şükela:  tümü | bugün sorunsallar (6)
34198 entry daha
  • steve taylor, leeds beckett üniversitesi'nde psikoloji alanında kıdemli bir öğretim görevlisi olarak çalışmakta, ayrıca ingiliz psikoloji derneği'nin kişilerarası bölümünün şu anki başkanıdır.
    genel olarak kişilerarası psikoloji ve pozitif psikoloji alanında çalışıyor. bu alanlarda yayınlanmış 11 kitabı var.

    size bugün steve'in yakın zamanda yayınladığı ilginç bir yazısından bahsedeceğim.

    steve tarihin bir çok döneminde ve çok farklı uluslarda ortak olarak görülen bir fenomen üzerine kafa yormuş.
    fenomenimiz;
    "hayatım gözlerimin önünden geçti"

    genelde ölümün kıyısına gelen kişilerin bir çoğunda görülen bir olgu. hayat bir film şeridi gibi gözümün önümden geçti.

    peki ama nasıl?

    steve bu soruya yanıt bulmak için çok sayıda hayatım gözlerimin önünden geçti olgusu derlemiş. benim en çok dikkatimi çeken bir kaç olgudan söz edeyim. örneğin,

    tony kofi isimli bir inşaat işçisi inşaatte çalışırken 3. kattan düşüyor. bilincini kaybediyor. hastanede kendine geldiğinde çok sık söyleyen hayatım bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti fenomenini yaşadığını anlatıyor. ama onun 3 kattan zemine çakılma ve bilincini kaybetme arası bir kaç saniyelik zamanda yaşadığı deneyim sadece o ana kadar yaşamış olduğu hayatın kısmi bir özeti değil aynı zamanda gelecekteki hayatına dair de belirli fragmanlar içeriyormuş. bol miktarda sarı bir enstrüman ve hiç tanımadığı bir adamın yüzünü görmüş. hastane de tedavisi tamamlanırken görmüş olduğu enstrümanı doktoruna anlatmış. doktoru tarifi bir saksofona benzettiği için ona bir saksofon resmi göstermiş.
    evraka
    evet bu!

    inşaat firması ona kaza nedeniyle tazminat ödemiş. bu tazminatın bir bölümü ile kendisine saksofon almış.
    toni bugün ünlü bir jazz sanatçısı.

    2005 ve 2008 de bbc jazz ödüllerini kazandı. görsel

    steve'in gözlerimin önünden hayatım bir film şeridi gibi geçti olguları seçkisinde çok eski tarihli vakalar da var.

    albert heim adlı bir isviçreli jeolog 1892 de bir dağa tırmanırken yüksek bir kayadan düşüyor. düşüş anında sanki uzak bir sahnede, tüm geçmiş hayatım sayısız sahnede kendini oynuyordu” diye o an yaşadıklarını günlüğüne yazmış.

    temmuz 2005'te, gill hicks adında genç bir kadın, londra metrosu'nda patlayan bombalardan birinin çok yakınındaydı. patlamadan sonraki anları şu şekilde tanımlıyor,
    "ölümün eşiğinde asılı kaldım, hayatım gözlerimin önünden geçiyordu, her sahnede, her mutlu ve üzgün anda, yaptığım, söylediğim, yaşadığım herşeyi acelesiz ve zaman baskısı olmadan izledim."

    bu tanımlar o kadar çok ve öylesine yaygın ki,
    kendi mesleki deneyimde de bir kaç defa benzer hikayeler dinledim. biliyorsunuz doktorum.

    benim gibi bu durum steve'in de dikkatini çekmiş. ve bu konu ile ilgili literatürü taramış. bende taradım. neredeyse bu konu ile ilgili hiç çalışma yok.

    israil'li bir bilim adamı bu fenomeni insan zihninde olayları lineer bir düzende kayıt olduğu bu lineer düzen parçalanma riski ile karşı karşıya kaldığında (yüksek ölüm ihtimalinin farkındalığı halleri kimi psikositimülan ilaçların etkisiyle) beynin diğer bölümlerini baskılayıp kendini dominantlığı ile yüksek farkındalık seviyesinde görülebildiği tezini ortaya atmış.

    başka bir teori ise, ölüme yakın olduğumuzda, anılarımızın, tıpkı bir çöp kutusunun içeriğinin atılması gibi, aniden kendilerini “boşaltması”dır. “ kortikal disinhibisyon ” da denilen bu durum zihinsel izlenimlerin bir şelaleden akan sular gibi bilincimizden hızla aktığı söylüyor.

    steve bu hipotezlerin hiç birine inanmıyor. o bu konunun einstein'ın görelilik kuramından yola çıkarak doğrusal zaman alıgımızın sadece bizim algımız olduğu oysa biz öyle algılıyoruz diye gerçekliğin öyle olması gerekmediği ile ilgili olduğunu düşünüyor.

    gözümüzde mavi renkli bir gözlük varken sarı bir ışığa baktığımızda onu yeşil olarak görmemiz onu yeşil yapmaz.

    zamanı biz doğrusal algılayabiliriz. ama zaman doğrusal değildir. ve algımız sınır koşullarda değiştiğinde zamana olan bakış açımızda değişebilir diyor.

    bunu bir büyüteç ile resme bakmak olarak metafore ediyor.

    büyüteç ile şimdiye bakıyoruz. şimdiye çok daha iyi hakim olmak için. ama bunun böyle olması şart değil. algımız değiştiğinde büyük resmi dünü ve bugünü hatta yarını da görebileceğimizi ölüme yakınsak deneyimlerde bir kaç saniyede tüm hayatı görme deneyiminin bununla ilgili olduğunu söylüyor.

    tony kofi gelecekte elinden düşürmeyeceği saksofonu bu şekilde gördü. gördüğü ve tanımadığı yüz ise birlikte uzun yıllar çalışacağı müzik grubundaki ekip arkadaşımış.

    tony kofi grup için seçmeler için müzisyenleri denerken onu görür görmez tanıdım. ve hiç dinlemeden ekibimizin bir parçası olduğunu söyledim diyor.

    bu fenomen ilginç ve üzerinde çalışmayı daha fazla hak ediyor.
    steve'in hipotezi bolca spekülasyon içermekle birlikte bence çok ilginç.

    kim bilir geçmiş belki de geçmemiştir
    ya da gelecek çoktan gelmiştir.

    olabilir mi?
    neden olmasın?
938 entry daha