şükela:  tümü | bugün
290 entry daha
  • metal müziğin asabi karakteri dave mustaine'in, özellikle belli bir dönem kafayı radyoda ve televizyonda çalmaya taktığını biliyoruz. bunun elbette bir nedeni daha iyi para kazanmak. diğeri ise mustaine'in megadeth'i kurarak metal müzik tarihine başarı ile geçmesine rağmen yıllar önce kovulduğu metallica'nın metal dünyasını da aşan büyüklüğüne imrenmesi. some kind of monster belgeselinde de mustaine'in dediği gibi hep "iki numara" olarak anılmak ve radyoda her gün seni gruptan kovan adamların şarkılarını dinliyor olmak tatsız bir durum. eski grup arkadaşı lars ulrich'in "mustaine biraz abartıyor, alt tarafı bizimle bir sene çalıp, albüm bile kaydetmeden ayrılan biri" diyerek yorumladığı bu durum, megadeth'in uzun yıllar boyunca devam etme motivasyonu oldu.

    1990'da çıkan rust in peace ile bir thrash metal klasiğine imza atan megadeth, iki yıl sonra çıkan countdown to extinction ile çok iyi bir satış rakamı da sağlayarak, metallica'da olduğu gibi standart metal dinleyicisinin ötesine uzandı. 1994 tarihli youthanasia da belli bir başarı elde etti. grup albüm albüm başarılı olsa da metalin radyolarda yerini kaybettiği doksanlarda tek tek şarkıların ve single'ların radyoda ve mtv'de dönmesi albüm satışları kadar önemli olmuştu. megadeth'in de o döneme dek şarkı bazında büyük bir başarısı olmamıştı. böylece kollar sıvandı ve grubun yeni menajeri 70'ler ve 80'lerin iyi satan grubu foreigner'ın da menajeri olan bud prager oldu. onun tavsiyeleri ile hazırlanan cryptic writings, çıkardığı trust single'ı ile megadeth'in istediğine yakın bir başarı kazandı. bu başarıda ilgimi çeken bir nokta grubun bu şarkıyı nakaratı ispanyolca olarak da kaydetmesiydi. bu bir yandan grubu çok seven latin amerikalı hayranlar için bir jestti tabii ki. ama diğer yandan da latin pop rüzgarının esmeye başladığı amerika'da popçular latin amerika kökenli abd'lilere hitap etmek ve sevimli görünmek için bu tarz numaralar yapmaktaydı. megadeth de bu trendi kendi lehine kullanmak istemiş olsa gerek.

    trust'ın getirdiği başarı ile mustaine, yeni albüme hazırlanırken ticari başarıya daha da aç gözüküyordu. o nedenle prager ile kafa kafaya verip yeni albüm için nasıl bir strateji geliştirmeleri gerektiğini düşünüyordu. gitarist marty friedman da bu değişime destek veriyordu ancak o olaya mustaine gibi finansal anlamda değil müzikal anlamda bakıyordu. çok yetenekli bir metal gitaristi olan friedman artık yıllar içinde standart metal düzenlemelerden çıkıp gitarını daha farklı şekillerde ve tarzlarda kullanmak istiyordu. özellikle garbage gibi dönemin alternatif rock grupları kendisine solo atmadan da gitarı farklı bir anlayışla kullanabileceğini gösterip ilham veriyordu. ama grup içinde her şey yolunda girmiyordu. davulcu nick menza, diğer grup arkadaşlarının anlattıklarına göre artık konser temposunu kaldıramıyordu. zaten bir süre de bacağında tümör çıktığını söyleyerek gruptan uzaklaştı. ancak mustaine, bunun bir bahane olduğunu iddia etti. hatta grup içinde herkesin herkesle kavgalı olduğunu ve de bir huzursuzluk olduğunu da belirtti. ancak menza'nın o dönemlerde friedman'ın solo albümlerinde çalması akla sadece mustaine'in diğer grup üyeleri ile kavgalı olduğunu düşündürtüyor. yine de sonuç olarak menza, mustaine tarafından gruptan kovuldu ve "rust in peace" ile başlayan ve bugün klasik megadeth olarak bilinen kadro bir daha toplanmamasına dağıldı. menza'nın yerine alice cooper için davul çalan ve daha önce mustaine'in md.45 projesinde davul çalmış jimmy degrasso geldi.

