şükela:  tümü | bugün
17 entry daha
  • tek bir açıklamayla izahi mümkün olmayan, katliamların sebebinin neredeyse parametre yığınına döndüğü facia. belçikalı yöneticilerin hutu ve tutsileri ayrı kimlik kartları taşımak zorunda bırakmaları, birbirinden ayrı iki kitle oluşturmaları ve bunun soykırıma olan etkisi biliniyor. ancak meseleyi salt ırki bazda açıklamak, altyapı-üstyapı ilişkilerinden yoksun bir açıklama olur, eniştemi yorgan sandım der dururuz. özellikle de sözkonusu olan, bütün ülkenin zamanla büyük bir tarlaya dönüşmesi ve toplum içerisindeki çatlakların artık dayanılmaz boyutlara taşınması ise, tek bir açıklama getirmek oldukça zor. afrikanın en yoğun nüfus oranlarını barındıran ruanda ve burundi gibi ülkeler için karışıklıkların olması beklenebilir bir realite. ayrıca soykırımın sadece tutsileri kapsamaması, ülkenin %1'ini oluşturan ve tehdit olarak görülmeyen pigmelerin de katliama uğraması düşündürücü. fazlasıyla malthusçu görünmek istemem ama ülke kaynaklarının sabit kalırken nüfusun fazlasıyla arttığı bir bölge için malthusçu bir yorumun da eklenmesi kaçınılmaz. kendisi artık fazlasıyla meşhur oldu gerçi, ama jared diamond'ın kitabından bir alıntı yapalım*:

    "kuzeybatı ruanda'da olup bitenler özellikle çok şaşırtıcıydı. bu bölgede neredeyse herkesin hutu olduğu ve yalnızca tek bir tutsi'nin bulunduğu bir topluluk bulunuyordu, yine de burada bile hutu'nun başka hutular tarafından katledildiği kitle halinde katliamlar gerçekleşti. "nüfusun en az %5'i" olarak tahmin edilen bu bölgedeki oransal ölüm miktarı, ruanda'nın geri kalanındaki orandan (%11) daha düşük olmasına rağmen, neden bir hutu topluluğunun, etnik motiflerin bulunmadığı koşullar altında neden kendi üyelerinin %5'ini öldürdüğünün bir açıklaması olmalıydı. 1994 yılındaki katliam devam ettikçe ve tutsilerin sayısı azaldıkça, ruanda'nın başka bölgelerinde hutular birbirlerine saldırmaya başladılar."

    "iki belçikalı ekonomist, catherine andré ve jean philippe platteau tarafından detaylı şekilde çalışıldı. platteau'nun öğrencisi olan andré, durumun daha da kötüye gittiği, ancak soykırımın patlak vermediği 1988 ve 1993 yılları arasında bölgeye yaptığı iki ziyaret sırasında burada tam 16 ay kaldı. bölgedeki hane halkının büyük bir çoğunluğuyla görüşmeler yaptı. bu iki yılın her birinde görüşmeler yapılan her bir aile için, evlerinde kaç kişinin yaşadığını, sahip oldukları toplam toprak miktarını ve üyelerinin çiftlikteki işlerinden kazandığı toplam gelirin miktarını tespit etti. aynı zamanda toprak satışları veya transferlerinin ve arabuluculuk gerektiren anlaşmazlıkların da bir çizelgesini yaptı. 1994 yılındaki soykırımdan sonra, hayatta kalanlardan gelecek haberlerin izini sürdü ve hangi hutunun, bir başka hutu tarafından öldürüldüğüne ilişkin herhangi bir kalıp teşkil etmeye çalıştı. andré ve platteau daha sonra bütün bunların ne anlama geldiğini çıkarmak için bu veri yığınının üzerinde birlikte çalıştı. "

    "1988 yılında milkare başına 1740 kişi; 1993'te bu sayı 2040'a çıkmıştı (bu değer dünyanın en yoğun nüfusa sahip tarımsal nüfusu olan bangladeş'in değerinin bile üstündeydi.) bu yüksek nüfus yoğunlukları çok küçük çiftlikler anlamına gelmekteydi; 1988 yılında ortalama bir çiftliğin boyutu yalnızca yaklaşık 3.5 dönümdü, bu sayı bile 1993'te 2.88 dönüme düştü. her bir çiftlik (ortalama) 10 ayrı parsele bölünüyordu, öyle ki çiftçiler 1988 yılında yalnızca 0.36 dönüm ve 1993 yılında ise 0.28 dönüm gibi anlamsız küçüklükteki parselleri sürmek durumunda kalıyorlardı... daha büyük çiftliklerden elde edilen daha fazla çiftlik dışı gelir yoğunluğu, kanama toplumunun zenginler ve fakirler arasında giderek daha artan şekilde bölünmesine zenginlerin daha zengin ve fakirlerin daha fakir hale gelmelerine katkıda bulundu... zaten çok küçük olan ve umutsuzca daha küçük toprağa ihtiyaç duyan küçük çiftlikler, çiftlik dışı gelirleriyle satın almalarını finanse eden büyük çiftliklere toprak satarak fiilen daha da küçülüyor."

    ayrıca açılan toprak davalarının yoğunluğu ve yıllara göre artışı da ilginç. cosby ailesi albümünün kana bulanmasının öncesinde arkaplanı hazırlıyor:

    "her iki bilgi kaynağına göre, en ciddi çatışmaların kökeninde topraklarla ilgili anlaşmazlıklar yatmaktaydı; çatışma ya doğrudan bir toprakla ilgiliydi (tüm vakaların %43'ü) veya nihayetinde bir toprak anlaşmazlığından kaynaklanan koca/karı, aile veya kişisel anlaşmazlıklardı... veya bu anlaşmazlık yerel olarak "açlık hırsızları" olarak bilinen, neredeyse hiç toprağı ve çiftlik dışı herhangi bir geliri olmayan ve başka seçenekleri olmadığından çalarak geçinen çok fakir insanlar tarafından yapılan hırsızlıklardan (tüm anlaşmazlıkların %7'si ve tüm hane halkının %10'u) kaynaklanmaktaydı."

    peki iç savaş patlak verdiğinde kuzey batıdaki kanama bölgesinde ne olur? tahmin edileceği üzere andré'ye rapor verenlerin %5.4'ünün öldüğü anlaşılır. bu muazzam rakam içerisinde ise sadece bir tek tutsi vardır. gelir eşitsizliğinin ve toprak mülkiyetindeki adaletsiz koşulların sonucunda bölge halkına savaş çıktığı sırada gelirlerini artırmak için emsalsiz bir imkan doğar. gérard prunier'in röportaj yaptığı ve savaşta tüm ailesi yok edilen bir tutsi öğretmenin söyledikleri düşündürücüdür:

    "çocukları okula yalın ayakla yürüyerek gitmek zorunda kalan insanlar, kendi çocuklarına ayakkabı alabilecek durumda olanları öldürdü."
85 entry daha

hesabın var mı? giriş yap