şükela:  tümü | bugün
14 entry daha
  • bu vakte kadar nedense david bowie gibi efsanevi bir sanatçıdan bahsetmemişim. bu açığı kapatmanın vakti geldi. bir çok efsane albümü olan bu özel ismin en ikonik albümlerinden biri olan ziggy stardust and the spiders from mars hakkında biraz konuşalım istiyorum. öncelikle albümün adının ekşi sözlük'te harf sınırlamasına takıldığını söyleyelim. albümün tam adı "the rise and fall of ziggy stardust and the spiders from mars". bu isim albümün kısa öyküsünü özetliyor: bir müzik grubu ve vokalistinin şöhreti bulup bunu kaybetmelerinin hikayesi. ancak bu çalışmanın anlattığı şey bu cümlenin çok daha ötesinde.

    yine de bu albümün tam olarak bir konsept albüm olmadığını söylemek lazım. albümdeki şarkılardan ikisi bu albümden önce bowie'nin bir yan projesi olan arnold corns adı altında yayınlanmıştı. albümdeki şarkılardan bir diğeri de cover. ancak şarkıların belli başlı temalarındaki ortaklıklar, bowie'nin tiyatral bir şeyler yapma çabası ile birleşince albüm ve promosyonu tutarlı bir konsepte döndürülmeye çalışıldı. genel olarak bu çaba başarılı olsa da şarkı sözleri bakımından ortaya bir hikaye çıkarmak için sözleri biraz eğip bükmek ve belki de bowie'nin sözleri yazarken düşünmediği temaları bulup şarkılara eklemek gerekiyor. hikayeyi özet geçecek olursak yok olmanın eşiğine gelen dünyaya gelen ziggy stardust adlı cinsiyetsiz bir insan suretindeki uzaylı sevgi ve umut mesajını yaymak için the spiders from mars adlı bir rock grubu kurar. insanlar kendisini önce yadırgasa da ona hayran kalırlar. lakin ziggy stardust şöhretin tadını alınca kendini bozar ve grup dağılır. tek başına kalan ziggy kendini dağıtıp dibe vurunca silkinip kendine gelir. dünyayı umut ve sevgi kurtarır mı bilinmez ama ziggy'yi kendisine duyduğu sevgi ve inanç kurtarır.

    albümün otobiyografik öğeler içermediğini söylemek mümkün değil. bowie'nin rock starlık ve cinselliği hakkındaki düşünceleri ziggy karakterinde kendisini göstermekte. o dönem bowie, müzik dünyasında kendini göstermeye sabırla çalışıp başarılı olamayan biri. hatta kendisi için bir one hit wonder demek mümkün. 1969'da insanoğlunun aya gidişi arefesinde çıkardığı space oddity, bowie'nin memleketinde 5 numaraya çıkmıştı ancak gerisi gelmemişti. şarkıları bir garip bu adamın imajı da bir garipti. the man who sold the world ve hunky dory albümlerinin kapağındaki uzun saçlı, feminen duruşu ile eşcinselliğin hala tabu olduğu batı toplumda şarkıcı benimsenemiyordu. buna rağmen bowie, müzik basınına eşcinsel olduğunu açıkça söyleyerek bu noktayı kaşımaya devam ediyordu. öte yandan bowie, bir kadın ile evliydi. angie'den de duncan adında bir oğlu olmuştu. bu durum da kafa karıştırmaya devam ediyordu. bowie, kendisinin cinselliği hakkındaki tüm spekülasyonları ziggy stardust karakterinin cinsiyetsizliğine yansıttı. kendisinin olamadığı rock starlığı da ziggy karakterine sınırsızca sundu. uzun saçlarını da bu yeni karakter için kestirdi ve ziggy karakterini yarattı.