    yeni albümde mustaine'in isteği belliydi: radyo ve televizyonda çalınacak şarkılar yapmak. bunun için grubun tarzı yontuldu. dönemin popüler tarzı industrial metal'den, post-grunge'a, alternatif rock'tan 1970'lerin klasik rock'ına uzanan bir yelpazede şarkılar hazırlandı. albümde başta klavye olmak üzere farklı enstrümanlar eklendi. bir önceki albümde olduğu gibi, daha politik ve eleştirel sözler yerine daha az suya sabuna dokunan konulara değinildi. herhalde albümün en başkaldıran tarafı kapak tasarımıydı. kapakta bir fare kapanı görüyoruz. albüm kitapçığında da bir fotoroman misali küçük farenin kapana yakalanmadan kapandaki peyniri alabilmesini ve de onu avlamak isteyen büyük kedinin çaresizliğini görüyoruz. bunu politik bir bağlama oturtmak mümkün. öte yandan da megadeth'in "risk" ile kapana sıkışmaktan kurtulduğunu anlatmak istediğini düşünmek mümkün. öte yandan piyasaya boyun eğme kararının kapana sıkışmaktan farkı nedir, o da tartışılabilir.

    mustaine, "daha pop bir hale gelmek marty'nin fikriydi. zaten nick menza ayrılmıştı. ben de marty'yi grupta tutmak istedim, onun için ne istediyse verdim" gibi bir açıklama yapmıştı. gerçekten de çoğu şarkının mustaine ve friedman ikilisi tarafından bestelendiğini görüyoruz. bu da albümün sound'undaki değişikliği nispeten açıklıyor. sözlerde ise mustaine, büyük ölçüde menajeri prager'dan yardım aldı. ondan aldığı fikirlerle de daha akılda kalıcı, söylemesi kolay sözlere imza attı. albümün prodüktörlüğünü de bir önceki albümde olduğu gibi aslen bir country müzisyeni olan dann duff, mustaine ile yaptı. grup, bu albümle genç kitleyi avuçlarının içine alacağından o kadar eminlerdi ki grup "risk adlı ilk albümlerini çıkaran yeni bir rock grubu" sanılmamak için eski şarkılarından bir seçmeyi "no risk" başlığı altında ikinci bir cd'de albümün dinleyicilerine sunmuştu. "crush 'em" şarkısı özelinde de promosyon çalışmaları oldu ama ona daha sonra değineceğim. e tüm bu olanlar grup için bir "risk" olduğu için grubun albümlerine bu ismi vermeleri şaşırtıcı olmadı. peki bu albümde aldıkları riskler neydi?

    albümü özünde gitar notası olan ses efektleri ile açıp bunu bir elektro keman solosuna bağlamak herhalde daha ilk saniyelerden grubun ne kadar farklı bir şey dendiğini gösteriyor. bu baştaki ses efektlerinin de marty friedman'in grup için son kaydettiği performans olduğunu da ekleyelim. albümü açan insomnia öyle bir şarkı ki klasik megadeth sound'u üstüne neler neler konmuş; nine inch nails'ten kopup gelen bir endüstriyel hava var, elektro kemanın verdiği farklı bir ton var, sitar tadında gitar dokunuşlarının getirdiği mistik bir hava var, elektro gitar solosu ve de zaman zaman duyduğumuz ritmlerde ortadoğu etkisi var. ortaya da müzikal anlamda kafa karıştırıcı, hatta biraz fazla gürültülü bir sonuç çıkmış. şarkıyı aynı yıl çıkması nedeniyle günü yakalamaya çalışan başka bir rock grubu guns n' roses'ın endüstriyel oh my god'ına benzetiyorum. konu olarak uykuya bir türlü dalamayan kahramanımız anlatılıyor. hani insanın kafasında bazen binlerce alakasız şey dolaşır da uykuya dalamazsın ya belki de o hissi vermek için bu kadar karışık bir düzenleme seçtiler. aradaki konuşma sesleri ve de korku filmi tadında mısralar albümün diğer şarkılarında da zaman zaman karşımıza çıkacak. "insomnia-nia-nia-nia" ya da "i-i-i-i can't sleep" tekrarları biraz komik duruyor. ama genel olarak bakıldığında çok kötü bir eser değil. hele endüstriyel müzik seviyorsanız daha da zevk alırsınız. eğer sevmiyorsanız ise albümün 2004'te çıkan remastered versiyonunda ekstra enstrümanları neredeyse silip, daha sade bir hale getirmişler. ben de bu yeni versiyonu daha çok sevsem de burada da güzelim introyu kesip, çok ani bir giriş ile şarkı başlayınca rahatsız oluyorum. şarkı promo single olarak radyolara gönderilse bile konserlerde pek çalınmamış. herhalde stüdyo dokunuşu bu kadar çok olan bir şarkıyı sahnede çalabilmek kolay değil. dönemin gençliğinin radarına girebilecek kadar akılda kalıcı ve heyecanlı bir şarkı değildi belki ama öyle kötü bir şarkı da değil. ilginç bir deneme olarak megadeth tarihine geçen bir şarkı oldu.

