şükela:  tümü | bugün
17 entry daha
  • son 20 yılın en iyi 20 bilimkurgu filmi diye sınıflandırmak gerekirse:

    ekleme: en çok yazılan inception ve interstellar gibi nolan yapımlarını listeden çıkardım.

    1- the man from earth
    richard schenkman/2007

    tek mekanda geçen harika bir bilimkurgu. din, arkeoloji, tarih, biyoloji her şey var.
    üniversitede tarih profesörü olan john oldman aniden işini bırakıp başka bir yere taşınma kararı aldıktan sonra iş arkadaşları bunun ardında yatan sebebi öğrenmek için evinde toplanırlar. bu erken emeklilik için ortaya koyduğu sebep herkesi şok edecektir.

    2- donnie darko
    richard kelly/2001

    zaman yolculuğu ve solucan delikleri hakkında çok iyi bir ilk film (yönetmen/oyuncu) ergen kaprislerinin olmadığı bir lisede geçmesi de büyük artı.
    80’lerin sonunda geçen öyküde, donnie darko adında 16 yaşında bir genç, bazı gerçek olmayan görüntüler görmeye başlıyor. özellikle de tavşan kostümlü bir adam beliriyor sık sık. çevresiyle uyum sorunu yaşayan genç, ailesinin ve okulun kendisi için çizdiği yoldan ayrılıp, esrarengiz misafirinin izinden gidecektir... 80’lerin gençlik filmleri, bilim kurgu ve korku filmlerinin, tüyler ürpertici karışımı olarak tanımlanabilecek film, son dönemin en ilgi çekici bağımsız yapımlarından biri. yönetmenin ilk filmi olan donnie darko, 2001 sundance film festivali’nde gösterildi. filmin son derece başarılı web sitesi ise en iyi web sitesi ödülü aldı. david lynch’in izinden giden genç yönetmen, yıllarca konuşulacak bir film ortaya koydu.

    3- arrival
    denis villeneuve/2016

    dilbilimi ve uzaylılarla ilk temas. harika bir lovecraft evreni sunuyor .

    film, ordu dilbilimcisi dr. louise banks’in hikayesini anlatıyor. bir uzay gemisi dünyaya iniş yapınca dünya adeta sarsılır. amaçlarının ne olduğu bilinmeyen uzaylılarla iletişim kurmanın yolları aranmaya başlar. uzaylılarla iletişim kurması için ordu dilbilimcisi dr. louise banks çağrılır. doktora yardımcı olması için de fizikçi ıan donnelly seçilir. ikilinin artık en önemli görevi uzaylıların barışçıl mı yoksa istilacı mı olduğunu belirleyebilmektir. bu süreçte bir diğer zorluk da ordunun ısrarcı bir şekilde saldırı yanlısı olması olacaktır...

    4- children of men
    alfonso cuaron/2006

    dünyada artık doğum olmasa neler olurdu? çok sürükleyici ve altmetin olarak çeşitlilik sunan bir distopik bilimkurgu.
    takvimlerin 2027 yılını gösterdiği dünya üzerinde, nedeni çok anlaşılamayan olaylar yaşanmaktadır. son dünyaya gelen bebeğin üzerinden 19 yıl geçmiştir ve insanlık artık üreyememek gibi bir çıkmazla karşı karşıyadır. ülkelerin politik düzenlerini de etkileyen bir şekilde değişimler yaşanmasına neden olan bu durum, kendini olayların akışına bırakarak çöküşe giden insanların yanında, bu durumuun nedenlerini bulmaya çalışan mücadeleci insanları da yaratır.
    büyük britanya, benimsediği askeri emperyalist yönetimi ile sınırları içinde herhangi bir kargaşa çıkmasını önleyen, bu nedenle de huzurun hala hüküm sürdüğü bir coğrafyadır. buna karşılık, sınırlarında, bu ülkeye giriş yapmak isteyen bir dolu mültecinin dramı yaşanmaktadır.
    theo, tüm bu olaylardan kendini soyutlamış bir şekilde, geçmiş yaşantısının eylemci yapısına ters, büyük bir hiçliğin içinde yaşamaktadır. artık eski bir eylemciden bir bürokrata dönüşmüştür. fakat bir gün kaçırılarak kendisini, eski silah arkadaşı ve sevgilisi julian’ın önünde bulur. julian, mülteci hakları için mücadele eden gizli bir örgütün başıdır ve theo’dan, bu mültecilerden biri olan kee’nin tehlikesizce yurt dışına çıkabilmesi için gerekli olan kağıtları sağlamasını ister. yardım teklifini kabul edip kee ile birlikte yola çıkan theo’nun, onun aslında bütün dünya için ne kadar önemli bir kişi olduğunu anlaması hiç de uzun zaman almayacaktır.

