şükela:  tümü | bugün
10 entry daha
  • bütün bildiklerimizi unutup türkiye için yeni bir seçim sistemi düşünelim. sadece belirli bir gelirin üzerindeki erkek vatandaşlar seçme hakkına sahip olsun. dikkat ettiyseniz erkek vatandaşlar diyorum çünkü bu sistemde kadınların oy hakkı yok. aynı zamanda bu sistemde istanbul’da 5-6 milyon erkek arasında seçmek için gerekli niteliklere sahip seçmenler sadece 2 milletvekili çıkarırken, en az nüfusa sahip ilden 10 milletvekili seçilsin. üstelik oylar gizli değil açık bir şekilde atılıp sözlü beyanla desteklenmeli. kulağa ne kadar saçma geldi değil mi?

    işte 1800’lerin başında britanya’daki sistem de bundan ibaretti. belirli bir toprağa sahip seçkin bir azınlık seçme ve seçilme hakkına sahipken seçim sistemi de o kadar adaletsizdi ki ülkenin kuzeybatısındaki bir milyon insanı sadece dört parlamenter temsil ederken, wiltshire’daki bir seçmen iki parlamenter seçebiliyordu. temsildeki adaletsizlik bölgesel eşitsizliklere yol açar. doğal olarak seçilmişler kendi sınıflarını ve bölgelerini düşünür, yatırımları da buna göre şekillendirmeye çalışır. sonuç olarak gelir dağılımı bozulur, toplumsal refah düşer, kaynak kullanımı verimsizleşir.

    tabii ki bu durum bir anda ortaya çıkan bir şey değildi. kara ölüm (veba salgını) döneminde ingiltere nüfusunun 3’te birinin yok olması ve yüzyıl savaşlarının ekonomide yarattığı tahribat, hayatta kalmayı başarabilmiş serflerin değerinin artmasına yol açarak güç dengesini lordların aleyhine olacak şekilde güncellemişti. çeşitli sınıfsal çatışmaların yaşandığı bu dönemin sonucunda serfler özgürlüklerini kazanmış ve zenginleşme şansları olmuştur (bkz: kelle vergisi/@pure olmayan life). aynı zamanda küçük burjuvazi de yine serflerin bağımsızlıklarını kazandıkları dönemin bir getirisi olarak ortaya çıkar. esnaflık yapan, ticaretle uğraşan, girişimci bu insanlar bir süre sonra kapitali biriktirerek işlerini büyüttüler.

    bir süre sonra sanayi devrimi patladı. bu yeni dönemde eskinin serfleri büyük burjuva olurken kendi serflerini yaratmış oldu. işçi sınıfı bir sınıf olarak böyle doğdu. bu sınıf çok kötü koşullarda, çok yüksek saatler boyunca çalışan, izin yapmayan, düşük ücretli bir yığın şehirli köleden oluşuyordu. sadece karınlarını doyurmak için çalışıyorlardı ve hiçbir siyasi hakları yoktu.

    derken tarih tekerrür etti. 100 yıl savaşları nasıl o zaman sınıfsal dengeleri alt üst ettiyse hem fransız ihtilali’nin yarattığı fikirsel etki hem de napolyon savaşları‘nın britanya ekonomisinde yarattığı tahribat sanayi devrimi sonrası oluşan sınıflar dengesini bozmuştu. burjuvazi, savaş sonrası oluşan dönemde durgunlaşan ekonominin ve azalan kârlarının hesabını işçilerden sorarak ücretleri iyice düşürmüştü. üstelik savaş sonrası ordunun terhisiyle birlikte işsizlerin sayısı da artmıştı. kısacası öfkeli bir kalabalık birikiyordu.

    işçiler bu zorlu dönemde sayısal üstünlüklerinin farkına varmış, örgütlenmiş ve gasp edilmiş haklarının peşine düşmüşlerdi. öncelikli sorunları adaletsiz temsil sistemiydi. ülkedeki en kalabalık kesimi oluşturan sınıfın yönetimde en ufak hakkı yoktu. ayrıca zenginin zengini seçtiği bir ortamda sınıfın çıkarlarını koruyabilecek, onların haklarını savunacak bir vekilin seçilme olasılığı da imkansızdı. burjuvanın ya da asillerin vicdanına kalmak yerine haklarını arama yollarına girdiler.