    prince of darkness, daha adıyla albümün daha metal şarkılarından biri olduğunu hissettiriyor. sözlerine ve de ilk bir buçuk dakikasındaki davulun öne çıktığı düzenlemesine baktığımda ciddi bir sympathy for the devil ilhamı görüyorum. ancak mustaine'in şeytanı anlattığı sözleri biraz klişe, "metal lyrics generator" gibi bir programdan çıkmış gibi. müzikal olarak şarkı sözlerinden biraz daha ilginç. mustaine, uzun bir süre konuşur gibi ilerleyip neredeyse ikinci dakikada şarkı söylemeye karar vermiş. şarkı da temposunu o sırada kazanmaya başlıyor. "my kingdom" diye başlayan nakarat bölümü benim için şarkının en iyi yeri. özellikle vokal melodisi ve mustaine'in vokal tarzı beni çok iyi yakalıyor. ama şarkının genelinde biraz daha garip kısımlar da yok değil. mesela nakarat sonrası çok sert bir metal rifinin üstüne mustaine'in eklediği hırıltılar biraz komik geliyor. şarkının dördüncü dakikalarında ilk şarkıda olduğu gibi (ama bu sefer distortion'sız) bir keman karşımıza çıkıyor ve arkada çalan korku filminden fırlamış melodi ile birlikte şarkıyı daha tiyatral bir hale sokuyor ki sözleri ve bu tercihleri birlikte düşündüğümde bir karanlıklar prensi hakkında bir şarkı değil de bir metal müzik parodisi dinliyor gibi oluyorum. yani istediği etkiyi bende yaratamasa da başta nakaratı olmak üzere hoşuma giden anlar da içeren bir eser. grubun da içine çok sinmiş olmalı ki risk için çıktıkları turneyi genellikle bu şarkı ile açtılar. remastered versiyonda da pek oynama yapmadıklarına göre mustaine şarkıyı sevmiş olmalı.

    geldik albümün en tartışma yaratan şarkısına. grup bu şarkıya o kadar güvenmiş ki albümün üçüncü sırasında olmasına rağmen önüne bir de kısa intro eklemiş ki ben albümün nispeten ortasında bir şarkının introsunun ayrı olarak yer aldığını çok nadir görmüşümdür. enter the arena adlı intro'da mustaine, 1 ocak 1999'daki konserindeki seyircilerine "crush, crush 'em" dedirtiyor, o sırada da marty "crush 'em"in rifini çalıyor. peki nedir bu "crush 'em"? aslında bu söz kalıbını bud prager bir şarkıda kullanmak ve de mustaine'e bu kalıbı içeren marş tadında bir şarkı yaptırmak istiyor. hatta bu şarkının daha da iyi tutması için bir disko ritmi olmasını öneriyor. yani fikir tamamen ticari. mustaine de bunu kabul ediyor ve bu şarkıyı spor müsabakalarında çalınıp söylenebilecek bir şekilde yaratmayı kafasına koyuyor. aklında da özellikle buz hokeyi maçlarında çalınan şarkılar ve de seyircilerin onlara verdiği tepkiler var. böylece "enter the arena" ile de spor arenasına giriş yapılıyor.