    5- gravity
    alfonso cuaron/2013

    sembolizmin doruklarında büyüleyici bir hayatta kalma mücadelesi. yerçekimsiz bir ortamda soluksuz ve başınızı gerçek manada döndürecek bir film.
    dr. ryan stone zeki bir tıp mühendisidir ve emekliliğinden önce son görevine çıkan yetenekli ve deneyimli astronot matt kowalsky’nin yönetimindeki mekikte ilk uzay yolculuğuna çıkar. herşey yolunda gibi görünürken rutin bir keşif yürüyüşü sırasında bir felaket yaşanır. mekik çarpan bir cisim sonucu paramparça olur. iki bilim insanı uzay boşluğunda yapayalnız kalırlar. yeryüzü ile iletişimleri tamamen kopmuştur ve sonsuz karanlıkla baş başadırlar. şimdi korkunun yerini panik alır, üstelik var olan sınırlı oksijenleri de git gide tükenmektedir. ikili eve, dünyaya dönüş yolunu bulabilecek midir?

    6- district 9
    neill blomkamp/2009

    uzaylılara çok farklı bir bakış açısıyla yaklaşmış hümanist(!) bir film. belgesel tadında olması da çok isabetli. dünyamıza yaklaşık 30 yıl önce gelen uzaylılar güney afrika’da etrafı çevrili, sıkı güvenlik önlemlerinin alındığı bir bölgede yaşamaya zorlanmaktadır. multi national united isminde çok güçlü bir şirket bu uzaylıları çok zor şartlar altında adeta birer köle gibi çalıştırmaktadır. ancak uzaylıların farklı bölgelere doğru yönelmeye başlamasıyla birlikte işler kontrolden çıkacaktır...

    7- moon
    duncan jones/2009

    çok güzel sürprizler barındıran ayda yıllarca maden çıkartmakla görevli offline bir astronotun öyküsü. kaçırmayın. yakın gelecek. astronot sam bell, dünyanın başlıca enerji kaynağı helyum-3ü araştırmak için ay endüstrileri ile üç yıllık bir anlaşma yaparak ayda yaşar. işi icabı yalnızdır ve bozulan uydunun evle irtibatını kesmesi işi daha da zorlaştırır. samin gönderip alabildiği tek şey mesaj kayıtlarıdır. neyse ki aydaki süresi dolmak üzeredir ve sam, üç hafta sonra karısı tess ve üç yaşındaki kızları evee kavuşacaktır. nihayet uzun zamandır yaşadığı ay üssü sarangın yalnızlığından kurtulacak ve üssün iyi niyetli ama bir hayli karmaşık bilgisayarı gertynin dışında birileriyle de konuşacaktır. ansızın samin sağlığı bozulmaya başlar. ayda aracıyla yaptığı rutin gezilerden birinde sancılı baş ağrıları, sanrılar ve dikkat dağınıklığı nerdeyse ölümcül bir kazaya neden olur. üstte sağlığına yeniden kavuşurken (nasıl geldiğine dair hiçbir fikri yoktur), üssün verimli bir şekilde çalışması için gelen destek ekibiyle kuşatılan sam neler olup bittiğini ve şirketin planlarını keşfetmek için zamana karşı savaşır.

    8- vanilla sky
    cameron crowe/2001

    her ne kadar yönetmen/senaristin aynı konuya sahip ilk filmi open your eyes daha orijinal ve film dili olarak olgun dursa da senesi, çekimleri ve müzikleri açısından daha çok beğendiğim ve bu başlıkta yer alması gereken bir bilimkurgu. tutku, aşk, ihanet ...
    yakışıklı, varlıklı ve karizmatik david aames rüya gibi bir hayat sürmektedir. birgün hayatının kadınıyla karşılaştığını düşünür. tek sorun onun, en yakın arkadaşının kız arkadaşı olmasıdır.
    david’in karşısına, bir doktorun çıkmasıyla kendisi için hayaller ve gerçek arasında tehlikeli bir serüven başlar.

    9- time crimes
    nacho vigalondo/2007

    mükemmel bir ispanyol filmi. paradoksları, sonsuzluğu, çıkmazları ve zaman yolcukuğunu sevenler bir an önce izlesin.

    10- coherence
    james ward byrkit/2013

    bir diğer harika döngüsel, sarmal paralel evren filmi. tek mekan sevenler kesinlikle bir göz atsın. bir kuyrukluyıldızın dünyanın yakınından geçtiği o gece, yakın dostlar keyifli bir akşam yemeği için toplanmış. ancak, gerçekliğin ve ilişkilerin yavaş yavaş kırılmaya başlayacağını az sonra anlayacaklar. mahallede elektrik kesilince, yemekleri yarım kalıyor. sadece az ilerideki tuhaf evde elektrik var. ardı ardına gizemli olaylara tanık olan bu konuklar aslında hiçbir gücün çözemeyeceği bir muammanın içine düştüklerinin er geç farkına varacak. alacakaranlık kuşağından esinlenen xxx insanı saran, düşük bütçeli, doğaçlamaya dayanan, senaryosuz bir bilimkurgu.

    11- enter the nowhere
    jack heller/2011

    üç yabancı teker teker, hayatlarını değiştiren olaylar atlattıktan sonra, kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde bulunan gizemli bir kulübeye gelir. ormanda bir çıkış yolu ararken, yorulan, acıkan ve üşüyen bu insanlar aralarındaki gizemli bağı ve ormandan canlı çıkmak için ne yapmaları gerektiğini keşfederler.
    dark sevenler bu filmi daha öncesinden sevmişti zaten. zaman ve mekan üzerine.

