şükela:  tümü | bugün
4718 entry daha
  • fenerbahçe'nin yeni sezona, yakın geçmişte hiç yaşamadığı bir şekilde giriş yapmasına sebep olacak bir tercih oldu.

    taraftar bu sezona "dışardan bir göz" olarak başlayacak. çünkü pereira tercihi -özellikle başka hocalarının isminin geçtiği son 1 ayın ardından- hem bir hissizlik yarattı, hem de gerçek bir merak uyandırdı. kulüp elbette sosyal medya aracılığıyla suni bir heyecan rüzgarı yaratmak isteyecek olsa da (her kulübün her sezonki klasik işleri işte), taraftar bir sezona ilk kez kendi takımını bir sinema filmi gibi izleyerek girecek.

    çünkü bu sefer ilk kez, denenmişler arasından "başarısız" olanı tekrar deneniyor. pereira öyle ersun yanal, aykut kocaman, veya arka beşli gibi fb geçmişinde en az bir şampiyonluğu olan biri değil. "eskiden yaptı, yine yapacak" gibi bir baskı yok, veya yok alexçiler, yok aykutçular, yok ersuncular gibi ayrımcılık yaratacak bir fan grubu yok (en azından şu an için :)). o yüzden taraftar bu sefer tek bütün halinde, ve takıma karşı hep beraber mesafeli durarak gözleme yatacak. ve belki de camia ilk kez, takıma karşı ilk fikirlerini oluştururken topyekün objektif yaklaşabilecek.

    yani takım, lige yapacağı girişe bağlı bir taraftar desteği kazanacak. bu da, tüm yükü bir süre tamamen kendi sırtlanacakları anlamına geliyor.

    peki bu yükü kaldırabilecekler mi?

    pereira'nın fenerbahçe'deki ilk dönemini, 15-16 sezonunu özetlemek gerekirse:

    - bütün planlarını asimetrik 4-4-2 üzerine kuran pereira, şahtar eşleşmesi ve ligin ilk maçını bu şekilde oynadıktan sonra, yazın son gününde moussa sow satılınca elde iki santrfor kaldığı için düzeni değiştirip 4-3-3 üzerine yoğunlaşmak zorunda kaldı.

    - bu 4-3-3'te kullanılan kanatlar (nani, volkan şen, markovic, alper) çizgide kalıp forvete gitmeyen tipte oldukları için hücumlar bireysel doğaçlamaya muhtaç kalıyordu; çünkü bekler çok fazla öne çıkmıyor, orta saha hücuma, hücum ise savunmaya katkı veremiyor, kısacası birbirine hücum-savunma konularında yardımcı olamayan kopuk bir takım izliyorduk.

    - üstteki maddeyi biraz açarsak; bu 4-3-3'ün en önemli bölgesi olan orta saha merkezinde meireles, ozan gibi en önemli bağlantı elemanlarını (zaman zaman verim alsa da) sezon boyunca istikrarlı bir hale sokamadı, ki zaten bunun kök sebebi; ozan tufan'ın üstüne eğilebilecekken hemşerisi diye midir bilmem uzun süre gereksiz bir meireles ısrarı oldu (ki meireles'in o sezona kadarki fb performansı/ruhsuzluğu/apaçiliklerini de hatırlıyoruz)... üstüne bir de diego ribas'ı yine 4-3-3 merkezlerinden biri olarak geride kullanmaya çalıştı, haliyle olmadı.

    - yine o maddenin kopukluk kısmını açarsak; fernandao'nun mücadeleci ve temaslı oyunu ile işleri biraz rayına sokmaya başlamışken, yönetimin sakatlıktan yeni çıkmasına rağmen robin van persie'yi oynat baskısı sebebiyle hücum-orta saha bağlantısı kopuklaştı. zaten eforlu / temaslı oynamayan van persie, aynı zamanda (bazen yapsa da) bir false 9 gibi toplu oyuna sürekli katkı verecek bir forvet de değildi, hepsinin ötesinde; kendisini göstermek gibi bir niyeti de yoktu zaten. kısacası camia gereksiz bir şekilde van persie'nin tarafını tuttu ve pereira'yı zor duruma soktu.