    baştan söyleyeyim, ben crush 'emi seviyorum. hani guilty pleasure olarak da değil, ciddi ciddi iyi dizayn edilmiş bir eser. elbette klasik megadeth'ten çok farklı. her albümde bir ya da birden fazla "crush 'em" kopyası olmasını da istemem. lakin bu deneme bence tek başına işliyor. şarkıda "insomnia"dan bile fazla bir nine inch nails etkisi var. nakarata kadar da bu etki devam ediyor. özellikle mustaine'in vokalleri girene kadar megadeth şarkısı demeye bin şahit ister. hatta elektronik efektler ve klavye girmeden en baştaki sesler ile yes'in owner of a lonely heart'ı başlayacak gibi de oluyor. david ellefson'un bas yürüyüşü çok cool. marty friedman'ın gitar rifleri gaz. degrasso, pek alışık olmadığı bir ritm çalsa da şarkıya güzel bir enerji aşılıyor. "enter the arena"da kullanılan seyirci efektleri de bu şarkıya eklenmiş ki şarkının en önemli özelliği mustaine ve dinleyici arasında "crush , crush 'em" paslaşması. bir konserde seyirciyi şarkıya katmak için en uygun eser. öte yandan biraz fazla "crush" tekrarı olduğunu da söylemek lazım. mustaine'in bol efektli konuşma bölümleri de favorilerimden değil. sözler de aslında pek klişe ama şarkının yazılış amacına hizmet ediyor. içi boş olsa da dışı cafcaflı ve eğlenceli bir eser. eğer pop metal gibi bir tür varsa bu şarkı iyi bir örnek. lakin mustaine şarkıdan bugün nefret etmekte. şarkının yaratımından bud prager'i suçlayan mustaine, remastered versiyonunda da bütün endüstriyel efektleri neredeyse kaldırıp, nakaratlarda orijinal mikste neredeyse hiç duyulmayan clean gitar bölümlerini öne çıkarmış. böylece şarkıyı daha metal bir hale sokmak istemiş. lakin şarkı bu oynamış versiyonda bence espirisini kaybetmiş. ancak spotify'da orijinal versiyonu bulmak halen mümkün çünkü şarkı jan claude van damme filmi universal soldier*'ün soundtrack'i olarak kullanılmış. şarkının klibi de universal soldier temalı çekilmiş ve van damme klip boyunca kamerayı dövmekte. zaten van damme yumruğuyla da klip bitiyor. filmde ve klipte oynayan güreşçi bill goldberg şarkıyı öyle beğenmiş ki güreş müsabakaları öncesi tema şarkısı olarak kullandı. hatta megadeth şarkıyı canlı olarak bir güreş gecesi de çaldı. ancak canlı performansları oldukça kötüydü çünkü crush 'em de insomnia gibi aslında bir stüdyo şarkısı. üstüne çalışılan prodüksiyonu silip klasik rock dörtlüsüne indirdiğinde şarkı işe yaramıyor maalesef. öte yandan megadeth, bu performans öncesi ve sonunda da yuhalandı keza güreş hayranları müsabakalar dışında onlara sunulan ıvır zıvırdan (ki buna canlı müzik performansları da dahil) nefret ediyorlardı. megadeth, güreşçilerin gönlünü çalamayıp, universal soldier da gişede iş yapmayınca goldberg "crush 'em"i kullanmayı bıraktı. güreşten umduğunu bulamayan megadeth, şarkıyı başka spor organizasyonlarına yamamaya çalışsa da şarkı çok ciddi bir yerde kullanılmadı. single, rock listelerinde altı numaraya çıksa da kısa süre sonra unutuldu. böylece bence ortaya eğlenceli bir pop metal şarkısı çıktıysa da megadeth'in gençleri ve sporseverleri kazanma projesi suya düştü. bu da "risk" sonrası klasik sound'larına dönmesinin ana nedeni oldu.

