şükela:  tümü | bugün
16 entry daha
  • bu tip duvarlar pasif çözümlerdir ve aktif şekilde kontrol edilmediği sürece aşılamaz değildir. kaldı ki türkiye'nin çok farklı karakteristiklere sahip devasa kara sınır yapısıyla yunanistan'ınki karşılaştırılamaz.

    türkiye'nin suriye sınırı genel olarak düz bir yapıya sahiptir. sınırın son bölümünde yer alan dicle'yi saymazsak arada ağaç, dağ gibi coğrafik engeller bulunmaz. dicle kısmı da aslında özellikle yazın yürüyerek bile geçilecek hale geldiği için en çok kaçak geçiş yapılan yerlerden biriydi. türkiye tarafında yerleşim yerleri ve tarlalar sınır hattının çok gerisinden başlarken suriye'de sınırın dibine kadar gelirler zira suriye tarafında mayın tarlası gibi şeyler yoktur. bu hat üzerinde bir zamanlar duvar değil bildiğimiz jiletli teller vardı. basit bir tel makasıyla bunları kesebiliyor ya da üstüne tahta gibi şeyler atıp geçebiliyordunuz. bu tellerin hemen arkasında da genişliği 5 metreyle 20-30 metreye kadar yer yer değişen ve sınır hattı boyunca hemen hemen kesintisiz giden mayın tarlaları bulunurdu. bu tarlalar çok efektif miydi tartışılır çünkü mayınlar yıllarca maruz kaldıkları yağmur, rüzgar falan derken ya yüzeye çıkıyor ya da tarladan çıkıp yola kadar geliyorlardı. bir keresinde 100'den fazla kaçak göçmen bu tarlaların biraz ilerisinde yakalanmıştı* 20 metreyi aşan mayınlı sahadan geçerken hiçbirine de bir şey olmamış, tek bir mayın bile patlamamış. bu sahada mayına basıp havaya uçtuğunu bildiğim tek canlı bir tane attı ki o da gidip tank mayınına denk gelmişti. mayın tarlasının arkasında da belli aralıklarla yerleştirilmiş nöbet kuleleri yer alırdı. bunların tamamında asker bulunduramazdınız çünkü bu kadar askerimiz o zaman bile yoktu. bunun yerine üç-dört kulede bir asker bulunur, askersiz yerlere periyodik olarak pusu timleri serpiştirilir hattın kalanıysa devriye vb. yöntemlerle kontrol edilirdi. yine tüm bunların gerisinde de termal kameralarla sınır bütün gece taranırdı ama termal kameralar her karakolda olan bir şey değildi. tüm bu önlemlere rağmen geçen yine geçiyordu. bir kere sıradan askerin burada işini çok ciddi yaptığı söylenemezdi çünkü günde 16 saati bulan nöbetlere pusulara hiçbir bünye dayanamaz. haliyle üç kişilik timlerde iki kişi yatarken bir kişi ayakta kalır ve hattın çoğunlukla türkiye(!) tarafını devriye falan geliyor mu diye kontrol ederdi. tabi ki öyle yüzlerce insanın buralardan aynı anda geçebilmesi çok mümkün değildi ama küçük grupları yakalamak gerçekten kolay olmuyordu. 100-150 kişilik acemi mülteciler kolayca yakalanırken, bu işi meslek edinmiş kaçakçıların kaçak ürünlerini veya artık bölgenin uzmanı olmuş yerlilerin geçişlerini yakalamak baya zordu. bu yerlilerin düğün dernek gibi aktiviteler için sınırdan 10-15 kişilik gruplarla kaçak gidiş-gelişleri baya rutin bir olaydı. askere gelip nasıl geçtiğini anlatan köylüler bile gördüm.

    ırak sınırındaysa coğrafi nedenlerle dikenli tel, mayın tarlası gibi çözümler çok seyrektir. bol bol kör noktası olan arazi aşırı dağlıktır ve genelde sınırı belirten sınır taşları, bazı yerlerde de hendek gibi yapılar dışında arada bir şey yoktur. buralarda da termal destekli devriye veya sabit nöbet mevzileri vardır. bunlar da ihalarla desteklenmeye başlanmıştı son dönemde. yine de buradan toplu geçişler kolay kolay engellenemiyordu ve genel olarak sınırın en sıkıntılı yeri kabul edilirdi. bu arazi yapısına duvar falan örmek beyhude çaba ve masraftan başka bir şey değildir.

    iran sınırını gidip hiç görmedim ama ırak sınırıyla benzer özellikler taşıdığını söylerlerdi.

    kısaca sürekli aktif bir kontrol mekanizmanız yoksa duvar falan bu çağda insanları engelleyebilecek bir şey değil. yunanistan'ın elini rahatlatan şey türkiye'nin batı sınırında aktif olarak hattı korumasıdır. suriye ve ırak'ta karşınızda bir devlet otoritesi olmadığı için tüm sorumluluk bir taraftadır. o tek taraftaki siyasi irade bu sınırları gerçekten korumak isterse korur. bunun için çin seddi gibi duvarlar inşa etmeye de gerek yok aslında ama siz bahçenizin kapılarını sonuna kadar açıp etraftan geçenlere de ısrarla gel gel yaparsanız duvarın da çitin de oradaki askerin de bir anlamı olmaz.

    beni burada asıl kıllandıran nokta yunanistan'ın ve diğer batı komşularımızın bu tip hareketlerinin hiç hayra alamet olmaması. doğu tarafının aksine gayet güvenli olan bu sınır hattında iki ülke arasındaki en büyük krizlerde bile görülmemiş şekilde sıkılaştırmaya gitmeleri, yapılan hamleler türkiye'nin ileride bir failed state'e dönüşeceğine dair beklentilerinin olduğunu ve şimdiden buna karşı önlem aldıklarını düşündürmektedir.
90 entry daha
hesabın var mı? giriş yap