    12- her
    spike jonze/2013

    theodore twombly hayatını, yakın gelecekte nadir bulunan bir şeye dönüşecek olan el yazımı mektupları yazarak kazanmaktadır ve bugünlerde artık insanların işlerini bilgisayar programları yerine getirmektedir. theodore, karısından boşandıktan sonra bir apartman dairesinde tek başına yaşamaya başlar ve bir gün karşılaştığı bir teknoloji reklamıyla birlikte hayatı değişir. kusursuz bir yapay zeka sistemi sunan yeni bir telefon modeli, onu son derece çekici bir kadın olan samantha ile tanıştırır. sanal bir varlık olan samantha, theodore’u dünya ve hayat üzerine sorduğu sorularla bambaşka bir gerçeklikle tanıştırır. ağır bir depresyonun içerisinde olan theodore, yavaş yavaş hayatın keyifli yanlarını fark etmeye başlarken yapay zeka programıyla arasındaki ilişki de gitgide tuhaflaşır.
    aslında bir animeden uyarlama olan film, distopik bir geleceği gözler önüne seriyor. ayrıca bkz: black mirror

    13- never let me go
    mark romanek/2010

    ruth, kathy ve tommy çocukluklarını neredeyse cennetten çıkma bir ingiliz yatılı okulunda geçirir. erişkinliğe adım attıklarında ise aralarındaki güçlü sevgiyi sindirmeye çalışırken bir yandan da onlardan gizlenen, kabullenmesi güç bir gerçeğe ve korkunç kaderlerine hazırlanmaları gerekmektedir. 28 gün sonra, gün ışığı ve halonun senaristi alex garland tarafından kazuo ıshiguronun romanından sinemaya uyarlanan beni asla bırakma hiç bilmediğimiz karanlık, alternatif bir dünyada geçiyor. the island filminin daha derli toplu piyasa, klişe olmayan hali. replikalar ve öykünsünler gerçek insanlar.

    14- the road
    john hillcoat/2009

    bu filmi seven zaten the last of us oyununu sevdi. kıyamet sonrası açlığın egemen olduğu cansız doğanın olduğu acımasız bir dünya. gelecekteki kıyamet günlerini anlatan bir kitabın uyarlaması olan film, güçlü oyuncu kadrosuyla, en iyi satanlar listesindeki kitabın (the road) gölgesinde kalmayacak gibi gözüküyor.
    kıyamet sonrası atmosferinde amerika yangın yeridir. bir baba ve oğlunun istikameti amerika kıyılarıdır. amerika’yı bir uçtan bir uca geçerken ellerindeki basit tüfekle yaşadıkları macerada esas problem zor hava koşullarında nereye gittiklerini bilmemeleri ve yollarına çıkan haydutlardır. film bilim kurgu türünde olmasına rağmen western türünde de öğeler taşımaktadır.

    15- primer
    shane carruth/2004

    yetenekli iki genç mühendis, bir garajda yürüttükleri deneyler sırasında kazara müthiş bir keşifte bulunurlar. üzerinde çalıştıkları proje, onları zamanda geriye doğru yolculuğa çıkarabilmektedir. sonsuz merakları nedeniyle, yolculuk deneylerini birbirlerinden habersiz yürüten mühendislerin bu deneyi çok ciddi sorunlara yol açacaktır.
    harika bir zaman yolculuğu filmi. düşük bütçeli çarpıcı zeka dolu bir film.

    16- triangle
    christopher smith/2009

    film, atlantik okyanusunda yatla gezi yaparken olumsuz hava koşulları nedeniyle gizemli bir gemiye binmek zorunda kalan bir grup insanın öyküsünü anlatacak.

    17- the fountain
    darren aronofsky/2006

    arnofsky’nin masalımsı bir paralel evren, sonsuzluk üzerine yaptığı başyapıt. 16., 21., ve 26. yüzyılda geçen hikaye, ölümsüzlüğü ve buna bağlı olarak da aşkı arayışın hikayesi. 1500’lerde yaşayan ispanyol keşif tomas, bütün hayatını etkileyecek önemli bir misyonla görevlendirilmiştir. kraliçe’nin, ölümsüzlüğün kaynağı olduğuna inandığı ağacı bulacak ve bu sayede, yüzyıllardır insanoğlunun peşinden koştuğu sonsuz yaşam amacına ulaşılmış olacaktır. bu uğurda yola çıkan tomas için yüzyıllarca sürecek bir yolculuk başlayacaktır. 2000’lere gelindiğinde aynı tomas’ı, sevdiği kadının iyileşmesi için amansız bir hastalığa karşı mücedele ederken görürüz; 2500’lerdeyse uzayda bir balonun içinde tek başına bir boşlukta yaşamaktadır.
    insanoğlunun varoluşundan beri ölümle olan mücadelesi tüm hızıyla devam ediyor ve pi, requiem for a dream gibi filmleri ile bizi sinemasına hayran bırakmış yönetmen daren aronofsky, şimdi de kamerasını, bu tükenmeyen mücadeleye çeviriyor.