    "crush 'em" çok farklı bir megadeth şarkısı olsa da grubun yapmak istediği şeyi anlıyorum ancak "crush 'em" ardından single olarak yayınlanan breadline beni daha çok şaşırtan bir eser çünkü tam bir 1990'lar alternatif rock şarkısı. metal bir gitar rifi olmayan, hatta anlattığı konuya rağmen müziği ile mutlu bile diyebileceğimiz bir şarkı. böyle matchbox twenty, spin doctors gibi parlayıp sönen abd'li rock gruplarının bir şarkısı gibi. bu da kötü bir şarkı değil. hatta sevdiğim bir şarkı desem yalan olmaz. ancak "crush 'em" gibi techno pop endüstriyel metal bir eser sonrası breadline gibi bir standard adult contemporary rock şarkısını single olarak yayınlamak ve de albümde bunları da arka arkaya koymak garip. grubun da bu albümde hangi dinleyiciye el uzattığını anlatmakta da zorluk çektiriyor. nakarat öncesi öne çıkan klavye notaları da megadeth için çok yeni. konu olarak da sokakta yaşam çabası veren bir homeless'ı anlatması ile grubun diğer eserlerinden farklı bir yerde duruyor. geri vokalleri ve gitar melodileri ile şarkının radyoda çalınır hale gelmesi için ellerinden gelen yapılmış. mustaine de şarkıyı çok mülayim bir şekilde söylüyor. ancak şarkı kaydedilirken bu sakinliğin aksine büyük bir fırtına kopmuş. marty friedman'ı çok heyecanlandıran bu eser için kendisi çok özene bezene bir solo kaydetmiş. ancak grupça şarkıların son miksini dinlediklerinde friedman'ın solosunun çıkarılıp mustaine'in solosunun eklendiğini duymuşlar. tabii marty'nin gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamış. grup ile zaten sağlam olmayan bağları da o gün önemli ölçüde kopmuş. mustaine ise olan biten için plak şirketini suçlamakta. kendisinin anlattığına göre plak şirketi soloyu beğenmeyip "mustaine'e sen solo at" demiş. o da "atarım ama marty'ye durumu siz açıklarsınız" diye cevap vermiş. ancak marty'nin gözlerinden yaşlar akmaya başlayınca mustaine de gitaristine hiçbir şey anlatılmadığını anlamış. marty kendi solosunun tamamen çöpe atıp konserlerde de mustaine'in solosunu çalmış. ancak bence mustaine'in solosu kalp kıracak kadar iyi de değil. hatta son melodiye kadar solo demeye bile bin şahit ister. şarkı bence değerli bir eser. dinlemesi de zevkli. ancak ne albüme uyuyor, ne de megadeth'in imajına ve duruşunu yakışıyor. canlı performanslara bakınca gruba tam oturmadığı daha da belli oluyor bence.

    the doctor is calling ile daha karanlık bir dünyaya geçiyoruz. çok tiyatral bir eser. baştaki kız sesi, hastane anonsları, klavye notaları, arka plandaki ziller, mustaine'in konuşmaları ve fısıltıları ile sanki bob ezrin bir el atmış ya da bir rock müzikalinden fırlamış gibi duyuluyor. kıtalardaki melodi tarzı da çok alice cooper geliyor bana. megadeth'in bu albüm öncesi kendisiyle turlaması sayesinde böyle bir ilham ortaya çıkmış olabilir. ana rifi çok sert olsa da şarkının gerisi o kadar sert değil. hatta gitar solosu arkasında söylenen "na na na na"lar çok ticari bir hareket gibi duruyor ki zaten şarkı yazımına bud prager de katkıda bulunmuş. farklı farklı tarzlara dokunulan albümün kendine has bir şarkısı. ne megadeth'in tanıdığımız standardında bir eser ne de kötü bir deneme. remastered versiyonda marty friedman'in sondaki çok tatlı ama kısa bir klasik gitar performansı kısılmasa çok daha iyi olurmuş.

