şükela:  tümü | bugün
13895 entry daha
  • bize beklemenin ne kadar güzel bir şey olduğunu öğreten dizilerden biridir.

    şu an netflix tarzındaki "sana tüm bölümleri veriyorum ne yaparsan yap" felsefesine aşina yeni nesil, maalesef beklemenin daha güzel olduğunu bilemeyecekler.

    iki bölüm arasında yapılan muhabbetler, değerlendirmeler, teoriler bu diziden daha çok zevk almamızı sağlıyordu. arkadaşların bir araya gelmesini, sosyalleşmesini sağlıyordu.

    internet ortamında ise forumlarda fink atıp yeni teorilerle karşılaşıyorduk. ekstra küçük bölümleri, reklamları, oyuncu demeçlerini, senarist röportajlarını kovalıyor; onları analiz ediyorduk.

    oturup cidden teori kasıyorduk.

    tüm bu güzelliklerin arkasında sadece senaryo değil aynı zamanda pazarlama ekibinin büyük bir başarısı da vardı.

    dizide sürekli karşılaştığımız apollo
    adındaki çikolata için bile reklam veriliyor, web sitesi oluşturuluyor, bizim gibi teorisyenlere de gün doğuyordu. dizi resmen interaktif bir oyuna, bir "tavşan deliği"ne dönüşmüştü. çikolatanın sitesinde "the apollo candy company is a subsidiary of the hanso group." yazıyordu ve biz yine teorilerde çılgın atıyorduk.

    dizideki dönüm noktalarından biri de kesinlikle dharma'nın ortaya çıkmasıydı. bu adamlar ne iş yapardı çözememiştik. oryantasyon videoları nı tekrar tekrar izleyip ipuçları yakalamaya çalışırdık.

    james sawyer'ın adada okuduğu kitaplara merak salmıştık. fareler ve insanlar kitabında aslında "mutlak iyi ve mutlak kötü" insanın olmadığı atfını yakalamıştık. sawyer da kötü karakter gibi gözükse de arka planda nasıl o hale geldiğini hepimiz gördük sonradan. watership down ile de tavşan alegorisinden toplulukların nasıl davrandığını, gruplar arası ve grup içi çatışmaları analiz etmiştik.

    lost ile paralel giden prison break dizisinin takipçileriyle kapışıyor, lost'un neden daha derin ve daha orjinal bir hikayeye sahip olduğunu kanıtlamaya çalışıyorduk. (fakat prison break izlemekten de geri durmuyorduk)

    o günler "yeni bölüm düştü mü?, altyazı geldi mi?" sorularını herkes birbirine sorar olmuştu. torrent kullanmayı bilenler bilmeyenlere ya kullanmasını öğretiyor, ya da yeni bölümleri indirip millete dağıtıyordu.

    flashback flashforward pilot episode gibi kavramları bu diziyle öğrendi çoğumuz.

    dvixplanet sitesi ile o zamanlar tanışmıştık. senkron problemleri, çoğu video oynatıcıya altyazı dosyasını tanıtamama sorunu, bazı dvd playerların türkçe karakter gösterememesi vs. hepsini bu zamanlarda öğrendik ve çözümlerini bulduk.

    dizinin sonu geldiğinde ise, eh, kimimiz beğendi kimimiz beğenmedi. fakat bize yaşattığı heyecan, sayesinde çıktığımız o meraklı yolculuk hepsine değerdi.

    bence dizi, olması gerektiği gibi bitti. insanlar aşırı beklentiye girmişti ve neredeyse diziden hayatın anlamını bu bekleyen kitleye sunmasını beklediler. bu kesim büyük bir hayal kırıklığı içinde senaristlere, yönetmenlere saldırdı. tüm toz duman durulduğunda ise geriye o nostaljik his kaldı. ve resmen biz de araftan çıkıp gerçek dünyaya geri döndük.

    bu dizinin çıkması ile bir çağ kapandı arkadaşlar, netflix'in gelmesi ile de yeni bir çağ başladı.

    bizim jenerasyonumuzun çağından; yani torrent çağının, msn messenger'in, parklardaki buluşmaların, forum sitelerinin zirve yaptığı ve dijital arkadaşlıkların arttığı bir çağdan bahsediyorum. bu çağda yaşayanlar hala yeni çağa ayak uydurabildi mi; pek zannetmiyorum. hala eski günleri özlüyoruz.

    beklemenin ne kadar keyifli olduğunu, beklemenin sonunda elde edilen o keyfin ne olduğunu bilenlerin son çağıydı bu. bence şu anki çoğu dizinin güzel olsa bile hiç bir heyecan uyandırmamasının sebebi de "bekleme" ile alakalı.

    anında tüketilen bir meta bir insana ne uzunlukta bir haz yaşatabilir ki?

    edit: 4 8 15 16 23 42
29 entry daha