    18- eternal sunshine of spotless mind
    michel gondry/2004

    joel barish, iki yıl boyunca beraber olduğu sevgilisinden oldukça şaşırtıcı bir haber alıyor. kadın, bir teknolojik deneye katılarak, ilişkilerini tamamen hafızasından silmiştir. yani barish’in kim olduğunu bile hatırlamamaktadır. bu gelişme üzerine küplere binen adam, aynı prosedürü kendi üzerinde de gerçekleştirmek ister... film, adamın hafızaları silinirken, yaşanılan ilişkiyi gözler önüne serer. adam da bir kez daha oldukça iyi başlayan ve sonradan tadı kaçan ilişkiyi izler. fakat zaman geçtikçe ve sıra yaşanılan güzel şeylere gelince, üzerindeki müdaheleyi durdurmak ister. pişman olmuştur
    beynin üzerine yapılmış en duygusal bilimkurgu. beni beyninden sildirebilirsin peki ya kalbinden?

    19- ex machina
    alex garland/2014

    modern bir frankenstein uyarlaması. genç bir yazılımcı, insan banzeri bir yapay zekanın geliştirildiği nefes kesici bir bilimsel proje için seçilir.

    20- upgrade
    leigh whannell/2018

    yakın gelecekte, teknoloji hayatın neredeyse tüm yönlerini kontrol eder. ama, kendini teknofobik olarak tanımlayan gray, bir anda dünyasının tersine dönmesiyle birlikte intikam peşine düşer. tek umudu ise stem adlı deneysel bir bilgisayar çipi implantıdır.
    yine düşük bütçeli ama çok güzel bir film. sakatlığın bir çiple iyileştirildiği gelecekte geçiyor.

    edit: 20 dedim yine 33 yaptım ya. avatar, source code ve predestination gibi, ya yeni bir şeyler vermeyen ya mantık hatalarının önüne geçemeyen ya da insanı yoran ama hayalgücüne hitap etmeyen yapımları eklemedim.

    edit 2: 50 filmi geçtik yine

    daha çok, değeri pek bilinmemiş, büyük bütçeli gişe filmleri ya da bağımsız, düşük bütçeli, underrated ve dünya sinemasından bilimkurgu örnekleri için:

    watchmen
    zack snyder/2009

    86-87 yılları arasında basılan 12 sayıdan oluşan watchmen yayınlandığı soğuk savaş döneminden fazlasıyla etkilenmiş bir çizgi roman. 85 yılında, amerika ve sovyetler birliğinin nükleer savaşın eşiğinde olduğu sıralarda new yorkta geçen hikayede, süper kahramanlar kostüm ve maskeleriyle günlük hayatın bir parçası olarak halkın arasında yaşamaktadırlar.
    kendilerine atfedilen süper-kahraman tanımının aksine, ironik olarak süper güçleri olmayan bu kahramanlar, kanunlara bağlı olmadan kendi çabalarıyla adaleti sağlamaya çalışmaktadırlar.
    eski arkadaşlarından birinin öldürülmesi üzerine, cinayeti araştırmaya başlayan rorschach, aslında bu olayın süper kahramanlara yönelik çok daha büyük bir komplonun başlangıcı olduğunu düşünmeye başlar. bunun üzerine, bu komployu engelleyebilmek için, dağılmış olan eski takımını bir araya getirmek için çalışacaktır.

    cypher
    vincenzo natali/2002

    morgan sullivan, mutsuz evliliği ve sıkıcı yaşantısını değiştirmek isteyen bir muhasebecidir. bir gün karşısına digicorp isimli şirket için endüstriyel casusluk yapma fırsatı çıkar.
    yeni bir kimlik verilen morgan, çeşitli fuar ve seminerlere katılarak firmalar ve ürünleri hakkında gizli bilgiler toplamaktadır. bu görevlerinden birinde tanıştığı rita adlı güzel ve çekici kadın, ona aslında digicorp’un sahte görevlerle ajanlarının beynini yıkamakta olduğunu açıklar. rita, morgan’ı bir başka ajan olan frank calloway ile tanıştırır ve digicorp’un rakibi olan sunways’le çalışması teklif edilir.
    artık morgan, çift taraflı bir ajan olmuştur. fakat içine düştüğü bu karmaşık durum, hayatını bir kabusa çevirmiştir. rita ve onun gizemli patronu sebastian rooks’un yönlendirmeleriyle son görevini başarabilirse kurtulacağını ummaktadır.
    küp yönetmeni vincenzo natali’den son derece başarılı bir bilim kurgu. yönetmen tasarım konusundaki yeteneğini daha da ileriye taşıyor ve her açıdan inandırıcı bir bilim kurgu filmi ortaya koyuyor. senaryonun da filmin görsel kalitesinin altında ezilmediğini eklemek lazım, özellikle finali gerçekten çarpmayı başarıyor.

    a.ı. artificial ıntelligence
    steven spielberg/2001

    onbir yaşındaki bir çocuk olan david, dış görünüşüyle yaşıtlarından ayırt edilecek bir özelliğe sahip değildir. gerçekten sevgi dolu bir yüreği vardır. fakat kendisi gerçek değildir...
    21. yüzyılın ortalarında bir mucit, kendi varlığından haberdar olan (yani özbilinç sahibi) yeni bir tür bilgisayar geliştirir. bu icadın temel amacı, kendini insan yerine koyarak, insanlığın ortak sorunlarına (kutuplardaki buzun eriyerek dünyayı sel altında bırakması gibi) çözüm bulmasıdır. bu tür yapay zeka çeşitli robotlara monte edilir. bunlardan biri, bir çocuk formundadır. ve özbilinç sahibi bu robot, günün birinde basit bir makineden daha fazla birşey olup olamayacağını merak etmektedir...