    grubun radyo dostu bir rock müziğe yaklaştığı eserlerden biri i'll be there. nasıl single olarak yayınlanmadığı muamma. belki de sırasını bekliyordu ama albüm pek başarı getirmeyince bu fikirden vazgeçtiler. özellikle nakaratı sözleri bakımından tam bir klişe pop şarkısı tadında. müzik de oldukça standart, ezberlemesi kolay bir melodi. düzenleme olarak "breadline" ile benzerlikler var. şarkının daha başında klavye notaları olması ve bunun şarkı boyunca ara ara ortaya çıkması da şarkıyı klasik megadeth havasından uzaklaştırıyor. mustaine bu aşk sözlerinin hayranlar için yazıldığını iddia ediyor. şarkının şu ana kadar sadece iki kez grubun en çok sevildiği iki latin amerika ülkesi konserlerinde "risk"ten yıllar sonra çalması da bunu destekliyor. öte yandan şarkıda bunu açıkça gösteren bir şey yok. o nedenle "megadeth'in aşk şarkısı" lakabını hakeden bir eser. sonlardaki "oohhh ooohhh" kısımları da şarkıyı daha da çok pop rock havasına sokmakta. kötü bir şarkı değil de böyle bir şarkıyı bon jovi gibi stadyum dolduran gruplardan beklersin. megadeth'in yaptığı şey de bu klişe aşk şarkısı fikrini kendi baharatını katmadan uygulaması. ancak jon bon jovi'nin baby face'i ve kovboy enerjisi ile seyirciyi yakaladığı bu tarz şarkılar, sert bakışlı agresif mustaine'in elinde inandırıcı durmuyor.

    benzer bir farklı tarzları alıp megadeth'e uyarla(yama)ma durumu wanderlust'ta da var. burada ise bir fleetwood mac ve pearl jam karması yapılmış. o kadar ki mustaine ve tayfası o meşhur the chain'i alıp gitar rifi, davul ritmi ve bas yürüyüşü ile ciddi ciddi kopyalamış. nakarat ise tam eddie vedder tadında. öte yandan sözler de bir önceki şarkıda andığımız bon jovi'den çıkabilecek bir klasik kanun kaçağı hikayesi. ama şarkıdaki farklı ilhamlar burada bitmiyor. mesela gitarın efekti biraz daha endüstriyel bir havada. mustaine'in şarkının içindeki vokaliyle yaptığı davul efektleri elbette şarkının içindeki "bir davul benim için çalıyor / her gün daha gürültülü oluyor" sözüne bir gönderme iken bir yandan da little drummer boy'u hatırlatıyor. şarkının gitar solosundaki geri vokaller yine şarkıyı radyo dostu hale getirmek için stratejik olarak konmuş. ama şarkının sonuna da daha metal, bol gitarlı, tempolu bir bölümde eklenmiş. remastered versiyonda ise yetmemiş şarkı biterken bir fırtına, yağmur efekti ile daha da sinematografik bir hale getirmek istemişler ki mustaine şarkıyı yazarken zaten the good, the bad and the ugly'den etkilenmiş. yani her şeyden biraz biraz şarkıya yedirilmiş. bu kadar aşure gibi bir şarkı için de sonuç bence iyi. özellikle nakaratı çok akılda kalıcı. ama megadeth sound'u iyi pek alakası olmayan, çok da özgün olmayan bir eser. yine de verdiği enerjiyi seviyorum.

    megadeth'in pop rock yapmaya çalıştığı bir başka eser ecstasy. clean gitar ile başlayan şarkının kıtaları çok melodik ve büyük ölçüde de romantik. özellikle tam nakarata girmeden önce megadeth'den değil de o dönemki herhangi bir radyo hitinden duyulabilecek melodiler duyuyoruz. hatta şarkıyı türkçe'ye çevirip teoman'a falan söyletsen bence baya tutar. zaten sözler de kötü çocuk ile ona aşık kızın hikayesi gibi bir şey. çok da güzel uyar yani kendisine. nakaratlarda şarkı biraz daha sertleşse de megadeth standartlarına göre naif bir sertlik. şarkının ilginç bir özelliği de ikinci nakarat sonrası akustik gitar arpejinin arkasına tekno bir şarkıya gidecek bir elektro davul ritmi koymaları. yani bu kadar poplaştırma çabasına girmişler. tabii ki remastered versiyonda bu davul kaydı silinmiş. hani "wonderlust", "breadline" ya da "i'll be there"de en azından sözlerde, düzenlemede ya vokal performansında biraz daha aykırı bir duruş ara ara biraz var gibi oluyordu ama "ecstasy". apayrı bir yerde. albümün en piyasa şarkısı unvanını herhalde bu şarkıdan başkası alamaz. yine de utanç verici bir çalışma değil. radyoda duysam seve seve dinlerim ama asla megadeth olduğunu tahmin edemem.