    imaj işi halledilmişti. müzik işi ise çoktan hazırdı. the man who sold the world albümünde gitarist mick ronson ve davulcu mick woodmansey ile çalışmaya başlanılmıştı. hunky dory'de de kendisine bas gitarda trevor bolder katılmıştı. ayrıca space oddity ile beraber çalışmaya başladığı ses muhendisi ken scott da bu albümle beraber bowie'nin prodüktörlüğüne yükselmişti. bu nedenle yeni albümde hem müzisyen hem de teknisyen olarak artık tanıdığı ve bildiği insanlarla çalışıyor olduğu için kafasındaki yansıtması daha kolay olacaktı. özellikle ronson'ın ortaya çıkan albümde neredeyse bowie kadar emeği olduğunu söylemek lazım. gitarda yaptıkları zaten bir tarafa, kendisi bir önceki albümde tuşlu çalgıları çalan usta isim rick wakeman'in yerini de başarıyla doldurmakta.

    normalde sert, hareketli, adrenalin dolu albüm açılışlarını daha iyi bulurum lakin bu albüm böyle başlamayı seçmeyip sakin, tertemiz bir davul ritmiyle açılıyor. albümü açan five years genel olarak dingin bir havada olsa da kendi içinde ilerledikçe hızlanıp, albümün son şarkısı ile paralellik gösteriyor. konusuna uygun bir müzikal sertlik seçmek bir tercih olabilirdi. sonuçta beş sene sonra dünyanın yok olacağını öğreniyoruz. ancak sözler bu olayın vahşetine değil, insanların duygusallığına dem vuruyor. şarkının kahramanı bu durumun kendisinde uyandırdığı hisler kadar gözlemlerine de yer vermekte. en başta sokakta yürürken televizyondaki spikerin dünyanın beş yılı kaldığını söylemesi ile şoka uğruyor. hemen beyninin içinde olabildiği kadar görüntü biriktirmeye başlıyor. bu biriktirdiği şeylerden ilkinin "erkekler" olduğunu söylemek lazım ki tüm albüm boyunca sorgulanan cinsel kimliğin kendini gösterdiği ilk yer burası. en sonunda da tarz tarz insanı aklına kaydetmek isterken dediği "bu kadar çok insana ihtiyacım olacağını hiç düşünmemiştim" sözü çok vurucu. bunu daha da vurucu yapan ise bowie'nin vokalindeki yumuşaklık. sonra ise etrafında olan bitene bakıyor: delirip çocuklara vurmaya başlayan genç bir kız, onu durduran bir siyahi, cadillac'ın tekerlerine bakan bir gazi, bir rahibin ayağını öpen polis, bunu görüp istifra eden bir transeksüel. bu son sahnede başta bahsettiğim cinsellik konusuna ek olarak albümde ara ara yüzünü uzatan dini temaların da ilk simgesi olacak rahibi görmekteyiz. bundan sonra kahramanımız bunları umursamadan (ya da bundan haberi olmadan) dondurma yiyen bir kişiye aşkını anlatmakta. bir an daha pozitif bir havaya dönülse de şarkının sonunda beş sene sonra yok olacağımızı tekrarlamaya devam ediyor. bowie'nin hikaye anlatıcılığındaki yeteneği çok iyi yansıtan bir eser. bunun öne çıkması için de müzikal olarak çok komplike bir şey yapmamışlar. piyano ve gitar, genelde akor basıp duruyorlar. boşlukları bas gitar dolduruyor. şarkının ikinci yarısında şarkıya dahil olan kemanlar müzikal olarak şarkıyı daha da güçlendiriyor. sonlarda akustik gitar da, yaylılar da, piyano da daha hareketleniyor, bowie'nin vokali daha bir delirmiş hal aliyor. hatta şarkının sonunda geri vokallerin girmesiyle biraz ürpertici bir duruma da geliyor şarkı. sonlara doğru vokallerden gelen bazı çığlıkları kulaklıkla dinleyince insan bir an yerinden zıplıyor. bu adım adım artan gerginlik the beatles'ın a day in the life'ını anımsatıyor ki bu şarkı, albümün son şarkısına da ilham verip birinci ve sonuncu şarkıların birbiri ile uyumunu arttıracak. ancak tüm bu kaos sonrası şarkı hiçbir şey olmamış gibi baştaki davul ritmine dönüp bitiyor. sözleri ile insanı hemen avucunun içine alan bu şarkı albümü açmak için ideal.