    waking life
    richard linklater/2001

    genç bir adam, rüyaların gerçek dünyadan ayrıldığı yeri aramaktadır. düş, uyanmak, gerçeklik gibi konular üzerine farklı düşünen insanlarla konuşur. farklı yaşam deneyimleri, dünya görüşleri, rüyalara değişik bakış açıları sunacaktır. bu ise gündelik yaşamdaki pek çok felsefi konu üzerine düşünmeye iter izleyiciyi.
    dijital kamerayla çekilen film daha sonra bilgisayar yardımı ile animasyon görüntüsüne yaklaştırıldı. ortaya çıkan görüntü boyanmış gerçek görüntüleri çağrıştırıyor. bu yeni animasyon teknolojisi ise bob sabiston tarafından yaratıldı. ortaya çıkan estetik filmin düşsel temalarına gayet uygun.
    richard linklater son derece şık bir şekilde felsefe yapıyor. düşler üzerinde gezenirken de son derece ilgi çekici bir görsel dünya yaratıyor.
    dünya prömiyeri, 2001 yılında sundance film festivali’nde yapıldı. filmde belli belirsiz olsalar da, ethan hawke ve julie delpy gibi oyuncular projede görev aldılar.

    another earth
    mike cahill/2011

    güneş sistemindeki benzer gezegenin bulunmasının gecesinde, hırslı, genç bir öğrencinin ve başarılı bir bestecinin yolları, üzücü bir kazada kesişir. mike cahillin uzaylı, alternatif evren, reenkarnasyon gibi kavramları iç içe geçiren bilimkurgusu, dikkat çekici metinleriyle aradan sivriliyor. hal hartley usulü düşük bütçeli bir tür filmi olarak anılabilecek eserin el kamerasından aşıladığı gerçeklik ve serbestlik mutluluk verici. etrafta fazlaca muhafazakar ve emperyalist uzaylı istilası filmi dolaşırken, başka bir dünyada şüphesiz alanında son derece dürüst bir denemeye dönüşüyor.

    mirage
    oriol paulo/2018

    9 kasım 1989 yılında çıkan şiddetli bir fırtınayı evin camından izleyen 12 yaşındaki bir çocuk olan nico, komşusunun evinde bir tuhaflıklar olduğunu fark eder. evden vahşi sesler duymasının üzerine yardım etmek için eve giden nico, komşuşu prietonun karısının ölü olduğunu görür. kendisini gören prietodan kaçıp eve geri dönmeye çalışan küçük çocuk bu sırada trafik kazası geçirerek hayatını kaybeder. aradan geçen 25 yılın ardından vera, eşi david ve kızları ile birlikte, niconun yaşadığı eve taşınır. genç kadın eve yerleşmeye çalışırken niconun gitar çalerken çektiği kasetleri bulur. bir süre sonra vera, bir televizyon ve kamera aracılığıyla nico ile iletişime geçer ve bu sayede küçük çocuğun hayatını kurtarır. ancak vera’nın geçmişe yaptığı bu müdahele, onun ve ailesinin hayatının değişmesine neden olur

    i am mother
    grant sputore/2019

    ı am mother, bir robot tarafından büyütülen genç bir kızın hikayesini konu ediyor. dünya, büyük bir yıkımla karşıya karşıyadır. insan nesli, dünya üzerinden yok olup gitmiştir. insan nüfusunun tükenmesinden sonra, dünya nüfusunun yeniden canlandırmak için özel bir robot tasarlanır. anne adı verilen bu robot, genç bir kızı büyütmekle görevlidir. ikisi arasında zamanla oluşan ilişki, yaralı bir yabancının gelişiyle farklı bir hal alır. yabancının gelişi ile birlikte ondan dış dünya ile ilgili bilgiler alan genç kız, her şeyi sorgulamaya başlar. anne, gerçeklere ulaşmayı kafasına koyan genç kızı engellemek için her şeyi yapmaya hazırdır

    frequency
    gregory hoblit/2000

    nadir rastlanan bir atmosfer olayı sonucu, new york’lu bir itfaiyeci kısa dalgadan garip bir bir frekans yakalar. bu frekans vasıtasıyla, 30 yıl sonrasına ulaşıp oğluyla konuşabilmektedir. oğul, bu olanaktan faydalanarak, geçmişte yaşayan babayı uyarır: eğer dikkatli olmazsa, bir depo yangınında hayatını kaybedecektir.
    bu uyarı sayesinde babanın hayatı kurtulur. fakat, olayların akışını değiştirmek, farklı bir dizi trajik gelişmeye yol açacaktır, ki bunların arasında annenin ölümü de vardır. katilin kim olduğunu anlamak ve ona engel olmak için, aralarında 30 yıl bulunan baba-oğul birlikte çaba sarfetmeye başlarlar.

    the cell
    tarsem singh/2000

    the cell, bir seri katilin aklının karanlık ve tehlikeli köşelerinde ilgi çekici ve şok edici bir zihin yolculuğu yapar. katilin tuzağa düşürdüğü fakat hala yaşamakta olan son kurbanını kurtarmak için gerekli anahtar bu aklın içindedir. bilim-kurgu gerilim türünde yeni ve keskin bir yönelimle the cell, insanın gözlerini yuvalarından oynatacak bir hayal gücüyle, deli bir adamın içindeki en kutsal yerin kapısını yerle bir ederek açıyor.