    - fizik kondisyon üzerine kurulmayan oyun, yukarda bahsettiğim o 4-3-3 merkez anlayışı içinde maçlarda sadece zaman zaman öne çıkan bir pres anlayışı / genellikle kompakt olunması gereken bir ortam yarattı. haftalar ilerledikçe iyi kötü bir pratik kazanıldı ve rakibin durumuna göre her maç değişebilen belli detayların haricinde işin bireysel beceriyle süslenmesine kaldığı ortamda luis nani sahneye çıktı ve takım sezonun ilk yarısını ümitvar şekilde kapadı, ikinci yarısına da zaten (sezonun ilk yarısındaki molde deplasmanıyla birlikte) oturmaya başlayan josef-topal-ozan'lı 3'lü merkez + gökhan-caner'le daha efektif bek kullanımı birleşince, güzel bir giriş yaparak (kadıköy'deki bjk galibiyeti, l.moskova'nın elenmesi vs) havaya girdi.

    - ivan bebek'li braga maçının ardından psikolojik hasar alan takım, avrupasız kalan sezonun devamındaki süreçte nani'nin forvet arkasında serbest oynadığı bir 4-2-3-1'e geçiş yaptı. pereira'nın lig için belki de en doğru tercihi bu oldu; hücuma bir türlü kendini katamayan orta saha merkezini bu sefer josef-topal ikilisiyle geride tutup, önde 4 elemanı daha özgür ve cesur oynatmaya başladı. bu tercihle takım savunması zayıflamış ancak nani'nin becerileri özelinde artan hücum zenginliğiyle durumu dengelemeyi başarmıştı. nitekim bu geçişi başlattığı gs deplasmanı, akıl almaz kaçan goller yüzünden 0-0 bitmişti.

    - pereira, bir üstte bahsettiğim gs deplasmanı öncesinde yeni bir krizle karşı karşıya kaldı, o da şuydu: özgürlük kazanan ön 4'lü içinde takım savunmasına en düşük katkıyı veren volkan şen'in arkasını caner gibi hücumcu bir bek yerine hasan ali kaldırım gibi savunması daha iyi bir bekle doldurmak isteyince, van persie olayını aylar önce iyi kötü atlatmış olan pereira bu sefer -11'de ismini görmeyince sinirlenen- caner erkin'in isyanıyla karşı karşıya kaldı. bu yüzden gergin çıkılan o maçta, yeni düzen sayesinde bolca pozisyon bulunmuş ancak akıl almaz goller kaçmış, hatta maçın ikinci yarısında yine kaçan bir golün ardından gökhan gönül'le diego birbirine girmişti hatırlarsınız...

    - ancak pereira, bu düzene geç başladı zira gs maçının öncesinde osmanlı* ve konyaspor* gibi disiplinli takımlara karşı oynarken bu cesur düzeni denemek yerine hala 4-3-3'ten gitmiş ve puan kayıpları gelmişti. oysa nani'li 4-2-3-1, ligin o son dönemecinde (başakşehir* maçı hariç) karşılaştığı rakiplere karşı dominasyon yaratmıştı.

    - yani pereira'nın o son dönemeçteki temel hatası, güncel metodları takip eden takımlardan fazlasıyla çekinip, sahip olduğu oyuncu kalitesine güvenmemesi oldu. yani evet belki gerçekten avcı'nın başakşehir'ini yenmek zordu (nitekim yenemedi de), ama genel kadro kalitesi epey düşük olan osmanlı ve konya'yı nani'li oyunla yenebilirdi. ancak pereira tam tersini yaptı; başakşehir'e karşı nani'li 4-2-3-1, osmanlı ve konya'ya karşı 4-3-3 çıktı.

    - zaten pereira oyun krizlerini / yıldız idaresini becerecek bir hoca değildi. çünkü kendi rütbesinin üstündeki oyuncularda saygınlık uyandıracak bir karakteri yoktu, daha çok kalitesiz bir şovmen görünümündeydi; saha kenarında güya heyecan(!)la yaptığı komik hareketler, şahtar ve braga deplasmanlarında yaptığı saçma çıkışlar... türkiye kupası finalinde (gs'ye karşı) kaybedilen maçtaki kahve içen umursamaz pozlarıyla sezon bitti.