    ilk şarkıda kıyametin kopacağı öğrenilip herkes çıldırırken kahramanımızın insanlardan ve aşktan bahsetmesi tek seferlik bir şey değil. keza soul love da aşk ve duygular üstüne bir eser. tabii sadece fiziksel bir aşktan bahsetmiyor bowie. şarkı bir slogan uğruna ölen oğlunun mezarı başındaki annenin aşkı ile başlıyor. ilk şarkıda adı geçen, pahalı arabaya dalıp giden kolu kırık askerde olduğu gibi hafiften bir anti militarist bir mesaj var burada. ancak şarkının tek ilginç yeri burası değil. mesela nakaratta kahramanımızın aşk konseptini sevse bile kendisini aşka vermekten korkutuğunu duyuyoruz. bu kadar aşktan bahseden adamın duyduğu korku da insanoğlunun aslında ne kadar karmaşık bir yapısı olduğunu gösteriyor. bahsedilen bir başka karmaşık aşk da tanrı aşkı ve kahramanımız bu aşka ulaşmaya çalışmanın kendisini daha da yalnız hale getirdiğinden dert yanıyor. yani iki ucu sıkıntılı değnek. müzikal olarak "soul love" yine ilk şarkı gibi bir davul ritmi ile açılması ile dikkat çekiyor. ama bu sefer davul ritmi, el çırpmalar ile birlikte, daha bir funk ritminde. ama şarkı öyle devam etmiyor. hatta kıtalar ilk şarkı gibi daha sakin ilerliyor. nakaratlarda ise şarkının daha bir rock hale gelmesi çok iyi. bowie'nin vokalinin her satır daha incelip güçlenmesi gaz veriyor. özellikle "inspirations have i none" kısmıda vokal çok leziz oluyor. şarkının önemli özelliklerinden biri tabii ki bowie'nin çaldığı saksofon solosu ki şarkı boyunca aslında arka planda hep bu enstrümanın notalarını duyuyoruz. bu solo şarkıya caz bir hava da katıyor. şarkının kıtalarında bir sonraki satıra ölçünün yarısında geçmesi de şarkıyı ilk dinleyişte eşlik etmesi zor ama dinamik bir hale getirmiş. yine de bize kıyamamışlar ki şarkının sonunda gitar ve david bowie'nin "la la la"ları ile "gel de eşlik etme" moduna giriliyor.