    bir katilin, kabusu andıran fantazi dünyasına bu emsalsiz yolculuğu yapan kişi, yeni radikal bir terapi üzerinde çalışmakta olan psikolog catherine deane’dir. (jeniffer lopez). yeni bir transandantal bilim sayesinde catherine, rüyalar ve derinlerde kalmış düşünceler de dahil olmak üzere bir başkasının bilinçaltında olanları deneyimleyebilir.şimdiye kadar catherine bu metodu yalnızca komada olan bir çocuğu dünyaya ve acı çekmekte olan ailesine döndürmek umuduyla kullanmıştır.

    okja
    bong joon-ho/2017

    genç mija, güney kore dağlarındaki evinde, devasa bir hayvan olan ama en önemlisi çok iyi bir dost olan okjaya tam on yıl boyunca bakıcılık yaptı. çok uluslu bir aile şirketi olan mirando holdingin okjayı alıp new yorka götürmesi ise huzurlu hayatlarında bir anda her şeyi alt üst etti. çünkü görüntüsünü takıntı haline getiren, kendisinden başka kimseyi umursamayan mirando holding ceosu lucy mirandonun, mijanın en yakın arkadaşıyla ilgili kötü planları var.
    mija, nasıl yapacağını bilmeden, sadece okjayı geri almak amacıyla new yorka doğru yola çıkıyor. ancak daha önce hiç büyük şehir görmemiş mija için zaten zor olan bu yolculuk, okjanın geleceğini kontrol etmek için can atan her bir kapitalist, gösterici ya da tüketici grubuyla karşılaştığında daha da içinden çıkılmaz bir hal alıyor. oysa mijanın tek isteği arkadaşını evine götürmek

    the call kol
    lee chung-hyun/2020

    bir seri katil 20 yıl sonraki gelecekte yaşayan bir kadınla aynı evdeki telefondan iletişim kurar. ama kendi kaderini değiştirmek için onun geçmişiyle ve hayatıyla oynar.

    time lapse
    bradley king/2014

    üç yakın arkadaş gizemli bir cihaz bulurlar. kısa süre sonra bu cihazın inanılmaz bir mucize gerçekleştirdiğini anlarlar. alet, 24 saat sonrasının fotoğraflarını göstermektedir. geleceği tahmin için kullanmaya başladıkları bu tuhaf cihaz, bir süre sonra rahatsız edici bazı fotoğraflar göstermeye başlar. üç arkadaş, kendilerini tehlike dolu olayların tam ortasında bulurlar.

    take shelter
    jeff nichols/2011

    görünüşte mutlu bir aileye ve herşeyi alaşağı edecek bir sırra sahip bir adam hakkında derin ve ürkütücü bir inceleme... sığınak, hem bir gerilim filmi hem aile draması hem de doğaüstü bir korku filmi. üstelik oyunculuklar nefis ve görüntüler de olağanüstü bir güzellikte. "fırtına geliyor!" ama görünüşte sadece kahramanımız için. bu kabusları dışında curtis, aslında karısı ve küçük sağır kızıyla mutlu bir hayat yaşayan sıradan biri. gördükleri doğaüstü birer uyarı mı yoksa o da annesi gibi şizofren mi? ailesini korumak için arka bahçeye bir sığınak kazacak kadar ileri gidiyor ama bir süre sonra, ailesinin asıl kendisinden korunması gerektiğini düşünmeye başlıyor. açılış sahnesinden itibaren izleyiciyi kilitleyen ve sonunda hiç beklenmedik şekillerde savurup atan o ender filmlerden...

    pandorum
    christian alvart/2009

    resident evil oyunun yapımcılarından: iki uzay istasyonu görevlisi uyandıklarında dehşete düşerler, uyandıkları istasyon terkedilmiş durumdadır ve kendileri hakkında hiç bir bilgileri yoktur. görevlerinde ne kadar uyudukları ve nerede oldukları hakkında hiç bir ipuçları da... istasyonu araştırdıklarında yalnız olmadıklarını öğrenirler ve çok daha ürkütücü olaylar kendilerini beklemektedir.

    passengers
    morten tyldum/2016

    starship avalon adlı uzay gemisi, homestead ıı adında çok uzak bir koloniye 5000’den fazla kişiyi götürmek üzere, 120 yıl sürecek bir yolculuk yapmaktadır. giden kişiler bu yolculuk sonunda sağlıklı bir şekilde hayatlarına devam edebilmek için özel tasarlanmış "uyku kapsüllerinde" uyutulmaktadırlar. ancak yaşanan teknik bir sorun nedeniyle 2 kapsül vaktinden önce açılır, birinde tamirci jim preston (chris pratt), diğerinde ise yazar aurora dunn (jennifer lawrence) bulunmaktadır. gemide bir başlarına kalan ikilinin önünde, hala 90 yıllık bir yol bulunmaktadır.

    blindness
    fernando meirelles/2008

    adı bilinmeyen bir şehirde, ne olduğu anlaşılamayan bulaşıcı bir körlük salgını başlar.