    bu amaçla manchester yurtseverler birliği adında bir örgüt kurulur (örgütün ismi dikkat çekicidir. yurtseverlik kavramı fransız ihtilalinin bir getirisidir. bir yurttaki bireylerin eşitliği üzerinden eşit vatandaşlık kavramına bir vurgu söz konusudur). örgüt 2 ağustos 1819 tarihinde ana amacı parlamenter reform talebi olan ama geniş kapsamlı olarak işçi hakları konusunda iyileştirmeleri de içeren bir eylem planlar. birbirleriyle mektuplar vasıtasıyla iletişim kuran örgüt üyelerinin eylem günü ile ilgili olan mektupları hükümetin ajanları tarafından ele geçirilir. yapılacak eylemin silahlı bir başkaldırıya yol açabileceğini düşünen hükümet 15. hafif süvari alayını manchester’a yönlendirir.

    bunun üzerine eylemin tarihi bir hafta ile atılarak 9 ağustos’a çekilir. eylemcilerin buradaki amacı parlamentoyu korkutup harekete geçirerek birkaç iyimser gelişme sağlayabilmekti. fakat tam tersi oldu. 9 ağustos’taki gösteri yasadışı ilan edildi ve herhangi bir girişimin en ağır şekilde cezalandırılacağı bildirildi. yine de henry hunt önderliğindeki grup baskılardan yılmadı ve gösteriyi 16 ağustos günü yapmayı kararlaştırdı. böylece tarihe peterloo katliamı olarak geçecek karanlık günün de tarihi belli olmuş oldu.

    gösterinin yeri olarak aziz peter meydanı (st. peter field) seçilmişti. yerel idareciler işlerin çığrından çıkabileceği düşüncesiyle çok sayıda süvari birliğini meydanın çevresine yerleştirmişti. meydan aslında güvenlik açısından sıkıntılı bir yerdi ve eylemciler burayı seçerek stratejik bir hata yaptılar. her tarafı açık bir alanda tamamen askeri birliklere kuşatılmış bir şekilde eylem yapacaklardı. bu büyük bir riskti.

    st. peter field

    eyleme en kalabalık olarak oldham’dan gelenler başta olmak üzere, rochdale, middleton, stockport, crompton ve çok sayıda başka yerden yaklaşık olarak 60.000 civarında insan katıldı. eylemciler medyanın hafta boyunca kendilerini aşağılamasından etkilenerek en iyi kıyafetleriyle eyleme katılmış ve henry hunt’un “vicdanımızdan başka silahımız yoktur” gibisinden yaptığı çağrı ile tamamen silahsız bir şekilde eylem alanına geldiler. tahıl yasalarına hayır, evrensel oy hakkı ve reform çağrıları içeren pankartlar taşıyan topluluğun hunt’un alana girmesi ile coşkusu arttı. fakat fark etmedikleri bir şey vardı. eylemcilerin arasında eylemci görünümünde polisler sızmıştı ve bunlar doğrudan bölge yargıcı william hunton’ın emrindeydi. polislerin istihbaratıyla eylemin barışçıl olduğunu bildikleri hâlde hunt’ın gelişindeki coşkudan dolayı korkan yargıç, henry hunt ve birkaç eylem lideri hakkında tutuklama emri çıkarınca emniyet müdürü bunun kolay olmayacağını ve süvari desteğine ihtiyaç olabileceğini söyledi. portland caddesi’ne konuşlandırılan süvariler kılıçlarını çekti ve aziz petrus meydanı’na doğru hücuma kalktılar. kalabalığın içine dalan süvarilerin ilk kurbanı babasının kucağındayken atın çarpmasıyla havaya uçan 2 yaşındaki talihsiz bir bebek oldu. süvarilerin ilerlemesi devam ederken kuşatılmış meydandan çıkamayan eylemcilerin arasında hızları kesildi ve ortalık iyice karıştı. süvariler kılıçlarını çekerek eylemcilere saldırırken eylemciler de onlara bulabildikleri ne varsa fırlatıyordu.