    sıradaki şarkı moonage daydream öncesi başta adını andığımız bir proje olan arnold corns'tan bahsetmek lazım. o zamana kadar hala istediği başarıyı bulamayan bowie, solo albümlerinin yanında farklı projelerle farklı şeyler denemeye devam etti. mesela the hype adını verdiği grup ile ziggy stardust süresince taşıyacağı imajın ilk sinyallerini vermeye başlamıştı. bu projelerden biri de arnold corns oldu. proje david bowie ile bir erkek manken olan freddi buretti'nin perde önünde durduğu bir müzikal fikirdi. buretti, bu proje başladığında yakışıklı ve genç bir tasarımcıydı. bowie'nin buretti'yi projeye dahil etmesi de müzikal bir nedenden ötürü değil, yakışıklılığındandı. zaten buretti'nin projede adı vokalist olarak geçse de gerçekte hiçbir katkısı yoktu. bu proje, 1971'de bir single çıkardı ve single'ın a yüzü moonage daydream'di. şarkı güzeldi güzel olmasına da düzenlemesi kulağa çiğ geliyordu ve bowie'nin ilk dönem saykodelik tarzına daha yakındı. bu albümde ise düzenlemesi daha rock bir şarkı dinliyoruz. özellikle girişte ve de ikinci kıta ile birlikte şarkıya daha çok dahil olan elektro gitar şarkıyı sertleştiriyor. ronson'un şarkı sonundaki gitar solosu değil şarkının, albümün en iyi anlarından. elektro gitarın sazı bıraktığı yerlerde akustik gitar ve piyano notaları ile daha sakin anlara şahit oluyoruz. şarkının sonlarına doğru giren yaylılar ile şarkı epikleşse de şarkının daha çocuksu bir hale geldiği bir flüt solosu var. yetmemiş, saksofon ile de bu solo desteklenmiş. iki enstrümanı da bowie'nin çaldığını belirtmek gerek. toplamda, zaten iyi olan besteye, çok iyi bir düzenleme ile seviye atlatmışlar. şarkının sözlerine baktığımızda ise aniden ortaya çıkarak insanları şaşırtan ve de tüm bu şaşkın insanlardan sonsuz ilgi ve sevgi bekleyen birini görüyoruz. albümün öyküsüne uyarlarsak kıyamete doğru yürüyen sevgi dolu insanların arasına düşen bir rock star ile tanışıyoruz diyebiliriz. yani bir nevi ziggy stardust'a merhaba şarkısı bu. "ray gun", "space face", "moonage daydream" gibi kalıplarla da bu yaratığın uzaydan geldiğini anlayabiliyoruz. "i am a mama-papa, coming for you" ve de "the church of man-love" gibi sözler de bu karakterin cinsiyetsizliğini gösteriyor. "church", "holy place" gibi sözlerle önceki şarkılardaki dini temaların ve şarkının genel mesajı ile yine önceki şarkılardaki aşk temalarının da devam edip bir tutarlılık yaratıldığını söylemek lazım. sözlerindeki metaforlar ile, düzenlemesinin kompleksliği ile, vokal melodisinin güzelliği ile bowie'nin en bilinen ve sevilen şarkılarından biri olması hiç sürpriz değil.

    bowie'nin en sevilen şarkıları demişken sıra da zaten starman'e geldi. nereden başlasak? belki de en az övülen özelliği ile başlayayım: çok tatlı basları olan şarkı diye tanımlayabiliriz. ama sadece o mu ki? birincisi kayıt tertemiz. albümün en iyi prodüksiyonu olabilir. her enstrüman pırıl pırıl duyuluyor. şarkıyı dinlerken bazen aklım başka şarkılara gidiyor. mesela nakarata girerken şarkıya bir anda giren, sanki bir sinyal sesini taklit eden bir gitar var. bu, uzaydan gelen karakterin girişini simgeleyen bir bilim kurgu filmi efekti gibi. öte yandan ise the supremesin you keep me hangin' on'u akla geliyor. sondaki "la la la" kısmı ve el çırpmalar şarkıyı bir marş haline sokarken the beatles'ın hey jude'u akla gelmiyor değil. nakaratta bowie, "starman" derken bir oktav yükselerek judy garland'ın söylediği meşhur over the rainbow'a selamını gönderiyor. uzaydan gelen bir karakteri anlatırken "over the rainbow" tabirine selam çakmak akıllıca olduğu gibi, bowie bunu yaparken kemanların görkemli bir giriş yapması da hem "starman"in etkisini güçlendiriyor hem de "over the rainbow" ile bir bağ daha kuruyor. bowie, tüm şarkı boyunca mükemmel bir performansı gösterip, nakaratta zirve yapıyor. aslında konu olarak duygusal bir durum olmasa bile bowie nakaratı öyle bir yazmış ve söylemiş ki insan duygulanmakta. özellikle bowie hayatını kaybettikten sonra kendisinin sanki bu dünyanın dışında gelen bir yetenek olduğunu vurgulamak için "starman" sık sık kullanılmıştı ve de bu nakarattaki duygusallık bowie'nin ölümü ile, en azından benim için, biraz daha bütünleşmişti. ronson'un gitar soloları, kemanlar ile çok uyumlu ve vurucu. aslında albümü taşıyacak bir single olsun diye son anda yazılan şarkı, kalitesinden ödün vermeyerek bir klasik oldu. peki albümün hikayesinde nerede duruyor? radyoda rock 'n roll dinleyen genç bir arkadaş (ki bence ilk şarkının anlatıcısı) bir anda starman adını verdiği ziggy'nin dünyaya indiğine tanık oluyor. ziggy de bu çocuktan olup biteni saklı tutmasını istiyor ve de özgür kalmalarını ve hayatın tadını çıkarmalarını tavsiye ediyor. ikinci kıtada ise bu karakter, arkadaşını arıyor (ki bence bu arkadaş ilk şarkıda kendisinin aşık olduğu kız) ve onun da ziggy'yi gördüğünü öğreniyor. ancak bunu, ziggy'nin de istediği gibi, bir sır olarak saklıyorlar. "five years"ten sonra yine çok hoş bir hikaye anlatıcılığı örneği.