    16-17 sezonu malumunuz; zaten sampiyonluk gitmişken üstüne nani gitmiş, diego gitmiş, gökhan-caner gitmiş hem de beşiktaş'a, van persie iyice kafayı sıyırmış, salih dönmüş, emenike dönmüş... derken iyice moralsiz ve çorba bir şekilde girilmişti sezona. planlarını değiştirdip 3-4-1-2'ye geçiş yaptığı as monaco eşleşmesi hiç de iç açıcı geçmemişti, ilk maç kadıköy'de yendiğine bakmayın, uzun top atmaktan başka türlü ileriye çıkamıyordu takım, nitekim rövanşta bu oyun iflas etmişti. ve yönetimin mobbingleri de işin içine girince, bu dönem kapanmış oldu.

    buradan, işin bugünkü boyutuna gelmek gerekirse:

    - türk futbolu o günlerdeki gibi değil. o dönem, iyi kötü bir avrupa çıtası vardı, beklentiler daha yüksekti, ve taktik standartlar açısından dünyadaki yerimiz bugünden daha yukardaydı. dolayısıyla pereira, taktik becerileriyle o atmosfere ortak olsa da, saha kenarındaki duruşuyla komik bir figür olarak görünebiliyordu.

    - bugün ise; türk futbolunun (özellikle "büyük" takımların) standartları çok düşmüş vaziyette; yabancı sınırının yeniden daraltılmasıyla hızlanan "yerelleşme/küçülme" süreci içine giren bu atmosferin içinde pereira mevcut becerileriyle (ve belki de aradan geçen 5 senede üstüne kattığı tecrübe ile) gerçekten fark yaratabilir.

    - üstüne üstlük; o zamanlar kendisini komik duruma düşüren o hal tavırları (aradan geçen 5 senede biraz daha olgunlaştığını da umarak) eğer modifiye etmeyi başarırsa, bu yönüyle bugünkü yerelleşen türk futbol ortamına ayak bile uydurabilir. geriye sadece, taktik becerilerini katıp fark yaratmak kalır.

    - üstteki maddelerden biraz daha bağımsız olarak; o sezonki takım yeni kurulmuştu, şimdi ise iyi kötü 1 senedir birbirini bilen oyuncular var. bu kadroya yapılacak birkaç rötuş (pereira'nın kafasındaki plana göre elbette) ile gerçekten iddialı hale gelinebilir. fonseca iddiası varken de benzer düşünüyordum; bu tip hocalara takımı baştan yaratma hakkı tanınacaksa eğer, o zaman şampiyonluk baskısı yapmamak lazım. ama yok şampiyonluk baskısı yapılacaksa, o zaman temeli hazır bir kadro vermek lazım; fenerbahçe 1 senedir birbirini tanıyan bu oyuncu grubuyla iyi kötü bu ortamı yaratabilir.

    - tabii emre b. gitti ancak volkan, caner, gökhan gibi tiplemelerin hala takımda olduğunu düşününce, tüm bu ihtimallerin anında (mesela ilk kötü gidişatta) bir yıkıma kolayca dönüşebileceğini de bilmek lazım. bu adamlar olduğu sürece ozan, irfan, serdar vs zehirlenmeye devam edecek, yabancı sınırının da daraltılmasıyla takımdaki statüleri çok daha fazla şişecek ve pereira'nın işi gün geçtikçe zorlaşacak.

    dolayısıyla her şey sezonun ilk haftalarındaki performansa bağlı olacak. işin kötüsü (belki de iyisi), en başta söylediğim gibi, taraftar da bu durumun içine fazla girmeden, uzaktan izleyecek. bence pereira'nın başarılı olması için bu köprüyü mutlaka geçmesi gerekiyor.

    ilk etapta düşündüren şeyler bunlar. gerisi, yapılacak transferler ve hazırlık maçlarında verilecek sinyallere göre değişecek.
1741 entry daha