    mustaine'in yedi ölümcül günahtan bahsettiği seven, megadeth külliyatının herhalde en rock'n'roll şarkısı. tabii yine başka grupları anmadan duramıyorum. nakarat, tam bir guns 'n roses eseri. axl rose'un bu nakaratı bangır bangır söylediğini hayal edebiliyorum. nakarat öncesi bölüm de gitar tonu ile zz top eseri gibi. burada yüksek sesli bir klavye de kullanmışlar ancak remastered versiyonda bunun da sesi kısılmış. şarkının çok acayip gitar soloları var. herhalde albümün en iyi gitar soloları da bu şarkıda. çok gaza getiriyor. bu gitar soloları da tam bir klasik rock ritmi çalan bir davul performansına güzelce bağlanıyor. enerjisi yüksek ve nispeten karanlık sözlerine rağmen oldukça pozitif bir eser. bu nedenle albümün ters köse eserlerinden biri olduğu kesin.

    bu kadar farklı farklı şarkı sonrası tam bir megadeth balladı olan time* ile albümün sonuna yaklaşıyoruz. evet, şarkı bir ballad ama içindeki karanlığı ve de mustaine'in vokalinin içtenliği ve de acısı ile megadeth'in ruhuna cuk oturuyor. şarkı, albümün söz olarak en güzel ve de olgun eseri. oldukça şiirsel bir dil ile hepimizin zamana yenildiğini oldukça duygusal bir şekilde anlatıyor. "ve zaman kimseyi beklemez" dedikten sonra konuşur gibi "beni bile" demesi, mustaine'in egosunun kafasını uzattığı ama çok tatlı bir detay. akustik gitar melodileri çok güzel. şarkı, hafiften bir keman ile de güçlendirilmiş. başka bir megadeth albümünde olsa belki de "bu ne ya, megadeth kendini bozmuş, daha çok satmak için duygusal şarkı koymuş" denebilir ama bu albümde ticari bir kaygı duyulmadan, tamamen samimi bir biçimde kaydedilen ilk şarkı olduğunu düşünüyorum. o nedenle albümün en özel şarkısı olduğuna inanıyorum.

    nasıl the bard's songun in the forestı yumuşacıkken the hobbit kısmı serttir ya, burada da time: the beginning yumuşacık bir eser iken onu takip eden devam şarkısı time* oldukça sert bir eser. bu kısacık eserde bir önceki şarkıda zamana boyun eğer gibi gözüken mustaine, bir anda zamana karşı savaş açıp yenilmeye niyeti olmadığını söylüyor. bunu da klasik megadeth sound'una nispeten yakın bir sound'a sahip bu şarkıda yapıyor. oldukça agresif bir vokal kullanmakta. sonlarda kendini destekleyen geri vokallerle de kaosu arttırdıkça arttırıyor. şarkının sonunda oldukça melodik, sanki mustaine'in zaman karşı açtığı savaşı kazandığını hissettiren bir solo var. nedense remastered'da bu soloyu da çok kısmışlar. ben bu şarkıyı şöyle yorumlamak istiyorum. megadeth, "zaman"ın getirdiklerine uyarak bu albümü kaydetti, farklı farklı tarzlara el attı. albüm biterken ise mustaine bir an zamana yeniliyor gibi hissettikten sonra albüm kartonetindeki fare gibi kapandaki peyniri yakalanmadan kaptı ve de albümün sonunda klasik metal sound'una dönerek zamanın baskısına yenilmeyeceği konusunda karar verdi. evet, evet, en iyisi bu albümü böyle bir hayali konsept yaratarak toparlamak. yoksa megadeth, plak şirketi ile kafa verip listelere girmek ve daha çok satmak için bu albümü yaptı demek hoşuma gitmiyor (ama bu öyle tabii).