    bu noktada bowie, hikaye anlatıcılığını bırakıp bir cover parça söylüyor: ron davies'in 1970'de çıkan ilk albümünün ilk şarkısı olan it ain't easy. aslında şarkı hunky dory albümü için kaydedilmişti. bu nedenle şarkıda yer alan klavyeleri rick wakeman çalmakta. geri vokalde de dana gillespie'nin adını görmekteyiz. şarkının hikayesinin tabii ki ziggy ile bir alakası yok. ancak bu demek değil ki konuya uyarlayamayız. şarkının ilk kısmı bir şehre yukarıdan bakıp onu gözlemleyen birini anlatıyor. uzaydan gelen ziggy'nin de dünyaya inince bir gözlem yaptığını söylemek mümkün. "kolay değil aşağıya inerken cennete varmak" nakaratı da ziggy'nin yer yüzüne yaklaştıkça aslında cennetten ne kadar uzak bir iklime geldiğini anlaması gibi yorumlanabilir. şarkının ikinci kıtası çok ilginç çünkü davies sorunları olan insanların bunu sabır ve anlayış ile çözebileceğini söylerken, bowie çözüm için "yüce tanrı"yı öne sürüyor. bu hem şarkıyı albüm boyunca yer alan dini motifler bakımından genel konuya entegre ediyor, hem de ziggy'nin neredeyse bir mesih olduğunu daha da öne çıkarıyor. sonuncu kıtada ise davies, bir erkek olarak kendisine ateşli bir kadın gerektiğini söylüyor. bowie, bu temayı şarkıda tutsa da şehvet kısmını azaltıp daha çok bir kadına duyulan sevgi şekline sokuyor. bu da şu ana kadar duyduğumuz aşk teması ile uyumlu. zaten albümün ikinci yarısında bol bol şehvet konusu işlenecek. müzikal olarak nakarattaki enerji dışında çok fazla anlatacak bir şey yok. ancak nakaratta gillespie'nin vokalleriyle ve ronson'ın gitarı ile ortaya dinlemesi zevkli bir şey çıkıyor. buna rağmen albümün en zayıf eseri demek ayıp olmaz.

    albümün ikinci yüzü çok güzel bir piyano ballad'ı olan lady stardust ile açılıyor. düzenlemesi ile insanın aklına elton john'u getiren bir şarkı. ronson'un piyanosu üstüne bowie'nin vokali çok güzel bir uyum içinde ilerliyor. bowie'nin vokalinin en duygusal, en naif olduğu şarkılardan birisi. şarkıyı tatlı bir rekabet içinde olduğu marc bolan'ı göz önüne alarak yazmış aslında. ancak bu albümün hikayesinde artık dünyaya inip şarkılarını söylemeye başlayan ziggy stardust ile karşılaşan insanların şaşkınlığını yansıtmakta. şarkının asıl vurgu yaptığı şey ziggy stardust'ın "gender fluid" görüntüsü. sadece "lady stardust sings his songs" mısrası bile bu şarkıcının hem kadın hem erkek özelliklere sahip olduğunu göstermekte. şarkıda hem kızların hem de erkeklerin kendisi hakkında heyecanlandığını anlıyoruz. şarkının anlatıcısı da hem ziggy'nin etkileyici görüntüsü ve şarkıcılığını, hem de insanların ona tepkisini anlatırken bir yandan da kendisinin de ziggy'ye tutulduğunu anlıyoruz. şarkının sonunda ise bowie fısıldayarak "get some pussy now" demekte. bunu da bowie'nin bolan'a "makyajı yaptın, kızları kaptın" gibi bir göndermesi olsa gerek. albümün dinlemesi en zevkli eserlerinden biri olduğu kesin.

