şükela:  tümü | bugün
36 entry daha
  • hristiyanlığın ortaya çıktığı ilk dönemlerde, roma imparatoru decius'un (dakyanus) zulmünden kaçıp mağaraya sığınan yedi uyurları konu edinen bu süryani miti, ne tevrat'ta ne de incil'de geçmemesine rağmen, kuran'da geçiyor; üstelik de bir sureye adını verecek kadar önem atfedilerek (bkz: kehf suresi). dolayısıyla yedi uyurlar kıssasının, mitolojiden teolojiye sıçramasında islâm'ın etkisi büyük.

    lâkin bu hadisenin hem mitolojiyi hem de teolojiyi aşıp psikolojiye meyleden bir yönü var. bunun en büyük delili de hadisenin belli bir mekânla, kültürle ya da dinle sınırlanamaması. bırakın efes, afşin, tarsus, lice, arapkir gibi anadolu'daki onlarca yedi uyurlar mağarasını, azerbaycan, doğu türkistan, mısır, fas, suriye, yemen, ırak, afganistan, cezayir ve hatta ispanya gibi daha pek çok ülkede onlarca mağara, yedi uyurların mekânı olarak saygı görüp ziyaret ediliyor.

    üstelik, mağarada uyuyup uyanmanın evrensel bir yönünün olduğu bu anlatının pek çok mitolojide tekrarlanmasından belli. örneğin:
    islamiyet öncesi türk mitolojisinde (bkz: alpamış destanı),
    yunan mitolojisinde (bkz: epimenides), (bkz: psykhe),
    çin mitolojisinde (bkz: balıkçı adam),
    hitit mitolojisinde (bkz: telepinus),
    hindu mitolojisinde (bkz: vişnu), (bkz: muçhukunda), (bkz: urmila)
    yahudi mitolojisinde (bkz: abimelek), (bkz: honi ha meaggel), (bkz: ilya)
    hristiyan mitolojisinde (bkz: seven sleepers),
    islam mitolojisinde (bkz: üzeyr kıssası) (tevbe sûresi 9/30)

    dolayısıyla karakterler ve mekân değişiyor ama belli bazı unsurlar değişmiyorsa mitolojiyi, teolojiyi aşıp psikolojiye, yani insan zihninin karanlık mağarasına inmek gerek. çünkü onca alengirli anlatıya rağmen, yedi uyurlar hadisesinde işin esasının şimdi yatayım yarın erkenden kalkıp ders çalışırım deyip uyuyarak gerçeklerden kaçmak hastalığına tutulmuş tipik öğrenci psikolojisinin alegorik bir anlatımı gibi geliyor bana. hatırlarsak, yedi genç zulümden kaçıp mağaraya sığınıyorlar ve "bu gece burada kalalım, sabah olduğunda ne yapacağımızı düşünürüz" deyip yüzyıllarca uyuyorlardı. üstelik ortada psikolojik bir durum olduğunun altını çizmek için mağaranın kapısına kıtmir'i, yani depresyonun en ünlü temsilcisi olan black dog'u koyuyorlardı. hayatın zorluklarına karşı çaresiz kalınıp depresyona düşüldüğünde, cenin pozisyonu alıp en güvenli yer olarak görülen ana rahmine dönmek isteği* tıpkı bir rahim gibi ıslak, nemli ve karanlık bir mağara içinde uyumak olarak kurgulanıyor. içeridekileri cezalandırmak için mağaraya girmeye çalışan kralı da penetrasyonda başarısız olan bir penis olarak düşünmek de cabası.

    içinde mağara geçen mitolojik ve teolojik pek çok anlatının psikolojik ve hatta psikomitolojik bir yönünün olabileceğini düşünmek hayli ilginç sonuçlara gebe olabilir (bkz: gar/@lairocse)
2 entry daha

hesabın var mı? giriş yap