    "beyaz körlük" olarak tabir edilen bu durumdan etkilenmeyen tek kişi bir göz doktorunun karısıdır. yavaş yavaş herkesi etkisi altına almaya başlayan bu salgının yayılışını ve yaşanan kaos ortamını canlı canlı gören doktorun karısı, kendisini ve ailesini bu zor durumdan kurtarmaya çalışır.
    2008 cannes film festivali’nin açılış filmi olarak seçilen blindness, nobel ödüllü jose saramago’nun aynı isimli romanından uyarlandı. filmin yönetmen koltuğu ise tanrı kent ile çok iyi eleştiriler almış ve en iyi yönetmen dalında oscar adayı olmuş fernando meirelles’e emanet.

    melancholia
    lars von trier/2011

    yeni evlenen çift justin ve micheal evliliklerini justine’nin ablası claire’nın malikanesinde, görkemli bir davet ile kutlarlar. fakat bu iki kız kardeş yapı itibariyle birbirlerine ters karakterdedirler. justine depresyona, drama ve melankoliye yakın ve yatkın bir kadınken, claire kız kardeşine göre daha normal olan taraftır. justine’nin düğün gününde ise ailede herkesin kendine has arızları bir bir ortaya çıkmaya başlar. tam da bu kutlama esnasında melankolia adlı bir gezegen, şimdiye kadar güneşin arkasında saklı kaldığı yörüngeden çıkarak dünyaya doğru gelmektedir. şimdi herkesin kıyameti kendisine göredir...
    filmini "bu bir düğün, melankoli ve psikolojik bir felaket filmi." sözleriyle nitelendiren sıradışı yönetmen lars von trier’in son işi olan melankolia’nın başrollerini cannes’da bu filmdeki oyunculuğu ile en iyi kadın oyuncu ödülü’nü alan kirsten dunst ve yönetmenin bir önceki filmi anti christ (deccal)’te de beraber çalıştığı charlotte gainsbourg üstleniyor. senaryosu da lars von trier’e ait olan filmin eleştirmen notu ise, cannes’da yarattığı tartışmaya rağmen oldukça yüksek.

    den brysomme mannen
    jens lien/2006

    40 yaşındaki andreas, kendini garip bir şehirde bulur. oranın neresi olduğu veya nasıl geldiği hakkında en ufak bir fikri yoktur. bir işi, evi ve karısı vardır. bir şeylerin yanlış gittiğinin farkına varan andreas, şehirden kaçmaya çalışır fakat herhangi bir çıkış yolu yoktur.
    hugo isminde bir adamla tanışınca onun kaçmasına yardım edebileceğini düşünür. öteki dünyaya kaçmak için ufak da olsa bir ışık doğunca, andreas bu şansını sonuna kadar kullanmaya karar verir.
    ilk gösterimi cannes film festivalinde yapılan sorun yaratan adam, son dönemde norveçten çıkan en ilginç yapımlardan biri.

    kein system ist sicher who am i
    baran bo odar/2014

    benjamin 25 yaşında bir delikanlı olmasının yanında, bir de bilgisayar dehasıdır. internet üzerindeki artstiki hareketleri ile ünlü hacker maxın dikkatini çeker ve maxın başında olduğu clay adlı hacker grubuna dahil olur. alman gizli servis, europol gibi servislerin peşine düştüğü clay, gizli tuttukları kimlikleri ile harika işleyen bir hacker grubudur

    the lobster
    yorgos lanthimos/2015

    çok da uzak olmayan bir gelecekten ilginç bir distopya öyküsü anlatıyor bize the lobster. yalnız kalmış, ilişkisi olmaya insanların tutuklandığı, alternatif bir gelecekte geçen öyküde, bekar insanlar korkunç bir otele yerleştirildikten 45 gün sonra, kendileriyle eşleşen kişiyle ilişkiye başlamak zorunda kalıyorlar. eğer ki ilişkilerinde başarıyı yakalayamazlarsa, kendilerinin seçtikleri bir hayvana dönüştürülüyorlar!

    europa report
    sebastián cordero/2013

    film, dünya dışında hayatlar aramak için jüpiterin europa uydusuna giden 6 astronotun başına gelenleri anlatıyor. elbette teknik aksaklıklar ekibin yakasını bırakmıyor ve dünyayla bağlantıları kopuyor. dahası, maalesef aradıklarını da buluyorlar: europanın buzlarla kaplı zemininin altında bir şeyler olduğu ortaya çıkıyor ama müjdeli bir haber değil bu. europa reportun uzay keşifleri konusunda 2001 ve moon gibi gerçekçi bir yaklaşım sergilediği söyleniyor. film artık klişeleşmeye başlayan bulunmuş görüntü tarzını benimsemiyor ama her şey bir belgesel gibi, açık form tekniğiyle çekilmiş.
    görüntülerin hepsi uzay aracı europa 1in, uzay kıyafetlerinin veya astronotların kameraları tarafından çekilmiş gibi duruyor. bu da gerçeklik hissine katkıda bulunuyor. senaryo, pek de iyi eleştiriler almayan the bleeding filmini yazıp yöneten philip gelatta ait. yönetmense ispanyol sinemasından transfer olan ve ilk ingilizce filmini çeken sebastian cordero. district 9 (yasak bölge 9) filminden sonra basamakları hızla tırmanan sharlto copleye, michael nyqvist, daniel wu, anamaria marinca, christian camargo ve karolina wydra gibi yetkin isimlerden oluşan bir kadro eşlik ediyor.