    albümün biraz daha standard şarkılarından biri olduğunu düşündüğümstar, genel olarak rock'n'roll yıldızlığı üstüne kafa yormakta. elbette bowie'nin ilhamı aslında gerçek hayatta kendisinin rock dünyasında hissettiklerini anlatmakta. ancak albümün konusuna uyarlarsak sözlerin ziggy'nin dünyaya geldikten sonra neden bir rock yıldızı olduğunu anlattığını görüyoruz. herkesin bir şekilde dünyayı değiştirmeye çalıştığını gören ziggy, rock sahnesinde kendisinin rol yapma özgürlüğü ile değişim yaratabileceğini bir yandan da para kazanarak hayatını güzelce yaşayabileceğini düşünerek bir müzisyen olarak dünyayı değiştirmeye karar verir. bu mesajı bowie, piyanonun öne çıktığı, geri vokalleriyle de 1950 sonu 1960 başı standart rock'n'roll şarkılarını andıran bir müzikal düzenleme ile vermiş. yine de ronson'ın sert glam rock gitarlarını kıtaları bağlamak için kullandıklarını görüyoruz. şarkının yavaşladığı anlarda bowie'nin vokalleri, yıllar sonra video killed the radio star şarkısına ilham vermiş olsa gerek.

    bowienin verdiği tek ilham bu değil. bir sonraki şarkı hang on to yourself, daha ortada punk yokken the ramones'un elinden çıkmış gibi bir gitar rifi ile açılmakta. bowie'nin fütursuzca hızlı hızlı konuşur gibi yaptığı vokaller de punk müziğin umarsız havasına uymakta. öte yandan bu vokal tarzının bowie'nin kankası lou reed'den etkilendiğini de söyleyebiliriz. ama bunlar dışında aslında çok rock'n'roll bir bas gitar rifi dışında, akustik gitar ve alkış sesleri ile alevli bir punk şarkısı değil de 1950'ler rock'ı özelliklerini taşıyan ancak oldukça enerjik bir eser. bu şarkıda ziggy'nin grubu the spiders from mars'ın adını ilk kez duyuyoruz. şarkıda ziggy ve grubunun artan popülerliği, bunun da ziggy'ye getirdiği kızlar ve şöhret vurgulanmakta. direkt söylenmese de aslında yok olmakta olan dünyaya bir mesaj vermek için rock starlığa soyunan ziggy'nin para ve şöhret sarmalına düşüp kendini kaptırması anlatılıyor. şarkının adında da geçtiği gibi "eğer başaracağımızı düşünüyorsan, iyisi mi kendine tutun" sözleri de ziggy'nin asıl amacını unutmaması için kendisine bir hatırlatma gibi geliyor. tabii şarkının orijinalinde hiçbir ziggy teması yok. bu şarkı aslında "moonage daydream" ile beraber single olarak yayınlanan bir arnold corns şarkısı. bu nedenle tüm ziggy referansları albüm için şarkı yeniden kaydedildiğinde eklendi.

