklaşım, diğer rakiplerine karşı öne geçmekte çok önemli bir rol oynadı bence.

    beşiktaş arayı açtığı bu fizik güç sayesinde, hava topları, rakibin savunma arkasına veya boş alanlara çarpraz attığı uzun toplar, ortada kalan toplar vb mücadele gerektiren anlarda hep güçlü reaksiyon gösteriyor. yani cesurca çarpışıyorlar. rakibi bu şekilde yıpratıp gücünü kırdıktan sonra, rakibin savunma konsantrasyonu ve enerjisi dağılmış oluyor. bu sayede, futbolun en önemli kuralı olan boşluk bulma/yaratma/sızma olaylarını lig standartlarının üstünde yapıyorlar. yani çabuk oynuyorlar. rakiplerin canhıraş şekilde kapattığı yerlerden çabuk çıkıyorlar, boşluklara çabuk sızıyorlar, ve o boşluğa topu hemen gönderiyorlar. rakipler bu çabukluk karşısında hamle yapmak için gecikmiş oluyor.

    ama dediğim gibi; buraya kadarı tamamen lig standartlarına göre. avrupa için bu fizik güç (ve bu gücün beraberinde getirdikleri) yeterli olmayacaktır.

    sergen yalçın'dan üst düzey taktik hamleler, rakip analizleri de görmedik. aksine, hem birçok maça yanlış stratejiyle başlandı (mesela 1. gaziantep fk maçı, 1. alanyaspor maçı, 2. sivasspor maçı), hem de öne geçilen birçok maç yanlış taktik hamleler sonrası yürekleri ağza getirdi (mesela 1. başakşehir maçı, 2. gaziantep fk maçı, 2. rizespor maçı). birçoğunu şurada derlemiştim (bkz: #120012743).

    en başta bahsettiğim; türk futbolunun bugünü ve yakın geleceğine hakim olacak iklimin gerektirdiği ne varsa yapacağını zaten geçen sezon belli etmişti (bkz: #105376796), nitekim bu sezon özellikle potaya girebildiğini gördüğü haftalardan itibaren (esas önemli kısım bu; çünkü tamamen stratejik) bu hamleleri fazlasıyla devreye soktu; yerli-yersiz itirazlar, rakiple polemikler, hayali düşmanlar... kısacası türk futbolunun bu çukuruna girmeye ben de hazırım dedi ve girdi.

    ancak sergen yalçın öyle pek de atara atar gidere gider değil; gücünün yettiğine efelenen, yetmediğine eyvallah çeken, veya sınırını bilen, tam bir ortam adamı. ama bunu öyle güzel zamanlarda uygulayıp süslüyor ve medya/sosyal medyada öylesine destekleniyor ki, oluyor size dobra, samimi... mesela ömer erdoğan'a yaptığı o gereksiz terbiyesizliği, veya yorumculuk zamanında aykut kocaman'a söylediği sözleri fatih terim'e asla yapamaz/söyleyemez. hele ki, mesela fatih terim öyle ömer erdoğan gibi hiçbir şey dememiş olmasın, gerçekten "beşiktaş'ı şöyle yapacağız böyle yapacağız" demiş olsun, sergen yalçın o tavırların hiçbirini haklı olsa bile sergileyemez. zaten yapabiliyor olsaydı bile, bu tavırlar avrupada onu en fazla steven gerrard karşısındaki fatih terim'e çevirir.

    o yüzden umarım sergen yalçın bu karakteristik özellikleri bir kenara bırakıp daha çok futbola odaklanır, avrupayı takip eder, modern futbola daha çok kafa yorar ve seneye beşiktaş'ı avrupada izlemek için sabırsızlanacağımız bir sezon olur. ama dediğim gibi; bunun için sergen yalçın'ın şu anki teknik direktörlük tarzının üstüne çok şeyler katması gerekiyor, inşallah katar.
5627 entry daha
hesabın var mı? giriş yap