şükela:  tümü | bugün
21 entry daha
  • hayata bakışımı komple etkilemiş ilişkidir.

    sanırım 15 yaşında olmalıyım, önce sartre okumaya başladım. ilk okuduğum kitabı, akıl çağı'ydı. o yaşımda bile epeyce hissetmiştim otobiyografik bir tarafları olduğunu. ufak ufak araştırmaya başladım, ve voila, de beauvoir'la tanıştım. sonra bir adım, bir adım daha, ilişkilerinin mahiyetini anlatan yazılarla karşılaştım. ki varoluşçulukla daha yeni hemhal oluyorum, varoluşum özden önce gelirmiş, özümü ben inşa edebilirmişim, hatta toplumu külliyen yapısöküme uğratıp öyle inşa edebilirmişim. ne saadet! nasıl bir özgürlük kapısı açmıştı bana bu “keşfim”. bu bile çok güzelken, bir de aşkı sahiplenme ve mülkiyet üstünden tanımlamayan, aşkın “özü”yle ilgilenen bir ilişki anlayışıyla tanışmak… işte -15 yaş heyecanıyla düşününüz!- benim düşündüğüm, “keşfettiğim” fikirlerimi, o çok başka fikirlerimi meğer benden on yıllar önce düşünen birileri varmış! hatta düşünmekle kalmamış, pek güzel teorize de etmişler. “onaylanmış” hissediyorum kendimi; ilişkilerin basit bir sahiplik yarışına çevrilmesinin, kendiliğinden gelişen sadakat harici beklentilerin aşkı kirlettiğini düşünen benden başkaları da varmış, hem de koca koca felsefeciler! oh, ben tuhaf değilmişim, böyle düşünen mühiiiim isimler de varmış!

    sartre ve de beauvoir'a ithaf edilen bir hikaye vardır ki, gerçekten doğru mu yanlış mı olduğunu öğrenmeye hiç çaba harcamadım, hatta bilakis bundan kaçtım. belki bu hikaye kafamda bozulsun istemedim, kim bilir. denir ki, gerçek sadakatin verdiğin sözü tutmak, sözüne sadık kalmak olduğunu düşünen sartre ve de beauvoir bir konuşma esnasında, “bir yıl sonra bugün, tam saat 12:00'de, eyfel'in önünde” diye sözleşirler ve bir daha bunun lafını etmezler. bir yıl sonra kararlaştırdıkları saatte eyfel'e giden de beauvoir, sartre'ın beklemekte olduğunu görür ve “sadakat budur” der.

    kesin olan şeye gelelim: ikili arasındaki muazzam entelektüel aşk. cinsel anlamda başkalarını arzulamış olabilirler, misal sartre'ın kırdığı fındıkların yanında de beauvoir'ın pek derinlikli ilişkileri vardır (tamam sartre'a laf sokmayacağım!), ama ölene dek muhtemelen birbirlerinin yazdıklarını ilk okuyan, ilk eleştiren, her konuda fikir alışverişi yaptıkları ve söylediklerine güvendikleri insanlar aynıdır: sartre için de beauvoir, de beauvoir için ise sartre. dürüst olayım, bundan daha büyük, daha özel, daha yüce bir aşk modeli hayal edemiyorum. çünkü arzu geçicidir; tensel istekler, heyecan, merak, hepsi zamanla azalır. zamana karşı koyabilen nedir ya? içimizdeki dünya (evet, aynı zamanda mükemmel bir turgut berkes şarkısı, esgeçmeyelim!) sartre'ın gerçi de beauvoir'a “bir an bile durmazdım burada/ güzelliğin olmasa / gördüklerim aynası ömrümün” demiş olması çok muhtemel olsa da -zira muazzam güzeldir de beauvoir, kantara vurulsa sartre'ı en az ona katlayacağı da muhakkak!- biz “bir ömür bu rüya” kısmına odaklanalım. zihinleri öyle bir ritme kavuşmuş, birbirlerine öylesine entelektüel bir aşık, dost, sırdaş, editör, yoldaş olmuşlar ki bu aşkı kıskanmamak mümkün değil. böyle aşkın bir ilişkiye kaç kişi sahip olmuş olabilir? evet, karşılığında acılar çekilmiş, kıskançlıklar yaşanmış, bedeller ödenmiş midir? şüphesiz. (önceki entry'lerde değinilmiş, girmeyeyim o kısmına.) ama değer miymiş? bana sorarsanız evet. ben olsam, ben de o bedeli öderdim, son kuruşuna kadar.

    zira hayatınızda kaç kere o dili tutturabilirsiniz allaseniz? resmen dünya üstünde kimsenin konuşmadığı bir dili konuşan son iki kişi olmak gibi bir şey bu, ki hayali bile cihana değer!

    ilişkilenmenin çok yolu var, ilişkileri biricik kılan çok şey var (iyileştirici yönü, içerdiği şefkat dozu, verdiği güven vs.) ama sorsanız bir numara ne diye, işte paylaşılan o zihin, işte entelektüel aşk derim. çünkü bunun sınırları yok, arzu sönse de, yaşlansan da etkilenmez bu entelektüel aşk, ilelebet sürer. bundan daha muazzam ne olabilir ki?
3 entry daha

hesabın var mı? giriş yap