    süvari saldırısı ve yaşanan kaosu betimleyen bir görsel

    ilk süvari birliğinin zor durumda olduğunu gören yargıç diğer birliklerin de hücuma geçmesine ilişkin bir talimat verdi ve iki koldan daha yeni süvari birlikleri harekete geçti. sonuç gerçek bir katliam oldu. kısa sürede 11 kişi öldü ve 600’den fazla kişi ciddi şekilde yaralandı. alandan canhıraş dağılan eylemciler ile yerel güçler arasındaki çatışmalar gün boyunca devam etti ve çıkan çatışmalarda aziz petrus meydanı’nda ölenler dışında stockport ve oldham’da da ölenler ve yaralananlar oldu.

    bu arada ölü ve yaralı sayıları tahminidir. tahminen uzun tedavi süreci geçirerek vefat eden eylemcilerle birlikte en az 18 kişi ölmüştür. gerçek anlamda bir sayım yapılmadığından katliamın boyutlarını tam olarak bilemiyoruz ama barışçıl bir eylemde silahlı süvari saldırısı yapmak kimse ölmese bile katliam sayılır zaten.

    eylem sonrasında eylemcilere yönelik tutuklamalar ve yargılamalar oldu. çok sayıda eylemci cezalandırırken eylemin lideri hunt da 30 aylık bir hapis cezasına çarptırıldı. medyanın olayı bütün ülkeye duyurması (burada bir dipnot verelim, eylemi peterloo katliamı olarak tanımlayan ilk kişi machester observer’ın editörü james wroe’dir. peterloo katliamı demesinin nedeni olaydan dört yıl önce biten napolyon savaşlarının en ünlüsü waterloo savaşı’na bir göndermedir) ve bunun halkta yoğun bir tepki yaratmasıyla saldırı ile alakalı olarak da birkaç göstermelik yaptırım söz konusuydu fakat katliamcılar tüm yargılamalardan beraat ettiler.

    katliam ve sonrasındaki gelişmeler işçi sınıfını daha da kenetlemiş ve bu hükümeti tedirgin etmiştir. bu sebeple sert kararlar alan hükümet işçiler için şartları peterloo katliamından önceki dönemden bile daha kötü hâle getirdi. fakat hem ekonominin düzelmemesi hem de halkın kararlığı sonucunda 1832 yılında büyük reform yasası çıkarıldı ve seçim sisteminde değişiklikler kısmen de olsa halk lehine gelişti. bu yasaya göre küçük toprak sahiplerine, kiracı çiftçilere, esnaflara, yıllık 10 sterlin ve üstü kira ödeyen kiracılara erkek olmaları koşuluyla oy hakkı tanındı. aynı zamanda şehirlere temsil hakkı verilerek ülke genelinde parlamento temsilindeki adaletsizlik bir nebze önlendi.

    işçi hareketlerinin tam gaz devam etmesi ile işçiler lehine gelişen en önemli reform için ise 1867’deki ikinci büyük reform yasası’na kadar beklenecekti. bu yasayla birlikte erkekler için oy kullanma kriterleri büyük oranda kolaylaştırılmış ve işçiler de yönetimde söz sahibi olma şansına kavuşmuştu.

    kadınların söz sahibi olması ise erkeklerden yaklaşık 100 yıl sonra süfrajetlerin büyük fedakarlıklarıyla gerçekleşebildi. tarihin en büyük eylemlerinden birisini yaklaşık 500.000 kişiyle 1908 yılında gerçekleştiren kadınlar, son derece kanlı ve şiddetli geçen yıllardan sonra ilk kez kısmen 1918 yılında, genel olarak ise 1928 yılında oy hakkına sahip oldular.

    (bkz: women’s sunday/@pure olmayan life)

    sonuç olarak bu katliam ingiltere siyasetinde ciddi kırılmalara yol açmış; parlamento ve seçim sistemi yapısı 100 senelik bir mücadele sonrasında rayına oturabilmiştir. bugün bize son derece sıradan gelen bazı haklar için o dönemler ne gibi bedeller ödendiği düşünüldüğünde bu insanları saygıyla anmamak mümkün değil gerçekten.

    kaynaklar: https://www.parliament.uk/…ting/chartists/keydates/

    http://www.peterloomassacre.org/history.html

    https://www.historic-uk.com/…and/peterloo-massacre/

    ek: konuya ilişkin 2018 yapımı peterloo filmini izleyebilirsiniz.

hesabın var mı? giriş yap