    lars ulrich'in megadeth için söylediği iddia edilen "biraz risk almaları gerek" sözü sayesinde adını bulduğu söylenen bu albümün adı gerçekten de albümü çok iyi anlatıyor çünkü megadeth'in kalıplarının dışına bu kadar çıktığı başka bir albüm yok. hatta genel olarak metal dünyasında metal dışında albüm yapmayan çalışan gruplar var olsa bile bu kadar fazla farklı tarza bir albümde el atmaya çabalayan başka bir çalışma zor bulunur. ben albüm için söylenen iki keskin yoruma da katılmıyorum. bir kere "risk" kötü bir albüm kesinlikle değil. sıkça alay edilen "crush 'em"in bile gaza getirici olduğunu düşünüyorum. içinde çok başarılı olmayan denemeler dışında çok eğlenceli çalışmalar da var. öte yandan albüm "megadeth'in anlaşılmayan başyapıtı" da değil. içinde bulunan şarkıların bazılarının bir piyasa matematiği ile yazıldığı çok ortada. bazı şarkılardaki bazı tercihler direkt komik. benim için bu albüm sadece "ilginç". sağlam bir metal grubunun farklı denemelere giriştiği, bazılarının işe yaradığı bazılarının yaramadığı bir albüm. mustaine diyor ki "albümün kapağında megadeth değil de dave mustaine project yazsa daha çok beğenilirdi". belki ama mustaine ve megadeth'ten beklentiler az çok aynı. albüm kapağında bambaşka bir grup adı olsa da daha çok beğenilmezdi. hatta bence bir tarz tutturamamak ile eleştirilirdi. bence böylesi en iyisi. megadeth'in en farklı albümü bu, hatta sanki dinlemesi daha tek düze bulduğum cryptic writings'ten bile iyi olabilir. lakin mustaine öyle düşünmüyor. 2004'te, entry boyunca bol bol referans verdiğim remastered versiyonunu yayınlarken şarkıların üstünde ciddi oynamalar yaptı ve albümü elden geldiğince daha metal bir hale getirmeye çalıştı. albüm kapağını da daha vurucu bir hale getirirken, grubun klasik logosu da alb kapağına geri döndü. bugün dijitalde sadece remastered versiyon bulunmakta. bunun sebebi sadece grup değil tabii. eminim ki bir plak şirketi problemi de vardır. ancak yine de orijinal albüme ulaşmanın daha zor olması geçmişe müdahale etmek gibi geliyor bana. remastered'da bu arada albümün üç single'ının farklı ama çok da matah olmayan remixleri var. orijinal albümün japonya versiyonunda ise grubun duke nuke 'em oyununun müziğini coverladığı bir bonus track yer almakta.

    bu arada albüme çok satmadı demek de biraz haksızlık. hem "crush 'em" hem de "breadline" single'ları amerikan rock listelerinde ilk 10'a girdi ki megadeth bu başarıyı bir daha yakalayamadı. albümün kendisi de listelerde ilk 20'ye girse de etkisi uzun süreli olmadı. çok önem verilen "crush 'em"in yukarıda anlattığım hikayesinde de gördüğümüz gibi grup bir miktar ses getirse de istenilen sansasyon yaratılmadı. grup da konserlerinde bu albümden pek fazla bir şarkı çalmadı. mustaine, bunun üstüne bud prager ile yollarını ayırdı ve yeni milenyuma klasik thrash metal sound'u ile girmek istediğini belirtti. buna tamamen karşı olan friedman da bunu reddetti ve megadeth'ten ayrıldı. tüm bu değişimler üstüne grup, yıllardır beraber çalıştığı capitol records'dan da ayrılarak tamamen yeni bir sayfa açtı. sonunda ortaya çıkan ürün the world needs a hero'da yer alan şarkılardan birinin return to hangar olması bile bu değişimin bir sembolüydü. megadeth, bir daha böyle bir maceraya pek bir girmedi (belki super collider'ı burada anmak gerekir) ve de risk'i tamamen görmezden geldiler. doğru, megadeth albümü demesi zor. lakin yine de ilginç anları olan, sürprizlerle dolu bir albüm.

    3/5 verdim gitti.
    albümü en iyi anlatan şarkılar: crush 'em, i'll be there for you, prince of darkness
18 entry daha

hesabın var mı? giriş yap