    metropia
    2009 animasyon

    avrupada... petrol rezervleri tamamen tükenmek üzere, her tarafta gözetim kameraları var ve yerin altından geçen devasa bir ağ ile tüm şehirler tren hatlarıyla biribirine bağlanmış durumda. roger, stockholm banliyösünde oturan sıradan bir adam. büyük şirketlerin egemenliğindeki dünyada birçok şey onu ürkütmekte. kafasının içinde bir takım garip sesler duymaya başlayınca rogerın tedirginliği giderek paranoyaya dönüşür: birileri onu kontrol etmeye mi çalışıyor? öyleyse, neden?

    k-pax
    ıain softley/2001

    prot (kevin spacey), bir psikiyatri kliniğinde tedavi görmektedir. k-pax adlı uzak bir gezegenden geldiğini iddia eden bu hasta ile doktor mark powell (jeff bridges) ilgilenir. powell, araştırmaları sırasında, bu garip adamın hastanede tedavi görmekte olan diğer hastalar üzerinde gözle görülür bir etkisi olduğunu farkeder...

    thelma
    joachim trier/2017

    norveçin en önemli sinemacılarından joachim trier bu kez gerçeklikten bir nebze uzaklaşıyor ve aşık olunca doğaüstü güçlere kavuşan bir genç kızın hikayesini beyazperdeye aktarıyor. 1980lerin japon animeleri, stephen king romanları ve synthesizer müziklerinden ilham alan filme adını veren thelma, kasabadaki hayatını ve dindar ailesini geride bırakarak osloya, üniversitede biyoloji okumaya giden çekingen bir kızdır. burada, güzel sınıf arkadaşı anjaya aşık olur, ancak bu durum thelmaya fazla ağır gelir.

    die wand
    julian pölsler/2012

    dışarıda hava buz gibi; içeride, av kulübesinde bir kadın, kağıdının son kısmına daracık satırlar sığdırmaya çalışıyor. yüzündeki ifade, kaderini yansıtıyor. bu kadın, keyif için değil, aklını kaybetmemek için yazıyor. bir süre önce, köpeğiyle birlikte burada yalnız kalan kadının avusturya dağlarındaki bu kulübeyi terk edememesi için tek bir sebep var: görünmez bir duvar. marlen haushofer’in kült romanından uyarlanan bu çağdaş robinson crusoe öyküsü, yalnızlık ve hayatta kalmaya dair özgün bir deneyim sunuyor.

    anna
    jorge dorado/2013

    insanların hafızasına girmeyi becerebilen bir dedektif (mark strong), zeki ancak belalı ve tehlikeli 16 yaşındaki bir kız olan anna (taissa farmiga) olayını inceler ve bir travma kurbanı mı yoksa sosyopat mı olup olmadığına karar vermeye çalışır.

    comet
    sam esmail/2014

    paralel evrende bir ileri bir geri hareket eden comet, bir tarafta işleri karıştırırken diğer yandan da kimberly ve dell çiftine 6 yıllık dillere destan bir ilişki bahşetmiştir. fakat her güzel giden ilişki gibi bu ilişkide de sorguya, çalkantıya(!) ve tabi tarafların sadakatlerinin sınanmasına ihtiyaç vardır

    la antena
    esteban sapir/2007

    karanlık bir kışın ortasında, bütün bir şehir sesini kaybetmiştir. insanların sesini çalarak onları suskunluğa mahkum eden merhametsiz mr. tv şehrin ruhunu besleyen görüntülerin ve kendi adı altında pazarlanan geniş çaplı ürünlerin tek sahibidir. şehirde yaşayan bütün insanları ebediyen kontrolü altına almak için karanlık ve sinsi bir plan geliştirmiştir.

    tekelini pekiştirmek için, ekranlarda hipnotik görüntüler yayınlayarak halkın ürünlerini zorla tüketmesini sağlayan tehlikeli bir makine yaratır. bu makine ancak bir sesin belirli bir şekilde şarkı söylemesiyle çalışabilmektedir. mr. tv amacına ulaşmak için ses isimli güzel, cazibeli ve esrarengiz bir şekilde konuşma yeteneğini kaybetmeyen tek insanı kaçırmayı planlar. ancak küçük bir grup bu plandan haberdar olur ve onu durdurmak için yola koyulur.

    ayrıca
    fena olmayan, büyük bütçeli, gişe filmleri ve çerezlikler de dahil edilebilir

    ready player one
    hardcore henry
    prometheus
    equilibrium
    the mist
    the hitchhiker’s guide of galaxy
    looper
    mr. nobody
    minority report
    snowpiercer
    serenity
    osmosis jones

    izleme listemde olanlar:

    vivarium
    upstream color
    possessor

    not: film konularını, uzun yıllar editörlüğünü de yaptığım, özelleşene kadar büyük emek sarf ettiğim, eski adıyla filimadami.com, şimdiki adıyla sinefil.com sitesinden aldım. ilk 20 filmde kendi cümlelerimden de eklemeler yaptım (özet ve tanıtımda).
86 entry daha