    bir sonraki şarkıziggy stardust'ta anlıyoruz ki aslında işler daha da kötüye gidiyor. şarkı ziggy'nin grup arkadaşlarının ağzından yazılmış. şarkının başı aslında bu garip görünümlü ziggy'nin nasıl başarılı bir şarkıcı olduğunu tekrar ediyor. ancak nakaratta grup üyeleri kendilerinin geri plana atıldığını ve tüm hayranların sadece ziggy'ye ilgi gösterdiğini söylüyorlar. hatta öyle ki "onun tatlı ellerini mi kırsak?" diye bir düşünce de akıllarından geçiyor. ikinci nakaratta ziggy'nin egoizme yenik düştüğünü söylüyorlar. hatta "çocuklar adamı öldürdüğünde grubu dağıtmak zorunda kaldım" derken gerçek bir cinayetten değil, saplantılı hayranlar nedeniyle ziggy'nin olmak istediği mesihvari karakterin artık yok olduğundan bahsetmekte. bu durumda da grubun devam etmesinin bir manası kalmıyor. müzikal olarak bowie'nin en iyi çalışmalarından biri olan şarkı ronson'ın çok cool gitar rifi ile açılmakta. bowie'nin zaman zaman yumuşak, zaman zaman alaycı ve tiz vokalleri çok iyi. şarkının kıtaları daha sakin giderken, ana gitar rifi ve nakaratta daha sertleşen düzenleme iyi bir kontrast yaratıyor. ziggy ve grup arasındaki ters düşüş temasına da uygun bir tercih bu. albüme adını vermeyi hak edecek kadar önemli ve başarılı bir eser.

    suffragette city, albümün başka bir enerjik şarkısı. şarkının ismine bakınca kadınların söz sahibi olduğu bir şehir anlatılıyor. sözlerde ise ziggy'nin kendisini bir kadına kaptırdığını dinlemekteyiz. bir önceki şarkı ile bağlantılı olarak ziggy'nin "leave me alone", "my work's down the drain" sözleri ile işinden olup, oldukça sıkıntılı bir ruh hali içinde olduğunu anlıyoruz. ancak kendisini telefonla arayan kankası ya da sevgilisi henry'ye söylediği gibi ziggy, bu sıkıntıyı bir kadın ile gününü gün ederek geçirmekte. henry'nin gelip beraber takılma isteğini de üst üste reddetmekte. müzikal olarak çok hareketli. şarkıya çok iyi gaz veren bir saksofon katkısı var gibi gelse de aslında bunu ronson'ın synthesizer ı ile ortaya çıkarmışlar. yine ronson'ın "hey man"li geri vokalleri, piyanosu, elektro gitarı da şarkıya ayrı ayrı enerji veriyorlar. bowie'nin vokalleri muhteşem. nakaratta insanın gaza gelmemesi namümkün. şarkının ayrıca heyecan veren bir anı da sonlarda şarkı ronson'ın synthesizer'ının da dahil olması ile hızlanan şarkının bir anda durup bowie'nin "aaahh wham bam thank you ma'am" demesi.

    albüm bowie'nin bir başka klasiği rock'n'roll suicide'ı ile bitiyor. şarkı, bir akustik gitar üstüne bowie'nin neredeyse bir fransız chanson'u olabilecek bir vokal meldosi ile başlıyor ve şarkı neredeyse her kıta üstüne yeni bir şeyler katarak ilerliyor. hem vokal daha güçleniyor, hem de kemanlar da şarkıya dahil olup, şarkı çok etkileyici bir hale geliyor. şarkının hiçbir nakarata başvurmadan adım adım zirveye çıkması gerçekten vurucu. sözlerle beraber ise bu vuruculuk katlanıyor. şarkı sabah gün doğarken bitkin bir şekilde eve dönen ziggy'yi anlatıyor. ziggy kendisini bir rock'n'roll kurbanı olarak görmekte. son bölüme gelene kadar da şarkının sözleri kendisinin sadece mental olarak değil de fiziksel olarak da bir kurban olma yolunda ilerledigini hissettirse de şarkı "oh no love, you are not alone!" sözleri ile umut dolu bir hale bürünüyor. bu bölümde ziggy kendisine ne görmüş olursa olsun, ne yapmış olursa olsun hala "güzel" olduğunu hatırlatarak "bana ellerini ver çünkü sen harikasın" diyerek bir bakıma yeniden doğuyor. sadece bu albüm özelinde değil, genel olarak umutsuz kalan herkes için bir el uzatan, çok özel bir şarkı bu. dünyanın beş senesinin kaldığı için bağıra bağıra kendinden geçen bir karakter ile başlayan albüm, albüm boyunca zaman zaman bahsettiği gibi "bizi sevgi kurtaracak" tarzında bir mesaj ile kapanıyor. tam olarak kapanması ise ilk şarkıya da kısmen ilham veren "a day in the life"'ın benzeri bir akor basışı ile oluyor.

