şükela:  tümü | bugün
41 entry daha
  • aslında bu kompleksin başlangıcında prometheus vardır. bildiğiniz gibi prometheus, aydınlanmanın merkezi mitlerinden biridir. yunan mitolojisine göre prometheus, göklerin ve yerin soyundan gelen bir titandır ve insanı sudan ve topraktan yaratmıştır. türlü hastalık ve belalarla başı dertte olan insanlık için, tanrılardan ateşi çalıp insanlara kendilerini koruyabilmeleri için verir. ayrıca insanlara çeşitli el sanatları öğretir ve sanatlarını geliştirme imkânı tanır. böylece prometheus, olympus'un kıdemli tanrısı zeus'un ve (bazı versiyonlara göre) insan ırkını ortadan kaldırmaya çalışan krallarının iradesine karşı hareket ettiği için isyanın ve insanlığın sembolü hâline gelir. sadece geleceği öngörmekle kalmayıp, aynı zamanda seçimlerinin tüm sonuçlarını bilmek erdemine sahip olan prometheus, belki de, bunu ödemek üzere olduğu bedelin farkında olarak yapmıştır. ve sonraki gün zeus tarafından kayalara bağlanıp ciğerlerinin kargalar tarafından yenmesine mahkûm edilmiştir.

    buna göre, insanın kendini tanrı'nın yerine koyma girişimi, prometheus mitinin modern bir enkarnasyonudur. daha sonra aydınlanma dönemi başlar ve insan artık tanrının ta kendisi hâline gelir. aydınlanma, cehaletle savaşın daha fazla bilgiye yol açacağı ve bunun sonucunda mutluluğu, adaleti ve erdemi yoğunlaştıracağı inancıyla hareket eder. sokrates'ten ilham alan aydınlanmış düşünürler, kötülüğün kaynağının cehalet olduğuna inanırlar -çünkü insan iyiyi bilemez ve kötüyü seçemez. michel foucault ise, bilgiyi iktidar açısından düşünür ve bu denklemi bozar : "bilginin oluşumu ve iktidarın eklenmesi, döngüsel bir süreç içinde düzenli olarak birbirini güçlendirir." bilgi, önce çevreyi ve son olarak da kişinin kendisini kontrol etmemizi sağlar. bu yaklaşıma göre aydınlanma projesinin merkezinde güç arzusu ile dünyayı ve insanı kontrol etme arzusu vardır. yani aydınlanma ile insan, insanın kendisinin yaratılmasının devam eden bir projesi hâline gelmiştir.

    tarih bize yeni bir insan yaratmanın kolay ve hatta bazen tehlikeli olmadığını öğretti. ancak, iyinin ve kötünün ötesinde olan ve yalnızca güç arzusuyla hareket eden bir insanüstü olma cazibesi her zaman arka planda kaldı. nitekim, 20. yüzyıldan sonra, "yeni insan" ve "yeni toplum" artık bir vaat değil, bir tehdit hâline geldi. farklı bir kültürü, farklı bir dünya görüşünü inşa etmek için güncel sistemden kurtulma bahanesi, aslında en tehlikeli geleneklerin yenilenmesine yol açtı. şu an mevcut iktidarın, bir hanedan sevdalı olması ve tüm düzeni bu uğurda bozması, ülkede alınan tüm kararların halkın fikri alınmadan tek elden verilmesi, buna örnek olarak verilebilir.

    bana göre insanın kendini tanrı yerine koyması yani bir tür tanrıcılık oynaması, tanrı'nın perde arkasına itildiği bu tip hikâye ve girişimlerin, hayal edilemez bir tanrıyı şekillendirme ve mümkün olduğunca ona, et ve kan karakterlerini uygulama girişimini yansıtıyor. temsil edilen algı daha antropomorfik ve elle tutulur olduğundan, tanrı bir müdahil, içimizde ikâmet eden ve başlı başına bir eylem olarak şekilleniyor; onu, insandaki küreye yakınlaştırma ve onu ete ve kana yakışan tanımlamalarla tanımlama eğilimi arttıkça, o bir gözlemci, bizim üzerimizde ve bir bekçi olarak şekilleniyor. ve hâliyle tanrı, insanın sınırsız egosu ve karmaşıklığı için adeta bir yaşam alanı yaratmış oluyor -ve her seferinde insanlık, ete kana kemiğe bürünmüş tanrılarının, tahtına oturmak istiyor.
4 entry daha
hesabın var mı? giriş yap