    albüme girmeyen bazı şarkılar da bulunmakta. bunlardan biri velvet goldmine, ziggy'ye hayran birinin ağzından yazılmış oldukça ateşli, şehvet dolu bir şarkı. şarkının nakarat dışı bölümdeki hava albümün glam rock havasına çok uymakta. nakaratı ise bowie'nin ilk albümlerindeki kabare havasını içermesi ile benim için çok ilginç bir hal alıyor. albümdeki şarkılardan farklılığı çok hoşuma gidiyor. keşke albümde olsaymış. şarkı, ilk kez 1975'te tekrar yayınlanan space oddity single'ının arka yüzünde yer alarak ortaya çıktı ancak bu bowie'nin izni alınmadan yapılmıştı. sweet head ise daha standart bir rock şarkısı. ama "velvet goldmine" kadar şehvetli. bu sefer ziggy'nin ağzından kendisinin hayranlarını hem müziği ile hem de seksiliği ile nasıl uçuracağını söylüyor. tabii isme bakınca sanki sadece erkek hayranları için yazılmış gibi durmakta. bu şarkılar albümün bazı yeniden basımlarında bonus olarak bulunabilmekteler. albüm ve konseptle alakalı olmasa da bu albüm kayıtları sırasında bowie ve ekibi birçok şarkı kaydetti. john i'm only dancing albüm dışı bir single olarak yayınlandı. eski şarkılardan holy holy ve the superman yeniden kaydedildi. jacques brel'den amsterdam ve chuck berry'den round and round şarkıları da yeniden yorumlandı.

    albüm, ingiltere'de tuttu ve de listelerde beşinci sıraya kadar çıktı. bu durum, bowie'nin eski albümleri için de iyi haberdi. bir önceki albüm hunky dory de ziggy sonrası bir anda satmaya başladı. hatta listelerde üçüncü sıraya kadar çıkarak ziggy'yi bile solladı. bu başarı ile hunky dory'den life on mars? da 1973'te single olarak yayınlandı ve de üçüncü sıraya çıktı ki ziggy'nin en başarılı single'ı "starman" sadece 10. olabilmişti. ziggy stardust ise abd'de ses getirmedi. albüm amerikan listelerinde sadece 75. sıraya kadar yükselebildi. 2006'da bowie'nin ölümü sonrası albüm satışlarının artması sayesinde abd'de albüm 21. sırayı gördü. buna rağmen bowie'nin ekibi, abd turnesine çıkıp grubu en şatafatlı arabalarda gezdirip, grubun en pahalı otellerde kalmasını istedi. böylece abd'de yapay da olsa bir rock star imajı yaratmayı kafaya koymuşlardı. ancak bu süreç içinde bowie ve grup üyeleri arasında parasal anlamda anlaşmazlıklar baş göstermeye başladı ve de albümde ziggy ve the spiders from mars'ın yaşadıkları bowie ve müzisyen arkadaşları arasında da yaşanmaya başlamıştı. yine de ekip bir albüm daha beraber kaldı ve aladdin sane'i 1973'te ziggy turnesi devam ederken yayınladılar. 3 temmuz 1973'te ziggy stardust turnesi sona erdi. son şarkı olan "rock'n'roll suicide" öncesi bowie, "bu bizim son konserimiz" dedi ki bolder ve woodmansey'nin ziggy stardust karakterinin artık bittiği hakkında bir fikirleri yoktu. yine de bowie, bir sonraki çalışması olan cover albümü pin ups'ta ronson, bolder ve de ken scott ile çalışmıştı. ancak üçü de diamond dogs albümü öncesi bowie ile yollarını ayırdı. artık bowie, kendini belli bir uzaylı/mesih/rockstar kimliğinde kısıtlamadan yeni imajlara ve yeni müziklere doğru yelken açabilecekti.

    4,5/5 verdim gitti.
    albümü en iyi anlatan şarkılar: moonage daydream, hang on to yourself, ziggy stardust